ART – Sıcak Haber Programı, AP Türkiye Raporu, Yaklaşan Yerel Seçimler ve Ekonominin Durumu Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ART “Sıcak Haber”  Programına Verdiği Mülakat
11 Mart 2009
Sunucu: Mutlu günler sevgili izleyenler. Bugün stüdyo konuğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen. Hoş geldiniz Sayın Öymen.

Onur Öymen: Hoş bulduk efendim.

Sunucu: İsterseniz sohbetimize Türkiye’nin dünyadan nasıl gözüktüğü konusuyla başlayalım. Yarın itibariyle Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye raporu görüşülecek. Bu raporda dikkat çeken bazı noktalar var. Geçtiğimiz günlerde, özellikle Amerika İnsan Hakları Raporunda Türkiye’ye yönelik maddelerde basın özgürlüğü ve Ergenekon soruşturması da yer alıyordu. Yarın Avrupa’da ele alınacak olan Türkiye raporu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Onur Öymen:  Sayın Başbakan ve İktidar partisi yöneticileri kısa bir süre öncesine kadar dünya basınının ve diğer ülkelerin kendilerini methettiğini ve herkesin AKP’den övgü ile söz ettiğini söylüyorlardı. Şimdi görüyoruz ki gerçek hiç de öyle değildir. Tam tersine dünya basınında, Avrupa Parlamentosu’nda, Amerika Dışişleri Bakanlığı’nın İnsan Hakları Raporunda Türkiye’ye yönelik çok ciddi eleştiriler var.

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporunda en önemli unsur, Türk Hükümetinin reform hevesini kaybettiği, reformların yavaşladığı, Avrupa Birliği konusundaki isteğinin azalmasının  tespit edilmesidir. Pek çok konuda Türkiye’ye yönelik çok kuvvetli eleştiriler var. Daha bu sabah basında gördük ki Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı Martin Schultz, Türkiye’nin Avrupalı olmak isteyip istemediğine karar vermesi gerektiğini söyledi. “Ya reformları tamamlayıp Avrupa Birliği yolunda ilerleyeceksiniz, ya da Avrupa’dan vazgeçeceksiniz. Bu yıl bunun tayin edileceği bir yıl olacaktır” diyor. Maalesef Hükümetin bu konudaki performansı son derece yetersizdir.

Reform süreci ile ilgili Meclise defalarca soru önergeleri verdik ama hiçbir somut adım atmıyorlar. Türkiye 11 tane müzakere başlığı ile ilgili ön hazırlıkları tamamlayamadığı için bu başlıklar müzakereye açılamıyor.

Raporda Ergenekon davasından da bahsediliyor ve bu konuda gereğinin yapılması isteniyor. Aynı zamanda soruşturma kapsamındaki usulsüzlüklere, ceza usulüne uygun olmayan tutumlara değinilerek bu davranışlar eleştiriliyor.

Amerika Dışişleri Bakanlığı’nın insan hakları raporunda Sayın Başbakandan ismen eleştirici bir şekilde bahsediliyor. Başka demokratik ülkeler için yazılan raporlarda Başbakanların bu şekilde ismen suçlandığını pek hatırlamıyoruz. Türkiye ile ilgili rapor gerçekten çok ciddi eleştirilerle doludur. Özellikle basın üzerinde yapılan baskılar dile getiriliyor.

Avrupa Birliği’nde de basın üzerindeki bu baskılara büyük bir tepki var. Kısa bir süre önce Sayın Baykal’la Brüksel’e gittiğimizde AB’nin en üst düzeydeki yetkilileri ile görüştük. Herkes Türk basını üzerinde yapılan bu baskılardan kaygıyla söz etti. Bu gerçekleri görmezlikten gelemeyiz. Avrupa’da yargının siyasallaştırılmakta olduğu yönündeki izlenimler artıyor.

