Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

CNNTürk – Tarafsız Bölge Programı
CHP Genel Başkan Yardımcısı ONUR ÖYMEN’in
CNNTÜRK’te “TARAFSIZ BÖLGE” Programına verdiği mülakat
6 Şubat 2007
Sunucu- Sayın seyirciler bu akşam tarafsız bölgede hem iktidarın temsilcisi var, hem de ana muhalefetin temsilcisi var. Ben hemen onlara merhaba demek istiyorum. AKP’den Grup Başkanvekili Faruk Çelik. Ankara stüdyomuzda Cumhuriyet Halk Partisinden Sayın Onur Öymen var. CHP Genel Başkan Yardımcısı. Sayın Öymen size de hoşgeldiniz diyoruz, merhaba.
Onur ÖYMEN- Hoşbulduk efendim.
Sunucu- Diğer konuklarımızı da hemen sizlere tanıtmak istiyorum. Hasan Celal Güzel Radikal Gazetesi yazarı. Oral Çalışlar var ve Hrant Dink cinayetinin ardından yapılan çeşitli spekülatif tartışmalarda BBP’nin de adı çok sıkça zikredildi. O partiden de Genel Başkan Yardımcısı düzeyinde bir temsilci var bu akşam tarafsız bölgede. Sayın Ömer Köse sizde hoşgeldiniz. Yine milliyetçilik konusunda yazıp çizdikleriyle bildiğimiz, yakından takip ettiğimiz bir isim zaman gazetesi yazarı Prof. Mümtaz Ertürköne sizde hoşgeldiniz. Ankara’daki bir üniversiteden geldi bugün aramızda Sayın Doç. Dr. Vedat Bilgin Gazi Üniversitesi öğretim üyesi. İstanbul’dan Bilgi Üniversitesinden Ferhat Kentel sizde hoşgeldiniz.
Sayın seyirciler bu akşam milliyetçilik konusunu ele alacağız ama tabi ki bu konuyu teorik bir çerçevede ele almayı düşünmüyoruz. Daha çok son dönemlerde yaşadığımız olgulardan, yaptığımız tartışmalardan yola çıkarak ele almak istiyoruz.
Buna mı işaret etmektedir yoksa başka bir şey mi işaret etmektedir. Öncelikle bunu konuşalım istiyoruz ve önce CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’e ben söz vermek istiyorum. Onur bey derin devlet işaretimi vardır bu Trabzon’da ki duruma baktığımızda. Hrant Dink cinayetinin ardından yapılan tartışmalara baktığımızda bir derin devlet mi görmekteyiz orada. Görmektesiniz siz?
Onur ÖYMEN- Biz bu Hrant Dink cinayetiyle ilgili gelişmelere baktığımız zaman derin bir devletten çok derin bir hata görüyoruz. Vahim bir hata görüyoruz. Devlete 11 ay önce Hrant Dink’in öldürüleceğine dair ihbarlar geliyor, kendi muhbirleri tarafından defalarca geliyor ve buna rağmen bu cinayet önlenemiyor. İşin esası budur. Onun dışında söylenen bütün sözler bizce ayrıntı sayılır, dikkatleri başka tarafa çekmeye yönelik sözlerdir. İşin esası şudur; bir vatandaşınızı, bir gazetecinizi hedef yapan insanlarla ilgili tehdit alıyorsunuz devlet olarak ve bu insanınızı koruyamıyorsunuz. İşin vahim tarafı budur. Ayrıca bizzat Hrant Dink gidiyor savcılığa kendisine yönelik tehditler hakkında bilgi veriyor, anlatıyor. Devlet ona rağmen korumuyor. Halbuki terörle mücadele yasasının 30. maddesine göre tehdit altında olan bir insan kendisi istemese bile devlet tarafından korunmak zorundadır diyor. Bu konuda Danıştay’ın aldığı karar var Uğur Mumcu davasıyla ilgili olarak. Yani işin özü budur. Devlet burada çok büyük bir görev hatası yapmıştır, görev suçu işlemiştir. O nedenle biz bir meclis soruşturması açmayı kararlaştırdık. Sayın Başbakan ve Sayın İçişleri Bakanı hakkında ve orada bütün bunları enine boyuna tartışacağız. Yani bunun dışındaki konular efendim işte bir halı serilmişti hapishaneye girerken, ipek nevresim örtülmüştü filan. Bunlar bizce daha çok böyle dikkatleri başka tarafa çekmek, magazin tarafına çekmek. Derin devlet tartışması da öyle. Yani siz hükümetsiniz. Eğer devletin içinde sizi rahatsız eden unsurlar varsa bunları bulup, çıkartmak, bertaraf etmek sizin göreviniz, sizin sorumluluğunuzda. Yani hükümetten daha başka bir yetkili yok ki.
Sunucu- Hrant Dink cinayetinde herhangi bir derin devlet aramamak gerekir. Ama Onur bey daha çok bu derin devlet tartışmasını.
