TBMM Konuşması – Demokratik Açılım Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in TBMM’de Açılım Konusunda Yaptığı Konuşma
10 Kasım 2009

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Hükûmetin genel görüşme önergesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclise saygılar sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün 10 Kasım, Atatürk’ün ölüm yıl dönümü. Hükûmetin genel görüşme için böyle bir günü seçmiş olması ibret vericidir. Bazıları “Atatürk öldüğüne göre meydan bize kaldı, şimdi dilediğimizi yapabiliriz. Ülkeyi Onun çizdiği hedeften saptırıp başka ufuklara götürebiliriz.” diye düşünebilirler. Bunun örnekleri yok mu? Var. Atatürk’ün en önemli eserlerinden biri laikliktir ve bugün iktidarda bulunan siyasi parti Anayasa Mahkemesi tarafından, 11 üyeden 10’unun oyuyla laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu için mahkûm edilmiştir. Bırakınız Türkiye’yi, dünyada bunun bir örneğini hatırlayan var mı? Hem Atatürk’ün eserine bu kadar karşı çıkacaksınız, ondan sonra da zaman geldiğinde “Biz de Atatürkçüyüz.” diyeceksiniz. Geçiniz, kimse inanmıyor size.
10 Kasımda Atatürk’ün hayatı sona erdi, ama Atatürk’ün ideali, hedefleri, ilkeleri, devrimleri ve devlet anlayışı bu milletin kalbinde yaşamaktadır ve size şunu söyleyeyim: Bu millet Atatürk’e sahip çıktıkça hiç kimsenin gücü Atatürk’ün eserlerini tahrip etmeye yetmeyecektir.
Değerli arkadaşlarım,
Bu görüşmenin 10 Kasımda yapılması yalnız Atatürk’ün anısına bir saygısızlıktan ibaret değildir. Öyle anlaşılıyor ki, genel görüşmede Hükûmetin bir türlü dile getiremediği, ama kafasından geçen proje, , terörle mücadele değil, terörle müzakere projesidir ve bu, Atatürk’ün terörle mücadele konusundaki politikasına taban tabana zıttır. Atatürk, terörle böyle mi mücadele etti arkadaşlar? Atatürk terörle mücadele ederken terörü yapanlarla, onların temsilcileriyle müzakere mi etti?
Onların temsilcilerinin sınırlardan elini kolunu sallayarak girmesine müsaade mi etti? Yoksa kararlılıkla mücadele mi etti? Yoksa terör örgütü mensuplarını kıskıvrak yakalayıp adalete mi teslim etti ve cezalandırılmasını mı sağladı? Atatürk sizin yaptığınızı mı yaptı?
Atatürk’ün ölüm yıldönümünde yapılan iş, aslında maalesef, Türkiye için üzüntü vericidir, ibret verecidir ve çok  hazindir.
Atatürk Şeyh Sait’le müzakere mi etti? Dersim isyanını yapanlarla müzakere mi etti?
Onların sözcüleriyle, temsilcileriyle masaya mı oturdu? Bunların hiçbirini yapmadı arkadaşlar. Yabancı ülkelerin istihbaratından mı yararlandı? Hayır.
Türkiye’nin istihbaratından yararlandı ve kısa bir sürede bütün terör örgütlerini dize getirdi.
Değerli arkadaşlarım “Analar ağlamasın.” diyorlar. Maalesef, bu ülkenin anaları çok ağladı. Çok şehit verdik. Tarihimiz boyunca çok şehit verdik. Çanakkale Savaşı’nda 200 bin şehidimiz var. Hepsinin anası ağladı. Bir kişi çıkıp da “Analar ağlamasın. Biz bu savaştan vazgeçelim.” demedi. Kurtuluş Savaşı’nda analar ağlamadı mı?
