Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

SkyTürk – Sınırötesi Operasyon Tezkeresi, Terörle Mücadele ve Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un CHP ziyareti Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in SkyTurk’e Verdiği Mülakat
8 Ekim 2008
Sunucu: Sevgili izleyiciler, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen konuğumuz. Sayın Öymen hoş geldiniz efendim.
Onur Öymen: Hoş bulduk efendim.
Sunucu : Tüm Türkiye olarak merak ediyoruz ve size de bunu sormak istiyorum. Biraz sonra Mecliste tezkere oylanacak. Tezkerenin çıkmamasına dair bir kuşku yok ama tezkerenin çıkmasıyla ilgili sizin tavrınız ne olacak?
Onur Öymen: Biz tezkereyi destekliyoruz. Mesele Hükümete yetki verilip verilmemesi değildir, Hükümetin bu yetkiyi kullanıp kullanmamasıdır ve kullanırsa nasıl kullanacağıdır. 2003 yılında Meclisten iki kere yetki aldılar ama hiç kullanamadılar. Son aldıkları yetkiyi de sınırlı bir biçimde kullandılar. Sadece hava operasyonları ve bir defaya mahsus olmak üzere sınırlı bir kara operasyonu yapıldı. Bunun yeterli olmadığı son saldırıyla ortaya çıktı. Bizim Hükümetten beklediğimiz, Kuzey Irak’tan PKK’yı tamamen tasfiye edecek bir harekat düzenlemesi ve bunun sorumluluğunu üstlenmesidir. Bunu yaptığı takdirde PKK’nın tasfiyesi doğrultusunda önemli bir adım atılmış olacaktır.
Aslında bu görev öncelikle Irak Hükümetinindir. Çünkü Irak Anayasasına göre, Iraklıların kendi topraklarında teröristlerin faaliyette bulunmamasını sağlama yükümlülükleri vardır. Ama ne Irak ne de Kuzey Irak’taki yerel yönetimler, bu yükümlülüğü yerine getirmiyor. On yıl öncesine kadar Barzani ve Talabani’nin peşmergeleri PKK’ya karşı savaşıyorlardı. Şimdi ne oldu da buna yanaşmıyorlar? Genelkurmay İkinci Başkanımızın söylediği gibi, hatta lojistik destek veriyorlar. O zamandan bu zamana ne değişti?
Amerika’nın da burada sorumluluğu vardır. Uluslararası anlaşmalara göre, özellikle Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne göre Amerika, işgal ettiği topraklarda güvenliği sağlamakla görevlidir. Hem ABD hem de Irak yönetimi, Irak’ta PKK hariç bütün terör örgütleriyle savaşıyorlar. Acaba neden PKK’ya karşı mücadele etmiyorlar? Biz bu soruyu soruyoruz. Hükümetin de bunu sorması gerekir.
Hükümet herkese çiçek atarak, güler yüz göstererek diplomasi ve siyaset yapmak istiyor ama bu mümkün değildir. Diplomasi, gerektiğinde o ülkeye tavır koymaktır. Görevini yapmayarak Irak’tan PKK’yı tasfiye etmeyen Irak Yönetimine hiçbir şey olmamış gibi davranabilir misiniz? Onlar sizi davet edecek ve siz “Cumhurbaşkanı düzeyinde gelirim” diyeceksiniz. Olur mu? Yapılması gereken, önce PKK’ya karşı mücadele etmek, sonrasında ilişkilerimizi iyi bir düzeye çıkarmaktır. Siz Irak’tan beklediğiniz üç kuruşluk ekonomik menfaat uğruna bu cinayetleri sineye çekebilir misiniz? Bu yüzden Türkiye’nin, Kuzey Irak kadar Amerika’ya da tepkisini ve beklentilerini çok kararlı bir biçimde dile getirmesi gerekir. Tüm bunlar yapılmadığı takdirde , sadece Meclisten yetki almak yeterli olmayacaktır..
