Business Channel – Türkiye’nin AB’ye Önerileri Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Business Channel’a verdiği mülakat
7 Aralık 2006
Burada bir kere birinci mesele şudur: biz Türk Hükümetinin neler önerdiğini Finlandiya televizyonundan öğreniyoruz. Yani bütün Avrupa ülkeleri bilecek Türkiye’nin ne önerdiği, Finliler bilecek, AB ülkeleri bilecek, Kıbrıslı Rumlar bilecek ama TBMM bilmeyecek. Ve Hükümet kendi Meclisini bu konuda tamamen devre dışı bırakmıştır. Bu kadar önemli bir milli davamızla ilgili pazarlıkları, müzakereleri, taviz görüşmelerini kapalı kapılar arkasından yürütmektedir. Bugüne kadar ne Meclise ne muhalefete hiç bilgi vermediler. İşin birinci boyutu bu. İkinci boyutu şu: işin esasında Hükümet çok vahim bir hata yapmıştır. 17 Aralık 2004 tarihinde yaptığı hatanın bedelini bugün ödemeye devam ediyoruz. O zamana kadar hiç kimse Türkiye’den Kıbrıs konusunda taviz istememişken, beklememişken o tarihten itibaren yazılı taahhütte bulunmuştur Türkiye Ek Protokolün imzalanmasına ilişkin olarak. Daha sonra da 29 Temmuz 2005’te Dışişleri Bakanı bunu bir de yazılı olarak imzalamıştır bu Ek Protokolü. Şimdi diyorlar k size “hadi bunu uygulayın.” Ve Hükümet bunun bir hata olduğunu anladığı için belki de Meclise bile bugüne kadar onay için getirememiştir. Şimdi dediler ki, “26 Nisan 2004 tarihli kararını uygulasın AB.” AB’nin hakikaten o tarihte aldığı bir karar var ve diyor ki Kofi Annan Planının Rum tarafından reddedilmesinden sonra alınan bu karada “Kuzey Kıbrıs’a ambargoların uygulanmasını kaldırmaya karar verdik” diyor. Şimdi sadece bunu söylese Hükümet biz de beraber olacağız burada. Hakikaten bu noktada durmak lazım ama Hükümet burada durmuyor. “Siz” diyor “kendi kararınızı uygularsanız ben limanlarını, havaalanlarını açarım.” Şimdi limanları, havaalanlarını açmak Güney Kıbrıs’ı adım adım meşrulaştırmaktan başka anlama gelmiyor. Ayrıca o genel görüşme çerçevesinde görüşülecek bir konudur. Ama siz sırf “AB kendi aldığı kararı uygularsa bu tavizi veririm” diyorsunuz.  Bununla da yetinmiyorsunuz. Bunun üzerine bir de Fin önerileri çıkıyor karşımıza. Nedir bu öneriler? Bir taviz daha istiyoruz. Magosa Limanını iki yıllığına AB’nin denetimine verin. Maraş’ı BM denetimine verin diyor. Buna da siz müzakereye oturuyorsunuz. Ayni gerçekten olacak şey değil. İstedikleri tavizlerin hattı hesabı yok. Ve herkes şunu bilmelidir ki, bütün bunları da bir bahane olarak önünüze çıkarıyorlar. Çünkü Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkan AB’nin önemli siyasi adamları, devlet adamları, hükümetleri, siyasi partileri hiçbir zaman bir kere bile bugüne kadar “Kıbrıs meselsi çözülürse biz de Türkiye’nin üyeliğini destekleriz” demediler. Zannediyorlar ki bazıları Kıbrıs meselesinde biz taviz verirsek Avrupa’nın kapıları ardına kadar açılacak. Açılmayacak. Başka beklentileri var. Başka tavizler isteyecekler. Daha bugünden Ermeni Soykırımını tanıyın diyorlar. Başka konularda taviz isteyecekler. Biz bunu bilmiyor muyuz? Bütün bunları bile bile biz tek taraflı taviz vereceğiz Kıbrıs’ta. Niye verelim? Bunun tek bir izahı var: Hükümet dış baskılara dayanamıyor. Yabancı ülkelerin desteğine çok ihtiyaç hissediyor şu veya bu amaçla ama dış baskılara bir türlü direnemiyor. Dirense Meclisi arkasında bulacak. Halk destekleyecek, herkes destekleyecek. Bir türlü direnemiyorlar dış baskılara. Daima taviz vermenin yolunu arıyorlar ve bunu da halktan, kendi milletvekillerinden, Meclisten bile gizlemek için kapalı kapılar arkasında gizli müzakerelerle yürütüyorlar. Bu gerçekten çok hazin bir tablodur.

Bunu size bir ceza olarak veriyorlar. Yani Kıbrıslı Rumlar Kofi Annan Planını reddetmiş size ceza olarak 8 maddeyi askıya alma kararı veriyorlar. AB kendi sözünde durmamış cezasını, faturasını bize kesiyorlar, bedelini bize ödetiyorlar. Siz de hiç tepki gösteremiyorsunuz buna. Diyeceğiniz gayet basit.: bu 8 maddeyle ilgili olarak AB’nin bizden istediği bütün bu istekleri askıya alıyoruz diyeceksiniz. İşte bazı yasalar işte su yasası mesela AB balıkçılarına avlanma hakkı tanıyan bir yasa. Hemen diyeceksiniz bunu askıya alıyoruz. Buna benzer bütün bu talepleri askıya alacaksınız.

Siz taviz verirseniz gayet tabii herkes memnun olur. Ama AB üyeleri ama Barosso AB üyesi değil Komisyon Başkanı. Ama Fransa, Almanya gibi ülkeler başka nedenlerle Türkiye’nin üyeliğine karşı olduklarını defalarca açıkladılar. “Türkiye’ye özel statü verelim” dediler. Tabii ki, Türkiye taviz verdiyse Komisyon üyeleri bundan memnun olacaklardır. Yani sizin verdiğiniz tavizi herkes cebine koyar ve bunu memnunlukla karşılar. Marifet bu tavizleri vermeden bu haklarınızı koruyabilmek.

Bunu kestirmek kolay değil ama belli ki, bu zor bir süreç olacaktır. AB’de Türkiye’nin üyeliği doğrultusunda siyasi bir irade oluşmadıkça aşırı bir iyimserliğe kapılmak doğru değildir bence. Bunun dışında da B planınızı hazırlayacaksınız. Zaman geçirmeden AB Türkiye’ye sonunda reddederse sonunda ne yapacaksınız? Buna hazırlıklı olacaksınız. Türkiye bu duruma düşürülmemeliydi. Türkiye gerçekten böyle bir şeyi hakketmiyor.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.