Onur ÖYMEN- Hayır, derin devlet iddiasını yadırgıyoruz.
Sunucu- Anladım ama bu tartışmayı tetikleyen ana unsur o katilin eline bayrak verilip fotoğraf çektirilmesi olayı. Güvenlik güçlerinin de işin içine karışması.
Onur ÖYMEN- Tabi, yani şimdi bu son derece yanlış bir iş. Fakat bu yanlış işi yapanlar kimler? Devletin görevlileri. Kimin sorumluluğunda? O insanların bir amiri yok mu? Bu amirlerin en üstünde İçişleri Bakanı var. Yani İçişleri Bakanının üstünde de Başbakan var. Yani siz kendi görevlilerinize bir görev disiplini anlayışı veremediyseniz, onların böyle yanlış işler yapmalarına yol açacak bir durum yarattıysanız sizin hiç mi sorumluluğunuz yok. Yani bir bakan, bir başbakan efendim ne yapalım devlet memurları öyle yapmış diye kendini sıyırabilir mi? Sizin göreviniz memurlarınıza hangi durumda ne şekilde hareket edeceklerini tayin etmektir. Bunun için gerekli görev anlayışını vermektir. Disiplin vermektir. Siz bunu verememişsiniz. Ondan sonra kendi memurunuzdan şikayet ediyorsunuz. Müphem kavramlar, derin devletten şikayet ediyorsunuz. Esas sorumlu olan hükümetin kendisi.
Sunucu- O fotoğrafta ortaya çıkan olguda mı derin devlet değildir?
Onur ÖYMEN- Derin devletle ilgili tartışmayı isterseniz ayrıca yaparız. Bizim anlatmak istediğimiz şu; derin devlet kavramı gibi mefhum bir kavramın arkasına saklanarak hükümet sorumluluğundan kurtulamazsın. Hükümet burada çok ciddi bir görev suçu işlemiştir. Bir insanın hayatına mal olmuştur bu görev suçu. Şimdi bu çok ciddi bir mesele. Yani bayrak meselesiyle bu işi örtbas etmek kabil değil. Öcalan’da yakalandığında arkasında Türk bayrağıyla resim çektirildi. Yani bu da doğru bir iş miydi? O bakımdan bu gibi tartışmalara çekmek işi özünden uzaklaştırmak oluyor. Burada hükümetin gerçekten çok vahim bir ihmali var. Yani bunu görmemezlik mümkün değil. Yani illa başka tarafa çekmek isterseniz bir sürü böyle işte haber kirliliği diyorlar, bir sürü çarpıtıcı bilgiler çıkıyor basında gerçekle hiç alakası olmayan. Niçin bunları üretiyorlar? Çünkü mesele şu; şimdi aynı zamanda başka haberler çıkıyor. Çok sürpriz gelişmeler olacak filan. Milletin dikkatini dağıtacaksınız. Danıştay saldırısında da aynı şeyler oldu. Öyle sürpriz olaylar çıkacak ki, haberler çıkacak ki bütün millet şaşıracak. Hiçbir şey çıkmadı. Ama bütün mesele dikkati işin esasından saptırmak, kaydırmak.
Sunucu- Onur bey bunu tartışalım isterseniz. Size tekrar döneceğim ben. Siz olayın özü bellidir. Ortada bir ihmal vardır, derin devlet falan diyerek bu ihmali ve özü kaçırmaya çalışıyorlar diyorsunuz.
Onur bey stüdyoda yapılan tartışmaları da izlediniz siz, söylenenleri de dinlediniz ne diyeceksiniz?