Sunucu: Irak’ta tampon bir bölge oluşturulması konusu tekrardan tartışılmaya başlandı. Tam olarak böyle ifade edilmese de tahmin ediyorum ki CHP, Irak sınırında daha kalıcı bir çözüm istiyor. Siz bu tampon bölge oluşturulması tartışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Ne Irak Hükümeti, ne Kuzey Irak’taki yerel yönetim, ne de Amerika PKK’yla mücadele görevlerini yerine getirmiyorlarsa o zaman bu görev Türkiye‘ye düşer. Türkiye bu görevi nasıl yapar? Gerektiği zaman oraya müdahalelerde bulunur ama daha etkili olacak olan da oradan PKK’yı tamamen tasfiye etmektir. Yani, Kuzey Irak’ta bir koridor veya tampon bir bölge oluşturmaktan daha etkili olacak olan çözüm, PKK’yı Kuzey Irak’tan tamamen tasfiye etmektir. Bu çözümün bir parçası olarak Türkiye’nin belirli sürelerle belirli bölgelerde askeri mevcudiyet kurması gerekiyorsa biz bunu da destekleriz. Bu konuda Genel Başkanımız daha 2002 yılında, Hükümete, önceki Hükümetlerin yapmış olduğu gibi bu Hükümetin de sınırın öteki tarafına asker göndermesini önermiştir. Hükümet bu görevi yerine getirip askere yetki verirse mesele yoktur. Ancak bunların hiçbirini yapmazsa, bugün çektiğimiz sıkıntıların aynılarını çekmeye devam edeceğiz demektir.
Sunucu: Siz Kuzey Irak’taki Kürt grupların Türkiye ile olan ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Eskiden bu grupların liderleri Türkiye’ye sıkça gelirlerdi, artık gelmiyorlar. Acaba artık Türkiye’ye itibar etmiyorlar mı?
Onur Öymen: İşte işin endişe verici tarafı budur. Daha önce de söylediğim gibi eskiden, Türk Hükümetinin uygun diplomatik yöntemlerle bunlara sağladığı etkiyle, ki o zamanlar ben Dışişleri Müsteşarıydım, Barzani ve Talabani Türkiye’nin desteğiyle PKK’ya karşı savaşıyorlardı. Şimdi ne oldu da savaşmıyorlar? Ne değişti? O Hükümetlerin yaptığını bu Hükümet neden yapamıyor? Öyle anlaşılıyor ki Türkiye, Kuzey Irak’taki yerel yöneticilerin PKK’ya olan bu hoşgörülü tavrını, hatta Genelkurmay İkinci Başkanının ifadesiyle, lojistik destek sağlanmasını içine sindirmiş gözüküyor. Bu sindirme de , yerel yöneticilerin PKK ‘ya karşı hiçbir şey yapmamasına rağmen , Barzani’nin sözcüsünün Türkiye ile çok iyi ilişkiler içerisinde olduklarını söylemesinden bellidir. Demek ki siz onların PKK ile mücadele etmemesini mesele yapmayıp bunu içinize sindiriyorsunuz. İşte endişe verici taraf budur.
Sunucu: Son günlerde yeni bir gelişme yaşandı. ABD, Kuzey Irak’taki güvenliği sağlamaya yönelik bölgedeki Kürt grupları bu konuda yetkilendirdi ve bir yetki devri söz konusu oldu. Bir yandan da Türkiye, bu Kürt gruplardan terörle mücadele etmelerini bekliyor. Güvenliğin sağlanması görevinin bu gruplara verilmiş olması sizce ileride ne tür bir soruna yol açabilir?
Onur Öymen: Amerika’nın böyle bir yetkisi yoktur. Bu yüzden elinizde olmayan bir yetkiyi de devredemezsiniz. Cenevre Sözleşmesi’ne göre Amerika’nın işgal ettiği ülkenin tamamında güvenliği sağlama yetkisi var. “Ben ülkenin bir kısmında güvenliği sağlarım, diğer kısmı beni ilgilendirmez. Oranın güvenliğini de başkaları sağlasın” diyemezsiniz. Böyle bir yetkiniz yoktur. Bu yetkiyi nereden aldınız ki başkalarına devrediyorsunuz? Bu yüzden Amerika sorumluluktan kaçınamaz. Kendi uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır. Sadece Türkiye’ye istihbarat vererek ya da yerel güçlere tavsiyelerde bulunarak uluslararası sorumluluğundan kurtulamaz.
Sunucu : Bugün Genelkurmay Başkanı Partinizi ziyaret etti. Tahmin ediyorum ki bu bir nezaket ziyaretiydi. Konuşma yapmasını beklemememize rağmen dışarıda açıklama yapması bizim açımızdan da dikkat çekici bir unsur oldu. Bu ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Çok yararlı ve olumlu bir ziyaret olmuştur. Sayın Genel Başkanımız da bu ziyaretten çok memnun olmuştur.