Kimse çıkıp da “Analar ağlamasın. Biz şu Yunanlılarla anlaşalım.” dedi mi? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Bir tek kişi Türkiye’de çıkıp da “Analar ağlamasın diye, bu mücadeleyi durduralım.” dedi mi? Dünyada diyen var mı? Amerika’da bir saat içinde 3 bin kişiyi öldürdü teröristler. Bir Amerikalı devlet adamı çıkıp da “Aman, analar ağlamasın. Şu teröristlerle bir uzlaşalım.” dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Niçin? Çünkü, terörle mücadele cesaretiniz yok. Sizden önceki bütün hükûmetlerin gösterdiği cesareti siz gösteremiyorsunuz.
Sizden önceki hükûmetler 32 defa sınır ötesi operasyon yaptılar.  Terör bitmek üzereyken siz geldiniz. Sizin geldiğiniz yılında şehit sayımız 6’dan ibaret. Şimdi bunun neredeyse 20 misli şehit veriyoruz.
20 misli analar ağlıyor. Sizin döneminizde. Niçin? Çünkü yedi senede bir tek kere, o da yedi günlük sınır ötesi kara harekâtı yapabildiniz. O da yabancı ülkeler müdahale etti, hemen geri çekilmek zorunda kaldınız. Bu mudur terörle mücadele? Sayın Bakan çıkıyor terörle mücadeleden bahsediyor. Böyle mi mücadele edeceksiniz? Sizden önceki hükûmetler böyle mi mücadele etti? Başka ülkeler böyle mi mücadele ediyor teröristlerle? Ne yazık ki, Hükûmetin bu konudaki davranışı çok yanlıştır ve son derece üzüntü vericidir.
Bazıları çıkıyorlar Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışının arkasına sığınıyorlar. Atatürk bu sözü söyledi, fazlasını da söyledi, Atatürk “Ülkenin savunması için yapılmadıkça savaş bir cinayettir.” dedi. Doğrudur ama bir şey daha söyledi, Atatürk “Milletimizin topraklarına göz dikenlerin ve ülkemizi esir almak isteyenlerin amansız düşmanıyım.” dedi. Atatürk bu. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh.” sözleri hiçbir zaman teslimiyetçi bir anlayışın limanı olarak, bu anlayışı savunmak için kullanılamaz. Atatürk’ün sözlerini anlamından çıkararak, kapsamından çıkararak yorumlamayınız. Atatürk Şeyh Sait’le mücadele ederken de “Yurtta sulh, cihanda sulh.” anlayışına sahipti ama bu onu mücadeleden alıkoymadı. Hatay’ı almak için biliyorsunuz icabında savaşı göze aldı. Onun için kimse Atatürk’ü yanlış anlamasın ve yanlış yorumlamasın. Atatürk aynı zamanda ne yaptı? Bütün vatandaşlarımızın, Güneydoğu’da yaşayanlar dâhil kalbini kazandı, sevgisini kazandı.
O tarihlerde o bölgeden gelip bu koltuklarda oturan milletvekillerimiz acaba ne diyorlardı biliyor musunuz?
Size bir iki örnek vereyim. Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey… Bakınız ne diyor? Lozan müzakereleri sırasında Mecliste çıkıyor kürsüye “Bendeniz Kürtoğlu Kürt’üm. Sizi temin ederim k,i Kürtler hiçbir şey istemiyorlar. Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık, ayrılmak istemedik ve istemeyiz.” diyor Yusuf Ziya Bey.
Başka? Diyap Ağa… 3 Kasım 1922’de Meclis kürsüsüne çıkıyor diyor ki: “Dinimiz diyanetimiz, aslımız neslimiz hep birdir. Düşmanlar bizi birbirimize saldırtmak için tuzaklar kuruyorlar sen şöylesin, ben böyleyim diye. Ne yaparlarsa nafile, biz hep kardeşiz.”
