ART – Olası Sınır Ötesi Operasyon Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur ÖYMEN’in
ARTV’de “GÜNAYDIN AVRASYA” Programına verdiği mülakat
17 Ocak 2007

Sunucu- Efendim CHP lideri Deniz Baykal dün düzenliği partisinin grup toplantısında sınır ötesi bir operasyonun gerekliliğinden bahsetti ve Türkiye’nin dış politikada rica ederek bir yere varamayacağını ifade ettiler ve böylelikle sınır ötesi operasyon tekrar gündeme yeniden gelmiş oldu. Sizin bu konudaki değerlendirmenizi almak istiyorum. Sizce bir sınır ötesi operasyonun yapılma gerekliliğinin temel gerekçeleri neler olabilir?

Onur ÖYMEN- Biz bunu dört yıldır söylüyoruz hükümete. Dört yıldır çağrıda bulunuyoruz. Ne yazık ki, hükümet bugüne kadar bu alanda tek bir adım atamamıştır. Şimdi bütün ülkelerin dünyada başlıca sorumlulukları arasında sınırlarını korumak vardır. Sınırlarının başka ülkelere karşı saldırı amaçlı olarak kullanılmamasını sağlamak vardır. Ayrıca toprakları üzerinde terörle mücadele etmek, toprakları üzerinde bulunan teröristlerin başka ülkelere saldırılarını önlemek vardır. Şimdi Irak bu görevlerinin hiçbirini yapamıyor. Türk – Irak sınırını koruyamıyor. Irak tarafı bomboştur bu sınırın. O bölgede konuçlandırılmış bulunan yaklaşık 4 bin civarında terörist rahatlıkla sınırı geçerek Türkiye’ye geliyor, eylem yapıyor, patlayıcı madde geçiriyor filan. Sınırı Türkiye tarafından koruyamaz mıyız? Bu sınırın bulunduğu bölgenin coğrafyası sadece Türkiye tarafından korunmasına imkan vermiyor. Çünkü çok yüksek dağlar var. Yalnız Hakkari ilimizde 32 tane 3 bin metreden yüksek dağ var. Şimdi böyle bir bölgeyi sadece Türkiye tarafından dağların tepesinden geçen bir sınırın Türkiye yakasından korumak mümkün değildir. O bakımdan mutlaka Irak tarafından, Irak’taki güney yamaçlarından dağların korunması gerekiyor. Bunu Irak yapmazsa Irak’ta asker bulunduran Amerika yapacak. Çünkü bir ülkeye askeri müdahalede bulunursanız o ülkedeki güvenlikle ilgili olarak sorumluluk taşıyorsunuz. Uluslararası hukuk açısından sorumluluğunu da siz alıyorsunuz o ülkenin. Yani bir askeri müdahale yapacağım. O ülkedeki bütün düzeni alt üst edeceğim, değiştireceğim ama orada olup biten güvenlik meselelerinden, terörist faaliyetlerden hiç sorumlu olmayacağım. Başkaları sorumlu olacak. Böyle şey olmaz.

Şimdi Irak yapamıyor, Amerika yapamıyor. Oradaki Kuzey Irak’taki bazı yerel aşiretler var. Onlarında zaten yapmaya niyeti yok. O nedenle teröristler serbestçe faaliyet gösteriyor. Dünyada bunun örneği yok. Dünyada teröristlerin herhangi bir bölgede güvenlik güçlerinin takibatından masun olarak yaşadıklarının örneği yok. O bakımdan Türkiye’nin bunu mutlaka yapması lazım. Yani ya onlar yapacak veya yapamazsa biz yapacağız. Nitekim bu hükümetten önceki hükümetler bunu 10 yıldan fazla bir süre yaptılar, gerçekleştirdiler ve terörle esaslı bir mücadele yaptılar. Terörü neredeyse sıfır noktasına indirdiler. Bu hükümet geldiğinde terör problemi Türkiye’de fiilen sona ermiş gibiydi ve Kuzey Irak’ta da etkili bir mücadele sürdürülüyordu. Bu hükümet onu durdurdu. Güneye asker gönderemedi. Irak tarafına sınırın gönderemedi ve bunun tabi Türkiye’de de yansımaları oldu. Türkiye’de terörizm yeniden canlandı.

Mesele budur. Biz bunu istiyoruz. Yani kalkıp da gidip Bağdat’a bir operasyon yapalım filan, Irak’a askeri olarak işgal edelim gibi bir düşüncemiz yok. Ama en azından kendi sınırımızı koruma hakkımız var.