Sunucu: Genelkurmay Başkanı göreve gelir gelmez sizin ona bir ziyaretiniz olmuştu değil mi?
Onur Öymen: Daha önce bir ziyaretimiz olmuştu ama bu yeni komuta kademesini önümüzdeki günlerde ben de ziyaret edeceğim.
Sunucu: Peki Sayın Öymen, AKP’nin terörle mücadele konusundaki yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Genel Başkan Sayın Baykal bazen AKP’nin terörle mücadeleyi kavrayamadığını söylüyor. Sizin bu konudaki perspektifiniz nedir? Bu duruma nasıl bakıyorsunuz?
Onur Öymen: AKP terörle mücadele konusunu iç politikadan bağımsız olarak düşünemiyor. Başka siyasi partilerin sadece milli düşüncelerle, ülke çıkarlarını düşünerek böylesi konularda tavır alabileceklerini hiç düşünemiyor. Terör konusu üzerinde bir görüş ileri sürdüğümüz zaman bunu kan üzerinden siyaset yapmak olarak vasıflandırıyor. AKP bizim ne söylediğimizi hiç anlamamış ya da anlamazlıktan geliyor. Yani zannediyor ki bir siyasi parti, milli menfaatleri değil de, sadece kendi küçük iç politika menfaatlerini düşünür. Bu çok yanlış bir değerlendirmedir ve siyaseti hiç anlamamaktır. Türkiye’de CHP’yi ve belki de diğer siyasi partileri hiç tanımamak demektir.
Bizim buradaki tek kaygımız akan kanı durdurmaktır. AKP iktidara geldiğinde yılda 6 şehit veriyorduk, şimdi ise bir operasyonda 17 şehit veriyoruz. Bu durum tek başına, geldiğimiz noktayı izah etmiyor mu? Biz buna tepki göstermeyelim mi? Hükümeti daima alkışlamamızı ve her yaptığı doğrudur dememizi mi bekliyorlar? Yaptıkları ve izledikleri politikalar baştan aşağı yanlıştır. 2003 yılında sınır ötesi operasyon yapmak için Meclisten iki kere yetki aldılar ama ikisini de uygulayamadılar. 2004 yılından 2007 yılının sonuna kadar ise Meclisten yetki bile istemediler. 2007 yılında aldıkları yetki ise sadece hava operasyonu ve sınırlı bir bölgeye bir kerelik kara operasyonu yapmak içindi. Görevini yapmak bu mudur?
Sadece sınırlı bir operasyon yapmak, sonuç almaya yetseydi bu saldırılar olmazdı ve bu kadar şehit vermezdik. Son bir ay içinde yaklaşık 40’a yakın şehit verdik. Bu son derece ciddi bir durumdur ve bu konuda bir an önce tedbir almak gerekir. Bugünkü açıklamalara bakacak olursak, Maliye Bakanlığı o karakolların tamiratı için istenen tahsisatı vermemiş. Bu bilgi doğruysa çok ciddi bir bilgidir. Maliye Bakanı’ndan bu konuda açıklama bekliyoruz.
Siz terörle mücadeleyi böyle mi yürütüyorsunuz? İnsanlarımızın ve askerlerimizin can güvenliği size emanettir. Biz bunu söylediğimiz zaman kan üzerinden siyaset mi yapmış oluyoruz? Bir de şehit ailelerinin durumu var, ona da bakmak lazım. Bu insanlarımız şehit oldu. Ailelerine yeterli desteği sağlıyor musunuz? Geçenlerde Bursa’da bir şehit babasıyla görüştüm. Devletin ona ödediği aylık maaş 262 liradır. Bu, devlet için utanç verici bir durumdur. Evladını kaybetmiş, üniversite mezunu bir oğlunu şehit vermiş bir babaya sizin layık gördüğünüz destek bundan ibarettir. Bir kişi, bugün Türkiye’de 262 lirayla geçinebilir mi? Bu neyin karşılığıdır? Bu kadar insafsızlık olur mu? Hiçbir şey veremiyorsanız bari en düşük devlet memuru maaşı kadar para verin. Onun kaçta kaçını veriyorsunuz? Son derece utanç verici bir durumdur. Şehit ailelerine sahip çıkamıyorsunuz, askerlerin korunması için istenen tahsisatı vermiyorsunuz. Başbakan “Ne istiyorlarsa veriyoruz” diyor. O zaman maddi yetersizlikten bahsederken asker, gerçek dışı beyanda mı bulunuyor?