Onur ÖYMEN- Önce şunu diyeceğim. Bu gibi konuları iktidarla muhalefet arasında uygarca tartışma kültürüne sahip olmalıyız. Yani bir konuda muhalefet iktidarın bir eksiğini eleştirdi diye iktidar hemen muhalefeti seçimler yaklaştığı için böyle söylüyor gibi ucuz eleştirilere muhatap bırakılmaması lazım. Yani burada ciddi bir durum var. İktidarın çok ciddi bir kusuru var. Hükümetin çok ciddi bir kusuru var. Bunu tartışıyoruz. Şimdi kalkıp da seçimlerle bunun ne alakası var. Seçim zamanı olmadığı zaman benzeri olaylar olduğunda biz aynı şeyi söylemiyor muyduk? Yani böyle ucuz polemiklerle gerçekten vatandaşın gözünde siyasetin itibarını düşürmeyelim. Ciddi olalım. Bir değerli konuşmacı Almanya’dan bahsetti. Almanya’da nasıl oluyor bu işler. Almanya’da şöyle oluyor; Almanya’da bir süre önce bir teröristin Kuzey Almanya’da bir tren istasyonuna geleceği yolunda bilgi alındı. İhbarı değerlendirmek için polis tedbir aldı. Fakat pek başarılı olamadılar. Hem terörist öldürüldü, hem bir polis öldü. Ne oldu? Derhal İçişleri Bakanı istifa etti. İşte demokrasilerde böyle oluyor. Gerçek demokrasilerde sorumlu devlet adamları istifa ediyor. Yani orada İçişleri Bakanı diyebilirdi ki, ben ne yapayım polise görev verdim polis görevini yapamamış. Sorumlu olan oradaki polis müdürüdür, onu görevden alıyorum demedi. Ben siyasi mesuliyeti taşıyorum dedi ve istifa etti. İşte bunu yapmak lazım. Yani bu insani küçültmez, büyütür. İktidarı da küçültmez büyütür. İktidar siyasi sorumluluk kavramını hiç tanıyor. Hiç böyle bir kavram yokmuş gibi hareket ediyor. Sıkıntı buradan kaynaklanıyor Türkiye’de. Buna benzer kaç tane olay oldu. Danıştay saldırısı oluyor olayın sebebi belli. Danıştay üyeleri türbanla ilgili bir karar almış ve aşırı sağcı, aşırı dinci bir insanda oraya bir saldırı düzenlemiş, bir Danıştay üyesini öldürmüş, birkaç tanesini yaralamış filan. Şimdi Başbakan ne diyor? Bu bana karşı yapılmış bir suikasttır. Ne alakası var. İşte sürpriz gelişmeler olacak, herkes şaşıracak. Hiçbir şeyin olduğu yok deminde söyledim. O bakımdan yani devletin siyasi sorumluluğunu, hükümetin siyasi sorumluluğunu üstlenmesi lazım. Böyle olayları saptıracak…
Sunucu- Niye istifa etmiyor İçişleri Bakanı Faruk bey? Gerekir mi istifa etmesi sizce?
Onur ÖYMEN- Bu konuda Hrant Dink’in öldürüleceğine ilişkin 11 ay önceden defalarca ihbar yapıldığı yolunda bütün gazetelerde bilgi çıktı ve hiçbiri tekzip edilmedi bugüne kadar.
Burada deminde ifade ettiğim gibi eğer yanlış bilgi varsa basında bu tekzip edilir. Devletin bir görevi de budur. İçişleri Bakanlığının bir sözcüsü olur ve bu bilgiler yanlıştır der. Doğrusu şudur der. Söylenmeyecek şeyleri şunları söyleyemem der. Ama yalan bilgininde yayılmasına mani olur. Bunu da yapmıyorsunuz.
Şimdi her olayı tabi kendi boyutu içinde değerlendirmek lazım. Yalnız esas zannediyorum tartışmamız gereken şey şuydu. Bu olay üzerine yaratılan tepkiler, ifadeler acaba Türkiye’de mukabil tepkileri davet mi etti. Halkın içinden bu kadar fazla tepki gösterilmesi acaba bu Hrant Dink olayından sonra yapılan bazı haksız veya ölçüsüz diyelim haksız demeyelim de. Ölçüsüz ifadelerin sonucumuydu? Mesela katil 301 gibi bir laf doğru bir tepkimiydi? Şimdi bakıyoruz Avrupa’da olağanüstü tepki gösterildi, Türkiye’de de gösterildi. İlk tepkiyi biz gösterdik. Kimse yanlış anlamasın. Bu cinayete en büyük tepkiyi biz gösterdik. Ama bakıyoruz şimdi bu olaya olağanüstü tepki gösteren Avrupalı dostlarımız mesela Danıştay saldırısında hiçbir tepki göstermediler. Biz AKP’li milletvekilleriyle birlikte gittik Avrupa parlamentosuna Eurlings raporu yayınlanacak. Bu Danıştay saldırısını kınamalarını istedik. Bir cümle koymadılar rapora. Sadece diyorlar ki, polis Danıştay’ı daha iyi korumalıydı. Bu siyasi cinayetle ilgili en küçük bir tepki yok. Şimdi gösterilen tepkiye bakınız, birde o zaman gösterilen tepkiye bakınız. Şimdi bunlar ne doğuruyor.
Sunucu- Katil 301 diyenler Avrupalılar mı Onur bey, onlarımı kastediyorsunuz?
Onur ÖYMEN- Avrupa’da da buna benzer eleştiriler yaptılar, mektuplar yazdılar. 301. madde dolayısıyla bu cinayet oldu diyenler çıktı. Şimdi bunlar son derece ölçüsüz tepkiler. Bu ne oluyor? Sonunda şu oluyor? Türk halkında olağanüstü bir tepki uyandırıyor. Şimdi millet şunu düşünmüyor mu? Yani Hrant Dink’in öldürülmesi sırasında ben Ermeniyim diyor herkes, hepimiz Ermeniyiz. Peki Ermeni teröristler Türk diplomatlarını şehit ettiği zaman Ermenistan’da bir kişi kalkıp da biz hepimiz Türk’üz dedi mi? Yani ölçümüzü kaçırmayalım. 301. madde katildir demek şimdi doğru bir tepkimidir?
