Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ART – Obama Dönemindeki Türk-Amerikan İlişkileri, AB İlerleme Raporu, Küresel Mali Kriz, Yolsuzluklar ve Terörle Mücadele Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ART “Sıcak Haber” Programına Verdiği Mülakat
6 Kasım 2008
Sunucu: Merhaba sevgili izleyenler. ABD seçimini tamamlayarak yeni Başkanını ilan etti ve Barack Obama Beyaz Saray’ın yeni sahibi oldu. Obama döneminde neler olacak, dünya ülkeleri ve Türkiye yeni dönemde Amerika ile nasıl ilişkiler kuracak? Yeni dönemin Amerika’sını bugün programımızda konuşacağız. Ayrıca AB’nin Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu da açıklandı. Her zaman olduğu gibi raporda Türkiye’den istekler ve beklentiler yine yerini aldı. Bugünkü stüdyo konuğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen. Sayın Öymen yayınımıza hoş geldiniz.
Onur Öymen: Hoş bulduk.
Sunucu: ABD’de özellikle bu döneme baktığımızda, küresel mali kriz tüm dünyanın gündemindeyken, seçimler daha da önemliydi ve sonuç olarak Barack Obama Başkan seçildi. Dilerseniz öncelikle Türkiye’den Obama’ya giden tebrik mesajlarını değerlendirelim.
Onur Öymen: Başkanlık seçimlerinden sonra tebrik mesajları gönderilmesi doğaldır. Cumhurbaşkanı ve Başbakan tebrik mesajları göndermiş. CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal da bir tebrik mesajı gönderdi. Sayın Cumhurbaşkanının göndermiş olduğu mesajda tarihle yüzleşmek gibi sözler bulunuyor. Bunun ne anlama geldiğini iyi değerlendirmek gerekiyor. Yani biz sanki tarihimizde yanlış bir iş yaptık da onunla mı yüzleşeceğiz yoksa başka ülkeleri mi tarihleriyle yüzleşmeye davet ediyoruz? Orası çok açık değil. Ancak bu tarihle yüzleşmek sözü daha çok yabancıların Türkiye’ye Ermeni soykırımını kabul ettirmek için kullandıkları bir sözdür. Böyle sözlere dikkat etmek gerekir.
Sunucu: Dikkat çeken başka bir nokta da özellikle seçim kampanyaları süresince Barack Obama’nın, Ermeni lobilerine sözde Ermeni soykırımını tanıyacağı vaadini vermiş olmasıdır. Belki bu konu da Türkiye’de bir çekince yaratmış olabilir. Tebrik mesajlarında da bu vaatlerin sadece seçim kampanyası söylemleri olduğu, en azından böyle olmasının umulduğu belirtiliyor.
Onur Öymen: Gerek Obama’nın gerekse Başkan Yardımcılığına seçilen Joe Biden’ın geçmişte Ermeni soykırımı ve Kıbrıs konularında Türkiye’yi rahatsız eden sözleri olduğu doğrudur. Bunların seçim vaadi, oradaki belli etnik grupların ve lobilerin oylarını almak için kullanılmış ifadeler veya Amerika’nın bundan sonraki politikalarına yön verecek sözler olup olmadığını zaman gösterecektir.
Sunucu: Barack Obama’nın 20 Ocak 2009’da göreve başlayacağını göz önünde bulundurursak o zamana kadar Türkiye tarafından da bir lobicilik faaliyeti yürütülüp en azından bu yeni dönemde sözde Ermeni soykırımı iddialarına yönelik bir çalışma yapılabilir ve Türkiye- Ermenistan ilişkileri farklı bir boyuta geçebilir mi?
Onur Öymen: Türkiye’nin yeni Amerikan yönetimine Ermenistan ve Kıbrıs konularındaki görüşlerini çok iyi anlatması gerekir. Bu konuda hem Hükümete, hem Parlamentoya, hem sivil toplum kuruluşlarına, hepimize görev düşüyor. Bunu memnuniyetle yapacağız. Yeter ki Hükümet benzer temasların yolunu açsın ve geçmişte zaman zaman yapıldığı gibi önümüzü tıkamaya kalkışmasınlar.
Sunucu: Peki 20 Ocak’a kadar neler yapılabilir?
