Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ART – Son Günlerdeki Suikast İddiaları, TEKEL İşçilerinin Grevi, Bartholomeos’un Sözleri ve DTP’nin Kapatılması Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
ART’ye Verdiği Mülakat
24 Aralık 2009
Sunucu: Sayın Öymen, programımıza hoş geldiniz. Günlerdir Başbakan Yardımcısına suikast iddiası konuşuluyor. Bu konuda çeşitli kaynaklardan çelişkili açıklamalar var. Siz bu konuyu genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Böylesi bir durumda devlet adamlarının yapması gereken, ilgili kurumlarla bir araya gelip tam bir tahkikat yapılmasının sağlanmasıdır. Tahkikatın sonuçlanmasından önce kamuoyuna öfkeli, tepkili ve suçlayıcı açıklamalar yapmaktan kaçınmak gerekir. Önce işin ne olduğunu anlamak gerekir. Sadece Ankara’daki bir polis müdürü ile olay hakkında konuşuluyor ve hüküm veriliyor. Devletin kurumlarını töhmet altında bırakacak demeçlerde bulunuluyor. Daha sonra o devlet kurumu iddiaları reddedince, buna itimat etmeyen bir üslupla, “onlar tevil yoluyla ikrar etmişlerdir” deniliyor. Yani Genelkurmayın lafı dolandırdığını ama suçunu kabul ettiğini vurguluyorlar. Başbakan Yardımcısı, Genelkurmay Başkanı için bunu söylüyor.
Hükümet olarak Genelkurmayla ilişkiler böyle mi yürütülür? Genelkurmay Hükümete bağlı bir kuruluş ise yapılacak iş Genelkurmaydan bilgi almak, tam bir değerlendirme yapmak ve gerektiği zaman, gerektiği şekilde kamuoyunu bilgilendirmektir. Ama Hükümet bunu yapmak yerine askerleri suçlamak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Yargıyı, sendikaları ve sivil toplum örgütlerini suçluyor. Sadece kendileri sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi davranıyorlar. Hükümete göre diğerleri, kendileri hakkında hep kötü niyet besliyor. Onlara ne kadar hakaret edilse yeridir. Bülent Arınç Genelkurmayın açıklaması için “tevil yoluyla ikrar” benzetmesini yaptı. Kendi yaptığı ise “tahmin yoluyla infazdır”. Genelkurmayın tahkikatın sürdüğünü belirtmesine rağmen, hüküm veriliyor.
Sunucu: Aslında Arınç, “Yorum yapmadım” derken yorum yapmış oluyor, değil mi?
Onur Öymen: Yorum yapmaktan öte suçlama var. Bu tam bir ithamdır. Bir takım insanlar yargılanmadan infaz edilmeye çalışılmaktadır. Islak imza konusu ne oldu? Adli tıp raporu çıktığında, zanlının suçüstü yakalandığından bahsettiler. Sonunda ne oldu? Mahkeme bu kişiyi serbest bıraktı. Şu ana kadar kanıtlanamadığı anlaşıldı. Kanıtlanamayan bir iddia dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, yerden yere vurulmaktadır. Kaç kişi intihar etti? İnsanlar bu durumu gururuna yediremedi.
Hatırlarsanız, daha önce de Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin Genel Sekreteri hapishanede intihar etmişti. Rektörün suçsuz olduğu ortaya çıkmıştı. Büyük ihtimalle onun da suçsuz olduğu ortaya çıkacaktı, fakat suçlamaları gururuna yediremedi ve intihar etti. Hükümet insanları nasıl bir psikoloji içine sokuyor? Hükümete göre herkes suçlu. Soruşturmanın ilk aşamasında soruşturma sonuçlarını basına sızdırmak suçtur. Hükümet ise hala kendi yandaş basınına bilgi sızdırmaktadır. Bu İktidar, herkesin saldırısına uğramış mağdur pozisyonda bir İktidar rolü oynamaktadır.
