Habertürk -ABD Başkanlığına Barack Obama’nın Seçilmesi ve Yeni Dönemdeki Türk-Amerikan İlişkileri Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in HaberTurk’e Verdiği Mülakat
5 Kasım 2008
Sunucu: Sayın seyirciler bugün Ankara stüdyomuzda çok değerli bir konuğumuz var; CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen. Sayın Öymen hoş geldiniz efendim yayınımıza.

Onur Öymen: Hoş bulduk efendim.

Sunucu: Amerika Başkanını seçti. “ABD’ye değişim geldi, rüya gerçek oldu” bugünkü manşetlerin cümlesi oldu ve şu andaki hissiyat da bu. Sizce dünya için ve Türkiye için tablo gerçekten de bu kadar pembe mi?

Onur Öymen: Böyle değerlendirmelerde aşırı iyimserlik de, aşırı kötümserlik de insanları yanlış yola yönlendirebilir. Önemli olan Barack Obama’nın, değişimin simgesi olarak Başkan seçilmesidir. Bu değişimin Amerika için, dünya için ve Türkiye için ne anlam ifade ettiğini önümüzdeki aylarda göreceğiz. Seçim döneminde söylenen sözler, verilen vaatler, gösterilen tepkiler vardır fakat seçimden sonra liderler, iktidar olmanın sorumluluğunu üstlenince, devletin tüm kademelerinin bilgilerine sahip olduklarında daha sağlıklı değerlendirmeler yaparlar. Bu, Başkan Obama için de geçerlidir, Başkan Yardımcısı Biden için de geçerlidir.

Asıl mesele, Amerika’daki değişim rüzgarlarından Türkiye’nin olumsuz yönde etkilenmemesi, mümkünse olumlu yönde etkilenmesidir. Bunun için  Türkiye’nin görüşlerini, tezlerini, beklentilerini yeni Başkana çok açıkça, dürüstçe ve tutarlı bir şekilde anlatması gerekiyor. Daha önce olduğu gibi “Bizim Başbakanımızı delikten süpürmeyin, onu kullanın” benzeri söylemler Türk- Amerikan ilişkilerine zarar verdi. Gelecekte de aynı üslubu kullanıp teslimiyetçi bir yaklaşım sergilersek Türkiye bu durumdan yine büyük zararlara uğrar. Türkiye, Kıbrıs meselesi, Ermenistan  ve terörle mücadele konularında tezlerini çok iyi anlatmalıdır.

Öyle anlaşılıyor ki Barack Obama sadece belli görüşleri dünyaya zorla kabul ettirmeye çalışacak bir Başkan görünümü sergilemeyecektir. Hatta dünya ülkelerini dinlemeye önem verecektir. Daha önceki mesajları da bu doğrultudadır. İşte bu aşamada Türkiye’nin, tezlerini çok doğru ve tutarlı bir şekilde anlatması gerekir. Yeni Başkanın kuracağı ekip de çok önemlidir. Dışişleri Bakanlığına, Maliye Bakanlığına ve Hazineden sorumlu Bakanlıka kimi getireceği ölçü olacaktır.

Dünyada herkes Obama’dan çok şeyler beklemektedir. Bu değişim rüzgarından olumsuz yönde etkilenmemek için bizim Türkiye olarak şimdiden tezlerimizi kararlı ve tutarlı bir şekilde dile getirmemiz ve yeni yönetimle iyi ilişkiler kurmamız gerekir. CHP olarak bizim düşüncelerimiz bunlardır. Başkana başarılar diliyor ve Türk-Amerikan ilişkilerinin önümüzdeki dönemde daha kötüye değil daha iyiye gitmesini temenni ediyoruz. Az önce de belirttiğim gibi, bu açıdan hem Türkiye’ye hem de Amerika’ya atılması gereken adımlar ve yapılması gereken işler düşmektedir.