Bunlar, eski tarihe ait şeyler zannetmeyin, daha yakın tarihte de aynı şeyler söylendi. Bitlis’in çok tanınmış ailelerinden birinin evladı olan değerli diplomat ve siyasetçi Kâmran İnan bakın ne diyor? “Kimsenin değil, devletin adamı olmaya çalıştım. Tek partim Türkiye’ydi. Düşüncem devlet ve millet hizmetiydi. ‘Türk vatandaşı’ ve ‘Türk insanı’ olur. Kimse ayırım yapmasın. Bunu söyleyen arkadaşımız Bitlis’in evladıdır ve bugün bu Mecliste, teröristlerle mücadeleyi müzakereye tercih eden Kürt asıllı 100’e yakın milletvekilimiz var. Onlar temsil etmiyor da terörün sözcüleri mi temsil ediyor o bölgede yaşayan vatandaşlarımızı? Değerli arkadaşlarım, her partide insan var Kürt kökenli.
Niçin onlarla değil de terörün sözcülüğünü üstlenenlerle müzakere ediyorsunuz? Onlar bu vatandaşları temsil etmiyorlar mı? Siz böyle yaparak terörü meşrulaştırıyorsunuz. Teröristleri muhatap alıyorsunuz. Teröristlere toz kondurmayanları, “Terör liderini Hükûmet muhatap alsın.” diyenleri karşınıza alarak terörü meşrulaştırıyorsunuz, farkında mısınız?
Değerli arkadaşlarım, 5 Mayıs 1920 tarihinde Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nde bir bildiri yayınlanıyor. Bu bildiri, Mustafa Kemal Paşa’yı destekleyen bildiridir. Altında kimin imzaları var: Diyarbakır, Urfa, Hınıs, Viranşehir, Bitlis ve Van müftülerinin imzası var.
Değerli arkadaşlarım, işte siz maalesef Türkiye’nin bu güzel geleneklerinden sapıyorsunuz. Üzülerek söylüyorum ki, Türk milleti, hiçbir 10 Kasımda, bu kadar üzüntü verici, bu kadar kasvetli ve bu kadar kahredici bir tabloyla karşı karşıya gelmemişti.
Aylardır bir açılımdan söz ediyorsunuz ama içeriğini açıklayamıyorsunuz. Biraz önce Sayın Bakan geldi, burada uzun uzun konuştu. Açılımla ilgili bir cümlesini hatırlayanınız var mı? Neymiş bu açılım? Kimse bilmiyor. İçeriğine ilişkin bir cümle söyleyemiyorsunuz. Altı aydan beri ülkenin gündemini bu açılımla meşgul ediyorsunuz; millet aç, millet işsiz, millet perişan. Türkiye’nin bütün gündemini  örtüp “açılım” diye bir konu attınız, onun da ne olduğunu bir türlü söyleyemiyorsunuz.
Peki, kim söylüyor bunu? Kim destekliyor bunu? Bakıyoruz, yurt dışında bazı siyasetçiler destekliyor. Ne tuhaf, geçenlerde İngiliz Dışişleri Bakanı geldi Türkiye’ye “Hükûmetin Kürt açılımını kuvvetle destekliyorum.” dedi. Biz İngilizleri tanırız, yıllardan beri tanırız. Şimdiye kadar, bilmedikleri bir şeyi desteklediklerini hiç duymadık. Şimdi destekliyor, demek ki biliyor. Demek ki bizim bilmediğimizi onlar biliyor. Nasıl oluyor bu iş? Bize söylemediğinizi onlara mı söylediniz yoksa? 2007 seçimlerinden sonra Anayasa taslağını da ilk önce Amerikalılara okutmuştunuz, bunu hatırlıyoruz. Efendim, yoksa onun içeriğinin hazırlanmasına, açılımın içeriğinin hazırlanmasına sakın yabancılar destek olmuş olmasın? Bunun da örneği var. Kofi Annan Planı’nı hatırlıyoruz. Kıbrıs Türk liderlerinin kabul etmediği bir metni, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine hazırlattılar ve siz de onu desteklediniz, bunun örnekleri de var. Acaba yabancılar mı bu yol haritasını hazırlıyor?
