Skytürk – Deniz Baykal’ın Kuzey Irak Konusundaki Yeni Açılımı Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Skytürk’e verdiği mülakat
9 Kasım 2007

Sunucu: Sayın Baykal az önce açıklamalarda bulundu. Kuzey Irak’a yönelik bir açılımdan söz etmişti. Bunun detaylarını biraz önce basın mensupları ve Türk halkıyla paylaştı ve Sayın Baykal’ın bu açıklamaları bir sürpriz olarak değerlendirildi. Çünkü çok kısa zaman önce çok farklı şeyler söylüyordu. Öncelikle bu değişim, siz kendisiyle parti politikalarını oluşturan isimlerinden birisiniz, neden kaynaklanıyor?

Öymen: Sayın Baykal’ın ve parti sözcülerimizin daha önce söyledikleriyle bugün Sayın Baykal’ın söyledikleriyle bir çelişki yok. Biz her zaman diyorduk ki, “terör başkadır o bölgede yaşayan insanlar başkadır.” “Biz teröre karşıyız” dediğimiz zaman o bölgedeki insanlara karşıyız demiyoruz ve hiçbir zaman demedik. Bunu hem Güneydoğu için düşündük ve söyledik hem de Kuzey Irak’ta yaşayan insanlar için düşündük. Bizim o bölgede yaşayan insanlara karşı, onlara husumet anlamına gelebilecek bir tek sözümüz olamaz. Şimdi Sayın Baykal terörle mücadeledeki karalılığımızdan en küçük bir geri adım atmış değildir. O mesele ayrıdır. Ama bölgedeki insanlar, komşu ülkelerdeki insanların geliştirilmesi, kalkınması, Türkiye’nin o bölgelerle yakın ilişkiler kurması, insan faktörünü ön plana çıkartması daha Atatürk döneminden başlamıştır.

Bakın Atatürk’ün daha 1930’lu yıllarda Afganistan’a uyguladığı politika budur. Çok sayıda Afgan gencine, öğrencisine, askeri öğrencisine Türkiye burslar vermiştir. Orada okullar ve hastaneler açmıştır ve Afgan milletiyle ve Türk milleti arasında çok sağlam dostluk ilişkisi başlatmıştır. Şimdi Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra Orta Asya ülkelerine biz aynı politikayı izledik. 10 bin burs verdik. O bölgeye pek çok yatırım yaptık. Bütün bunlar Türkiye’nin öteden beri izlediği politikaların bir icadıdır. Bakın aynı şekilde biz 1960’lı yılların başında Ankara’da Ortadoğu Teknik Üniversitesini bu amaçla kurduk. ODTÜ’ye gençler gelsin ve Türkiye’de eğitim görsün diye. Şimdi Sayın Baykal işin bu boyutunu ön plana çıkarıyor. Yani “sadece askeri boyutuyla yetinmeyelim” diyor. Terör olmasaydı dahi bizim bu bölgenin insanlarıyla iyi bir ilişki içinde olmamız gerekecekti. ODTÜ kurulduğunda terör mü vardı? O bakımdan, bizim yaklaşımızı partimizin öteden beri savunduğu insancıl, bölge insanlarıyla yakın ilişki kurmak, karşılıklı itimada dayalı bir ilişki kurmak anlayışının bir gereği olarak değerlendirmek lazım. Biz hiçbir zaman bu bölge insanlarını hasım olarak almadık. Ama Türkiye’deki bazı çevreler şöyle bir hava yaratıyor: kim ki PKK’ya karşıdır ve PKK’yla mücadele etmek ister, demek ki Kürt halkına karşıdır. Böyle bir şey yok ve hiç olmadı.

Sunucu: Sayın Baykal da özellikle vurguladı: önerimiz yeni şartlara göre yeni açılımlar olarak anlaşılmalı. Terörle mücadele bir kırılma değildir, dedi; ama çok kısa bir süre öncesine kadar Sayın Baykal farklı şeyler söylüyor gibi algılanıyordu. En azından siz böyle olmadığını ifade ettiniz.

Öymen: Sayın Baykal’ın sözleri aşırı milliyetçi olarak yansıtılmak isteniliyordu. Düşünebiliyor musunuz, hangi ülkede terörle mücadele edelim diyen insan aşırı milliyetçi sayılıyor? Yani kendi ülkesine yönelik terörist saldırılarla mücadele etmeyelim diyen bir devlet adamı var mı dünyada? Niye bunu bize söylüyorsunuz da onlara söylemiyorsunuz? Çünkü milliyetçilik bazı ülkelerde suçlamak için vesile sayılıyor. İşte madem ki, CHP terörle mücadeleyi ön plana çıkarıyor, demek ki, bunlar milliyetçi. Peki, ne yapsaydı? Yani teröre boyun mu eğseydik sizin bize milliyetçi dememeniz için?

Sunucu: Şüphesiz ki terör sorunu olmasaydı Kuzey Irak’a çok daha yakın ilişkilerimiz söz konusu olurdu. Biraz önce ifade ettiniz. Peki, bunun dengesi nasıl sağlanacak? Şimdi orada bir yönetimden bahsediliyor ve o yönetimin teröre yardıma yataklık, himaye sağladığından bahsediliyor. Sayın Baykal’ın önerileri ise o bölgeyle daha çok ticaret yapılması, işte öğrencilerin Türkiye’de eğitilmesi, su sorunun çözülmesi gibi önerileri var. Bunun ayarı nasıl yapılacak?