Sunucu: Bülent Arınç, bugün Muhalefete çok ağır sözler sarf etti. Siz bu sözleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Türkiye’deki duruşmaların çoğunu yabancı milletvekilleri de gelip izledi. Bunlardan herhangi birisine tepki gösterildiğini hatırlıyor musunuz? Yabancı biri gelip Türkiye’deki davayı izlerse bu normal, ama Türk bir vekil bu davayı izlerse suç, öyle mi? Gayet tabii ki izleyeceğiz. Bizim milletvekili olarak bu bizim hakkımızdır. Eğer yasalar bize milletvekili olarak bu imkânı veriyorsa neden izlemeyelim? Neden orada hukukun temel kurallarına uyulup uyulmadığını gözlemlemeyelim? Bunun Hükümeti rahatsız eden tarafı nedir? Bu iş herkesin gözünden kaçırılarak mı yapılmak istenmektedir? Tabii ki davayı izleyeceğiz. Böyle bir hukuk anlayışı yoktur. Ayrıca bizim milletvekillerimiz emirle hareket etmezler.
Sunucu: Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in küfürlü açıklamaları için ne diyorsunuz?
Onur Öymen: Çok talihsiz, saygısız ve ölçüsüz bir açıklamadır. Biz her şeyi biraz iyi niyetle yorumlamaya temayül ederiz. İnsanların bu düzeye düşeceğini düşünmeyiz. Fakat Sayın Belediye Başkanı bu açıklaması ve daha önceki konuşmalarıyla her türlü sınırı aşmıştır. Türkiye bir hukuk devletidir. Herkesin görevini bilmesi gerekir. Hükümet şimdiye kadar buna benzer töhmet altında bırakma girişimlerine karşı hep sessiz kaldı. Hükümetin polisi o bölgede gayet sessizdir, herkese saygılıdır. Polisin zulmü Tekel işçilerine yöneliktir. Silopi’de başka devlet var, Silivri’de başka. Ankara’da Abdi İpekçi Parkında başka bir devlet var.
Türkiye artık devlet olma özelliğini kaybetmeye başlamıştır. Demokratik bir devlette hiç görülmeyen olaylar yaşanıyor. Hakaret eden insanlar masum, ama makul ölçüde eleştiride bulunanlar zindandadır. İşte Türkiye’nin geldiği yer burasıdır. Maalesef bu İktidar Türkiye’yi yönetemeyecek durumda olduğunu her gün biraz daha göstermektedir. Son açıklamalar da bunun teyididir.
Hükümet devlet kurumlarını sahiplenmek ve suçu varsa bile onun normal yargı süreci içinde yargılanmasını beklemek yerine, kurumları ve kurumların mensuplarını suçluyor. Benim bildiğim kadarıyla şu ana kadar Silahlı Kuvvetlere mensup altı kişi intihar etmiştir. Bu ne demektir? İnsanların gururuyla oynamaya kimin hakkı var? İnsanları mahkûm edebilirsiniz ama hakaret edemezsiniz. En ağır suçu işleyen insanı bile yaftalama hakkı yoktur. Üstelik daha bir kişi bile bu davalardan mahkûm edilmiş değildir.
Sunucu: Sizce kurumlar arası uyum ne durumda?
Onur Öymen: Sayın Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetlere karşı bir asimetrik savaştan bahsetti. Bu ne demektir? Belli güçler Silahlı Kuvvetleri bir hedef tahtası haline getirmişler ve onun itibarını sarsmak için her gün bir komplo içindedirler. Bununla mücadele etmesi gereken kimdir? Sayın Başbakandır. Normalde Genelkurmay Başkanının bu şikâyetlerini Başbakana iletmesi gerekir. Bence Genelkurmay, Hükümetin bu şikâyetler sonrasında harekete geçemediğini gördü ve halka şikâyet etmek zorunda kaldı. Maalesef, Genelkurmay Başkanı bu sıkıntıyı halka anlatmak zorun bırakılmıştır.
