CNNTürk – Son Dönem Türkiye-AB İlişkileri Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
CNN Türk’e verdiği mülakat
5 Aralık 2006

Mithat Bereket: Özellikle bu Alman-Fransız zirvesinden sonraki karar sizce nereye işaret ediyor? Nasıl okumak lazım?

Öymen: Şimdi işin esasına bakmak lazım. Bazen böyle bir demece bakarak sonuç çıkartmaya çalışanlar oluyor. İşin esası şu: Almanya Başbakanı Merkel iki yıldan beri Türkiye’nin AB üyesi yapılmaması için kampanya yapıyor. Fransa’ya gitti Fransızları ikna etmeye çalıştı. Başka Avrupa başkentlerini dolaştı sadece Türkiye’yi üye yapmamak için. Türkiye’ye özel statü verilmesi için. Biz de burada başbakan olmadan önce kendisiyle iki saat görüştük. Bütün argümanlarımızı dinledi en sonunda “haklısın ama ben Alman halkına Türkiye’nin üyeliğini desteklediğimi söyleyemem” dedi. Şimdi tutumu bu. Fransa Cumhurbaşkanı ne yaptı? Türkiye’nin üyeliğini neredeyse imkansız hale getirmek için geçen sene anayasa değişikliği önerdi. Geçen yılın başında Fransız anayasasını değiştirtti. Fransa’da iktidar partisi başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı olan Sarkosy ne diyor? Her Allah’ın günü verdiği demeçte “Türkiye’nin üyeliğine karşıyım” diyor. Biz bunu aylardan beri anlatıyoruz bunu görmemek mümkün mü? Şimdi buna karşı bizim eksik tarafımız ne? Eğer bir eleştiri yapmak gerekirse onu söyleyeyim: Hükümet maalesef kararlı bir tutum sergileyemedi. Yani 17 Aralık 2004 günü Sayın Genel Başkanımız söyledi “Kıbrıs’la ilgili yazılı taahhüt vermeyin. Binin uçağınıza geri gelin” dedi. “Daha uygun şartlarla AB’ye üyelik zemininde anlaşabiliriz, bu tavizi vermeyin.” Dedi.  Ne yazık ki, Başbakan bu tavizi verdi. 29 Temmuz’da Dışişleri Bakanı Ek Protokolü imzaladı. “İmzalamayın” dedik. “Efendim biz bir deklarasyon yayınlıyoruz hiçbir mahsuru yoktur.” Dediler. Biz “bu deklarasyonun hiçbir geçerliliği yoktur.” dedik. Bütün bunları söyledik ve maalesef haklı çıktık. Keşke haksız çıksaydık. Ama neticede görüyoruz ki, son derece haksız olan Kıbrıslı Rumları desteklemek uğruna AB Türkiye gibi bir ülkeyi köşeye sıkıştırmakta, inanılmayacak kadar haksız baskılar yapmaktadır. Eğer biz şimdi Kofi Annan Planına çeşitli gerekçelerden dolayı itiraz ettik biliyorsunuz bugün de aynı görüşümüz muhafaza ediyoruz ama sonunda Kıbrıslı Türkler Evet dedi Rumlar Hayır dedi. Eğer Rumlar Evet deseydi bugün bu sorulardan hiç biri AB’nin gündeminde olmayacaktı. Ne gemiler, ne uçaklar, ne tanıma…hiç bir şey olmayacaktı. Bugünkü Rum yönetimi gidecekti yerine bir karma Türk-Rum yönetimi gelecekti ve bu meseleler gündemde olamayacaktı. Şimdi siz Rumların Hayır demesinin bedelini Türkiye’ye ödetiyorsunuz. 26 Nisan 2004’te AB Konseyi bir karar aldı: KKTC’ye ambargolar kaldırılacaktır dendi. Onu da uygulamadılar. Uygulasalar gene bu meseleler gündemde olmayacaktı. Yani bir taraftan Rumların bir taraftan AB’nin hatalarının ve eksikliklerinin bedelini Türkiye’ye ödetiyorlar. 8 maddede müzakereler askıya alınacakmış. Bu ne kadar bu küçültücü ve haysiyet kırıcı bir tavırdır. Kendi hatanız yüzünden bizi cezalandırıyorsunuz. Üstelik ne demek 8 maddeyi askıya almak? Bir şey varsa yürüyorsa bir süreci askıya alırsınız. Hangi süreç yürüyordu? Bu maddelerden bir tanesi bile müzakereye açılmamıştı ki. Avusturya döneminde bir tane açılan ve kısmen kapatılan bir madde dışında 34 maddenin bir tanesi bile bu güne kadar müzakereye açılmamıştı. Yani Türkiye’yle alay mı ediyorsunuz siz? Ama biz bunları aylardan beri söylüyoruz Hükümet de kamuoyuna aylardır “her şey yolunda, hiç merak etmeyin, hiçbir sorun yoktur” mesajını veriyor. İşte sonunda böyle duvara çarptılar. Türkiye’yi de zarara uğrattılar.