Sunucu- Hepimiz Ermeniyiz demek ölçüsüz bir tepkimi? Anlamak istiyorum yani onumu kastediyorsunuz?
Onur ÖYMEN- Şimdi siz böyle dediğiniz zaman başka insanlarda buna tepki gösteriyor. Yani tepkinin ölçüsünü tutturmak lazım. Onun için söylüyorum. Şimdi biz Ermeni değiliz, biz Türk’üz, biz hepimiz Türk’üz. Ama Hrant Dink Türk’tü bunu söyleyebiliriz. Çünkü Hrant Dink Türk vatandaşıydı. Bizim devlet anlayışımıza göre, anayasa sistemimize göre Hrant Dink bir Türk’tü. Bunu iftiharla söyleyebilirsiniz. Bunda hiçbir sakınca yok. Ama hepimiz Ermeniyiz dediğiniz zaman akla insanın başka şeylerde geliyor. Mesela Türk diplomatlarını öldüren Ermeni teröristlerde geliyor. Azerbaycan topraklarının %20’sini bugün işgal eden, bir milyon insanı göçmen haline getiren Ermenilerde geliyor. Bütün dünyayı Türkiye aleyhinde bugün bile ayağa kaldıran, her tarafta soykırım yasaları çıkaran Ermenilerde geliyor. Yani bizim kendimizi bütün Ermeni toplumuyla dünyada özdeşleştirmemiz için haklı bir sebep midir bu cinayet. Yani bu cinayeti en şiddetle bir kere daha söylüyorum biz kınıyoruz. Ama siz bu kadar aşırı tepki gösterdiğiniz zaman karşılığında da insanlar hiç beklemediğiniz derecede, stadyumlarda, şurada, burada hiç de tasvip etmediğimiz ölçüde aşırı tepki gösterir. Yani bunun ölçüsünü tutturmak lazım. 301. maddeye karşı olabilirsiniz, savunursunuz. Sizden farklı düşünen insanlarda, onlarda görüşünü savunur. Ama kalkıp da böyle o cenaze sırasında önceden bastırılmış pankartlarla böyle bireysel bir tepki değil. Önceden bilinçli olarak bastırılmış pankartlarla katil 301 derseniz millette tepki gösterir. Yani ölçüyü kaçırmayalım onun için söylüyorum.
Bizim dikkatimizi çeken şu oldu; bazı vatandaşlar Türk bayrağı taşımaya kalkışmışlar aman provokasyon olur diye bunları engellemişler. Ne zamandan beri Türkiye’de Türk bayrağı taşımak provokasyon oluyor. Biz şunu söyledik; bu kadar çok insanın bu cinayete bu kadar büyük bir tepki göstermesi övünülecek bir olaydır. Türk halkının bunu hiçbir şekilde tasvip etmediğini ortaya koyması açısından, hepimiz açısından övünülecek bir olaydır. Ama benim anlatmak istediğim şu; siz bunu başka amaçlarla, başka düşüncelerle kullanırsanız o zaman toplumda zaten uzun bir süreden beri Türkiye’ye karşı, Türk milletine karşı yurtdışından, yurt içindeki onların bazı destekçilerinden gelen çok haksız suçlamalar karşısında birikmiş olan tepkiyi dışarı vurmasına vatandaşın yol açarsınız. Ölçüyü kaçırmayın. Yani bu cinayeti eleştirmekte, buna karşı tepki göstermekte hiçbirimiz diğerimizden geri kalmadık. Hepimiz aynı kuvvetle tepki gösterdik. Ama bunu kalkıp da Türk bayrağı provokasyon unsurudur, 301 katildir, devlet katildir. Bunları dediğiniz anda tabi işin rengi değişiyor. Yani o bakımdan bu gibi durumlarda bu konulara öncülük yapan aydınların, belli çevrelerin ve yurtdışındaki insanların biraz daha dikkatli olması lazım. Ben bunu söylemek istiyorum. Yani milletçilik konusunu tartışıyorsunuz öyle bir hava çıkıyor ki ortaya sanki milletçilik çağ dışı bir anlayıştır, kim kiminle kimden bahsediyor. İşte bakın böyle durumlara yol açar. Yani bunları çok ciddi olarak tartışmak lazım. Şimdi ben buradaki tablodan bahsetmiyorum. Ama Türkiye’de yaratılan tablo budur. Sürekli olarak milliyetçilik bir boy hedefi haline getirildi. Bu Hrant Dink cinayetinden sonraki tartışmalara bakınız.
Siz yabancı basını bizim kadar izliyorsunuz eminim. Dış basında Türkiye için neler yazıldığını biliyor musunuz? Bu soykırımın 1501. kurbanıdır diye yazılarda çıktı. Yani Türkiye’yi son derece aşağılayıcı yazılar, tepkiler, makaleler çıktı. Bunlara tepki göstermek gerekmiyor mu? Yani bu memleket bizim memleketimiz değil mi? Bir insan bir cinayet işledi diye bizim toplumumuzu, ülkemizi, milletimizi bu kadar böyle aşağılamalarına izin mi vereceğiz. Buna tepki göstermeyeceğiz mi?
