Best FM – Türkiye-AB İlişkileri Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Best FM’e verdiği mülakat
22 Aralık 2006

Sunucu: Siz 1964 yılında yanılmıyorsam Dışişleri Bakanlığına girdiniz. 1964’den hemen önce yani 1963’de Ankara Anlaşması imzalanmış. Şimdi hala AB’ye girmiş değiliz. Ve siz Dışişleri’nden emekli oldunuz. Bu hiç olmayacak bir hayal mi bizim için? Ne dersiniz?

Öymen: Bu biraz Avrupa’daki gelişmelere bağlı biraz da Türkiye’deki gelişmelere bağlı. Türkiye 1963 yılında ortak üye olduğu zaman Avrupa’da başka liderler vardı. O zamanki liderler savaştan sonra Avrupa’ya yön veren liderler uzun vadeli kapsamlı bir vizyona sahiptiler. Ve bu vizyon içinde Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası olarak görüyorlardı. Onun için Türkiye’yi Avrupa Konseyine davet etmişlerdi, üye yapmışlardı, Avrupa Ekonomik kalkınma Teşkilatına üye yapmışlardı, Batı Avrupa ülkeleriyle Kuzey Amerika ülkelerini bir araya getiren NATO’ya üye yapmışlardı, yani Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası olarak görüyorlardı. Almanya’da Adenauer dönemi devam ediyordu. Fransa’da De Gaulle dönemi vardı. Bu savaştan sonraki liderler aslında Avrupa’ya çok böyle uzun vadeli düşünerek bir yön vermeye çalışıyorlardı ve bu Avrupa’nın içinde Türkiye’nin de çok önemli rol oynayacağına inanıyorlardı. Özellikle soğuk savaş döneminde Türkiye’nin çok etkili bir rol oynayacağını düşünüyorlardı. Ondan sonra iş başına gelen liderler ise ve şuanda iş başında olan liderler başka bir dünya görüşüne sahipler. Bunlar daha kısa vadeli düşünüyorlar. Daha çok böyle güncel politikalar peşindeler. İç politika hesapları, seçim hesapları yapıyorlar. Uzun vadeli vizyon perspektifleri çok zayıf. Bunların bir çoğu Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası olarak görmüyor.  Mesela Adenauer Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası olarak görüyordu ama aynı partinin yani Alman Hıristiyan Demokrat Partinin bugünkü liderleri Türkiye’nin Avrupa’da yeri olmadığını düşünüyor. Mesela 16 sene  Almanya’ya Başbakanlık yapan Alman  Hıristiyan Demokrat Partisinin eski liderlerinden Helmut Kohl demişti ki “öğretmenlerimiz okulda bize Türkiye’nin bir Avrupa ülkesi olduğunu öğretmediler.” Ama aynı Kohl Kıbrıs’ın üyeliğine karşı çıkmadı. Demek ki öğretmenleri Kıbrıs’ın Avrupa olduğunu öğretmişler. Böyle şey olur mu? Belli ki gönlü yok. Ve o partinin liderlerinden hiç biri yakın geçmişte yani geçmiş 10-15 yıl içinde Türkiye’nin üyeliği lehinde tek bir söz söylememişledir. Şimdi Almanya’da iki tane parti var: Hıristiyan Demokrat eğilimli bir de Hıristiyan Sosyal Birlik ve o daha da beter. Onların bugünkü liderleri ve koalisyon ortağı Steuber her Allah’ın günü Türkiye’nin Avrupa’da yeri olmadığını söylüyor.

Şimdi Türkiye bu liderlerle karşı karşıya. Fransa’da da öyle. Fransa’da şu anda  Cumhurbaşkanı Chirac  maalesef, eskiden böyle değildi ama son 2 yıldır biraz da iç politika hesabıyla Türkiye’nin üyeliğini engellemek ve güçleştirmek için her gün yeni bir adım atıyor. Fransa bu yüzden anayasasını değiştirdi. Yani değiştirilmesini önerdi Meclis’e ve Türkiye’nin üyeliğini bir referanduma bağladılar. Cumhurbaşkanlığı adayları arasında olması en kuvvetlerinden beri Sarkosy, şu an iktidar partisi başkanı, sürekli olarak Türkiye’nin üyeliğine karşı olduğunu söylüyor. Avusturya Başbakanı şu anda resmen Başbakan Schüssel “Türkiye kesinlikle üye olamayacaktır” diyor.