Sunucu: Genelkurmay dün yaptığı açıklamayla, aslında gizlilik içinde sürdürülen bir soruşturma hakkında kamuoyunu bilgilendirmek zorunda bırakıldı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Son olaydan anlaşılıyor ki, Genelkurmay Başkanlığı’ndan bilgi alınmadan basına bir açıklama yapılmıştır. O açıklamada da suçlayıcı ifadeler var. Genelkurmay, sözü edilen kişilerin farklı bir görevi olduğundan bahsediyor. Herkesin tahkikatın sonucunu beklemesi gerektiğine vurgu yapıyor. Doğrusu da budur. Ancak Hükümet apar topar, insanları ve kurumları suçlayacak bir hava içerisine girmiştir. Bu kurumlar sizi rahatsız mı ediyor? Üniversiteler, basın, yargı ve Muhalefetten şikâyetçiler. Çünkü onlar yapılan yanlışlara engel olmak istemektedirler. Demokratik ülkelerde herkesin hak ve görevleri vardır. Herkes bu yasalar çerçevesinde görevini yapar. Ama Hükümetin buna tahammülü yok.
Size bir örnek vereyim. Hükümetin Atatürk’e de tahammülü yoktur. Bugün, Valilik Bursa’nın Nilüfer ilçesinin Belediye Başkanı hakkında bir soruşturma açmış. Soruşturma açılmasının sebebi, Cumhuriyet Bayramında Atatürk yürüyüşü düzenlemek ve halka Atatürk posteri dağıtmaktır. Bunu yaparken Belediye Başkanımız aslında ayrımcılık yapıyormuş. Atatürk’e sahip çıkmak halkı birbirine düşürmekmiş. Böyle bir şey olabilir mi? O bölgede dört yıldır izinli Cumhuriyet yürüyüşü yapılmaktadır. Şimdi ise bu, bölücülük sayılmaktadır. Peki, bu halk ne için yürüsün? Acaba Osmanlı İmparatorluğu için bir yürüyüş tertip edilse, o insanlar da cezalandırılır mı? Gayet tabii ki Cumhuriyete sahip çıkacağız. Bizim milletvekillerimiz, Belediye Başkanlarımız Cumhuriyete sahip çıkmayacak da neye sahip çıkacak?
Sunucu: Başka bir partinin Belediye Başkanı ise kameralar önünde devlete küfür ediyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Herhalde artık küfür etmek devlette bir kusur sayılmıyor. Çünkü devlet, o bölgede yaşananlara musamaha göstermeyi tercih ediyor. Terör bayrağı da sallansa, Sayın Başbakan olup bitenleri güzel bir tablo olarak değerlendiriyor. Polis orada olup bitenlere karışmıyor. Savcılar, terörist olduklarını söyleyenleri yargılama ihtiyacı duymuyorlar. Orada başka bir hukuk ve devlet anlayışı var. Ama Bursa’nın Nilüfer ilçesinde, yürüyüş yaptığı ve Atatürk posteri dağıttığı için Belediye Başkanı hakkında soruşturma açılıyor. Silivri’de, bazı milletvekilleri mahkemeyi izledikleri için Başbakan Yardımcısının suçlamalarına maruz kalıyorlar. Sayın Arınç, zaman zaman her türlü ölçüyü aşan sözler söylüyor. Ama ne söylerse söylesin Sayın Başbakanla yarışamaz. Çünkü Sayın Başbakan artık bütün ölçüleri kaçırdı. Hasımlarını, rakiplerini ve diğer kurumları suçlamak için söylenebilecek en ağır şeyleri söylüyor. Toplumu gerdikçe geriyor. İşçilere en sert muameleyi yapıyor.
Sunucu: Sizce ordu ile bu kadar uğraşılmasının nedeni nedir?