Onur Öymen: Yapılacak şeyler Amerika’daki yeni ekibin yetkilileriyle görüşerek belgelerimiz ve bilgilerimizle onları aydınlatmak ve lobilerin esiri olmamalarını telkin etmektir. Amerika’daki lobiler çok etkilidir ama Washington’da en etkili lobinin Hükümet olduğunu söylerler. Yani Hükümeti ikna ettiğiniz zaman o Hükümet lobilerin esiri olmaz. Geçmişte bunun örnekleri de var. Amerika’daki en etkili lobi Yahudi lobisidir. Ancak bu lobi, Amerika’nın 1956 yılındaki Süveyş Krizi sırasında İsrail’in İngiltere ve Fransa ile birlikte Mısır’a asker çıkartmasına karşı çok kuvvetli bir tepki göstermesine engel olamadı. İşte geçmişte böyle örnekler de vardır. Amerika’yı lobilerin esiri gibi göstermek doğru bir yaklaşım olmaz. Amerikan Hükümeti, Amerika’nın çıkarları bunu gerektirdiği zaman lobilere dur demesini bilmiştir. Dolayısıyla tezlerimizi doğru anlatabilirsek olumlu sonuç alabiliriz.
Şimdi başka bir nokta üzerinde ağırlıkla durmak gerekir. Obama’nın, Bush zamanında Türk-Amerikan ilişkilerinin kötüye gittiği, Bush’un PKK konusunda yanlış bir politika izlediği ve PKK’yı cesaretlendirdiği doğrultusunda sözleri vardır. Bu sözler bizim için çok önemlidir. Türkiye’nin bugün en önemli meselesi terörle mücadeledir. Bush döneminde Amerika’nın Kuzey Irak’taki teröristlerle mücadele etmemesi, Barzani’yi ve Irak Hükümetini de böyle bir mücadeleye yönlendirmemesi sonucunda Türkiye çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştır, bu sıkıntılar halen devam etmektedir. Obama’nın sözlerinden anlaşılıyor ki yeni yönetim bu konuda yeni bir yaklaşım ve yeni bir politika benimseyecek.
Seçimlerden sonra daima en kötü senaryolarla yola çıkmak çok yanlış olur. Durumun olumlu taraflarına da bakmak gerekir. Obama Amerika’da ve dünyada umut ve değişim vaat ediyor. Umudu sadece Amerikan halkı için değil bütün dünya milletleri için veriyor ve bunun üzerinde durmak gerekir. Değişimden bahsederken de Bush’un yanlış politikalarını değiştireceğini söylüyor. Bush’un yanlış politikalarının örneklerini Kuzey Irak’ta, Ermenistan’da, Kıbrıs’ta, Afganistan’da vs. gördük. İşte tüm bunları Amerikalılara çok iyi anlatmamız gerekiyor.
Ancak şunu da unutmayalım ki Türk- Amerikan ilişkilerinde alacağımız sonuç hiçbir zaman beklentilerimizin ötesinde olamaz. Yani talep ettiklerimizden daha fazlasını vermezler. Uluslararası ilişkilerde durum böyledir. Türk Hükümeti Amerikalılara taleplerini gerçekçi, ciddi ve cesur bir şekilde anlatırsa o zaman bu taleplerin yerine getirilme şansı daha fazla olur. Ama Bush döneminde yaptıkları gibi Türk Hükümeti “ Başbakanımızı delikten aşağı süpürmeyin, onu kullanın” tarzında bir yaklaşımla Amerikalıların önüne çıkarsa alacakları sonuç da ona göre olur.
Sunucu: Az önce Obama’dan olan beklentilere dikkat çektiniz. Amerikan halkının ve dünya milletlerinin Obama’dan oldukça yüksek beklentileri var. Obama’nın Amerikan halkına küresel mali kriz, ekonomi, sağlık ve eğitim , Irak ve Afganistan konularında verdiği vaatleri de düşünecek olursak Obama’yı oldukça zorlu bir süreç bekliyor. Sizce bu beklentiler karşılık bulabilecek mi?
Onur Öymen: Başkan Obama’nın tüm bu konularda izleyeceği çizgi önemlidir. Önceki dönemde izlenen yanlış politikaları cesaretle bertaraf edip doğru çizgiler izlerse bunların hepsinin çözümü mümkündür. Ekonomik krizden bahsederken “bugün bu krizi nasıl atlatsak” diye yola çıkarsanız başka sonuç alırsınız, “bu krizin kökünde ne vardı, hangi yanlışlar yapıldı da bu kriz çıktı” diye başlarsanız bambaşka bir sonuç alırsınız.