Öymen:  Bunun ayarı gayet basit. Şimdi siz bir halkı terör destekçisi olarak suçlayamazsınız. Yani aklı başında hiçbir insan dünyada gönüllü olarak terör yanlısı, vahşet yanlısı olamaz. Ama terörle halkı ayrı tutacaksınız. Biz halka yönelik bir açılım yapalım diyoruz, teröristlere yönelik bir açılım yapalım demiyoruz. Bazıları bunu basında yanlış yorumlamış ve CHP’nin Türkiye’deki eve dönüş yasasına karşı tutumunu değiştirdiğini sanmış. Hiç alakası yok. o zaman ne dediysek biz aynı şeyi söylüyoruz. Bizim tutumumuzda kırılma yoktur. Yalnız bazı mesajlarımız bugünkü gelişen koşullarda daha açık ve net ifade etmek istiyoruz. O mesaj da şudur: terörle mücadeleyle kararlı bir şekilde devam etmemiz lazımdır. Sınır ötesi operasyon mutlaka yapıp oradaki terörist varlığını bertaraf etmeye çalışmamız lazım. Fakat aynı zamanda o bölgede yaşayan insanları kazanmamamız lazım. İnsanlarla iyi ilişkiler kurmak lazım. Onlara eğitim vermemiz lazım. Televizyon yayınları yapmamamız lazım. O bölgedeki yatırımları teşvik etmemiz lazım ki, insanlar Türkiye’nin o bölge halkına düşman olmadığını anlasın. İşte teröristler bu propagandayı yapıyor. Yani Türkiye “teröre karşıyım” dedikçe teröristler orada “görüyor musunuz? Bunlar Kürtlere karşı” diyor.

Sunucu: Sayın Öymen, size sormak istediğim konun bir boyutu daha var. Washington yönetiminden uzun süredir Türkiye’den Kuzey Irak’a yönelik olumlu politikalar beklentisi içerisinde olduğu konuşuluyor. Bunun Washington yönetiminin beklentileriyle işte Başbakan Erdoğan’ın son Amerika ziyaretiyle v.s. bununla alakası var mı?

Öymen: Hayır, bununla bir bağlantısı yok. Yalnız, bağlantısı şudur: Amerika şimdiye kadar kesinlikle Türkiye’nin mücadele etmesini istememiştir. “Kuzey Irak’a girmesin. Operasyon yapmasın. Bu iyi bir akıl değildir. Amerika buna karşıdır” deyip duruyorlardı. Şimdi ilk defa Türk halkının da, milyonlarca insanımızın sokağa dökülmesi yoluyla, buna tepki gösterdiği görünce ve hiçbir hükümetin bu tepkiye direnemeyeceğini görünce anladılar ki daha fazla durduramayacaklar. O zaman Amerika, bunu hiç değilse kısıtlayalım. Ben operasyon yapmam, diyor. PKK’yı düşman sayarım ama ona karşı operasyon yapmam. Senin yapacağın operasyonun da benim vereceğim istihbarat çerçevesinde belli noktalar çerçevesinde olmasıyla sınırlanmasını isterim diyor. Bunu bizim kabul etmemiz mümkün değil. Yani Türkiye bir operasyon yapacaksa bunun zamanını, kapsamını kendi tayin eder ve esas güveneceği de Türkiye’nin kendi istihbaratıdır. Onun ötesinde Amerika’dan bir istihbarat gelirse memnuniyetle bunu değerlendiririz ama Amerika ne istihbaratı verirse, nereyi vurursa onu yaparız, onun dışında bir şey yapmayız diyemeyiz. Irak’la ilgili Amerika’nın kendi stratejik menfaatleri var. Irak petrolünün %40’ı Kuzey Irak’ta ve Amerika bunu düşünüyor. Kendi birliklerinin bir kısmını orada konuşlandırmak için üstler inşa ediyor. Amerika’nın kendi gündemi var ve belli ki bu gündemin en önemli maddesi de bölgede istikrarın bozulmaması. Türkiye’nin müdahalesi istikrarı bozacağını düşündüğü için şimdiye kadar Türkiye’nin terörle mücadeleyle sınırlı dahi olsa kapsamlı bir müdahalesine hiçbir zaman taraftar olmadı Amerika. Şimdi de bu genel politikada değişiklik yok ama dediğim gibi Türk halkının çok büyük tepkisini görünce yani büsbütün Türkiye’nin elini kolunu bağlayacak durumda olmadığını anladı ve sınırlı bir çerçevede kendisinin sınırlarını tayin edeceği çerçevede Türkiye’nin bir şeyler yapmasına artık itiraz etmeyecek. Ama önemli olan şu: artık Hükümetin elinde bu bahane de kalmadı: “biz yapacaktık da Amerika engel oldu”  diyemeyecekler. Şimdi Hükümetin hiçbir mazereti ve bahanesi kalmamıştır. Şimdi iş yapma zamanıdır ve çok değerli bir zamanı kaybediyoruz. Bir: iklim şartları kötüleşiyor. İki: teröristler kendilerini korumak için ilave önlemler alacak zamanı bulacaklar. Yani bu işin geciktirilmesi başarı şansını azaltıyor. Hükümetin biran önce bu işe kalkışması lazım diye düşünüyoruz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.