Sunucu- Sayın Öymen kendi sınırımızı korumak hakkımız olduğunu ifade ettiniz. Geçtiğimiz yaz aylarında hatırlayacak olursak bir günde 7-8 şehit cenazesiyle karşılaştık ve o dönemde kamuoyunda da, siyasi camiada da bir sınır ötesi operasyonun olması beklentisi çok yoğundu ve bunun gerçekleşeceği düşünülüyordu ama hemen ardından bir koordinatörlük müessesi işler hale getirildi. Acaba bu operasyonun daha önce yapılması bugünkü noktayı daha olumlu hale getirmez miydi ne düşünüyorsunuz?

Onur ÖYMEN- Kuşkusuz. Yalnız hükümetin bunu yapacak yetkisi yoktu. Meclisten iki defa yetki aldılar 2003 yılında. İkisinin de süresi doldu çoktan. 2003 yılının 20 Martında önce bir yetki aldılar 6 aylık kullanmadılar. Yetki vardı ellerinde ama asker gönderemediler. 7 Ekim 2004’de bir daha yetki aldılar bir yıllık onu da kullanamadılar. Onunda süresi 7 Ekim 2004 yılında bitti. 2003 yılında almışlardı. 2004 yılında bitti. Fakat işin tuhaf tarafı yetki aldıktan, bu ikinci yetkiyi aldıktan bir ay sonra Amerikan Dışişleri Bakanıyla bizim Dışişleri Bakanı arasında yapılan telefon görüşmesinden sonra Türkiye politika değiştirdi ve vazgeçti böyle bir işten. Kuzey Irak’a asker göndermekten vazgeçti. Ayrıca Amerika’yla bir anlaşma imzaladılar Dubai’de. 8,5 milyar dolarlık kredi veya 1 milyar dolarlık hibeye karşılık Türkiye Kuzey Irak’a asker göndermemeyi taahhüt etti yazılı olarak. Biz bunu tespit ettik mecliste, büyük bir mesele haline getirdik de hükümet bunu onaylatmak için meclise sunamadı ve anlaşma kadük oldu, geçersiz hale geldi. Ama işin esası şu ki, bu hükümetin niyeti yoktu Kuzey Irak’a asker göndermeye. Ne olursa olsun Türkiye’deki güvenlik koşulları. Şimdi sıkıntılar buradan kaynaklanıyor. Yani sizinde kendi sınırınızı koruyacak, ülkenizi koruyacak iradeniz yoksa o zaman bu sonuçlara katlanacaksınız. Katlanıyorsunuz ve milletçe katlanıyoruz işin kötüsü.

Şimdi Başbakan niye son zamanlarda bu lafları söylüyor? Bizim dört yıldan beri söylediğimiz sözleri bakıyoruz Başbakan kelime kelime tekrarlama başladı son günlerde. Acaba neden? Çünkü seçimler yaklaştı, çünkü halkımızın bizim bu görüşlerimize itibar ettiğini gördü, çünkü iktidar partisinin halk nezdindeki itibarının tamamen aşağı indiğini, çok aşağılara indiğini gördü. Halkın desteğini kaybettiğini gördü. Şimdi bu söylemlere sarıldı. Ama kim size inanır. Böyle düşünüyor idiyseniz siz 4 yıldır bunun gereğini niye yapmadınız. Bu sözleri niye söylemediniz. Biz bunları söylediğimiz zaman gidip Başbakan Amerika’ya CHP’yi şikayet ediyordu. Amerika’da gazetecilere diyor ki, CHP Amerikan karşıtı. Niçin? Çünkü biz onun bugün söylediği sözleri biz o zamanlarda söylüyorduk da onun için. Çünkü diyordu ki, bir ülkenin sınırı güvenliksiz bırakılamaz. Biz diyorduk ki, başka bir ülkenin icazetiyle sınırı korumak sözkonusu olamaz. Biz bir ülke sınırını korumak için başka ülkeden izin almaz diyorduk. Şimdi siz bugün bunları söylüyorsunuz. Ama o zaman biz söylediğimiz zaman iç politika yapıyorlar, hükümet yandaşı gazeteciler çarşaf çarşaf yazıyorlardı muhalefet bunu yapıyor. Şimdi niye bir şey demiyorlar. Yani bizim o zaman söylediğimiz sözleri şimdi Başbakan kelime kelime söyleyince niçin onu eleştirmiyorlar. Çünkü onlar patlıcanın dalkavuğu değil de onun için. Çünkü onlar bu hükümeti desteklemek için programlanmışlar. Bu hükümet ne derse doğrudur, muteberdir ama muhalefet ne derse yanlıştır. Muhalefetin dün söylediğini bugün hükümet aynen tekrarlarsa dün muhalefet o sözü söylediği için haksızdır ama aynı sözü bugün iktidar söylediği için haklıdır. İşte basında bu duruma geldi maalesef.