Uluslararası mali ilişkilerin özünü Bretton Woods sistemi oluşturmaktadır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşturulan bu sistemle IMF ve Dünya Bankası kurulmuştur. 1971’de bu sistemde köklü bir değişiklik yapılarak, Amerika’nın doları altına endekslemekten vazgeçtiğini açıklamasıyla bugünkü sanal finans dünyası oluşmaya başlamış, kaynaklardan çok daha fazla kredi verme imkanları artmış, ABD dolarının çok üzerinde olan bir mali piyasa oluşmuş ve giderek bugün yaşadığımız krize böyle ulaşılmıştır.
Öncelikle nerede hata yapıldığının tespit edilmesi ve bunun düzeltilmeye çalışılması gerekir. Geçmişte izlenen yanlış mali politikalara baktığımızda devletin ekonomiye hiç karışmamasının da denenmiş olduğunu görüyoruz. “Piyasa kendi kendini düzenler, küreselleşme çerçevesinde tam liberalizm uygulanırsa hiçbir sorun olmaz yeter ki devlet kenarda dursun, her şey özelleştirilsin” mantığıyla izlenen ekonomik politikaların şimdi yanlış politikalar olduğu anlaşılıyor. Hatta Amerika gibi liberal ekonominin öncülüğünü yapan bir ülkede bankalar devletleştiriliyor, devlet piyasaya girerek bankalardan hisse satın alıyor. İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde de böyle yapılıyor. Yani devletin ekonomiden tamamen çekilmesinin yanlış bir politika olduğu artık anlaşıldı. Önceden bize de devletin piyasadan çekilmesini ve devlet bankalarının özelleştirilmesini öneriyorlardı. Şimdi gördüler ki böyle bir şey yapmanın imkanı yoktur ve bu doğru bir politika değildir.
İlke olarak piyasa ekonomisini benimsemek başka, devletin tamamen devreden çıkarak piyasada hiçbir rol oynayamaz hale getirilmesi başkadır. İşte Türkiye’nin sıkıntıları bundan kaynaklanıyor. Türkiye’de bir cins vahşi liberalizm uygulandığı için varımızı yoğumuzu, bankalarımızı, en önemli tesislerimizi, limanlarımızı, en stratejik kuruluşlarımızı önümüze gelene sattık. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy bile “Fransa’nın stratejik ekonomik kuruluşlarını yabancılara satmayın” dedi. Demek ki o ülkeler çıkarlarını korumayı biliyorlar. Sadece biz bilmiyoruz ve söylenen her söze inanıyoruz.
Türkiye’de küreselleşmeyi bir din gibi görenler ve liberalizmin alkışçıları da çoktur. Onlar şu anda söyleyecek laf bulamıyorlar. Çünkü şimdi çektiğimiz sıkıntılar, binlerce kişinin işsiz kalması, en güçlü firmaların sıkıntıya düşmesi, bu ölçüsüz hesapsız, denetimsiz küreselleşmenin veya piyasa ekonomisinin kuralsız bir şekilde devlet yönetimine hakim olmasının sonucudur. Şimdi bu sıkıntıları çekmeyen ülkeler ise daha dikkatli hareket eden ülkelerdir. Birçok Avrupa ülkesi bizim kadar sıkıntı çekmedi çünkü tedbirlerini daha akıllıca aldılar. Gerektiği noktada da hemen devleti devreye soktular ve piyasaya düzen verdiler.
Şunu unutmamak gerekir ki, ekonomi bir akordeona benzer; bazen genişler bazen daralır. Önemli olan akordeonu genişletirken de daraltırken de doğru tuşlara basmak ve doğru sesleri çıkartmaktır. Yani doğru ekonomik politikaları izlediğiniz zaman daralmadan da çok büyük sıkıntı çekmezsiniz, genişleme zamanında da daha başarılı sonuçlar alırsınız.
Türkiye Obama ile sadece soykırım konusunu konuşursa çok yanlış bir iş yapar. Ermenistan’la ilgili sözde soykırımdan daha önemli olan mesele, Ermenistan’ın halen Azerbaycan topraklarının yüzde yirmisini işgal etmiş durumda olmasıdır. Türkiye gücünü ve ağırlığını kullanarak Ermenilerin Azeri topraklarından çekilmesini sağlamalıdır. Hükümet bunu söyleyebiliyor mu? Bir milyon Azeri göçmen var, bunların kendi topraklarına, evlerine dönmesini sağlayın. Bunu söyleyebiliyorlar mı?
Sunucu: Peki biraz da Avrupa Birliği ile ilişkiler üzerine konuşalım. AB’nin İlerleme Raporu açıklandı. Bu rapor Ermeni konusunda da önem arz ediyor. Çünkü bu konunun birçok Avrupa ülkesinin Parlamentolarında gündeme geldiğini biliyoruz. Bu noktada ilerleme raporunu da bu konuyla ilişkilendirirsek ortaya nasıl bir tablo çıkıyor?