Sayın Oral Çalışlar zannediyorum ki Time dergisinin dağıttığı yüz binlerce DVD’den haberi yok. İlk defa duyuyormuş gibi. Yani Türkiye aleyhine şu sırada dünyada ne kadar büyük bir kampanya olduğu bu cinayet dolayısıyla Amerikan kongresinin bu soykırım yasasını çıkartma ihtimalinin yükseldiğini, Amerikan basınında Türkiye’ye çok ağır eleştiriler çıktığını filan sanki hiç bilmiyormuş gibi konuşuyor. Yani bunları biz mi icat ediyoruz. Bu yayınları Türkiye aleyhine bu kadar suçlayıcı, aşağılayıcı yayınları biz mi icat ediyoruz?
Sunucu- Türkiye aleyhindeki hava eğer o cenazede gösterilen duyarlılık gösterilmeseydi daha da baskın, daha da ağır olmayacak mıydı?
Onur ÖYMEN- Olabilir tabi. Bu cinayete gösterilen tepkiyi biz tamamen paylaşıyoruz. Yalnız şunu da ifade ediyoruz ki bu cinayete yurtdışından ve yurtiçinden gösterilen bazı tepkiler Türkiye’de aşırı tepkileri doğurmuştur. Bu bir toplumsal olay. Antitez doğurmuştur ve toplumu germiştir.
Sunucu- O gerginliği yaratmıştır diyorsunuz.
Onur ÖYMEN- Onun için biz diyoruz ki, makul olalım, tepkilerimizde ölçülü olalım, daha uygarca bu konuları ele alalım.
Aşırı tepkileri eleştirdiğimi söyledim kimse yanlış anlamasın.
Söylediklerimizi çarpıtmayalım. Ben stadyumlardaki bu aşırı tepkileri eleştirdiğimi söyledim. Meşrulaştırmak nereden çıktı.
Sunucu- Besliyor dediniz hepimiz Ermeniyiz sloganları bunu besliyor demediniz mi?
Onur ÖYMEN- Sloganları tepkiler doğuruyor dedim ve stadyumlardaki aşırı tepkileri eleştirdiğimi söyledim.
Sunucu- Onur bey.
Onur ÖYMEN- Çok teşekkür ediyorum. Şimdi gerçekten bu tartışmaya içerik kazandıracak bir noktadır. Böyle milletçilik bir boy hedefi haline getiriliyor. Oysa bizim 1924 Anayasasından itibaren 1961 Anayasası, 1982 Anayasası hepsinin özünde açıkça milliyetçilik yatıyor. Bu anayasalarda açıkça ifade ediliyor. 1924 Anayasasında milliyetçilikten bahsediliyor. 61 Anayasasında Türk milliyetçiliğinden, 82 Anayasasında Atatürk milliyetçiliğinden bahsediliyor. Şimdi milliyetçilik utanç verici bir şey gibi görülmemiş. Türkiye’de 80 yılı aşkın zamandan beri ve Atatürk’ün anlayışı ve bu doğrultuda bakın Atatürk nasıl tarif ediyor milliyetçiliği. Bizim milliyetçilik anlayışımızda budur. Diyor ki, Atatürk bize milliyetperver derler. Fakat biz öyle milliyetperversiz ki, bizimle işbirliği yapan bütün milletlere hürmetle riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerinin icabatını tanırız. Bizim milliyetperverliğimiz herhalde hodbinane ve mağrurane bir milliyetperverlik değildir. Şimdi Atatürk böyle tarif ediyor. Bizim anlayışımızda budur ve biz milliyetçiyiz derken bunu kastediyoruz. Ama aynı Atatürk, gene Atatürk ırkçılığa karşı çok sert açıklamalar yapıyor, çok sert konuşmalar yapıyor. KİT’lerle ilgili son derece ağır eleştiriler yapıyor. Kesinlikle Atatürk milliyetçiliğiyle ırkçılığı birbirine karıştırmamak lazım. Onun için başbakanın kalkıp da kendisini muhalif gördüğü insanları ırkçılıkla, kafatasçılıkla suçlaması çok aşırı bir iddia, çok ağır bir iddia. Maalesef bu olay, bu cinayet bu gibi böyle ölçüsüz suçlamalara vesile teşkil etti. Bu bizi rahatsız ediyor. Bakın önemli bir gazetenin bir başyazarı, genel yayın müdürü ne yazıyor biliyor musunuz? Diyor ki, bazı emekli büyükelçiler ve CHP’nin bazı yöneticileri bu cinayeti işleyenlere manevi hısımdır diyor. Cinayet ortağı yapıyor. Düşünebiliyor musunuz bu kadar ölçüsüz, bu kadar inanılmaz bir eleştiride nasıl bulunabilirsiniz, böyle bir tepkide nasıl bulunabilirsiniz. Yani Hrant Dink’in öldürülmesini hepimiz şiddetle kınıyoruz ama herkes Hrant Dink’le aynı şekilde düşünmek zorunda değil ki. Yani Hrant Dink gibi düşünmeyenler cinayetin ortağımı oluyor. Şimdi gerek Başbakanın, gerek bu köşe yazarlarının gerçekten ölçüyü kaçırmaması lazım. Bu olaya hepimiz tepki gösterirken toplumu germemeye çalışacağız. Birbirimize hakaret etmemeye çalışacağız. Yani siz böyle giderseniz bu toplumu gerersiniz ve bunun yükünün altında kalırsınız. Burada birinci sorumluluk hükümete düşüyor. Fakat aynı derecede basına da büyük sorumluluk düşüyor. Yani basında bazı yazarlar, köşe yazarları bu olayı vesile sayarak kendilerinden farklı düşünen insanlara bu kadar ölçüsüz ve kesinlikle kabul edilemeyecek itamlarda bulunmamalı. Ölçüyü kaçırmayın lütfen. Demokratik bir toplumda yaşıyoruz. Bu dünyanın neresinde görülmüş siz bir siyasi partinin yöneticilerini cinayet ortağı olmakla suçluyorsunuz. Ne yapmış o insanlar. Türk uzmanlarıyla ermeni uzmanları.