Sunucu: Tahmin ediyoruz ki tezkere Meclisten geçecek. Ancak bundan sonra, geçen sene de olduğu gibi tekrar Amerika ile bir istihbarat işbirliği gündeme gelecek. Siz Amerika’nın istihbarat konusunda verdiği desteği yeterli buluyor musunuz?
Onur Öymen: İstihbarat tek başına yeterli değildir. Eğer öyle olsaydı Amerika Afganistan’da şimdiye kadar çoktan başarılı olurdu ve Irak’ta da yeterli istihbaratı alıp bütün terör örgütlerini tasfiye ederdi. İstihbarat önemlidir, özellikle elektronik istihbarat ve hava istihbaratı çok önemlidir fakat her şey değildir. Yeterli olsaydı bu son saldırı olmazdı.
O bakımdan istihbarat işbirliğine çok fazla bel bağlamamak gerekir. Amerika’nın uluslararası yükümlülüğü istihbarat vermekten ibaret değildir. Daha önce de belirttiğim gibi, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne göre, bir ülke askeri gücüyle işgal ettiği bir başka ülkede güvenliği sağlamakla mükelleftir. Bunu yapmazsa, sadece istihbarat vererek uluslararası yükümlülüğünü yerine getiremez.. Bu nedenle hem Amerika’dan, hem Irak Hükümetinden, hem de Kuzey Irak’taki yerel yönetimlerden de çok ciddi beklentilerimiz vardır.
Cumhurbaşkanımız orada otorite eksikliği olduğundan bahsediyor. Orada otorite eksikliği yoktur, aksine otorite fazlalığı vardır. Oradaki yerel güçlerin bile elinde askeri güç vardır. Dünyada hangi federal devlette, yerel yönetimin elinde askeri güç vardır? Merkezi Hükümetin iradesine karşı yabancı şirketlerle petrol araştırması için anlaşma yapılabiliyorsa ve yerel yöneticilerden biri Cumhurbaşkanı olabiliyorsa burda otorite eksikliği değil otorite fazlası vardır. Eksik olan iradedir.
Hükümet ve Sayın Cumhurbaşkanımız Iraklılar incinmesin, Kuzey Iraklılar incinmesin diye çok özel bir çaba sarf ediyorlar ama görüyoruz ki Türk milleti bunun bedelini kanıyla ödüyor. Diplomasi, gerektiğinde başkalarını incitmeyi göze almaktır. “Kimse üzülmesin, incinmesin, bana yapılan terörist saldırılara göz yumanlar da incinmesin” şeklinde bir anlayış olabilir mi? En yakın soydaşlarımızın yaşadığı Azerbaycan’ın topraklarını işgal eden Ermeniler de incinmesin, Kıbrıslı Türkleri katleden Rumlar da incinmesin. Böyle bir diplomasi olur mu? O bakımdan, politikalarınızı kararlılıkla ortaya koyacaksınız ve bazı devletlerin tutumundan hoşnut değilseniz çekinmeden bunu söyleyeceksiniz. Irak Hükümetinin sorumluluklarını yerine getirmemesini kınayacak cesaretiniz olmalıdır. Irak’a karşı cesaretiniz yoksa dünyada kime karşı cesaretiniz olacak?
Sunucu: Sayın Öymen, daha önce Dışişleri Müsteşarlığı yaptınız. Irak sınırında böyle bir tampon bölge oluşturulması veya Türkiye’nin güvenlikle ilgili bir takım yapılanmalara gitmesi uluslararası ve dış ilişkileri de ilgilendiren bir konu. Emekli bir diplomat olarak, konjonktür açısından Türkiye’nin bu isteğini gerçekleştirebileceğini düşünüyor musunuz?
Onur Öymen: Türkiye’nin terörle mücadelesine kimsenin söyleyecek bir sözü olamaz. Hem Türkiye’ye karşı yapılan terörist saldırıları durdurmayacaksınız, hem de Türkiye’nin onlara karşı kendini savunmasını eleştireceksiniz. Böyle bir şey olur mu? Bu açıkça terörün yanında vaziyet almak demektir. Yani ya terörü engelleyeceksiniz ya da bizim terörle mücadele etmemize karşı çıkmayacaksınız. “Ne saldırıları engellerim ne de senin mücadelene izin veririm” demek, terörün yanında vaziyet almak demektir.