Onur Öymen: O konuya da geleceğim ancak ondan önce şu da önemli bir konudur: Geçmiş Başkanlar gibi yeni Başkan da Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediğini söylüyor. Fakat geçmişe dönüp baktığımızda eski Başkanlardan Clinton ve Bush arasındaki farkları görüyoruz. Clinton’ın Başkanlığı sırasında Amerika en etkili temsilcilerini Avrupa başkentlerine göndermişti ve Amerika’nın ağırlığını koyarak, hatta Clinton bizzat kendisi bazı Avrupalı liderlerle yüz yüze konuşarak onlardan Türkiye’nin üyeliğini desteklemelerini istemişlerdi. 1999 yılında Almanya’nın, Türkiye’nin lehine tutum değiştirmesinin arkasında bu yatar.
Bush döneminde ise sadece sözde bir destek vardı. Şimdilerde Amerika’ya yakınlaşma çabaları içinde olan Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy’yi Türkiye aleyhtarı tutumundan vazgeçirmek adına Başkan Bush’un bir ağırlık koyduğunu hiç duymadık. Obama da Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediğini söylüyor. Nasıl bir destek vereceğini bekleyip göreceğiz. Ümit ediyoruz ki Clinton gibi bir destek versin. Basında çok fazla yer vermeye gerek yok ama etkili diplomasi yöntemleriyle, bazı Avrupa ülkelerinin Türkiye’nin üyeliğini engellemeye yönelik çabalarını bertaraf edecek bir politika izleyebilir. Hükümet, bazı AB ülkelerinin Türkiye’nin üyeliğine karşı izledikleri engelleyici tutumu Obama’ya anlatmalıdır.
Uluslararası ilişkilerde hiçbir ülke istediğinden daha fazlasını alamaz. Bu yüzden ne istediğinizi bileceksiniz. Kıbrıs konusunda KKTC’ye ve Kıbrıslı Türklere yapılan haksızlıkları anlatacaksınız. Amerikalılara “İnsani düşünceleri egemen kılmak için İktidara geldiniz ve bu yüzden seçildiniz. İşte insani değerlerin en fazla ayaklar altına alındığı yer Kıbrıs’tır. Kıbrıslı Türkler kırk yıldır dünyada hiçbir ülkeye reva görülmeyen muameleye tabi tutuluyor. Sizin geçmiş Hükümetlerinizin de bunda payı var. Sizden adil olmanızı bekliyoruz” diyeceksiniz. Obama’nın kendisi de Kıbrıs’ta adil bir çözüm olmasından bahsediyor. Adil çözüm ancak Kıbrıslı Türklerin egemen ve eşit haklarını tanıyarak olacaktır. Ama bunu isteyen olmazsa kimse bu eşit hakları vermez.
Bakınız, Hükümet şimdiden Kıbrıs konusunda geri adım atıyor. 2003 yılında bu Hükümet zamanında çıkarılan Ulusal Programda Kıbrıs sorununun çözümü için egemen eşitliğin esas olduğu vurgulanıyordu. Bir ay önce çıkarılan Ulusal Programda ise bundan hiç bahsedilmiyor. Kıbrıs politikamızda kendi kendimize geri adım atmışız. Kamuoyu bunun pek farkında değil ama metinleri dikkatle incelediğiniz zaman bunu görürsünüz. Yani biz daha şimdiden kendi kendimize egemen eşitliği feda etmişiz. Şimdi Amerika’ya egemen eşitlik istediğinizi söyleyebilecek misiniz? “Ulusal Programdan kendiniz bunu çıkartmışsınız. Şimdi bizden nasıl istersiniz” demezler mi? İşte bu yüzden öncelikle ne istediğinizi çok iyi bilmelisiniz.
Sunucu: Peki İlerleme Raporunda yer alan maddeleri de özellikle bu konuya mı bağlıyorsunuz?