Sunucu:  Bulgaristan ve Romanya 10 gün sonra tam üye olacaklar. Hırvatistan’ın da AB süreci sürüyor maşallah. Bizi aldatıyorlar galiba. Ne diyorsunuz?

Öymen:  Türkiye’ye çok büyük haksızlıklar yapıyorlar. Biz bunu 2 yıldan beri söylüyoruz. Hatta daha uzun zamandan beri söylüyoruz ve bunun mücadelesini veriyoruz. Türkiye’ye haksızlık yapanlarla Avrupa’da biz CHP olarak sürekli olarak mücadele ediyoruz. Fakat biz bunu yaptığımız zaman yurt içinde bazı çevreler, bazı iş çevreleri, bazı medya çevreleri “efendim siz AB’ye karşı olduğunuz için yapıyorsunuz.”

Sunucu:  Karşı mısınız efendim?

Öymen: Karşı olsak biz bu mücadeleyi veri miyiz? Biz Ortaklık Analaşmasının imzalandığı tarihten itibaren Türkiye’nin tam üyelik hedefini benimsemişiz. Tam üyeliği hedefleyen anlaşmayı İsmet İnönü imzalamıştır. Ama şunu görüyoruz ki Türkiye’nin çabaları yeterli değil. Şimdi bize uzun yıllar dediler ki “üye olmak Türkiye’nin elindedir. Türkiye eğer üzerine düşenleri yaparsa, AB’nin normlarına uyarsa AB’ye üye olacaktır. Fakat şimdi bakıyoruz ki yeni kavramlar çıktı. “Bu yetmez” diyorlar. E ne olacak? “Bir de AB sizi hazmetme kabiliyeti olacak.” Şimdi yeni tabirle entegrasyon kabiliyeti olacak. Bu ne demek? Siz üzerinize düşen her şeyi yapsanız bile eğer Avrupa derse ki “ben seni almaya hazır değilim” almayacak. Peki niye o kadar mesafe koyuyorlar? Niye bu kadar çekingen davranıyorlar? Veya karşı çıkıyorlar?

Sunucu: Bir de bu nasıl mideyse herkesi hazmediyorlar ama bir türlü Türkiye’yi hazmedemiyorlar.

Öymen:  İşte niye hazmedemiyorlar? Bunu Avrupalılarla çok konuştuk. Şimdi bazıları açıkça din ve kültür farklılığını gündeme getiriyor. Eğer siz farklı din ve kültüre sahip olduğu için Türkiye’yi üye yapmayacaksanız bunu baştan söyleyecektiniz. Kırk yıldan beri “her şey sizin elinizde, anahtar sizin elinizde, siz reformları yapın üye olacaksınız” diyeceksiniz kırk yıl sonra diyeceksiniz ki “kültür ve din farkı var, bu iş olmuyor.” O zaman bu çok ahlaksızca bir yaklaşım olur. Böyle bir şey yapamazsınız. Bu gerçek bir neden olamaz. Bazıları için olabilir. Bazıları diyor ki “Türkiye büyük bir ülke.” Ama kırk yıl önce de küçük bir ülke değildi. Türkiye büyük bir ülke ve üye olunca dengeler değişecek Avrupa’da. Mesela Avrupa Parlamentosunun en büyük grubu Türk grubu olacak. Avrupa Konseyinde oy verirken en ağırlıklı oya sahip ülkelerden biri Türkiye olacak. Şimdi bunu hazmedemiyorlar. Üçüncüsü: Türk ekonomisi. Türk ekonomisi büyük bir Pazar. O açıdan cazip, bunu istiyorlar. Ama Türklerin rekabet güçlerinden çekiniyorlar. Bize çok üst düzey yetkili söyledi. AB’de bir Alman yetkili dedi ki “bakın biz diğer ülkeleri kolaylıkla hazmedebiliriz çünkü onlar küçük ülkeler ama Türkiye’yi hazmedemeyiz çünkü Türkiye’nin çok büyük bir rekabet gücü var” dedi. “Avrupalı Firmalar Türkiye’nin yüksek rekabet gücünden rahatsız oluyorlar. Çekiniyorlar. Bütün sınırlar kaldırılırsa mesela inşaat sektöründe Avrupalı firmaların Türklerle rekabet etmesi mümkün değil.” Ben Almanya’dayken bir anlaşma imzaladım Türk inşaat firmalarına mesela, işçileriyle gelip Almanya’da iş almalarına imkan veren ve kısa bir süre sonra geldiler bana ve dediler ki “kusura bakmayın bunu devam ettiremeyeceğiz.” “Niye?” “Sizin firmaların rekabet gücü çok yüksek. Alman firmaları şikayet ediyor.” Düşünebiliyor musunuz? Biz hep böyle eksik taraflarımızdan filan söz ederiz ama işin gerçeği şu ki Türkiye aslında onların gücünde büyük ve güçlü bir ülkedir.