Birileri çıkıyor diyorlar ki: “Efendim, biz devlet olarak bu açılımın hazırlanışında rol oynamadık.” Gayet tabii ki böyle diyecek. Böyle demezse şaşmaz mısınız? Ama sonunda bakıyorsunuz ki, bu tasarıyı hazırlayanların arkasında evvelce birtakım yüksek devlet görevlerinde bulunmuş insanların yönlendirdiği bazı sivil toplum örgütleri var. Açılım operasyonunun içine giren insanlar, Norveç’in bugün Washington’daki Büyükelçisi, Ankara’daki eski Amerikan Büyükelçisi, eski İngiliz Büyükelçisi, kısa süre önce emekli olmuş subaylar. Bunlar size bir yol haritası hazırlıyor Kürt konusunda. Ne diyorlar? “Sayın Başbakanın yakın zamana kadar, terörü lanetlemediği için görüşmeyi reddettiği bir siyasi grupla görüşeceksin.” diyorlar. Düşünebiliyor musunuz, söyledikleri bu. Şimdi bunun raporunun size tarihini de söyleyebilirim, bütün ayrıntılarını da verebilirim. Açınız bakınız, David Phillips’in raporu, sayfa yirmi sekiz, satır on dokuz. Merak edenlere bu raporları verebiliriz. Daha ne söyleniyorsa o raporda adım adım bunu uyguluyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, dağdan inenleri âlâyıvalayla karşıladınız. Sayın Bakan diyor ki: “Biz illegal hiçbir örgütle görüşmeyiz.” Yani tesadüfen devletin valisinin, müsteşarının o sırada Silopi’ye gideceği tuttu, hâkimin de oraya gideceği tuttu. Bir de baktılar ki karşıdan birileri geliyor. Kimmiş bunlar? “Aa, bunlar teröristlermiş. Bari bunları şöyle ayaküstü bir yargılayalım da serbest bırakalım.” Böyle mi oldu? İllegal örgütle görüşmediyseniz, nasıl bu düzeni orada tertiplediniz siz? Kim size bunu sağladı? Kim size bu bilgileri verdi?
Üstelik, değerli arkadaşlarım, o insanları karşılayanlar arasında, bakıyoruz PKK bayraklarını sallayanlar var. Polis müdahale ediyor mu? Etmiyor. Polis kime müdahale ediyor? İşte bu esef verici olayı protesto eden, ellerinde Türk Bayraklarıyla protesto eden şehit ailelerine müdahale ediyor. Sıhhiye’de şehit ailelerini copluyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisine girmek isteyen şehit ailelerinin elinden bayrağını alıyorlar. Bu nasıl devlet anlayışı? Sayın Bakan, sizin Bakanlığınıza bağlı bu polisler. Bu talimatı siz mi veriyorsunuz insanlara? Türk Bayrağı’nı şehit ailesinin elinden almaya kim cesaret edebilir Türkiye’de? Bu insanı siz ağlatıyorsunuz. Yalnız evladını kaybettiği için ağlamıyor ama bayrağı elinden alındığı için ağlıyor. Nasıl yaparsınız bunu?
Atatürkçü Düşünce Derneği mensupları Denizli’de Cumhuriyet Bayramı kortejine katılmak istemiş. Ne var bunda? Cumhuriyet Bayramı kortejlerinde belediye araçları bile geçiyor, Atatürkçülere yer yok mu? Bu kadar mı tahammülünüz yok Atatürkçülere? Coplarla, kalkanlarla, polis, yaşlı kadınları yerlerde sürüklüyor Denizli’de. Bu mu sizin demokratikleşme anlayışınız? Böyle mi yapacaksınız demokratikleşmeyi?