Sunucu: Bu durum Türkiye’ye meşru müdafaa hakkı doğurur mu ?
Onur Öymen: Tabii, bizim sıcak takip hakkımız vardır. Daha önce de defalarca yaptık Kuzey Irak’a binlerce, on binlerce asker geçirdik Dünyada kim bize ne dedi ya da ne diyebilirdi? Diyenlere de gereken cevapları verdik.
Sunucu: Tabi o zamanlar Saddam vardı. Şimdi ise ABD var. Bu durum bir farklılık yaratır mı?
Onur Öymen: Kim olursa olsun. Belirli bir ülkeden size yönelik terörist bir saldırı varsa “Bu ülkeden saldırı olursa tepki gösteririm, başka bir ülke sorumluysa ben ağzımı açamam” denilebilir mi? Saldırı belirli bir coğrafyadan geliyor. O coğrafyada kimin sorumluluğu varsa, en yakınınız bile olsa ona karşı tavır koymak zorundasınız. Örneğin Kanada’dan Amerika’ya bir saldırı olsa Amerika, “Kanada dostumdur” diyerek bu duruma bir tepki göstermeyecek mi?
Amerika terörden sorumlu bir İç Güvenlik Bakanlığı kurdu. Bu Bakanlığın stratejisi de teröristleri Amerika topraklarına henüz adım atmadan onları engellemek ve bertaraf etmektir. Amerika size bir şey söyleyecek olursa bu stratejiyi vurgulayarak “Sizin stratejiniz bu değil miydi? Biz aynı şeyi yapınca bize nasıl engel olabilirsiniz? Bu kadar çifte standart olabilir mi?” diyeceksiniz. Amerika Türkiye’nin düşmanı değildir ki. Amerika Türkiye’nin müttefiki, dostudur. Böyle bir ülkeye siz derdinizi anlatamıyorsanız kime anlatacaksınız? Ama hep böyle pasif, hep alttan alıcı, her şeyi sineye çeken bir politika izlerseniz geleceğimiz yer burasıdır.
Biz bunu yıllardan beri Hükümete söylüyoruz ama maalesef anlatamadık. Çünkü onlar, parti olarak, yabancılardan siyasi destek sağlamayı su yüzeyinde kalabilmenin tek şartı olarak görüyorlar. AKP’yi kapatma davası sürecinde de gördük ki bütün Avrupa ve Amerika “ Nasıl olur da AKP aleyhinde bir dava açılır” diye ayağa kalktı. Ama bu desteğin de bir bedeli vardır ve o bedeli ödemeye hazırsanız size destek sağlarlar.
Sunucu: Avrupa Birliği de saldırıyı kınadı. Onların tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Avrupa Birliği için kınama yetmez. Açıkça söylemem gerekirse bizim basının yayınlarını içimiz sızlayarak izliyoruz. Basına bakacak olursak sanki yabancılar bu saldırıları kınadılar diye büyük bir sevinç içindeyiz. “AB kınadı, BM kınadı” vs. diye manşetler atıyorlar. Kınamayacaktı da ne yapacaktı? Elinize sağlık mı diyecekti? Önemli olan onun ötesinde ne adım atıyorsunuz? Kendi ülkenizdeki terörist faaliyetleri durduruyor musunuz? Terör yanlısı televizyon yayınlarını engelliyor musunuz? PKK’nın mali kaynaklarını kesiyor musunuz? Yakaladığınız PKK’lıları Türkiye’ye iade ediyor musunuz? İşte bu soruların cevaplarını verebiliyorlarsa sevinirsiniz. Avrupalılar bu saldırıyı sırf kınadı diye sevinmek bizi çok küçültüyor. Biz öyle bir ülkeyiz ki ,uğradığımız bir terörist saldırıyı kınadıklarında bu devletlere büyük bir şükran duygusu içinde oluyoruz .Böyle bir şey olabilir mi? Kendimizi bu kadar küçültüp, aşağılık duygusuna kapılmamız doğru mudur?