Şunu da unutmayalım ki, Başkan Clinton döneminde Türk halkının yüzde 53’ü Amerika’yı destekliyordu. Başkan Bush döneminde bu oran yüzde 13’e indi. Bu çok büyük bir düşüştür. Bu düşüşte Amerika’nın önemli hataları vardır. Belki Türk Hükümetinin de bazı hataları vardır. Bu durumun düzeltilmesi ve karşılıklı itimat havasının yaratılması için Amerika’nın Türkiye’ye saygı gösteren, Türkiye’nin müttefikliğine ve dostluğuna önem veren bir politika izlemesinde fayda vardır. Türkiye’nin de bir yandan kendi çıkarlarını kararlı biçimde korurken bir yandan da Türk-Amerikan ilişkilerini dostluk ve ittifak ilişkileri çerçevesinde sürdürmeye özen göstermesinde fayda olacaktır.

Sunucu: Sayın Öymen, Türkiye’nin tezlerini iyi anlatmasından bahsettiniz. Sizce Türkiye bunu nasıl yapmalıdır?

Onur Öymen: Türkiye, özellikle şimdiki Hükümet zamanında dış politikada, karşı tarafın haksız bazı talepleri karşısında yeterli tepki göstermemiştir. Örneklerinden biri Kıbrıs meselesidir. Öteden beri Kıbrıs’ta Türklere çok büyük haksızlık yapılmıştır. Amerikan lobisi öyle istiyor diye Kuzey Kıbrıs’taki Türk soydaşlarımıza haksızlık yapılmasına razı mı olacağız? Ermenistan, Azeri topraklarının yüzde 20’sini işgal etmiş. Başka ülkeler bunu içine sindiriyor diye biz de içimize mi sindireceğiz? Amerika’nın işgal ettiği ülkenin güvenliğini sağlama sorumluluğu vardır. Dolayısıyla Kuzey Irak’taki teröristleri bertaraf etme sorumluluğu da vardır. İşte bunları anlatacaksınız. Bunları anlatmak için Amerika ile kavga etmek gerekmiyor. Gayet sakin, tutarlı ve netice alıcı bir dille anlatmak gerekiyor. Türkiye çok haklı olduğu pek çok konuda haksız duruma düşürülmüştür.

Başkan Bush Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediğini söylemesine rağmen, bunun Türkiye’ye bir faydası olmamış, tam tersine ilişkilerimizde gerilemeler görülmüştür. Başkan Clinton zamanında Amerika, o zaman da Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediğini söylüyordu ama Avrupa ülkelerinin başkentlerine özel temsilciler göndererek Türkiye’ye haksızlık yapılmaması için özel bir çaba sarf ediyordu. İşte bu çabaların da etkisiyle 1999 yılında Türkiye tam üyelik sürecine girmiş ve gerçek anlamda bir aday ülke haline gelmişti. Bakalım önümüzdeki  Barack Obama döneminde Amerika’nın, Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki tavrı ne olacaktır? Başkan Clinton gibi mi olacaktır yoksa Başkan Bush gibi mi olacaktır? Yani sadece sözde mi kalacaktır yoksa netice verici girişimlere de yol açacak mıdır?

Özetle önemli bir döneme giriyoruz. Bu dönemde Türkiye’ye de büyük sorumluluklar düşüyor. Türkiye’nin bu sorumlulukları en iyi şekilde yerine  getirebilmesi için içimizde de sağlıklı bir diyalog olması gerekir. Mecliste, İktidar ve Muhalefet arasında ortak bir görüş oluşturulması gerekir. Hükümet “her işi ben bilirim” diyerek yola çıkarsa sanıyorum ki beklediğimiz sonuçlara ulaşamayız, hatta bazı alanlarda, Kıbrıs meselesi ve Ermeni konusunda olduğu gibi, sıkıntı da çekebiliriz.

Sunucu: Sayın Öymen, çok teşekkürler efendim yayınımıza katıldığınız için.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.