Adam dağdan inmiş, diyorsunuz ki: Biz bunları serbest bırakıyoruz çünkü bunlar suç işlememiş. Nereden biliyorsunuz? Aktütün saldırısını, Dağlıca saldırısını yapanları tespit ettiniz mi tek tek? Diğer saldırıların tek tek sicilini tuttunuz mu, parmak izi ellerinizde var mı? Nereden biliyorsunuz? Bunlar dağa niçin çıktılar acaba, ellerine silah alarak niçin çıktılar? Oraya, patates soymak için mi çıktılar, çay servisi yapmak için mi çıktılar? Dağda ne işi vardı bunların? Kim size bunların sicilini verdi, tezkiyesini verdi “suça karışmamışlardır” diye? PKK’dan başka kim olabilir? Kim size diyebilir ki “Bunlar hiçbir suça karışmamıştır.” Nereden biliyorsunuz da bunları serbest bırakıyorsunuz? Adamın üzerinde terörist üniforması var, zafer işareti yapıyor, orada bir siyasi partinin otobüsünün üstünde büyük bir törenle karşılanıyor. Eline silah alan, dağa çıkan adam serbest ama eline kalem alan insanın zindanda yatması normaldir sizin hukuk anlayışınıza göre. Silopi’de başka hukuk, Silivri’de başka hukuk… Sizin, devlete karşı baş kaldıran insana tahammülünüz var, Hükûmeti eleştirene tahammülünüz yok.  Bir tanesi dağa çıkmış, bir tanesi konferans yapmış; dağa çıkan serbest, konferans düzenleyen, Hükûmeti eleştiren aylarca, yıllarca hapiste yatsın.
Bu mu sizin demokratikleşme anlayışınız? “Herkes için demokrasi” diyor Sayın Bakan; bravo, Silopi için de demokrasi var mı? Var. Peki, Silivri için var mı? Hayır, onlar için yok. Niye? Onlar Hükûmeti eleştiriyor.
Değerli arkadaşlarım, bu gerçekten savunulması mümkün olmayan bir yaklaşımdır.
Şimdi değerli arkadaşlarım, size şunu da söyleyeceğim: Bazı terör örgütleriyle yabancı ülkelerin mücadelesini örnek veriyorlar, IRA örgütüyle ile İngilizler nasıl mücadele etmiş?
Size, değerli arkadaşlarım şunu söyleyeyim: IRA meselesi çözülmeden önce, 7 Nisan 2005 tarihinde IRA bütün silahlarını bırakmayı resmen kabul etti, ilan etti ve ondan sonra kurulan bir komisyona son tabancasına kadar bütün silahları teslim etti. Siz de böyle mi diyorsunuz? Sizin de böyle bir projeniz var mı? PKK bütün silahlarını teslim etmeden çözüm yapmayacağız diyor musunuz? PKK hazır mı silahları teslim etmeye?
Bakın, size bir örnek vereyim: 29 Temmuz 2009 tarihinde, Amerika’da yayınlanan Policy Watch dergisinde, PKK liderlerinin demeçleri var, bir iki tane örnek vereceğim. Diyor ki: “Bazıları PKK’ya silah bırakma çağrısında bulunuyorlar  bizim en çok yapabileceğimiz şey bir ateşkesten ibarettir.” Tarih 4 Ocak 2009, imza İmralı.
Başka… “Bir çözüm bulunamazsa bu süreçten çekilirim. Sonbahara kadar çok şey değişebilir, savaş çıkarsa Kürdistan Türkiye’den ayrılır.” İmza İmralı.
“Silahlanmadan bahsetmenin hiçbir anlamı yoktur. Kürtler var olmalarını sürdürmek için kendi savunma güçlerine ihtiyaç duyacaklardır.” Tarih 18 Mart 2009, imza Kandil.
“Eğer 2009 yılı içinde savaş olursa, biz saldırılara karşı koymaya, yani onlara tahrip etmeye ve katletmeye hazırız.” İmza Kandil.
“Silahları bırakmak tartışma konusu bile olamaz. PKK hiçbir zaman silah bırakmayacaktır.” Tarih 23 Haziran 2009, imza Kandil.
Daha söyleyelim mi? Daha söyleyelim mi?
“Kürtler ya bağımsız olacaklar ya da yaşamayacaklardır.” 18 Haziran 2009. İmza Kandil.
Değerli arkadaşlarım, siz kiminle, neyi müzakere ettiğinizin farkında mısınız? Bu insanlarla konuşuyorsunuz ve kalkıp diyorsunuz ki 3 kişi sınırı geçti, demek ki silahları bırakıyorlar… Adam size bırakmayacağım diyor, hiçbir koşulda bırakmayacağım diyor. Daha ne istiyorsunuz? Daha ne istiyorsunuz? Ondan sonra da kalkıp büyük sözler söylüyorsunuz, analar ağlamasın vesaire filan.