Sunucu: Avrupa Birliği bir yandan saldırılara tepki gösteriyor, bir yandan da sınır ötesi operasyon yapıldığında Türkiye’yi bir işgalci güç gibi gösterip, Türkiye’nin bir an önce Kuzey Irak’tan çıkması gerektiği yönünde telkinlerde bulunuyor. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
Onur Öymen: Aslında bunlara kulak asmamak gerekiyor. Esen her rüzgara kulak verirseniz ve çatılan her kaşın karşısında iki büklüm olursanız devleti idare edemezsiniz. Gayet tabii ki en haklı davranışlarımıza ve en doğal hakkımız olan hareketlerimize bile tepki gösterenler olacaktır. Başkaları tepki gösterecek diye ülke çıkarının gereğini yerine getirmezlik yapılabilir mi?
Almanya’da Büyükelçilik yaptığım dönemde Almanya Başbakanının dış politika baş danışmanı beni davet etmişti ve Kuzey Irak’a yaptığımız bir operasyon hakkında görüşmüştük. Operasyonun, Irak’ın egemenliğine müdahale anlamına geleceğini gerekçe göstererek böyle bir operasyonu doğru bulmadıklarını söyledi. Ben de kendisine Kuzey Irak’tan Türkiye’ye yönelik terörist saldırılardan haberdar olup olmadığını ve Almanya da böyle bir saldırıya maruz kalsaydı aynı şekilde karşılık verip vermeyeceklerini sordum. Cevap vermedi. İşte söyleyecekleri sadece bundan ibarettir. Hükümetin, yabancılara bunu bile söylemeye cesareti yoksa bu devleti idare edemez. Devlet idare etmek cesaret ve kararlılık ister.
Sunucu: Böyle bir kararlılık ortaya koyarsa, Hükümete destek vereceğinizi söylüyorsunuz değil mi?
Onur Öymen: Başından beri söylüyoruz ama Hükümet bizim her söylediğimizi iç politika düşüncesiyle söylenmiş bir söz gibi anlıyor.
Sunucu: Dışişleri Müsteşarı olduğunuz dönemde, operasyonlar sırasında Kürt gruplarla işbirliği yapıldığını söylediniz. Sizce o zamanki tavırla şimdiki tavır arasındaki fark nereden kaynaklanıyor?
Onur Öymen: O zamanlar Ankara Süreci vardı. Bu süreçte Amerika, İngiltere ve Türkiye Eş Başkandı. Ben de Türkiye adına Eş Başkanlık yapıyordum. O zaman Kuzey Irak’ta Saddam’ın hiçbir otoritesi yoktu. Yapılan toplantılarda bir tarafımızda Barzani temsilcileri, bir tarafımızda Talabani temsilcileri, karşımızda da Türkmen temsilcileri oturuyordu. Biz bunların hepsini PKK’yı bir terör örgütü olarak kınamaya ve PKK ile savaşmaya ikna etmiştik. Sonra bu süreç bitti ve bu süreci Amerika’ya taşıdılar.
Kürtler ve Amerikalılar, aralarında Washington Anlaşması imzaladılar. Bu anlaşmayı hiç duydunuz mu veya bundan haberiniz var mı? Sonra Barzani ve Talabani terörle mücadeleden vazgeçtiler ve hala mücadele etmiyorlar. Acaba neden? Hükümetin bunu sorgulaması ve “Önceden PKK ile çarpışıyordunuz da şimdi neden çarpışmıyorsunuz” diye sorması gerekir. Ne değişti? Amerika’nın mevcudiyeti mi değişti? Türkiye’nin müttefiki olan Amerika Barzani ve Talabani’ye, “PKK ile çarpışmayın” mı demiştir?
Sürekli siyasi çözümden bahsediyorlar. Siyasi çözüm, “Teröristlerle masaya oturun, onlar ne istiyorsa yapın, af çıkarın da sonra bu iş bitsin” demektir. Birçok Amerikalı yetkilinin, Türkiye’nin PKK ile ancak siyasi çözümle baş edebileceğine dair beyanları vardır. Bu da “Siz terörle mücadeleden bir sonuç alamazsınız. Bu yüzden aynı masaya oturun ve onlar ne istiyorsa yapın, taviz verin ve durumu böyle çözün” demektir. Amerika’nın Türkiye’ye önerisi bu mudur?
Sunucu: Geçtiğimiz kış aylarında yapılan sınır ötesi operasyon sırasında Genelkurmay ve CHP arasında karşılıklı bir gerginlik olmuştu. Genelkurmay Başkanlığı’na bir ziyarette bulunacağınızı söylediniz. Genelkurmay Başkanlığı’na Sayın Baykal mı gidecek yoksa siz mi gideceksiniz? Davet onlardan mı geldi?