Onur Öymen: Bunların derdi ordu değil. Bunların derdi, Türkiye’deki bütün çağdaş kurumlardır. Türkiye’yi Batıdan, demokrasi, fikir özgürlüğü, basın özgürlüğü, laiklik ve kadın – erkek eşitliğinden koparıp bir Ortadoğu devleti haline getirmek istiyorlar. Karşılarında, bu hedeflerine engel olacak hangi kurum ve kişileri görüyorlarsa onlara karşı bir saldırı kampanyası başlatıyorlar. Saldırdıkları kurumların yegâne suçu, çağdaşlığı temsil etmek ve Atatürk’ün düşünceleri ile uygarlığa sahip çıkmaktır. Bunları yaptığınız zaman sizden kötüsü yok. Çünkü bütün bunları Türkiye’nin eksenini kaydırma politikalarına bir engel olarak görüyorlar.
Silahlı Kuvvetler öteden beri, Atatürk’ün düşüncesine ve laikliğe sahip çıkan ve terörle mücadelede kararlı olduklarını her vesileyle açıklayan bir kurumdur. Bazı konularda düşünceleriniz bu kurumla örtüşmeyebilir, ama kuruma yönelik saldırılara göz yumar ve asimetrik savaşın bir parçası olursanız, o zaman devletin yapısında ciddi sıkıntılar ortaya çıkar.
Belli bir tarikat hakkında soruşturma başlattığı için bir savcı hakkında 26 yıl hapis cezası istendi. Sincan hâkimine yapılanlara bakınız. Yargıtay’ın telefonları dinleniyor. Sataşmadıkları kurum yok. Muhalefete yapılanlara bakınız. Ağızlarından alev fışkırıyor. Ben sadece Başbakandan bahsediyorum. Diğerlerinin söyledikleri, Başbakanın yaptıklarının yanında hafif kalıyor. Başbakanın freni yok. Yaptığı şey sadece bağıra çağıra hasım gördüklerini suçlamak. Otomobilin direksiyonuna oturmuş ama yalnızca korna çalmasını biliyor, ne gaza basmasını biliyor ne de vitesi değiştirmeyi. Başbakan sürekli olarak kornaya basıyor. Maalesef ülkemizi her gün geriyor. Ona göre herkes suçlu. O gün hedefinde kim varsa, o kişiyi yerin dibine batırıyor.
Öfke siyaset üslubu değildir. Söyleyecek sözünüz varsa, bunu sakin bir şekilde söylemelisiniz. Bağırıp çağırırsanız sizi kimse ciddiye almaz. Herhalde birileri Başbakana bağırıp çağırması yönünde telkinde bulunuyorlar. Hele ki prompter kullanmıyorsa, herkese her türlü ölçüsüz saldırıda bulunabiliyor.
Sunucu: Bugün Tekel işçilerinin grevinin onuncu günü. CHP olarak siz de işçilere destek veriyorsunuz. Şimdi onların yanından geliyorsunuz. Bugün orada neler yaşandı? İşçiler, Hükümete seslerini duyurabiliyorlar mı?
Onur Öymen: Tekel işçileri on günden beri çok haklı bir direniş gösteriyorlar. Kendileri yanlış bir özelleştirme sonucunda işlerini kaybetmişler. Devlet, 4/C adı altında onları hak ettiklerinin çok altında koşullarla çalışmaya mecbur ediyor. İşçiler de buna haklı bir direniş gösteriyorlar. 4/C adı verilen istihdam şekli, aslında 4 cenderenin kısaltılmışı bence. İşçileri her türlü cenderenin içine sokuyorsunuz. Onlar da kölelik yasasının kaldırılmasını istiyorlar. Bunu anlatmak için CHP Genel Merkezini ziyaret etmek istemişler, fakat polis Mithatpaşa Caddesi’nden CHP bölgesine gidilmesine izin vermemiş. Valiliği aradık, yanıt veren olmadı. Cumhurbaşkanının özel danışmanını aradım ve bu durumu Cumhurbaşkanına duyurmasını istedim.