Türkiye’nin dışarıdan görünüşü şöyledir; 1. Türkiye Avrupa Birliği üyesi olmanın gerektirdiği adımları atamıyor. 2. Türkiye her ne kadar reform yasaları çıkartsa da uygulamada patinaj yapıyor, geri adım atıyor. Belli Anayasal ve yasal değişiklikleri yapmışız ama fiilen Türkiye, AKP’nin  iktidara geldiği döneme nazaran daha Avrupalı değildir. Aksine Avrupa’ya daha uzaktır. Mesela, Türkiye’de 6-7 yıl öncesinde herkesin serbestçe telefonlarının dinlenebilmesi gibi bir durum var mıydı? Bunu şimdi ilk defa görüyoruz. Başka bir Avrupa ülkesinde böyle bir durum var mıdır?

Sunucu:  Raporlarda yer alan, özellikle basın özgürlüğü, demokrasi ve laiklikle ilgili eleştirilerin sizce yurt içindeki göstergeleri nelerdir?

Onur Öymen:  Yurt içinden bakacak olursak da aynı tabloyu görüyoruz. Yani Türkiye Avrupa’dan süratle uzaklaşıyor. Hem Avrupalıyız diyeceksiniz hem de seçimlerden önce bazı yerlerde vatandaşlara buz dolabı ve çamaşır makinesi dağıtacaksınız. Avrupa’nın neresinde böyle bir örnek vardır? Avrupa’da da yoksul ve işsiz insanlar vardır ama devlet bu insanlara belli bir maddi kaynak sağlar, yoksulluk yardımı yapar ve her ay belli bir para verir. İnsanlar da bu parayla isterse giyecek, isterse yiyecek alır. Gücü yetiyorsa da buz dolabı alır ya da çocuğunun okul taksitini öder. Ama Avrupa’da bu insanlara, illa ki bunu alacaksınız şeklinde kapılarına bir mal konmaz. Hangi Avrupa ülkesinde insanlara buz dolabı ve çamaşır makinesi dağıtılıyor? Böyle bir şey olabilir mi?

Hükümetin uygulamaları ve politikaları Avrupa’nınkilerle taban taban zıttır. Hangi Avrupa ülkesinde bir Başbakan çıkıp da basına boykot çağrısında bulunuyor?

Sunucu: Aslında Avrupa ile kıyaslamaya da gerek yok. Demokratik bir ülkede bu şekilde bir yaklaşım olmamalıdır, değil mi?

Onur Öymen: Gayet tabii. Bizim ölçümüz Avrupa Birliği üyeliği ise ve Türkiye, AB üyesi olmak yolunda ilerleyen bir ülke ise, öyle de olması gerekirken bakıyoruz ki Türkiye tam tersi bir yola girmiş. Bu İktidar da Türkiye’yi hızla otoriter bir din devletine doğru götürüyor. Yani çağdaş, laik, medeni, uygar, Avrupalı bir devlet olmak yolundan çıkartmış, Türkiye’yi çağ dışı, otoriter, hafiye rejimine dayanan bir ülke haline getiriyorlar.

Sunucu: Peki,  Tübitak konusuna gelecek olursak Tübitak, bir bilim kuruluşu olarak sizce görevlerini tam anlamıyla yerine getirebiliyor mu? Basında çıkan haberlere göre, 200. doğum yılı nedeniyle bu ayki kapağını Darwin’e ayıran Bilim ve Teknik dergisi, son anda yapılan bir değişiklikle konu değiştirdi ve bir hafta geç yayınlandı. Siz bu sansürü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Burada dehşet verici bir tablo vardır. Tüm dünyanın tanıdığı, önemsediği, tezlerine değer verdiği ve evrimle ilgili görüşlerini saygıyla izlediği Darwin’in adının duyulmasını bile istemeyerek 200 yıl önce yaşamış bir insana sansür koyuyorlar. İşte, bu sansür kafası Darwin’in evrim teorisinin ancak ilk aşamalarında kalmış insanların kafası olabilir. Siz, 21. yüzyılda bir ülkede Darwin’e nasıl  sansür koyarsınız?