Onur Öymen: İlerleme Raporuna baktığımız zaman çok ciddi noktalar görüyoruz. Biz şimdiye kadar “Türkiye’nin üyelik müzakerelerini geciktiriyorsunuz. Hırvatistan’la 18 başlık açtınız, bizimle sadece 8 başlık açtınız. Bizi neden geride bırakıyorsunuz” diyerek Avrupalıları eleştiriyorduk. İlerleme Raporunda 11 başlığın açılmasının gecikmesindeki sebebin, Türkiye’nin bu konularda gerekli olan ön çalışmaları yapmaması olarak açıklanıyor. Bu doğruysa, başlıkların açılması için gerekli ön hazırlıkları neden yapmadınız? Hükümet sizsiniz, hiçbir koalisyon ortağınız yok. Bu 11 başlığın açılması için gerekli ön hazırlıkları yapmanıza Muhalefet mi engel oldu? Her yere gidip “Biz Avrupa Birliği için çalışıyoruz ama Muhalefet bize engel oluyor” diye Muhalefeti şikayet ediyorlar. Ama bu raporda öyle yazmıyor.
90 sayfalık rapora bakarsanız her sayfasında Hükümete yönelik ciddi eleştiriler var. Milletvekilliği dokunulmazlıklarının kaldırılmaması ile ilgili eleştiriler de yine raporda yer almış. Avrupa bunu istiyor, biz de istiyoruz. Dokunulmazlıkları neden kaldırmıyorsunuz? İşinize gelince Avrupa’nın dediğini yapacaksınız, işinize gelmeyince yapmayacaksınız. Avrupa Birliği açıkça milletvekilliği dokunulmazlıklarının kaldırılmasını söylüyor. Ulusal Programda ise bu konuda tek bir satır bile yok. Demek ki Hükümetin böyle bir niyeti de yok.
İlerleme Raporunda Adalet Bakanı ve Müsteşarının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan çıkarılması gerektiği, aksi takdirde yargı bağımsızlığının sağlanamayacağı ileri sürülüyor. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Yani CHP’nin görüşleri ile Avrupa Birliği Komisyonu’nun görüşleri bu noktalarda örtüşüyor. Ama bakıyoruz ki Hükümet, Ulusal Programda bu konuya da değinmemiş. Hükümetin hazırladığı Ulusal Programda buna benzer öyle eksiklikler var ki, Hükümetin gerçek niyetinin AB üyeliği olup olmadığından emin olamıyoruz. Sanki AB üyeliğinden yanaymış gibi bir izlenim uyandırıyorlar ama en hayati konularda AB’nin bizim de paylaştığımız haklı talepleri önlerine gelince yan çiziyorlar, başka bir tabirle topu taca atıyorlar.
Sunucu: İngiliz Düşes Sarah Ferguson’un Çocuk Esirgeme Kurumu’nda yaptığı gizli çekim görüntüleri son günlerde gündemi meşgul eden bir konu oldu. Bunun üzerine Devlet Bakanı Nimet Çubukçu bu görüntülerin Türkiye’nin AB üyeliğini engellemek için hazırlanmış bir karalama kampanyasının ürünü olduğunu söyledi. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Bu doğru bir yaklaşım değildir. Biz aynı görüşü paylaşmıyoruz. İngiltere’de hem İktidar hem Muhalefet, Türkiye’nin AB üyeliğini açıkça ve kuvvetli biçimde destekliyor. Dolayısıyla biri çıkıp da “İngiltere Türkiye’nin üyeliğini engellemek istediği için bahane arıyor” derse buna kimse inanmaz. Çünkü İngiltere, İspanya, Portekiz, İtalya, İsveç gibi ülkeler hem İktidar hem de Muhalefet olarak Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen ülkelerdir. Bu bakımdan İngiltere’ye böyle bir suçlamada bulunmak yanlıştır.
Asıl sorulması gereken, bu görüntülerin neden çekildiği ya da neden gizlice çekildiğinden ziyade, bu kurumlarımızdaki durumun ne olduğudur. Bu görüntüler hakikaten gerçeği yansıtıyorsa bu gerçekleri bizim de görmemize yardımcı oldukları için İngilizlere teşekkür etmek gerekir. Netice itibariyle ızdırabı çeken de Türk vatandaşıdır, bu zulmü yapanlar da Türk vatandaşlarıdır. Olay Türkiye’de cereyan ediyor. Bir yabancı bunu tespit ettiği için o yabancıya düşman olmak mı gerekir yoksa bu gerçekleri bizim de görmemize yardımcı oldukları için teşekkür mü etmek gerekir? Bizim gururumuza dokunan bunun tespit edilmesi değil, Türkiye’nin bu duruma düşmüş olmasıdır.