Sunucu- Sayın Öymen birde Kerkük meselesi önemli. Kerkük meselesine değinecek olursak bir referandum yapılması bekleniyor. Öncelikle bu referandumun gerçekçi olacağını düşünüyor musunuz? Bu referandumdan nasıl bir sonuç çıkacağı kanaatindesiniz?

Onur ÖYMEN- Bu referandum yapılacağı 2005 yılının Ekim ayında kabul edilen Irak Anayasasının 140. maddesinde açıkça ifade ediliyor. Biz daha o anayasa hazırlanırken buna dikkat çektik. Aman dedik buna mutlaka mani olmak lazım. Yani bu böyle devam edemez dedik. Eğer referandum yapılırsa oradaki demografik yapı değişir. O bakımdan bunun yanlış bir iş olduğunu söyledik. Şimdi başbakan bunu söylüyor. Yani 1,5 senedir farkında değil bu konunun anayasada yer aldığının. Hiç bahsetmemiş şimdiye kadar. Şimdi kalkıyor referandum yanlış iştir. Yani atı alan Üsküdar’ı geçmiş. O tarih o anayasada açıkça söylüyor 2007 yılında referandum yapılacak diye. Bu arada ne oldu? Üç şey söylüyor anayasa. Bir; durum normalleştirilecektir diyor. İki; nüfus sayımı yapılacaktır. Üç; referandum yapılacaktır. Normalleşmek dediğiniz sizin oraya muazzam bir nüfus kaydırdılar. Yani oradaki aşiretler Kerkük bölgesine yaklaşık 600 bin insan yerleştirdiler. Bütün nüfus dengelerini altüst ettiler. Şimdi bu durumda yapılacak bir referandum eğer Kerkük Kürt bölgesine kapısını kapamasın mı diye sorulursa soru mutlaka kapasın diye çıkacak. Bunda tereddüt yok ve 1000 yıldır o bölgede çoğunluğa sahip olan, o bölgede etkili olan Türkmenler basit bir azınlık haline gelecekler. Yani düşününüz ki, o bölgede Kuzey Irak’taki Türkmen sayısı Kıbrıs’taki soydaşlarımızın toplam sayısının yaklaşık 15 katıdır. Şimdi böyle bir soydaş kitlesi olacak orada, tek ümitleri Türkiye olacak ve Ankara’da bir Kerkük toplantısı, semineri yapılacak hükümet buna karşı. Yani Kerkük meselesinin görüşülmesini bile istemiyorlar. O bir global strateji enstitüsü diye bir sivil toplum örgütü oradan çeşitli grupların, partilerin temsilcilerini davet etti Irak’tan. Ben başkanlık ettim toplantıya. Hükümet buz gibi soğuk davranıyor. Aman Türkiye’de bunlar konuşulmasın, kimseyi kızdırmayalım, kimseyi ürkütmeyelim. Yani bu yaklaşımlarla bir yere varamazsınız. Bu yaklaşımlar Türkiye’yi son derece etkisiz bir ülke haline getirir. Bırakın hükümetin yapmasını hükümetin dışında bir sivil toplum örgütünün bir seminer yapmasına bile karşılar. Yani bu kadar gayri ciddi bir şey olabilir mi?

Sunucu- Sayın Öymen Kerkük konusunda Türkiye’nin bugüne kadar gösterdiği tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani çok geçmiş yıllardan bugüne değin.