Sunucu- Onur bey bu programda böyle bir şey söylenmedi. O bir köşe yazarı onu yazmış. Tamam ona gerekli tepkiyi gösterdiniz.
Onur ÖYMEN- Bu programda bu vesileyle söylenen pek çok şeyi tartışıyoruz öğle değil mi? Şimdi ne yapmış bu insanlar? Bu politikacılar, bu emekli büyükelçiler Türkiye’deki uzmanlarla, Ermenistan’daki uzmanlar otursunlar birlikte bu meseleyi tartışsınlar demişiz soykırım iddialarını. Bunu dediğimiz için bu cinayetin manevi ortağı oluyoruz. Bu kadar ölçüsüzlük olur mu? Basın bu halemi geldi Türkiye’de?
Sunucu- Olur mu öyle şey. Size yönelik bir eleştiriye cevap verdiniz. Yani tekrar tekrar aynı cevabı verirseniz programı yürütemeyiz. Ben size bir şey sormak için araya girmeye çalışıyorum. Sizin sözünüzü kesmek için değil. Şöyle bir şey soracağım. Vedat bey geleneği olan bir milliyetçilikten söz etti ve şimdi bu cinayet vesilesiyle tartıştığımız yapının o geleneği olan milliyetçilikle bir alakası olmadığını söyledi. Böyle bir ayrım yaptı. Ulusalcılığı bir anlamda eleştirdi. Katılıyor musunuz bu eleştiriye? Ben birazda bu konuyla ilgili konuşacağınızı düşünmüştüm.
Onur ÖYMEN- Bu vesileyle her türlü ölçüyü aşarak kendini katille özdeşleştiren guruplara, hepimiz Ogün’üz filan diye tepki gösteren insanları hiçbir şekilde tasvip etmek kabil değil. Bunlar Türkiye için utanç vesilesidir. Yani bunu kabul edelim. Ama aynı şekilde bu olayı vesile yaparak Atatürk’ten buyana Türkiye’de savunduğumuz milliyetçilik anlayışını boy hedefi yapanları da biz tasvip etmiyoruz. Yani Türkiye’de milliyetçilik bu toplumun çimentosu. Genel Başkanımızda belirtti milliyetçilik bu toplumun çimentosu. Şimdi siz bu olayı vesile yaparak bu milliyetçiliği karşınıza alırsanız, bunu suçlarsanız yanlış bir iş yapmış olursunuz. İşte gösteriyorum bütün milletvekilleri bu anayasaya yemin etmiştir ve bu anayasanın temeli değiştirilemez maddelerinden biri milliyetçiliktir. Atatürk milliyetçiliği.
Sunucu- Onur bey burada bir isyan hali söz konusu. O isyanı bastırıp hemen size döneceğim buyurun efendim.