Bütün bu ve başka nedenlerle Türkiye’nin üyeliğine karşı olan kuvvetli akımlar var.  Şimdi Türkiye bunlarla mücadele etmesi gerekirken maalesef bu iktidar döneminde çok zayıf kaldık.

Sunucu: Halkın %70 istiyor AB’ye üye olmayı ama bu isteyenlerin içinde %95 de üye olabileceğine inanmıyor. Siz inanıyor musunuz AB’ye üye olacağımıza?

Öymen:  Şimdi bu biraz Avrupa’daki gelişmelere bağlı ve aynı zamanda Türkiye!deki gelişmelere bağlı. Avrupa’da bugünkü lider kadrosu oldukça Türkiye’nin üyeliği zordur. Özellikle Avrupa’nın büyük ülkeleri Fransa ve Almanya’da Türkiye’nin üyeliğine açıkça karşı olan yöneticiler işbaşındayken Türkiye’nin üye olacağını düşünmek gerçekten çok zor. Aynı zamanda Türkiye’deki lider kadrosunun yaklaşımları da üyeliğimizi kolaylaştırmıyor, zorlaştırıyor. Türkiye’ye yapılan haksızlıklarla mücadele etme cesaretine ve iradesine sahip bir lider kadrosu göremiyoruz Türkiye’de. Türkiye’ye gerçekten çok büyük haksızlıklar yapıldığında bunlara tepki gösterme cesaretine sahip değildir bugünkü Hükümet. Avrupa basını bile AB’yi suçluyor Türkiye’ye iki yüzlülük yapıyorlar diye böyle çok ciddi eleştiriler ve tepkiler veriyorlar AB’nin aldığı kararlara. Türkiye’nin Dışişleri Bakanının yegane tepkisi “efendim Avrupa’da vizyon eksikliği var” diyor. Bu kadar haksızlık yapılmış Türkiye’ye ve göstere göstere bu tepkiyi gösteriyorsunuz. Oysa çok ciddi tepki göstermek lazım. Avusturya Başbakanı 12 Aralık’ta kalktı “Türkiye hiçbir zamandır üye olmayacaktır” dedi. “Hiçbir zaman biz iş piyasamızı biz Türk işçilerine açmayacağız” diyor. Ne yapacaksınız siz bu durumda? Derhal Ankara’daki Avusturya Büyükelçisini çağıracaksınız ve diyeceksiniz ki “buysa sizin politikanız biz ilişkilerimiz gözden geçiririz. Bir daha Türkiye’den ihale filan beklemeyin.” Siz Avusturya’ya bugün 100 milyonlarca dolarlık bir kaç Milyar dolarlık ihale vermişiniz. Düşünebiliyor musunuz size bu kadar kötü muamele yapacak ve sizi dışlayacak ve siz Türkiye’nin bütün piyasasını açacaksınız. Teslimiyetçilik bu. Yani “efendim iş başkadır siyaset başkadır” bunlar boş laf. Dünyanın hiçbir ülkesi işle siyaseti birbirinden ayırmaz. Siz bir ülkeye kötülük yaparsanız o ülkeden hiçbir avantaj elde edemezsiniz.