Avrupa Konseyi’nin Yolsuzluklarla Mücadele Komitesi GRECO’nun raporunda Türkiye’nin yolsuzluklarla mücadele konusunda çok kötü durumda olduğu ve Komitenin tavsiyelerine uymadığından bahsediliyor. Ayrıca raporda Deniz Feneri Davası, Almanya’daki yolsuzluklar ve bu derneğin Türkiye’deki uzantılarından da söz ediliyor. Ama Türkiye’den hiçbir tepki gelmiyor. Adalet Bakanı “bana ne” diyor. Düşünebiliyor musunuz; Almanya’daki olayın konusu Türkiye ile ilgili, olaya karışanlar Türk vatandaşları, paralar gayri meşru yollardan Türkiye’ye gönderilmiş ve buna rağmen Adalet Bakanı “bana ne” diyor. Böyle durumlarda “aynaya kızılmaz” derler. Bu gerçekleri söyleyenlere tepki göstereceğinize bu yolsuzlukların çaresini arayın. Hükümet olmak, çözüm bulmak demektir.
Sunucu: İlerleme Raporunda Türkiye’nin sözü geçen yolsuzlukları engellemek adına herhangi bir adım atmadığı söyleniyor. Sizce bu durum, AKP’nin bu konuları örtbas ettiği anlamına mı geliyor?
Onur Öymen: Evet, bu durumdan açıkça böyle bir anlam çıkıyor. GRECO’nun Türkiye ile ilgili raporu basında pek fazla yer almadı. Sadece Milliyet kısaca değindi, diğer gazeteler ise bu haberi atlayarak habere yer vermediler. GRECO’nun Türkiye ile ilgili hazırlamış olduğu 46 sayfalık bir rapor var ve bu raporda yolsuzluklarla ilgili Türkiye’ye yönelik çok ciddi suçlamalar var. Raporda suçlamalarla beraber tavsiyelere de yer verilmiş. Ayrıca raporda Türkiye’nin GRECO’nun tavsiyelerinin sadece üçte birini gerçekleştirmiş olmasından bahsediliyor.
GRECO, kendisiyle ilgili rapor hazırladığı ülkelere raporun yayınlanmasına izin verip vermediklerini sormaktadır. Rapor hazırladıkları her ülke yayınlanmasına izin verdiklerine dair cevaplarını göndermiş, sadece Türkiye bu konuda henüz bir cevap vermemiştir. Bu ne demektir? Yolsuzlukların üstünü örtüyor ve bilinmesini istemiyorsunuz. Demokratik ülkelerde yolsuzluk yapmaktan daha vahim olan, bu yolsuzlukların üstünü örtmeye çalışmaktır.
İşte GRECO’nun raporunda açıkça yolsuzluklardan bahsediliyor. Ergenekon Operasyonundan da bahsediliyor. Avrupa Parlamentosu’nun son Türkiye kararında da Ergenekon Operasyonundan söz ediliyordu ama o kararda, Ergenekon Örgütünün devletin içine sızmış bir çete olduğundan bahsediliyor, Hükümetin bu örgüte mensup kişileri bir an önce yakalayıp adalete teslim etmesi gerektiği tavsiye edilerek bu davadan yana tavır izleniyordu. GRECO’nun raporunda ise Ergenekon Operasyonu’nda ciddi insan hakları ihlalleri olduğu ileri sürülüyor ve iddianame olmadan uzun süre bu kişilerin gözaltında tutulması ve soruşturma usulleri eleştiriliyor.
Sunucu: Şüphesiz ki Ergenekon Davası ve yolsuzluklar şu anda Türkiye için çok önemli ve hassas konulardır. Bunların yanı sıra bugünlerde terör, kundaklama ve saldırı olayları büyük şehirlerde sivil vatandaşlar arasında da gittikçe artıyor. Bir siyasetçi gözüyle Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durumdan çıkış noktası olabilecek nasıl bir çözüm öngörüyorsunuz?
Onur Öymen: Bu durum gerçekten çok üzüntü vericidir. Bu olaylar, bir tür başkaldırı, ayaklanma veya intifada provası olarak da görülebilir. Belli ki terör yanlısı çevreler çocukları da ön saflara çıkararak devlete karşı bir itaatsizlik, tepki ve protesto görüntüsü sergilemeye çalışıyorlar. Hükümet Meclisten aldığı yetkiye rağmen Kuzey Irak’ta PKK’nın tasfiye edilmesine yönelik yeterli adımları atamıyor. Dolayısıyla PKK yandaşları da bundan cesaret alarak eylemlerini arttırıyorlar.