Değerli arkadaşlarım, acaba Hükûmet bu konuda muhalefetle niçin görüşmek istiyor, niçin uzlaşmak istiyor? Cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşmadınız, Meclis Başkanı seçiminde de uzlaşmadınız, Anayasa değişikliğinde de uzlaşmadınız, hiçbir konuda uzlaşmadınız; bu konuda illa uzlaşacağız… Niye? Çünkü bizi bu politikanıza ortak etmek istiyorsunuz. Biz sizinle bu işlerde birlik olsak bu anlattıklarımızı halka nasıl anlatacağız? Ne yüzle anlatacağız? Onun için sizin bu politikanızın farkındayız, Cumhuriyet Halk Partisini hiç kimse tuzağa düşüremeyecektir, herkesin haberi olsun.
Bizim görüşlerimiz belli. 1989 raporumuza bakın, 1991 tarihli yasa önergemize bakın, 2008 tarihli programımıza bakın, bütün bu konuları açıkça söylüyoruz. Etnik köken servetimizdir diyoruz, hazinemizdir diyoruz, saygı gösterelim, devlet olarak destekleyelim; millî kimlik, millî birlik, eğitimde Türkçe konularına siz sıcak bakarsanız, bunlara karşı çıkmazsanız diğer konularda biz diyoruz ki çağdaş bir ülkede etnik kökenli insanların bireysel hakkı neyse hepsini biz kabul etmeye hazırız. Var mısınız? Var mısınız? Varsanız, bu tartışmalar niye çıkıyor? Niye çıkıp şu cümleleri söyleyemiyorsunuz burada, Anayasa’nın değiştirilmesine karşıyız diyemiyorsunuz? Bazılarınız diyor, Sayın Başbakan dedi, bir iki defa “Anayasa’nın değiştirilmesine karşıyız.” dedi, Sayın İçişleri Bakanı söyledi; Sayın Arınç diyor ki “Mecliste bir uzlaşma bulursak bir saniyede değiştiririz Anayasa’yı.” diyor.
Ne diyor İmralı’daki: Sayın Başbakanın tutumundan hiç memnun değiliz diyor, bir daha kimse gelmeyecek Türkiye’ye diyor, bir daha hiçbir teröristi göndermeyeceğiz diyor, ama Sayın Arınç’ın tutumundan memnunuz diyor.
Zannediyorum ki Sayın Arınç bir terör liderinin bu gibi iltifatkâr sözlerinden çok sevinmemiştir, en azından biz onun hesabına üzüntü duyduk.
Değerli arkadaşlarım, Sayın İçişleri Bakanını hep birlikte dinledik. Onun sözleri arasında bu açılımın ne olduğuna dair hiçbir ipucu yok ama şu var: Çözümü şimdiye kadar hep erteledik diyor, yani terörle mücadeleyi bir türlü beceremedik. Sayın Bakana hatırlatıyorum: Suriye’deki terör örgütünü, terör liderini, oradaki terörist örgütün bütün eğitim kamplarını nasıl bertaraf ettik, nasıl temizledik? Bir tek kurşun atmadan, bir tek operasyon yapmadan nasıl becerdik biz bunu?

Biz bunu diplomasiyle becerdik. Öyle bir ağırlığını koyduk ki devletin, çözüldü Suriye, mecbur kaldı, ondan sonra ilişkilerimiz düzeldi. Siz niye yapamıyorsunuz?