Sunucu: Bir de Sayın Öymen Türkiye ve AB arasındaki yol haritasını oluşturan müzakere çerçeve belgesine bakıldığında Türkiye’nin AB’ye giremeyeceğinin ip uçları görülüyor. Hatta ip ucu filan değil basbayağı söyleniyor. Mesela “bu müzakereler ucu açık bir süreç olup  sonucu önceden garanti edilemez” diye bir madde var.

Öymen:  Bunu bizden önce hiç kimseye söylemediler. Bir tek bize söylüyorlar bunu. Belli ki niyetleri yok. Bunu bizim anlamamız lazım. Bugün bize Kıbrıs meselesini çıkarıyorlar. Şu anda 11 Aralık’ta Dışişleri Bakanlarının aldıkları karar Türkiye’nin üyeliğini Kıbrıs meselesine bağlamak. Yani “ya Kıbrıs’ı feda edeceksiniz” diyorlar” yada AB üyelik sürecini sürdürmekten vazgeçeceksiniz çünkü üyelik garantisi yok..” Türkiye’yi böyle köşeye sıkıştırma politikası izliyorlar. Aslında bu da bir bahane. Çünkü bu Türkiye’nin üyeliğine karşı olan liderlerden bir tanesi bile “Türkiye  Kıbrıs’ı feda ederse ben Türkiye’nin üyeliğini desteklerim” demedi.  “Kıbrıs meselesi çözülürse ben politikamı değiştiririm artık Türkiye’nin üyeliğinden yana vaziyet alırım” hiç biri demedi. Onun için Kıbrıs meselesi çözülse bir şekilde karşınıza başka bir şey getirecekler. Mesela Fransa Cumhurbaşkanı diyor ki “Türkiye Ermeni soykırımını kabul etmeden üye olamaz” diyor. Buyurun. Yani bunun sonu yok.
Şimdi ne yapmak lazım? Türkiye ciddi ağırlıklı bir Hükümet olarak diyecek ki karşısındaki muhataplarına “sizden açık bir taahhüt bekliyorum.  Eğer Türkiye AB normlarını tam olarak yerine getirirsen siz Türkiye’nin üyeliğini destekleyecek misiniz desteklemeyecek misiniz? Desteklemeyeceksiniz bunu bugünden söyleyin. Türkiye gibi büyük ve güçlü bir ülke Avrupa’nın kapılarında böyle on yıl 15 yıl bekleyemez. Biz muhalefet olarak her gün Avrupalılarda mücadele ediyoruz ama iktidarın da bunu yapmazı lazım. Yani çıkacaksınız ve Türkiye’nin ağırlığını hissettireceksiniz. Biz haysiyetli bir milletiz. Öyle Avrupa’nın kapılarında perişan edilecek bir ülke değiliz. Türkiye’nin üyeliğini Kıbrıs meselesine bağladılar ve 35 maddeden 8 maddenin görüşülmesini dondurdular. Geri kalan bütün diğer maddeleri Kıbrıs meselesinde Türkiye bekledikleri tavizi vermedikçe sonuç aşamasına getirmeyeceklerini ilan ettiler. Bu da yetmedi, her maddenin başlaması için de Rumların engel olma imkanı var. Son olarak işte Finlandiya Başkanlığı 4 maddeyi müzakereye başlaya biliriz der demez Rumlar bunların 3’ünü engellediler. Yani Türkiye böyle gerçekten Rumların maskarası olacak bir ülke değil. Türkiye bunu hak etmiyor ve Türkiye’yi böyle bir duruma  düşüren bir Hükümete de müstahak değil. Yani biz bu kadar kötü bir yönetimi hak etmiyoruz. Bu kadar cesaretsiz, kararsız  bir yönetimi bu Türk milleti hak etmiyor.

Tel. Bağlantısı:  Hiç biz de hata yok mu? AB’ye acaba biz ne kadar hazırız?