İnsanların şehrin bir yerinden diğer bir yerine barışçı bir şekilde gitmesine izin verilmiyor, Silopi’de PKK’lı teröristlerin bir siyasi partinin otobüsüne binmesine izin veriliyor. Birkaç kez telefon ettik, “İzin veremeyiz” dediler. Onun üzerine Genel Başkanımız kendisi gitti. Biz parti yöneticileri olarak hep birlikte partinin otobüsleriyle oraya gittik. “Biz otobüslerimize onları bindiririz ve Genel Merkeze getiririz” dedik. Bizim otobüsleri engelleyemeyecekleri anlaşıldı. Genel Başkanımız orada yaptığı konuşmada çok önemli mesajlar verdi. Hükümete ve halka uyarılarda bulundu. Sonra oradaki insanları Genel Merkeze çay içmeye davet etti. “Buyurun bizim otobüslerle gelin” dedi. Ben oradan ayrıldığım zaman işçiler, CHP otobüsleriyle CHP Genel Merkezine çay içmeye geliyorlardı. Ben de birazdan onlara katılacağım.
Siz işçinin ve emekçinin haklarına saygı göstermezseniz, hiçbir yerde “Demokrat bir Hükümetim” diye geçinemezsiniz. Atatürk döneminden kalma kurumları haksız özelleştirmeler yapıp ona buna peşkeş çekeceksiniz, sonra işçileri sokağa dökeceksiniz. Ardından diyeceksiniz ki; “Ben Anayasanın sosyal bir hukuk devleti olma özelliğine saygı gösteriyorum”. İsmet Paşa bu durumlarda “Hadi canım sende” diyordu. Kimse sizi ciddiye almaz.
Dün ben Menemen’de, Kubilay’ı anma törenlerindeydim. Orada konuşmalardan önce Sayın Başbakanın mesajı okundu. Halkın nasıl bir tepki gösterdiğini açıklamayayım isterseniz. Ben Başbakanın hesabına utanç duydum. Bir ülkenin Başbakanı en ağır şekilde protesto edildi. Oradaki vatandaşlarımız naziktir ama Sayın Başbakana olan protestolarını mesajın sonuna kadar aralıksız sürdürdüler. Çok üzüntü verici bir durumdur. Bir Başbakan kendi ülkesinde bu duruma düşmemelidir.
Bizim hükümete tavsiyemiz şudur: “Demokratik bir Hükümet gibi hareket edin, kurumlara ve insanlara saygı gösterin, kimseye hakaret etmeyin, Anayasanın ve hukukun gereğini yapın, işçilerin hakkını verin, bu insanları kış günü havuzların ortasına atlamak zorunda bırakmayın, milletvekillerinin gözüne biber gazı sıkmayın”. Bu insanların çoluk çocuğu vardır. İnsanlar on gündür perişan bir haldeler. Hükümet bu insanları işlerinden çıkarmış. Çünkü 40 yıllık Tekel fabrikaları özelleştiriliyor. Bu tesisleri 200 milyon dolara satın alan kişiler 900 milyon dolara başkasına satıyor. Yani tam bir peşkeş düzeni var. Bu arada zararı işçiler görüyor.
Öyle zannediyorum ki, vatandaşlarımız artık oy kullanırken kapılarına getirilecek kömüre bakmayacaklar, Zonguldak’ta ve Bursa’nın Mustafa Kemalpaşa ilçesinde o kömürü çıkaran insanların akıbetini düşüneceklerdir. İktidara kömür servisi yapan firmaların, işçilere nasıl köle muamelesi yaptıklarını göreceklerdir. Ortaçağ koşullarında maden işletildiğini anlayacaklardır. Halkımız Tekel işçilerinin uğradığı zulmü de görecektir. Demiryolu işçilerini ve itfaiyecileri görecekler ve artık “Yeter” diyecekler. Bu İktidarın son kullanma tarihi çoktan geçti. Artık bu İktidar ülkeyi kaldıramamaktadır.
Sunucu: CHP olarak sizin Tekel işçilerinin mağduriyetinin giderilmesi konusunda bir çalışmanız var mı?