Onur Öymen: Biz askerlerle her zaman görüşürüz. TSK Türkiye’nin Anayasal bir kuruluşudur. Dolayısıyla TSK ile geçmişte de temaslarımız olmuştur, ileride de olacaktır. Biz Silahlı Kuvvetlerle temas etmeyi görevimiz sayarız ve aramızda herhangi bir yanlış anlama olmaz. Geçmişteki mesele Silahlı Kuvvetlerle bizim aramızda değil, Hükümetle aramızda olan bir meseleydi. O zamanlar Hükümete, sınır ötesi kara harekatı başlayınca bunu netice alana kadar devam ettirmelerini ve ona göre planlamalarını söyledik. O sırada Amerikan Savunma Bakanı Gates de “Türkiye birkaç güne kadar Kuzey Irak’tan çekilsin yoksa istihbarat yardımımızı keseriz.” şeklinde tehdit içeren bir beyanat vermişti. Hemen sonra da askeri harekat sona erdi. Hükümet “Biz zaten operasyonu durduracaktık” dedi ama Amerika operasyonu durduracağınızı bilmiyor muydu da böyle bir tehdit ve talimatta bulundu?
Sunucu: Peki Genelkurmay Başkanlığı’nı ziyaret daveti oradan mı geldi yoksa bu sizin bir talebiniz midir?
Onur Öymen: Askerlerle meslek hayatımızdan kaynaklanan ve uzun yıllara dayanan kişisel temaslarımız vardır. Hiçbir zaman da bunları bir iç politika meselesi olarak görmedik ve bu konularda yıllardır çalışmış insanlar olarak daima birbirimizle görüşürüz. NATO, güvenlik, silahsızlanma, konvansiyonel silahlar gibi askeri içerikli her konuda askerlerle görüş alış verişinde bulunuruz. Bunda yadırganacak hiçbir şey yoktur. Başka ülkelerin siyasetçileri de kendi ülkelerinin askeri makamları ile görüşürler. Türkiye’de de geçmişte hep böyle olmuştur, ileride de hep böyle olacaktır. Aynı ülkenin insanlarının ortaklaşa tartışacağı ve görüşeceği konular mutlaka vardır. Her olmuştur, bundan sonra da olacaktır.
Sunucu: Sayın Öymen, sizce bu tezkere bir önceki tezkereden daha farklı bir netice verebilir mi? Yoksa bundan umudunuz yok mu?
,
Onur Öymen: Bunu göreceğiz. Bizce, Türkiye yurt dışından çok ciddi bir terör saldırısına uğramışken, Hükümete yurtdışında bu terörü bertaraf etmek yetkisi vermemek terörün yanında yer almaktır. Bu yetkiyi vermemek, teröristleri desteklemekten başka hiçbir anlama gelmez, sadece Türkiye’nin elini kolunu bağlamak anlamına gelir. Dolayısıyla ben şahsen ülkesini seven herkesin bu tezkereye olumlu oy vermesini bekliyorum.
Uygulamada nasıl olacağını ileride göreceğiz. Önemli olan netice almaktır. Türkiye’nin netice alacak gücü, birikimi, silahlı kuvvetleri, tecrübesi, silah ve cephanesi ile bilgisi vardır. Türkiye bu olanaklara sahipken bazı kaygı, endişe veya korkulardan dolayı Hükümet olarak kapsamlı bir operasyondan çekinirseniz, çok yanlış bir iş yapmış olurusunuz.. Görevinizi yapmamış olursunuz.
Sunucu: Son sorum yine Genelkurmay Başkanının ziyaretiyle ilgili olacak. Nezaket ziyaretinin ötesinde bir ziyaret olduğu için acaba sadece göreve yeni başladığı için mi geldi yoksa bir takım geniş konular da masaya yatırıldı mı?
Onur Öymen: Sayın Genelkurmay Başkanımız, Sayın Baykal’ın yaptığı ziyareti iade etti. Ancak bu görüşmede güncel konuların, özellikle terörist saldırıların hiç görüşülmediğini söylersem sizi yanıltmış olurum.
Sunucu: Sayın Öymen çok teşekkürler efendim.
Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.
Sunucu: Kolay gelsin efendim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.