Hükümetin geçen yıl Meclisten aldığı yetkiyle Türkiye, sadece hava operasyonu ve bir kereye mahsus olmak üzere sınırlı bir kara operasyonu yapabildi. Demek ki yaptığımız operasyonlar PKK’yı Türkiye’de saldırıda bulunmaktan ve halkı ayaklandırma girişiminde bulunmaktan caydırmaya yetmemiş. O zaman başka bir şey yapmalısınız. Yapacağınız şey de komite kurmaktan ibaret olmamalıdır. Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu kurmuşlar. Bu kurul bu kadar önemliyse altı yıldır İktidarda olmanıza rağmen daha önce neden böyle bir kurul oluşturmadınız. Terör daha önce de vardı. Peki siz bu Koordinasyon Kurulunu oluşturduktan sonra terör durdu mu yoksa azdı mı? Büsbütün azdı. Demek ki aldığınız tedbirler yeterli değil ve bu konuda başarılı değilsiniz. Terörün kökünü kazıyamaz ve Kuzey Irak’taki beynini tasfiye edemezseniz alacağınız diğer tedbirler çekiçle teker teker sinek öldürmeye benzer. Öncelikle bataklığı kurutmalısınız. İç politikayı düşünerek yapacağınız şeylerin halkın oylarına nasıl yansıyacağını düşündüğünüzden halk desteğini kaybetmekten korkuyorsunuz. Şimdiki politikanız dolayısıyla, böyle yaptığınız için zaten halk desteğini kaybediyorsunuz ama maalesef adım adım devlet de kaybediyor.
Sunucu: Sayın Öymen, az önce bir ayaklanma provası olarak tabir ettiğiniz bu durum önümüzdeki döneme ilişkin sizce nasıl bir tehlike arz ediyor?
Onur Öymen: Başka ülkelerde de bu tür ayaklanmaların örneklerini gördük ki bu, son derece yanlıştır. Demokratik bir ülkede halk, şiddet yanlılarına sempati göstermeye başlıyorsa bu çok ciddi bir sorundur. Tabi ki bu olaylar, halkın tamamına mal edilemez. Bunlar küçük gruplardır. Bu grupların ortaya çıkmasına sebep olan da Hükümetin terörle mücadeledeki kararsızlığı, gecikmesi ve etkisiz bir politika izlemesidir. Daha kararlı bir politika izleseler o zaman halk da terörde hiçbir ümit olmadığını ve terör örgütünün peşinden giderek bir yere varılamayacağını, ancak kaybedileceğini görecektir. Bu yüzden bunun çaresi terör örgütünün yenilgiye uğratıldığının halk tarafından görülmesi ve anlaşılmasıdır.
Sunucu: MHP lideri Sayın Bahçeli’nin bu son olaylara ilişkin olarak yaptığı açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Herkesin kendince bir değerlendirmesi ve açıklaması olabilir. Ancak Hükümetin terörle mücadele konusunda başarısız olduğu inkar edilemez bir konudur. İşin doğrusu şudur ki Hükümet bu işi beceremedi. Bundan önceki Hükümetlerin gösterdiği cesareti gösteremedi. Bu Hükümet İktidara gelmeden önce görevde bulunan Hükümetler 32 defa sınır ötesi operasyon yaptılar. Onlar bu cesareti gösteriyordu, kimse de dünyayı başımıza yıkmadı. Bu operasyonlar terörün belini kırdı.
AKP Hükümeti iş başına geldiğinde teröre verdiğimiz şehit sayısı bir yılda 6 şehitti. Şimdi ise sadece tek bir operasyonda 17 askerimizi şehit verdik. Bütün bir yıla bakacak olursak şehit sayısı 100’ü geçiyor. Bu ciddi bir sayıdır. Neden böyle oluyor? Çünkü bu Hükümet Amerika’nın izin vermediğini söyleyerek daha önceki Hükümetlerin gösterdikleri cesareti gösteremiyor. Amerika, müttefiki olan bir ülkeye terörist saldırı olduğunda, bu ülkenin saldırılara karşılık vermesine nasıl engel olur? Meksika’dan Amerika’ya terörist bir saldırı olsa ve bir ülke Amerika’nın Meksika’ya mukabil bir harekat yapıp oradaki terör üslerini bertaraf etmesine engel olsa acaba Amerika buna nasıl cevap verir? İşte Hükümet Amerika’ya bunları söylemelidir ama söyleyemiyorlar.
Sunucu: Sayın Öymen, son olarak isterseniz Türkiye’yi konuşalım. Dünyadaki tüm bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin kendi içinde karşı karşıya kaldığı sorunların üstesinden gelmesi sizce nasıl mümkün olur?