Onur ÖYMEN- Çok teşekkür ediyorum. Sayın Çalışlar’ı dinlerken rahmetli Uğur Mumu’nun bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlarla ilgili sözlerini hatırladım. CHP’nin milliyetçiliğe öncelik verdiğini, dış dünyayla bağlarını azalttığını, zayıflattığını ve sosyal demokrat kimliğini biraz kaybettiğini söylüyor Sayın Oral Çalışlar. Bunların hiçbiri doğru değil. Bir kere milliyetçilik Atatürk zamanından beri CHP’nin temel ilkelerinden biridir. Bundan hiç vazgeçmedik. Buna her zaman sahip çıktık. Bizim milliyetçilik anlayışımız ulusal çıkarları savunma anlayışıdır. Ve bundan CHP hiçbir zaman vazgeçmedi. Madde iki; bu milliyetçilik ilkesine bağlı olmak sosyal demokrat olmaya mani değil. Dünyada bütün sosyal demokrat partiler öncelikle kendi ulusunun çıkarlarını koruyor. Biz hepsiyle konuşuyoruz. Gidin sorun bakalım Tony Blair’e İngiltere’nin ulusal çıkarları hakkında ne diyecek size? Merak ediyorsanız benim ulusal çıkarlar kitabımda Tony Blair’in İngiltere’nin ulusal çıkarları hakkında neler düşündüğünü okuyabilirsiniz. Uluslararası ilişkilerimizi azalttığımızda doğru değil. Çünkü Sayın Genel Başkanımız biliyorsunuz sosyalist enternasyonalin Genel Başkan Yardımcısı seçildi ve pek çok toplantısına katılıyoruz sosyalist enternasyonalin daha yeni gittik Şili’ye oradaki genel kuruluna katıldık. Daha sonra Türkiye’de sosyalist enternasyonalin bir toplantısına ev sahipliği yaptık. Sayın Genel Başkanımız ilk defa olarak Türkiye’den bir sosyal demokrat liderin davet edildiği ünlü savunma ve güvenlik toplantısına katılacak önümüzdeki iki üç gün içinde Münih’te Putin’in katılacağı bir toplantıdır bu. Son derece önemli bir toplantı. Şimdi bunlara katılıyoruz. Önümüzdeki bir hafta içinde bununla birlikte CHP üç ayrı toplantıda Avrupa’da görüşlerini açıklayacak. Yani şimdi bunları yok nasıl farz edebilirsiniz. Biz şimdi sosyal demokratız diye Türkiye’nin çıkarlarını savunmayalım mı? Yani bütün dünyadaki gelişmelerin aksine Türkiye’de devletin çıkarlarını kısıtlayan, devlet petrol şirketinin haklarını kısıtlayan, yabancı petrol şirketlerine sınırsız hak veren bir yasayı anayasa mahkemesine götürmeyelim mi? Yani biz çağdaşız diye, sosyal demokratız diye. Biz Suriye sınırında 800 kilometrelik bir araziyi yabancı şirketlere 49 yıllığına veren gizli kararnameler aleyhine dava açtık, açmasa mıydık? Mademki sosyal demokratız. Siz sosyal demokrasi için bizim neler yaptığımızı biliyor musunuz? Benim Cuma günü mecliste yaptığım basın toplantısını izleyebildiniz mi, haberiniz oldu mu? Orada doğuyla batı arasında ne kadar büyük uçurumlar olduğunu anlattık. Doğuyla batı arasında ortalama ömür beklentisinden 16 yıl fark olduğunu anlattık. Doğudaki, güneydoğudaki o çocuklarımızın okullarda tezekle ısındığını anlattık, belgelerini gösterdik, fotoğraflarını gösterdik. Ordu ilimizde halkın %32’sinin yeşil kart sahibi olduğunu anlattık. Buna benzer daha pek çok şey anlattık. Yani özetle biz CHP’nin sosyal demokrat kimliğinin tartışılmasını da içimize sindiremeyiz, razı olmayız. Çünkü biz gerçek bir sosyal demokrat partiyiz ve her gün bu konularla uğraşıyoruz. Ama aynı zamanda ulusal çıkarların korunmasına, ulusal güvenliğimizin korunmasına, terörle mücadeleye, Avrupa’dan Kıbrıs’ta, başka yerlerde, Irak’ta Türkiye’ye haksızlık yapılmasına da karşı çıkıyoruz. Atatürk’ün kurduğu parti olarak en doğal görevlerimiz bunlar bizim.
Diğer şeye gelince konuyu toparlamaya gelince burada zaman zaman şunu görüyoruz. Yalnız bu akşam için söylemiyorum genel olarak basına baktığımız zaman. Konu bazen özünden uzaklaşarak başka boyutlar kazanıyor. Şimdi burada en önemli konu Hrant Dink öldürülmeyebilirdi. Hrant Dink yaşatılabilirdi. Eğer devlet görevini yapsaydı. Biz bunu söylüyoruz ve mutlaka bunun hesabı sorulmalıdır ve bunun siyasi sorumluluğu vardır. Bunu anlatıyoruz. Bizzat başbakan ve içişleri bakanı aleyhine bir mecliste genel görüşme daha doğrusu, bir meclis araştırması, bir soruşturma açılmasını kararlaştırmış bulunuyoruz. Şimdi bunun ötesinde de milliyetçilikle aşırı itamların birbirinden ayrılması gerektiğini düşünüyoruz. Kalkıp da siz Türkiye’de başbakanın ağzından bir takım siyaset adamlarını kafatasçılıkla, ırkçılıkla suçlarsanız bu çok ciddi rahatsızlık yaratır. Ben CHP hesabına söyleyeyim bizim partimizde bir tek kafatasçı yoktur. Bir tek ırkçı yoktur ve bu bizim temel felsefemize aykırıdır. Yani ulu orta başkalarını eleştirirseniz çok hata yaparsanız. O bakımdan biz bu gibi eleştirileri bize yönelik olduğunu, olmadığını bilmiyoruz çünkü hedefini Sayın Başbakan söylemiyor kimi kastettiğini. Ama eğer CHP’yi kastediyorsa biz bunu kabul etmiyoruz.
