Halk TV – Meclis Konuşmasına Gelen Tepkiler Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Halk TV’ye Verdiği Mülakat
12 Kasım 2009

Sunucu: Sayın Onur Öymen iyi akşamlar. 10 Kasım’da Mecliste yaptığınız konuşmadan sonra Hükümete yakın yandaş medya tarafından, hakkınızda bir saldırı kampanyası başlatıldı. Basında yazılanlara siz ne diyorsunuz efendim?

Onur Öymen: AKP’liler ve yandaşları, o toplantıda yaptığımız eleştirilerin hiçbirini yanıtlayamamışlardır. Hiçbir ifademize karşıt bir görüş ortaya koyamadılar. Bunun üzerine, dikkatleri başka tarafa çekmek için bir karşı saldırı başlattılar. Sanki bizim o bölgede yaşayan insanlara, Alevi ve Kürt vatandaşlarımıza karşı bir tavrımız, bir düşüncemiz olabilirmiş gibi,  sözlerimizi çarpıtarak vatandaşlarımızı tahrik etmeye çalıştılar. İşin özü budur.
AKP, Atatürk’ü kendi izlediği politikaya alet etmek istemektedir. Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” anlayışını teslimiyetçi bir anlayışmış gibi göstermek istiyorlar. Biz ise Atatürk’ün gerçek politikalarını anlatıyoruz. Atatürk, hiçbir zaman silahlı mücadele edenlerle pazarlık yoluna gitmemiştir. Sözlerimiz bundan ibarettir. Bu sözün o bölgede yaşayan insanlarımızı incitecek bir söz olarak değerlendirilmesi mümkün müdür?
Atatürk ve CHP en başından beri Alevilere ve Kürtlere en sıcak duygularıyla yaklaşmışlardır. Bizim bu kesimleri incitecek tek bir sözümüzü hatırlıyor musunuz? Madımak’ta olanlardan sonra Alevi yurttaşlarımıza en çok kim sahip çıktı? Ben şahsen gittim ve o otelin önünde saygı duruşunda bulundum. Birçok kez Cem evlerini ziyaret ettik. Şimdi ise sanki bu insanlara karşı bir tutum içerisindeymişiz gibi insanları CHP’ye karşı kışkırtmak istiyorlar. Biz bu oyuna gelmeyeceğiz.
Geçmişte acı olaylar yaşanmadı mı? Yaşandı. İnsanlar büyük ıstırap çektiler. Bu olayları kaşımamak lazımdır. Bu olayları tekrar tekrar hatırlatarak o insanları rencide etmemek gerekir. Ama bu sözleri çarpıtanlar, bölgedeki insanların eski acılarını da depreştiriyorlar. Biz bu durumdan büyük bir üzüntü duymaktayız.  Hiç kimsenin bir daha o dönemin acılarını yaşamasını istemiyoruz. Bizim hiçbir zaman böyle bir önerimiz olmamıştır. “Silahlı başkaldırıda bulunan PKK ile müzakere etmeyin” demek “Geçmişte yaşanan acılar aynen devam etsin” mi demektir? Bizim hiçbir zaman böyle bir düşüncemiz olmaz.
O insanlarımız, bizim elimizde olmayan nedenlerle üzüldülerse, bu çarpıtmalar sonucunda geçmiş birtakım olayları hatırlayıp üzüntü duydularsa,  bundan en çok biz yaralanırız. Bizim sözlerimizi istismar edenlerin eylemleri sonucunda böyle bir durum ortaya çıkmışsa, biz onlardan daha fazla üzülürüz. Bizim hiçbir zaman geçmişte yaşanan acı olayları kaşımak gibi bir niyetimiz yoktur.
İdam cezasına, herkesten önce bizim karşı olduğumuz bilinmektedir. Bazı köşe yazarlarının yazılarına baktığımızda, sanki CHP idamı savunuyormuş gibi yorumlar yaptıklarını görüyoruz. Böyle bir şey aklımızın ucundan bile geçmez. Biz yıllardan beri idam cezasına karşı savaşan bir partiyiz. Bütün arkadaşlarımız aynı kanaattedir. Kürtlere karşı da aynı sıcak duyguları besliyoruz. Kürtlerin sorunlarını ilk olarak dile getiren parti biziz. Bölgenin kalkınması ve etnik kimliklerin korunması için ilk önerileri CHP yapmıştır.
Bazıları, şu veya bu vesileyle CHP’yi Kürtlere karşı bir partiymiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Bu kadar insafsızlık olamaz. Maalesef yandaş medya bu gibi tahrikkar sözlere ve davranışlara çanak tutmaktadır. Onların değirmenine su taşıyorlar. Bu kadar önemli milli konular, bu şekilde ucuz istismar vesilesi yapılmamalıdırlar. Dolayısıyla bu istismara hemen son vermek lazımdır.
Biz inanıyoruz ki halkımızın sağduyusu bu tür istismarların sona ermesine yetecektir. Bu insanlar çok çekti. Ülkemizin çeşitli illerinde yaşanan olayları hatırlayınız. Bu insanları bir kez daha tahrik etmemek lazımdır. Geçmişte yaşanan olayların büyük bir bölümü tahrikler sonucu ortaya çıkmıştır. Bırakalım da bu insanlarımız huzur içinde yaşasınlar.
İstismar edilmemesi gereken sözler istismar edildiği için, CHP olarak bizim söz hakkımız elimizden alınmamalıdır. Biz Atatürk’ün kurduğu bir partiyiz. Atatürk’ün devlet anlayışını ve yaptıklarını söyleyemeyecek miyiz? Yaptıklarını hatırlatamayacak mıyız? Bizi baskıyla korkutup gerçekleri söylemekten alıkoymaya çalışıyorlar. Biz her şeyden önce vatandaşlarımızın sağduyusuna güveniyoruz. Bu tür tahriklere kulak asmayın diyoruz. Bizim sıcak yaklaşımımızdan ve dostane duygularımızdan kuşku duymasınlar.
Özellikle Alevi vatandaşlarımıza yönelik bu tahrik kampanyası bizi son derece üzmüştür. Dediğim gibi, Aleviler Atatürk’ü ve onun düşüncelerini en çok sahiplenen insanlardır. Atatürk’ün partisini her zaman desteklemiş insanlardır. Bizim bu insanları incitmek gibi bir düşüncemiz olabilir mi? Sağduyulu hiçbir insan bu durumu kabul edemez. Bugün Türkiye’yi bir çalkantıya sürüklemek için ciddi bir çaba sarf edilmektedir.