Mithat Bereket: Lagendijk “hava döndü” diyor. Şu soru vardı ya: Nasıl olacakta biz Türkiye olarak AB’ye Rumlara baskı koyması konusunda bir yere vardıracağız. Bu hava değişiyor mu gerçekten?

M.Ali Birand: İki şey yapmak istiyorum seyircilerimizin daha iyi anlayabilmesi için durumu: bir tanesi; gole giden bir futbolcu var. Bu Rumlar. Bize AB’den tarih verildi müzakereler başladı. Bu fırsattan yaralandı Kıbrıslı Rumlar ve Türkiye’yi gol atmak üzere koşturuyorlar. Futbolcu gidiyor. Biz savunmadayız ve kolundan çekiyorsunuz ve yere indiriyorsunuz. Çizginin  tam üzerinde. İki ceza alabilirsiniz: biri penaltı. Öyle bir yerde indiriyorsunuz ki adamı, penaltı. Öbürü de free kik olabilir. Komisyon faul veriyor. Free kik attırmaya karar veriyor. Penaltıya vermiyor. Bir ceza olacak. Olmamasına imkan yok çünkü biz haklı veya haksız bir şekilde Gümrük Birliğine biz uyacağız dedik. Bence haklı bir şekilde de Türkiye uymadı.

Mithat Bereket: Onur Öymen de diyor  ki, “AB kendi verdiği sözleri tutmuyor.”

M. Ali Birand: E Onur Öymen beni şaşırtıyor çünkü Onur Öymen kadar bu konuları çok iyi bilen bir insanın bunları söylemesini ben şaşkınlıkla karşılıyorum. Çünkü bu söyledikleri bu doğrultuda hiçbir ilgisi yok. Evet bize vermediği sözleri vermedi, şunları yapmadı, biz haklıyız ama  bir de günün gerçekleri var. Bu çifte standart herkesedir. Türkiye de zamanında başkasına faul yapar. Çifte standart kullanır. Uluslararası ilişkilerde bu böyledir ve Onur Öymen de bunu çok iyi biliyor. Ama Onur Öymen muhalefet sözcüsü olduğu için tabii döndürüp dolaştırıp işi oraya getiriyor. Haklıdır. Ona şey yapmıyorum. Ben bugünkü durumda Papaduopulos’un kalp krizi geçirmesi gerektiğini şey yapıyorum. Şu anda gelen durum, belki rüzgar bu kadar sert değildi, biz sinirimizden dolayı bu kadar sertleştirdik. Ama bugün gelinen noktada  evet bu biraz daha sertleşebilir, biraz daha inebilir ama bugün gelinen noktada Türkiye bu cezayı alıp kurtulursa yani Komisyonun ortaya koyduğu önerilerle ve arkasından da müzakereler devam ederse biz teşekkür edelim. Bırakalım kırmızı kartı görmeden sarı kartla bu işi götürelim. Bu bizim lehimizedir.