Öymen:  Şimdi bu çok doğrudur. Türkiye’de çok ciddi eksiklikler olduğunu biz de biliyoruz. Özellikle kayıt dışı ekonominin yüksekliği, vergi kaçağı, ekonominin kötü yönetilişi, eğitim ve sağlık alanında çağ dışı uygulamalar bunların hepsi bizim ayıbımız. Ama şu soruyu kendi kendimize soruyoruz bunları çözmek bu kadar zor değil. İyi bir iktidar, iyi bir yönetim bunları çözer. Ama eğer bunları çözersek Avrupa Türkiye’yi alma iradesine sahip mi? Bunu öğrenmek istiyoruz. Çünkü bize söyledikleri gerekçeler bu sorunların çözülmesi halinde bile Avrupa’nın Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakmıyor olmasıdır. Yani bize dese ki “şu şu şu kanunları çıkarın  şu şu eksikliklerinizi giderin o zaman Avrupa’nın kapısını açacağız.” Bunu hiçbir zaman demiyor. Şimdi sıkıntı buradan kaynaklanıyor. Bazı ülkeler dost diyor ve Hükümet onlara çok bel bağlıyor. Aslında tabii bazı ülkelerin bize daha yakın olduğunu biz de biliyoruz ama bakın bu en son oylamada 11 Aralık’ta bir tek ülke bile hayır oyu bile kullanmadı. Bir kişi hayır dese bu karar çıkmayacak. En dost saydıklarımız bile Türkiye’nin aleyhindeki cephede birleştiler.  O bakımdan biz sadece iç sorunlarımızı düzeltirsek bu işi hallederiz diyemeyiz. Ama AB üyeliği olsa da olmasa da bunları halletmek zorundayız. Siz biliyor musunuz ben yeni geldim Güneydoğu Anadolu’dan, devletin okulları orada tezekle ısınıyor. Bu kadar yüz karası bir durumumuz var. 1 milyon insanımız 985 bin insanımız açlık sınırının altında yaşıyor. Yatağa aç giriyor. Bunlar bizim ayıbımız.

Mesaj Soru: Günaydın Onur Bey. Siyasette taktir ettiğim siyasetçilerden birisiniz. Solun birleşmesi hakkında Deniz Baykal’a rağmen ne düşünüyorsunuz?

Öymen: Bu çok güzel bir soru yalnız adresi yanlış. Solun birleşmesi için diğer sol partilerde böyle bir arzu olması lazım. Biz böyle bir arzu hiç hissetmedik. Defalarca çağrı yaptık. Sayın İsmail Cem’in Yeni Türkiye Partisi bizimle birleşti. Kollarımızı açtık. Kendilerine partide en yüksek görevleri verdik fakat görüyoruz ki mesela Demokratik Sol Partide hiç böyle bir niyet yok. Bizimle birleşme iradesi yok. Onların istediği Türkiye’de yasaların mümkün kılmadığı seçim ittifakları. Anayasamıza göre bunları yapamıyorsunuz. Yani gerçek bir birleşme istiyorsanız geleceksiniz CHP’nin çatısı altında…başka çaresi yok. Aksi taktirde sonunda Türkiye kaybeder.

Mesaj Soru:  Bugüne kadar Hükümete destek olarak ne yaptınız?

Öymen: Bugüne kadar destek olarak çok şey yaptık. İlk başta Hükümet iş başına gelir gelmez AB Zirvesine girerken Başbakan kendisine açık kart verdik, tam destek verdik, halka da ilan ettik. Hükümet 2003 yılında üyelik müzakerelerine başlamak için “çaba sarf edeceğim” dedi. “Gidin” dedik “bunu sarf edin. Muhalefetin bütün gücü arkanızda.” Ondan sonra 8 tane uyum paketi getirdiler hepsine destek olduk Mecliste. Ondan sonra AP’de Hükümete, Türkiye’ye bütün yapılan haksızlıklara en çok biz karşı çıktık, en büyük mücadeleyi biz verdik. Ne yazık ki Hükümet bizim bütün bu çabalarımıza rağmen uğradığı başarısızlıkların sorumlusunun muhalefet olduğu gibi çok garip iddialarla ortaya çıkıyor. Öyle anlaşılıyor ki Sayın Başbakan bu yenilgilerden biraz etkilenmiştir ve biraz sinirleri bozulmuştur.

Tel. Bağlantısı: Bu AB’yle ilgili biz Türkiye’de referandum yapamayız mı?