Sunucu: Sayın Öymen, Telekomünikasyon İletişim Başkanı Fethi Şimşek’in Yargıtay’ın telefonlarının dinlenmesiyle ilgili yapılan hukuksuzluğa yönelik itirafını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Son derece anlamsız buldum. Vahim olan nokta, Yargıtay’ı dinleme teşebbüsünde bulunulmasıdır. Bu tamamen hukuka aykırı bir durumdur. Yargıtay üyelerinin dinlenmesi için emir alınması ve bu emrin yerine getirilmeye çalışılması demokrasi adına çok tehlikeli bir uygulamadır. Bir ülkenin yargısı bu kadar baskı altına alınıyorsa, o ülkede demokrasi büyük bir tehdit altındadır. Biz yargı bağımsızlığını kaybedersek demokrasiyi yaşatamayız. Dünyada hangi demokrasi var ki yargısı bağımsız olmasın?
Hükümetin yargıyı tahakküm altına alma girişimleri Türkiye’yi adım adım örtülü bir faşizme götürmektedir. Faşizme giden yolların taşları döşenmektedir. Çünkü Hükümetin demokrasiye tahammülü yoktur. Hükümetin attığı yanlış adımları eleştirenler de, bir şekilde sindirilmeye çalışılmaktadır. Baskı altındaki insanların tek güvenceleri olan yargıyı tahakküm altına alacaklar ki yargı, bu insanları koruyamasın.
Geçmişte, faşist rejimlerde aynı uygulamalar yapılmıştır. Faşist rejimlerde insanların haklarının korunmasının engellenmesi için, öncelikle yargı baskı altına alınmıştır. Yargı güvencesi olmayan bir insan kendisini özgür bir vatandaş sayabilir mi? Şu anda yapılan budur. Öyle bir hava yaratacaklar ki hiç kimsenin yargıya güveninin kalmamasını sağlayacaklar. Kime güveneceğiz peki?
Basın da çok ciddi bir baskı altındadır. Hükümetin en ağır cezalarla cezalandırdığı yayın organları artık objektif yayın yapamaz hale gelmişlerdir. Hükümetin daha fazla baskı yapacağından korktukları için Muhalefetin görüşlerine yer veremiyorlar. Baskı altındaki bazı yayın organlarında, 10 Kasım’da Mecliste yaptığım konuşmaya tek bir satır bile yer verilmedi. Söylediğimiz sözlerin hiçbiri haber olarak yer almıyor ama onların eleştirileri yer alıyor. Bunun üzerine niyet yargılaması yapıyorlar. Ne hale geldiğimizi düşünebiliyor musunuz?
Muhalefet Türkiye’nin en önemli gündem konusu hakkında görüş açıklayacak, bu konuda tek bir satır bile yazmayacaksınız? Dünyada böyle bir demokrasi var mı? Basının ne kadar büyük bir baskı altına alındığını siz düşünün artık.
Aynı şekilde yargı da baskı altına alınmaya çalışılmıştır. Hükümet, bir süre önce YARSAV’ı ortadan kaldırmak için Meclise yasa tasarısı getirmişti. Çünkü bu İktidar, bağımsız hiçbir kuruluşa tahammül edememektedir. Seçimi kazandıkları ve tek başına İktidar oldukları için devletin her kurumunun kendilerine biat etmesini bekliyorlar.
Ordu, üniversiteler, yargı ve basın baskı altındadır. Ellerinden gelse Muhalefeti de baskı altına alacaklar. Ama buna güçleri yetmeyecektir. CHP’nin sesini kesmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Çünkü biz Atatürk’ün partisiyiz. Atatürk’ün bize vasiyeti, “Gerçekleri söylemekten korkmayınız” sözüdür. Biz gerçekleri söylemekten korkmuyoruz ve bu İktidarın gücü bizi korkutmaya yetmeyecektir.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.