Mithat Bereket:  Onur Öymen siz nasıl görüyorsunuz? M. Ali Birand burada sizin söylediklerinizle ilgili bir şeyler söyledi. Onu merak ediyorum.

Öymen: Bu işleri en iyi bilen gazetecilerden biridir Sayın Birand. Yalnız bir süreden beri Hükümetin her yaptığı doğrudur görüşünü pek içten benimsemiş gözüküyor. Gerçekleri en az hepimiz kadar bilir. Aynı şekilde AB’den gelen haksızlıkları da hayatın gerçeğidir gibi takdim etmeye çalışıyor. Bunlar Türkiye’ye karşı büyük haksızlıklardır.

M. Ali Birand: Onur Öymen yapma. Onur Öymen yapma. Öyle bir şey söylemiyorum.

Onur Öymen:  Ben sizin sözünüzü kesmedim. Lütfen müsaade edin. AB Türkiye’ye büyük haksızlık yapmıştır. Kıbrıs’ın arkasına saklanarak başka sebeplerden Türkiye’nin üyeliğini engellemek isteyenler şimdi Türkiye’ye baskı yapmaktadırlar.

M. Ali Birand: Ha. Bu şimdi doğrudur.

Onur Öymen:  Bunu hepimiz biliyoruz. Hepimiz görüyoruz ve buna rağmen biz buna tepki göstereceğimize  Kıbrıs konusunda …

M. Ali Birand: Herkes tepki gösteriyor Onur Öymen.
Onur Öymen:  Müsaade buyurun Sayın Birand. Ben sizin sesiniz kesmedim. Onun için şu sırada Rum önerilerini bir şekilde Türkiye’ye kabul ettirmek için Türk tarafından ilave tavizler isteyen Finlandiya önerilerini bile Türkiye müzakere etmeyi kabul etmiştir. İnanılır şey değildir bu. Ve daha da kötüsü bu kadar ağır baskılar içeren öneriler dolayısıyla Türk Hükümeti, bizzat Dışişleri Bakanı Finlandiya’ya taktirlerini sunmuştur. Yani biz böyle örnekler diplomasi hayatımızda hiç yaşamdık. Size bu kadar ağır ve haksız baskılar yapanlara taktirinizi sunacaksınız. Olacak iş değil. Türkiye’nin bugün geldiği noktanın yani başlangıç noktası 17 Aralık 2004’tür. O tarihte yapılan hataların bedelini ödemeye devam ediyoruz. Ve gerek o kararı gerekse 29 Temmuz 2005 tarihinde Sayın Abdullah Gül’ün imzaladığı Ek Protokolü şimdi uygulatmak istiyorlar ve dayatıyorlar. Hükümet yanlış iş yaptığını fark etti ki, bir seneyi aşkın zamandan beri bu Protokolü Meclise getiremiyor. Yani bu hükümetin hatasının itirafından başka bir şey değil. Biz bunları niçin söylüyoruz?  Bakın biz daha 3 gün önce Brüksel’de Türkiye’nin çıkarlarını savunduk. AKP’li milletvekilleriyle beraber. En küçük bir muhalefet düşüncemiz olsaydı bunu yapar mıydık. Ondan 3 gün önce Helsinki’de yine Türkiye’nin çıkarlarını AKP’li milletvekilleriyle birlikte savunduk. Çok rica ediyoruz bu işi iç politikaya karıştırmayın. Yani biz muhalefet olarak sadece Türkiye’nin çıkarlarını koruyan bir yaklaşım izleyemez miyiz? Sadece Türkiye’nin çıkarlarını koruyan sözler söyleyemez miyiz? Biz baştan beri bunu yapıyoruz ama biz ne dersek diyelim “siz muhalefet olduğunuz için yapıyorsunuz. Siz aslında başka şeyler düşünüyorsunuz da sırf iç politikada  rant elde etmek için bunları söylüyorsunuz.” Diyorsunuz. Bu bizim hiç hak etmediğimiz bir suçlamadır Sayın Birand. Sizin buna hakkınız yok. Bir siyasi partiyi …