Onur ÖYMEN- Çok etkinlikten uzaktır. Maalesef çok pasiftir. Yani sanki orada öyle bir mesele yokmuş gibi davranmışlardır. Önce kırmızı çizgiler demişlerdir sonra unutmuşlardır. Yani bu hükümetin esas politikası hiç kimseyi ürkütmeyeceksiniz. Hiçbir ülkeye karşı çıkmayacaksınız. Kimseyi üzmeyeceksiniz. Yani bu Polyanna romanlarında olurda devlet idaresinde olmaz. Devlet böyle idare edilmez. Gayet tabi ki siz bir karar aldığınız zaman bazıları sevinecek, bazıları üzülecek. Amerika’da, Kıbrıs’ta Rumları desteklediği zaman, onları meşru devlet saydığı zaman biz üzülüyoruz. Ama yani Türk Amerikan ilişkileri bu yüzden tahrip olmuyor. Sizinde Irak politikanız Amerika’yı rahatsız ederse biraz üzülecekler. Genel Başkanımızın dün grupta söylediği gibi. Ama Türk Amerikan ilişkileri bu yüzden tahrip olmaz. Yani her şeyden korkmayın. Amerika’yı ürkütmeyelim, Avrupalıları ürkütmeyelim diye diye işte başımıza gelenleri görüyorsunuz AB’de. Yani biraz cesaretli olacaksınız. Orada 3 milyon insan kaderini size bağlamış ve üstelik bu bir insan hakları meselesi. Yani efendim Türkiye’nin karışmaya hakkı var mı? Amerikan Büyükelçisi diyor ki, Türkiye karışmasın bu işe. İşte gene Genel Başkan söyledi. Siz 10 bin kilometre öteden gelip karışacaksınız, biz burnumuzun dibinde, sınır güvenliğimiz, 1000 yıllık soydaşlarımız biz karışamayacağız. Üstelik Kerkük’te olup bitenler, insanların öldürülmesi, zorla göçe sevk edilmeleri, oraya dışarıdan 100 binlerce insan getirilmesi. Bunlar insan hakları ihlali. Düpe düz insan hakları ihlali. Hangi insan hakları meselesi iç mesele sayılabilir. Irak’ın iç işimidir bu? Amerikalılara bunu söyleyeceksiniz. Bu Irak’ın iç işi değildir. Çünkü bu bir insan hakları meselesidir. Siz Türkiye’deki insan hakları konularına karıştığınız zaman biz size iç işimiz diyor muyuz? Ne karışıyorsunuz diyor muyuz? İnsan hakları meseleleri evrensel meselelerdir ve herkesin bunlara karışmaya hakkı vardır.

Sunucu- Son olarak Sayın Öymen referandumdan sonra Kürdistan’a katılma kararı verilir ise bu süreçten sonra Kerkük huzur bulabilir mi? Türkiye ne yapmalıdır?

Onur ÖYMEN- Mümkün değil. Yani gerçekten bugünde huzur yok, durum daha da kötüye gider. Zaten Irak’ta bir iç savaş belki başladı da adı konmadı. Bakın bugün ilan edildi 34 bin insan geçen sene hayatını kaybetmiş. Yalnız dünkü saldırılarda 100’den fazla insan öldürüldü. Ortalama olarak günde 94 kişi öldürülüyor. Yaralananlar hariç, sakat kalanlar, göçe zorlananlar hariç. Irak’ta bir felaket tablosu yaşanıyor. Şimdi baştan diyorlardı ki, komşumuzda yaygın çıkarsa biz seyirci kalabilir miyiz diyor. İşte buyurun hadi kalmayın bakalım. En azından sınırınızı koruyun. Onu da yapamıyorsunuz. Soydaşlarınızı koruyun, onu da yapamıyorsunuz. Orada 12 bin vatandaşımız var Mahmur kampında dikenli tellerin arkasında yaşıyor PKK tarafından kaçırılmış. Onları kurtarın. Kurtaramayız. Yani böyle devlet idare edilir mi? Yani bu kadar devlet pasif, çaresiz olabilir mi? İşte vardığımız nokta bu nokta maalesef.

Yani bunun çaresi var mı? Bütün bunların çaresi var. Irak’taki soydaşlarımızın kurtulmasının da çaresi var, güvenlik koşullarımızın düzelmesinin, vatandaşların can güvenliğinin korunmasının da çaresi var. Bunun çaresi bu hükümetten kurtulmaktır. Bu hükümetle bu işlerin yürümeyeceği artık anlaşılmıştır. 4 senede ne yaptılarsa sonuncu senelerinde onu yapacaklardır. Yani hiçbir şey yapamayacaklardır. Onun için bu hükümetin biran önce görevi devretmesi gerekiyor. Biran önce seçim yapılması gerekiyor ve Türkiye’nin ülkemizin haklarını, çıkarlarını, haysiyetini koruyacak yeni bir hükümete kavuşması gerekiyor. O hükümette CHP hükümeti olacaktır. Herkes bunu bilsin.

Sunucu- Sayın Öymen efendim çok teşekkür ediyoruz değerli görüşleriniz için.

Onur ÖYMEN- Ben teşekkür ederim, iyi günler.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.