Onur Öymen: Biraz evvel Sayın Genel Başkanımız da anlattı. Bu insanlara 4/C maddesi uygulanmamalıdır ve bu madde kaldırılmalıdır. Bu insanların belli birikimleri var. Belli bir sanat ve meslek sahibi olmuşlar. Siz bunlara diyorsunuz ki, “Git okulun hademesi olarak tuvalet temizle”. Buna benzer işler veriyorsunuz ve maaşını azaltıyorsunuz. Böyle şey olur mu? “Senede sadece 10 maaş verebilirim” diyorsunuz. O insanlar iki ay aç mı kalacak? İşte bu yüzden işçiler çok mağdur durumdadır. Hükümet daha fazla gecikmeden bu işçilere sahip çıkmalıdır. O insanların haklarını koruyup, çoluğunu çocuğunu daha fazla perişan etmemelidir. Biz sosyal demokrat bir partiyiz. Biz iktidara geldiğimizde böyle bir manzara Türkiye’de olmayacaktır.
Geçen dönemde bizim Meclise sunduğumuz yüzden fazla yasa teklifimiz vardı ama Hükümet bunların hiçbirine itibar etmedi. Sonra da Muhalefeti öneride bulunmamakla suçluyorlar. Bir arkadaşımız bu konuda yasa teklifi verdi. Madencilik konusunda Meclis araştırması önergesi verdik. Yürekleri varsa kabul etsinler, beraber araştıralım. Biz maden işçilerinin ailelerini ziyaret ettik. Duyduklarımız içinizi ürpertir. Ayda 650 liraya en zor şartlarda bu insanları çalıştıracaksınız, onların güvenliğini sağlamak için hiçbir tedbir almayacaksınız, havalandırma tertibatınız eksik olacak, bu şartlarda dinamit patlatacaksınız ve insanlar ölecek. Sonra da “Her aileye 5.000 – 10.000 TL vereceğim” diyeceksiniz. Hangi sosyal devlette böyle şeyler oluyor.?
Sunucu: Son dönemde insanları sendikadan uzaklaştırma gibi bir uygulama mı var acaba?
Onur Öymen: Sözleşme yapan sendikalı işçi sayısı 2.5 milyon civarındaydı. Şimdi bu rakam 600 bin civarına indi. Türkiye’de sendikalı işçi sayısı giderek azalmaktadır. Maden faciasından sonra ölenlerin yakınları, işçilerin sendikalı olmadığını belirttiler. Niçin sendikasız işçi çalıştırılıyor? Sıkıntı buradan kaynaklanıyor. Hükümetin sosyal devlet ve hukuk diye bir anlayışı yok. Türkiye artık gerçekten idare edilemeyen bir noktaya gelmiştir. Ülkede can güvenliği kalmamıştır. Son iki haftada yaşananlara bakınız. Ülkede sosyal haklar ve adalet kalmadı. Kurumların itibarı kalmadı. Her önüne gelene hakaret ediyorlar. Bu hiçbir demokratik ülkede rastlanmayan bir durumdur.
Sunucu: Sayın Öymen, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un “Bizi çarmıha geriyorlar” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Bu, hiç kabul edilemeyecek bir açıklamadır. Bizim bütün dini kurumlara ve din adamlarına saygımız var. Ancak din adamlarımızın da, hangi dinden olursa olsun, devlete saygı göstermesi beklenir. Bu ülkede kendini çarmıha gerilmiş gibi hissetmek acı çekmek demektir. Neden? Çünkü derdini kabul ettiremiyormuş. Sayın Dışişleri Bakanı, bu durumu görmezden gelmek için Patriğin dilinin sürçtüğünü söyledi. Patriği mazur göstermek size mi düştü?