Özetleyecek olursak bu cinayeti bir kere daha şiddetle ve nefretle lanetliyoruz. Bu cinayet vesilesiyle yalnız bazılarının kendi düşüncelerini bir baskı unsuru gibi başkalarına kabul ettirmeye çalışmalarını da kabul etmiyoruz. Basında yer alan ve bazılarını, emekli büyükelçileri ve CHP yöneticilerini çok haksız biçimde, çok ağır biçimde suçlayan yazıları reddediyoruz ve bunlar hakkında gerekli girişimleri de yapacağız hiç kuşkunuz olmasın. En son olarak şunu da söyleyeyim. Bu gibi tartışmaların olgunluk içinde karşılıklı saygı içinde, birbirini kırmadan, incitmeden ve birbirinin düşüncesine değer vererek yürütülmesini tavsiye ediyoruz. Aksi takdirde Türkiye bundan hiçbir şey kazanmaz, çok şey kaybeder. Teşekkür ediyorum.
Sunucu- Son cümle burada bir ihlal olduğu için miydi yoksa genel olarak mı söylediniz?
Onur ÖYMEN- Hayır genel olarak söylüyorum. Çünkü ilk başta benim söylediklerimi böyle iç politikaya, seçimlere bağladı değerli arkadaşım AKP temsilcisi. O nedenle söylüyorum. Birbirimize karşı eleştirilerimizde daha ölçülü, daha makul bir düzeyde tuttursak sözlerimizi zannediyorum ki daha isabetli bir iş yapmış oluruz.
Sayın Milli Eğitim Bakanına ben bunu resmen yazılı soru önergesiyle sordum. Bana resmen cevap verdi. Okullarda tezek yakıldığından haberimiz yoktur diye. Bütün muhtarlardan belge aldık okullara yakıt verilmediği, yakacak yardımı yapılmadığı konusunda elimizde belgeler var yarın size göndereceğim.
Dış politikada taviz vermekten daha vahimi taviz verdiğinin farkına varmamaktır.
CHP’yi faşistlikle itam edebilecek tek bir insan çıkmamıştır şimdiye kadar Türkiye’de. Herkes ölçüsünü gayet iyi bilsin, eleştirilerini de gayet ölçülü yapsın. CHP ulusal çıkarları koruduğu için suçlanamaz. Biz ulusal çakırlarımızı savunuyoruz. Bizim devletçiliğimiz her şeyi devletleştirme anlamına hiçbir zaman gelmiyor. Hiçbir zaman böyle bir şey söylemedik. Nereden çıkarıyorsunuz bunları? Devletçiliğimiz bizim devletin ekonomide çağdaş bir ülkede olduğu gibi düzenleyici rol oynamasıdır. Yani CHP’de devletçilikle milliyetçilik oku yan yanadır diye biz faşist partimi olduk. Ne zamandan beri CHP faşist parti oldu. Bunları reddediyorum. Bu iddiaları reddediyorum lütfen eleştirilerinizde ölçülü olunuz.
……………- Ne zamandan beri derken de sanıyorum hata yapıyorsunuz. Çünkü Recep Peker CHP’deyken CHP faşist bir partiydi. Bunun aksini de kimse söyleyemez. Şimdi şu siyasi devletçilik ekonomik devletçilik değil kastettiğimiz dünyanın hiçbir ülkesinde sosyal demokrat partiler…
Onur ÖYMEN- Recep Peker’in zamanında CHP’nin Genel Başkanı İsmet İnönü’ydü. İsmet İnönü’yü de tarih boyunca faşistlikle suçlayan kimse çıkmamıştır.
……………….- Recep Peker’in söylediklerini ve yazdıklarını lütfen okuyun tekrar.
Sunucu- Özellikle iyi akşamlar diliyorum. Çünkü siz Ankara’dasınız, biraz uzaktasınız. Sizi de iyi geceler diliyoruz, çok teşekkür ederiz katıldığınız için.
Onur ÖYMEN- Çok teşekkür ediyorum. Bir tek cümle söyleyeyim müsaadenizle. Türkiye’de özgürlükçü muhalefet yok dedi bir arkadaşımız. Size şunu söyleyeyim ki biz özgürlükler konusunda hiçbir Avrupa ülkesinin bir adım gerisinde olmayı kabul etmiyoruz.
Sunucu- Peki çok teşekkür ediyorum katıldığınız için.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.