Biraz önce Sayın Bakan anlatıyor, diplomaside ne kadar başarılıyız… Öyleyse niçin Irak Hükûmetini ikna edemiyorsunuz PKK’nın tasfiyesi için? Niçin Amerikalıları ikna edemiyorsunuz? Uluslararası anlaşmalar var, Birleşmiş Milletler kararları var, Irak Anayasa’sının 7’nci maddesi var. O kadar başarılıysanız diplomaside sizden önceki hükûmetlerin başarısını niye tekrarlayamıyorsunuz? Ankara süreci vardı burada. Eş başkanlar, Türkiye- Amerika-İngiltere. Bir tarafımızda Barzani, bir tarafımızda Talabani oturuyor, karşımızda Türkmenler. Ne oldu o dönemde? Hepsi PKK’nın terör örgütü olduğunu kabul etti.Barzani ve Talabani PKK’yla silahlı mücadeleyi kabul etti ve silahlı mücadeleye girdiler. Siz niye yapamıyorsunuz Sayın Bakan? Sayın Bakan niye yapamıyorsunuz siz bunu? Sizden öncekilerin başarısını alicenaplık olarak kabul ederiz diyorsunuz, bunu da söylesenize. Niçin o hükûmetlerin yaptığını siz yapamıyorsunuz, niye siz beceremiyorsunuz?
Sonra kalkıp nasıl olur da böyle bir diplomasiyle övünebilirsiniz?
Değerli arkadaşlarım, bazıları bu diplomasiye 10 vermişler. Ben sordum, acaba dedim, 10 üzerinden mi 10 veriyorsunuz, 100 üzerinden mi 10 veriyorsunuz? Bu kadar hayati bir konumuzda komşu ülkeyi ikna edemeyeceksiniz, en büyük müttefikimizi ikna edemeyeceksiniz, sonra diyeceksiniz ki çok başarılıyız. Başarılıysanız bir tane teröristi iade etmelerini sağlayın, bir tane; Kuzey Irak’ta bir tanesi yakalansın ve Türkiye’ye iade edilsin. Devri hükûmetinizde bu oldu mu? Olmadı.
Bir de şu var: Efendim, Sayın Bakan açıklamadı ama basında görüyoruz, bazı uygulamalardan görüyoruz, Sayın Cumhurbaşkanımız Güroymak ilçesine gitmiş, demiş ki: “Buranın adı ‘Norşin’ olacaktı, adını değiştirelim.” Sonra karar almışlar “Norşin” yapmışlar. Büyük bir endişe içindeyiz biz Bursa Milletvekili olarak, çünkü, acaba Bursa’ya gelirse Sayın Cumhurbaşkanımız diyoruz, bakarsınız Mustafakemalpaşa ilçesine gider, oraya da “Kirmaşti” mi diyeceksiniz? Eski adı “Kirmaşti” imiş. Nerede duracaksınız? Osmanlı isimlerinde mi, Bizans isimlerinde mi, Roma isimlerinde mi? Nereye kadar gideceksiniz?
Hititlere kadar yolu var. Dünyada bütün devletler kendi güçlerini tesis ettikten sonra yerleşim birimlerine kendi isimlerini verirler. Fransa’da da böyledir, Yunanistan’da da böyledir. Yunanistan Cumhurbaşkanı Gümülcine’ye gittiğinde “Buranın adı Gümülcine’dir.” diyor mu? Eski adı Gümülcine. Onlar “Komotini” diyor. İskeçe’ye gittiğinde “Burası İskeçe’dir.” diyor mu? Demiyor. “Ksanti” diyor. Kim yapıyor bunu, sadece biz yapıyoruz, sadece Türkiye bu tavizleri veriyor.
Değerli arkadaşlarım, çok örnekleri var, vaktimiz de yok, ama size şu kadarını söylüyorum: Biz Cumhuriyet Halk Partililer bu oyunlara geçit vermeyeceğiz. Biz Cumhuriyet Halk Partililer milletimizle birlikte, ülkemizin aydınlık insanlarıyla birlikte bu gidişi durduracağız.
Türkiye’yi teröre teslim etmeyeceğiz. Terörle müzakereye razı olmayacağız.
Biz, hangi kökenden gelmiş olurlarsa olsunlar bütün insanlarımızla el ele, çağdaş dünya insanlarının sahip oldukları bütün haklara sahip olarak demokrasi ve özgürlük içinde kalkınmalarını sağlayacağız ve yurt dışından hazırlanan yol haritalarını yırtarak tarihin çöplüğüne atacağız.
Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.