Patriğin sözcüsü olan bir din adamı, kısa bir süre önce CNN Türk’te Cüneyt Özdemir’in programında, “Türk Hükümeti bizim taleplerimizi kabul etmedi. Bunun üzerine biz de Türk Hükümetine karşı uluslararası baskı yapma yoluna gittik” diye bir açıklamada bulundu. Bunu açıkça söyledi. Peki, bunun dil sürçmesiyle ne alakası var? Açıkça söylenen şudur: “Madem bizim söylediklerimizi yapmıyorsunuz, biz de size uluslararası baskı yaptırırız”. Böyle bir şey olabilir mi? Dini bir kuruluş devlete karşı bu lisanı kullanabilir mi? Biz buna tepki gösterdik. Hükümet ise “Dili sürçmüş” dedi. Vaktiyle, Osman Bölükbaşı dili sürçtüğünde “Bizimki sürç-ü lisan, sizinki sürç-ü iktidar” demiş. Bunların dili sürçüyor mu bilmiyorum ama İktidarın yönetim tarzı sürçüyor.
Sunucu: Son olarak, DTP’nin kapatılması ile ilgili görüşleriniz nelerdir?
Onur Öymen: Şimdiye kadar DTP çizgisinde faaliyet gösterip, terörün sözcülüğünü yapan altı parti kapatılmıştır. Yeni kurulan parti yedinci parti oldu. Anayasamızın 69. maddesine göre kapatılan bir partinin yerine başka isimde yeni bir parti kurulamaz. Daha o partiye katıldıkları gün, DTP’nin Genel Başkanı İmralı’dan aldıkları talimatla bunu yerine getirdiklerini söyledi. Bu ne demek oluyor? Yani BDP de DTP ile aynı çizgiyi sürdürmektedir. Çizgilerinin değişeceğine dair en küçük bir emare bile yok.
Bugün Belediye Başkanının konuşmasından bahsettiniz. Muhtemelen yeni partide de aynı çizgi sürecek ve terörü himaye etmeye devam edeceklerdir. Terörle aralarına mesafe koyamayacaklar. Muhtemelen Yargıtay yeni bir dava açacaktır. Davanın Anayasa Mahkemesinde görüşülmesi zaman alacaktır ve eğer yeni parti için de kapatma kararı verilirse hemen ertesi gün başka bir partiye katılacaklardır. O partiyle devam edeceklerdir. Bu yanlış bir iştir. Geç olmadan bu insanlara uyarıda bulunuyoruz. Biz hiçbir partinin kapatılmasını istemeyiz. Keşke hiçbir parti kapatılmayı gerektiren bir suç işlemese de kapatılmasa.
Bu kapatma kararından sonuç çıkarılmalı ve ders alınmalıdır. AKP, mahkeme kararından sonra “Yola devam”, yani “ Verilen karar bizi etkilemez. Biz aynı şeyi yapmaya devam edeceğiz” dedi. DTP de aynı şeyi söylüyor. O halde hukukun üstünlüğünün bir anlamı kalıyor mu? Anayasa Mahkemesinin kararlarına saygı gösterilmeyecekse Anayasa Mahkemesine ne gerek var? YÖK Başkanı, Danıştay kararından sonra “Hukukun arkasından dolaşacağız” diyor. Arkasından dönerek puan kazanmak güreşte vardır. Rakibin arkasına dolanırsanız iki puan alırsınız. Ama siz hukukun arkasına dolanıp puan kazanmaya çalışamazsınız. Yanlış olan budur.
Mahkeme kararlarına saygı gösterilmelidir. Aksi takdirde, Türkiye bir hukuk devleti olmaktan hızla çıkar. Yargı bağımsızlığında Türkiye, dünyada 64. sıraya düştü. Dünyada bu sayıda demokratik ülke yoktur. Demek ki demokratik olmayan bazı ülkelerde bile yargı bizimkinden daha bağımsızdır. Bu utanç verici bir tablodur. Hükümete iyi yolculuklar diliyoruz. Bu gidişle çok fazla iktidarda kalamayacağı anlaşılıyor. Hükümet ilk seçimde yolcudur. Şimdiden uğurlar olsun diyoruz. İyi yolculuklar diliyoruz ve Türkiye’yi çağdaş bir hükümetin yöneteceği günleri bekliyoruz. O çağdaş hükümet CHP Hükümeti olacaktır.
Sunucu: Sayın Öymen, yayınımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz
Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.