Öymen:  Aslında halkın oyuna başvurmak bütün demokratik ülkelerde çok özlenen bir durum. Bizim anayasa sistemimiz şu anda buna müsait değil. Yani anayasa değiştirilmedikçe bunu yapamıyoruz. Referandumun ne zaman hangi koşullarda Türkiye’de yapılabileceği anayasada yazılı. Fakat halkın  nabzını tutmadan da AB’ye üye olamayız. Geçen sene bu vakitler kamuoyu yoklamaları halkın %75’inin AB üyeliğini desteklediğini gösteriyordu. Şimdi %33’e indi. Yani Avrupa’dan gelen bu haksızlıklar ve Hükümetin bu işi maalesef çok başarısızca yönetmesi halkımızda çok haklı bir tepki uyandırdı.

Tel. Bağlantısı (devam):  Bizler yurtdışına Vizesiz yurtdışına ne zaman çıkacağız?

Öymen: Bizler yurtdışına Türkiye’de ciddi bir iktidar iş başına geldiği zaman çıkacağız. Çünkü bu Hükümet Türkiye’ye karşı uygulanan bu vize konusunda haksız ve adaletsiz ve küçültücü davranışlara karşı en küçük bir tepki gösteremiyor. Düşünebiliyor musunuz bir Türk vatandaşı bugün vize almak için saatlerce kuyruklara giriyor. Evinin tapusunu gösterecek, iş yerinin bordrosunu gösterecek vs. bunlar küçültücü davranışlar. Siz ne tepki gösteriyorsunuz? Hiçbir tepki göstermiyorsunuz. Siz bunu kader gibi  kabul ediyorsunuz. Biz etmiyoruz. Bakınız bize gençler müracaat ediyor Amerika’dan kabul almış vize alamıyor. Avrupa’da hastası var görmeye gidemiyor. Düğün var gidemiyor. Bu gayri insani. Bu insan haklarına aykırı. Yani Avrupa’ya gitmek bir imtiyaz haline geldi. Buna tepki göstereceksiniz. Ciddi devletler böyle bir muameleyi karşı tarafın yapmasına imkan vermeyen devletlerdir. Siz de onlara o sahada veya başka bir sahada onların canını acıtacak bir tepki göstereceksiniz. O zaman hizaya girerler.

Sunucu:  Bu arada Türkiye eğer AB’ye giremezse ne yapmalı? Yüzünü nereye dönmeli? Bir B ve C planı var mıdır?

Öymen: Şimdi AB’ye en üst düzeyde yüz yüze konuşacaksınız. Demin de söylediğim gibi: siz Türkiye’nin üyeliğini biz ne yaparsak yapalım siz istemiyorsanız bunu bugünden söyleyeceksiniz. Türkiye’yi kapınızda bekletemezsiniz. Ha Türkiye’nin üyeliğini istiyorsanız o zaman bunu da açıkça söyleyeceksiniz ve Türkiye de çalışmalarını buna göre yönlendirecek. Bizi oyalayamazsınız. Bakınız Danimarka’da bir canlı televizyon programında çıkmıştı Avrupalı liderler aralarında konuşuyorlar “bu Türkiye’yi önce uyutacağız sonra unutacağız” diyorlar. B planımız olacak mı? B planımız şu: Türkiye’nin ayaklarının üzerinde duracağı Avrupa’nın temel değerleri insan hakları, demokrasi, düşünce özgürlüğü, laiklik, çağdaşlık, sosyal devlet gibi unsurlar gayet tabii ki benimseyeceğiz. Avrupa’yı reddediyoruz diye bu temel değerleri reddedecek değiliz ama Avrupa’nın Türkiye’yi aşağılayıcı muamele yapmasını reddediyoruz. O zaman ne yapacağız? Atatürk’ün kurduğu bağımsız, egemen devlet modelini güçlendireceğiz, bütün dünya ülkeleriyle yakın ilişkiler kuracağız ama temel değerlerimizden vazgeçmeyeceğiz. Avrupa Birliği bizi istemiyor diye bir İslam Ortak pazarına gitmeyeceğiz. Paylaşmadığımız siyasi değerleri savunan ve benimseyen ülkelerle aynı çatı altına girmeyeceğiz. Yani yangından kaçarken doluya tutulmayacağız. B planı bu. Ama Hükümetin B planı maalesef daha fazla taviz vermek. İşte Kıbrıs’ta gördük, liman vermek filan. Buysa B planı bu berbat bir plan.