M. Ali Birand:  Onur Bey, çok ilginç, çok ilginç. Sizin o katıldığınız Avrupa Parlamento toplantısında bulunan komisyon yetkililerinden biri dedi ki, “Onur Öymen öylesine eleştiriler getirdi ki Türkiye’yle ilgili olarak, Alman Hıristiyan Demokratların konuşmasına gerek kalmadı” dedi. Öyle mi acaba?

Onur Öymen: Gayet tabii ki, eleştiriler getirdim. Ben size şunu söyleyeyim: bakınız Sayın Birand’ın söyledikleri hem bana hem partime karşı son derece haksız ve kırıcıdır. Size şunu söyleyeyim: bugüne kadar bir tek AKP’li milletvekili bize “efendim iç politika mülazasıyla bunları söylüyorsunuz” dememiştir. Bir kişi söylemedi. Siz kraldan çok kralcılık yapıyorsunuz. Buna hakkınız yok.

M. Ali Birand:  Ben gördüklerimi söylüyorum.

Onur Öymen:   Ben sizin eleştirdiğiniz konuşmayı ben yaptığım zaman Brüksel’de AKP’li milletvekilleri gelip beni tebrik etti. Çünkü Türk Hükümetine o kadar ağır eleştiriler vardı ki komisyon raporunda “siz” diyor “hem işkence yapıyorsunuz insanlara hem de devlet olarak işkence yapanları koruyorsunuz” diyor. Bunu yazmış. Ve buna da Hükümetin cevabı şu: “çok objektif bir rapordur” diyor. Şimdi bunu içinize sindirebilir misiniz? Yani siz bir Türk vatandaşı olarak bunu içinize sindirebilir misiniz? Biz muhalefet olmamıza rağmen iktidara yönelik bu haksız eleştirilerle mücadele ettik. Siz bize ne diyorsunuz? “Muhalefet olsun diye laf ediyorsunuz.” İnsaf edin. İnsaf edin. Çok büyük haksızlıklar var AB Komisyonun raporunda da oradaki konuşmalarda da. Keşke Eurlings’in konuşmalarını duysaydınız. Hiçbir Türk vatandaşı bunu içine sindiremez. Ben, “ Biz böyle ağır hakaretleri duymaya gelmedik” dedim. Demese miydim? Bütün AKP’li arkadaşlarımız bizi tebrik ediyor ama AKP’yi destekleyen bir gazeteci arkadaşımız, eski dostumuz çıkıyor “Siz bunu muhalefet için söylüyorsunuz” diyor.

M. Ali Birand:   O AKP’li milletvekilleri galiba yanlış duymuşlar veyahut ta yaptığınız konuşmayı anlamışlardır.

Onur Öymen:  Herkes yanlış duyuyor da bir tek siz doğru duyuyorsunuz Sayın Birand. Ben bir de size şunu söyleyeyim:  Şu anda Türkiye’ye yapılan haksızlıklara mutlaka el birliği ile karşı çıkmamız lazım. İktidarıyla, muhalefetiyle, basınıyla, efendim yabancıların bu dediği haklıdır. Bu hayatın gerçeğidir. Efendim, kalemize gol girecekti de girmedi filan, bunlar bizi küçültür. Türkiye’ye büyük bir haksızlık yapılıyor. Bu haksızlıkların yapılmasında iktidarın zamanında izlediği basiretsiz politikaların, teslimiyetçi politikaların çok büyük bir etkisi var. Ama öyle de olsa böyle de olsa Türkiye bunu hak etmiyor. Bu kadar haksızlığı hak etmiyor. Açıkça çıkıyorlar her gün yüzünüze “sizi üye yapmak istemiyoruz” diyorlar. Siz de kalkıp halka diyorsunuz ki, “her şey yolundadır.” Bu olur mu canım? İnsaf edin. Yani Türkiye bu kadar kötü muameleye müstahak bir ülke değildir. Biz burada ülkemizin çıkarını sonuna kadar savunmak zorundayız. İster iktidar olalım, ister muhalefet, ister basın, burada ortak bir görevimiz var. Sayın M. Ali Birand’ı tatmin edemesek de sonuna kadar Türkiye’nin çıkarını savunacağız. Hiç kimse merak etmesin.