Onur Öymen: Açıkça söylemek gerekirse böylesine ciddi bir krizin yaşandığı dünya ortamında bizim ülke olarak talihsizliğimiz bu krizle baş edecek bir Hükümetin iş başında olmamasıdır. Maalesef bugün Türkiye’de yönetim sorumluluğunu taşıyan Hükümet, AB İlerleme Raporunda da belirtildiği gibi, hukuk, insan hakları, terörle mücadele ve yolsuzluklar gibi pek çok alanda çok başarısız bir performans sergiliyor.
Muhalefetin hep eleştirdiğini, yapıcı bir şey söylemeyip çözüm önerilerinde bulunmadığını söylüyorlar. İşte size çözüm öneriyoruz; terörle mücadelede terörün kökünü kazıyın. Bunu yaparken de terörün beyninin bulunduğu Kuzey Irak’a ya Irak Hükümetinin müdahale ederek terörü önlemesini sağlayın ya da geçmiş Hükümetlerin yaptığı gibi yerel yönetimleri ikna ederek onların terörle mücadele etmesini sağlayın. Ayrıca Amerika’nın uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirerek PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiye etmesini sağlayın. Bunları hiçbiri olmazsa da PKK ile mücadeleyi siz yapın.
Sunucu: Amerikalı askerlerin Irak’tan çekileceği Obama’nın açıklamalarında da yer alıyordu. Yetkililerin açıklamalarına baktığımızda ise Amerika’nın Irak’tan bir anda çekilmesini istemediklerini görüyoruz. Sizce bunun nedeni nedir?
Onur Öymen: Amerika Irak’tan çekilirse, Kuzey Irak’ta sırtını Amerika’ya dayayarak Türkiye’ye karşı hasmane tavırlar sergileyenler güç dayanaklarını kaybederek istediklerini yapamayacaklardır. Amerika’nın Irak’tan çekilmesinden sonra Irak Hükümetinin de, Barzani’nin de tavrı değişecektir. Amerika’nın oradaki mevcudiyeti bunlara cesaret vermektedir. PKK ile mücadele etmedikleri halde yollarında ilerleyebilmektedirler. Türkiye de, Amerika engellediği için bu konuda bir şey yapamamaktadır. İşte bu denklemi kırmak gerekir. Bu yüzden Türkiye kararlı bir politika izleyerek PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiye etmelidir. Bunun başka bir yolu yoktur. Oradaki yerel yönetimlere ve Irak Hükümetine hiç yanlış anlaşılmayacak kadar açık bir tavır koymalıdır. Yani çiçek atarak, heyet göndererek, ayaklarına giderek bu iş halledilmez. Geçmişte Öcalan’ı Suriye’den nasıl tasfiye ettik? Suriye’ye çok ciddi bir tavır koyduk ve Öcalan’ı Suriye’den göndermek zorunda kaldılar.
Bir başka konu da Güneydoğu Anadolu’daki halkı kazanmaktır. Öncelikle GAP Projesi tamamlanmalıdır. Sulama kanalları yapılmalı ve iş olanakları yaratılmalıdır. Hakkari’de tek bir fabrika bile yoktur. Türkiye’nin güneydoğusunda fabrikalar kurularak iş sahaları yaratılmalı ve işsizlik önlenmelidir. İşte bunlar bizim önerilerimizdir.
Sunucu: Başbakan Erdoğan’ın doğu ve güneydoğuya yaptığı ziyaretlerde çıkan olaylarda halkın tepkisiyle karşılaştığını gördük. Sizce bu tepkiler neden kaynaklanıyor?
Onur Öymen: Hükümet ne bölgeye sahip çıkabiliyor, ne yatırım yaparak veya işsizliği önleyerek bölge insanına yaşam şansı tanıyabiliyor, ne de terörle mücadele edebiliyor. Yani tam bir başarısızlık.
Ekonomiye sahip çıkacaksınız. Her ülke kendi firmalarını korumak için tedbir alırken siz ekonomiyi başı boş bırakıyorsunuz. Bugün birçok firma ya iflas noktasındadır ya iflasın eşiğindedir ya da konkordato talep etmiştir. Yüz binlerce insan işini kaybetmiştir ve kaybetmeye de devam etmektedir. İşsiz sayısı iki buçuk milyona çıkmıştır. Sadece Bursa’da bir yılda 34 bin kişi işini kaybetmiştir. Maliye borçlarını ödeyemedikleri için birçok insanın araçlarına el koymuştur. Tüm bunlar göz önünde bulundurularak Hükümetin duyarlı bir politika izlemesi gerekir.
Sunucu: Sayın Öymen, çok teşekkürler efendim yayınımıza katıldığınız için.
Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.