Mesaj Soru: Almayacaklarını bile bile özellikle Kıbrıs ve Ermeni meselelerinde niye taviz veriyoruz?

Mesaj Soru: Sayın Öymen, AKP’nin AB konusundaki reformları AB’nin yüzünü göstermesini hızlandırmamış mıdır? Buna bir yanıtınız var mı?

Öymen: Şimdi AKP zamanında CHP ve AKP birlikte reform paketi hazırladılar ve bu reformlara da Türkiye’nin de ihtiyacı vardı. Özellikle kadın hakları konusunda, insan hakları konusunda, demokrasi konusunda, AB istemese de biz bunları yapmak zorundaydık. Bu işin ayrı tarafı. Ama AB’nin gerçek yüzünü göstermesinin sebebi başka. Bakın bunlardan çok önce Fransa eski Cumhurbaşkanı diyor ki “Türkiye’nin üyeliğini destekleyenler Avrupa’ya düşmanlık yapıyor” diyor. “Türkiye’nin üye olacağı gün Avrupa’nın son günü olacaktır” diyor. Bunu ne zaman söylüyor? Türkiye bu reformları yapmadan önce söylüyor.  Eski Alman Başbakanı Helmut Schmidt aynı konuda kitap yazdı ve aynı şeyi söylüyor. Eski Fransa Başbakanı Baladur aynı kitapta kitap yazdı ve aynı şeyi söylüyor. Yani bütün bunlar Türkiye bu reformları yapmadan önce sergilenen tutumlardır. Şimdi biz bunu gayet iyi bileceğiz. Peki niçin bu kadar önemli? Avrupa’da Türkiye’nin üyeliğini destekleyenler de var. Yani Biz onlara dayanarak üye olamayız mı? Olamıyorsunuz. Şunun için: üyelik için bütün ülkelerin oyu lazım. Bir ülke bile hayır dese mesela bütün Avrupa evet dedi ama Kıbrıslı Rumlar hayır dedi üye olamıyorsunuz. Onun için bütün üyelerin Türkiye’nin üyeliğini desteklemesi gerekiyor. Bugünkü tablo bunu göstermiyor.

Sunucu:  Bu benim görüşüm ama bütün bu söylediklerinizden ben bunu çıkarıyorum Türkiye AB’ye üye olamayacak.

Öymen:  Evet şimdi biz siyasette bu kadar kesin ifadeler kullanmıyoruz. Çünkü Avrupa’da nasıl geçtiğimiz yıllarda siyasette önemli değişiklikler olduysa önümüzdeki yıllarda da olabilir Türkiye’de de olabilir. Şimdi Türkiye kendine güvenen, ağırlığını, gücünü hissettiren bir ülke olarak ortaya çıkarsa Avrupa iki kere düşünebilir. Siz diyeceksiniz ki “biz üye olmazsak sizin istediğiniz gibi Avrupa’ya bir kol boyu mesafede Avrupa’nın her dediğine baş üstüne diyecek, diz çökecek bir ülke olmayacağız. Biz Avrupa’nın rakibi olacağız. Razı mısınız?  Yani biz AB’ye üye olursak mı siz daha çok bedel ödersiniz yoksa Avrupa’nın rakibi olursak mı?” Bu ağırlığınızı hissettirdiğiniz zaman Avrupa iki kere düşünür. Ama siz her şeye boyun eğen bir tavır sergilerseniz bugün olduğu gibi Avrupa da size ikinci sınıf bir devlet muamelesi yapar. Parya devlet muamelesi yapar. Bu Hükümet onun için çok kötü bir sınav vermiştir bizce ve Türkiye’nin sahip olduğu gücü, ağırlığı, etkinliği maalesef ortaya koyamamıştır.  Onu ortaya koyacak Hükümet çok yakında gelecektir. Gecikmeyecektir. CHP Hükümeti çok şey değiştirecek. Bundan vatandaşlarımız emin olsun. Türkiye’nin haklarını, haysiyetini bir Hükümetin nasıl koruyabileceğini göreceksiniz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.