Mithat Bereket: Sayın Öymen, bir toparlama rica edelim sizden lütfen. Bundan sonra Türkiye ne yapmalı?

Onur Öymen:  Şimdi Türkiye Sayın İdiz’in de söylediği gibi serin kanlı hareket etmelidir. Türkiye doğru bildiği yolda ilerlemelidir. Biz ne diyoruz? AB’nin normlarına, kurallarına, kanunlarına saygılıyız. Bunları yerine getirmekte de hiçbir sıkıntımız yok ama haksızlıklara, dayatmalara, Türk milletinin haysiyetini kıracak suçlamalara hemen tepki göstermek zorundayız. Yani biz AB’ye üye olacağız ama köle olmayacağız. Bize köle muamelesi yapmak isteyenlere tepki göstereceksiniz. Bu kadar haksızlık yapılamaz. 700 bin kişilik Kıbrıslı Rum 73 milyonluk Türkiye’yi neredeyse peşine takıp sürükleyecek. Veto kullanırım, yok bilmem ne yaparım… bir tek veto kullanırsa bir daha hiçbir şey alamazlar Türkiye’den. Onu da biliyorlar. Ama bu kadar büyük  ve şerefli bir ülkeye bu kadar haksızlık yapamazsınız. Hükümetten de ricamız şu: “Lütfen bu haksızlılar karşısında sesiz kalmayın. Bakın Fransa Cumhurbaşkanı Chirac çok kısa bir süre önce Ermenistan’a gidiyor ve orada diyor ki, “bence” diyor “Türkiye üye olmadan mutlaka Ermeni soykırımını kabul etmelidir.” Yani bu kadar insafsızlık olabilir mi? Ve siz buna karşı Başbakanın ağızından, Dışişleri Bakanının ağızından bir kelimeyle cevap veremiyorsunuz. Bu gerçekten üzüntü vericidir. Bizim hükümete tavsiyemiz şudur: lütfen her şeyi bir tarafa bırakarak Türkiye’nin haklarını ve çıkarlarını koruyunuz. Türkiye AB’ye üye olacak ama haysiyetiyle olacak. Bunun için el ele vererek çalışmalıyız. Bu çok büyük bir mücadele gerektiriyor. Basından da rica ediyoruz: Muhalefete sansür uygulamaktan, her akıllarına geldiğinde muhalefeti suçlamaktan vazgeçsinler. Böylelikle iktidarın hoşuna gideceklerini zannediyorlarsa sonunda göreceklerdir ki, iktidara zarar veriyorlar. Çünkü iktidar bizim eleştirilerimizi dikkate alsaydı bugün Türkiye başka bir noktada olacaktı. O bakımdan, basına çok büyük görev düşüyor. Lütfen Türkiye’nin bu kritik aşamasında ülke çıkarlarını düşününüz. Küçük iç politika hesaplarına alet olmayınız. Bizim gazeteci arkadaşlarımıza vereceğimiz mesaj bu. Çok büyük bir mücadele veriyoruz. Emin olunuz biz gecemizi gündüzümüze katarak Türkiye’nin çıkarları için uğraşıyoruz. Hele bu AB konusunda, hele Kıbrıs konusunda… Lütfen, eğer hiçbir katkınız olmayacaksa hiç değilse bunu için çalışanları halkın gözünde kötülemeyiniz. Bu kadar haksızlık yapmayınız bize.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.