Bu iktidarın bazı şakşakçıları var; her akşam televizyonlarda boy gösteren ve bunların her yaptığının iyi olduğunu söyleyen, bunları övmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan insanlar. İşte bu insanlar, İktidarın nasıl çağ dışı bir sansür kafasıyla ülkeyi yönettiğini hala göremiyorlar.

Sunucu: Şimdi de Deniz Feneri davasıyla ilgili yayın yasağı geldi. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Onur Öymen: Deniz Feneri davasıyla ilgili yayınlara sansür getiriliyor ama aslı astarı olup olmadığı kuşkulu olan pek çok iddiaların görüşüldüğü Ergenekon davasını herkes biliyor. Hatta gizli olan ön soruşturma belgeleri çarşaf çarşaf yayınlanıyor, insanların özel konuşmaları gazetelerde yayınlanıyor. Buna sansür yok ama yolsuzluk iddiasıyla ilgili açılan bir davayı kimsenin bilmemesini istiyorlar. Bunu nasıl yorumlamalıyız? Çağdaş ülkelerde böyle şeyler oluyor mu? Hangi çağdaş ülke var ki orada bir yolsuzluk davasının görüşülmesine sansür konulsun? Türkiye’de son zamanlarda yapılanlar gerçekten başka ülkelerde  örneği görülmeyen şeylerdir.

Sunucu: Sayın Öymen, seçim sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Seçim sürecinde de aynı tabloyu görüyoruz. Başbakan müthiş bir öfke içinde. Başarısızlığının ortaya çıkmasından rahatsızlık duyuyor. Dikkat ederseniz, Başbakan hiçbir eleştiriye cevap vermiyor. İşsizliği, ekonomik durumu eleştiriyoruz. Hiçbir cevap yok. Vatandaş işsizlikten, yoksulluktan perişan durumda. Devleti bu hale getirdiler. Bunu söyleyenlere ve eleştiride bulunanlara cevap vereceğine “50 yıl önce sizin partiniz valileri nasıl kullanıyordu” diyor. Çok partili demokrasiden önceki devirde Cumhuriyet Halk Partisi’nin il başkanları aynı zamanda valilik de yapıyorlarmış. Bunu söylüyor da o dönemde Türkiye’ye çok partili demokrasiyi bizim getirdiğimizi söylemiyor. Bugünkü demokratik düzeni Türkiye’ye getiren biziz, Türkiye’yi geri götüren sizsiniz. Asıl sizler şimdi valileri partinin neferi gibi kullanıyorsunuz. Yanlış olan budur.

Sunucu: Peki, bu seçim sürecinde şu anda ekonominin içinde bulunduğu durum sizce yeteri kadar konuşuluyor ve gündem maddesi oluyor mu?

Onur Öymen: İşte, asıl mesele budur. Gündemi değiştirmek istiyorlar. Biz gündemle ilgili konuları söylüyoruz. 2.3 milyon vatandaşımız kredi kartı borcunu ödeyemeyecek durumdadır, yüz binlerce insan işsiz kalmıştır. Bu, çok vahim bir tablodur. Mesela Bursa’da 2008 yılında yaklaşık 60 bin kişi işini kaybetti. Şimdi ise sadece Ocak ayında 8 bin kişi işsiz kalmıştır ve bu durum hızlanarak devam etmektedir. Bu insanların durumunu söylüyoruz ve vatandaşlarımızın durumuna çare aramayı teklif ediyoruz, cevaben 50 yıl öncesinde bizim partimizin yaptıklarını anlatıyorlar. Çünkü bu söylediklerimize verecek cevapları yok. Diyorlar ki  “Dünyada bir kriz var. Ne yapalım, kriz herkesi etkiledi, bizi de etkiledi”. Herkesi böyle etkilemiyor. Dünyada krizden en fazla zarar gören ülkelerde bile işsizlik oranı % 4.2 ila % 8.1 arasında değişmektedir. Bizde ise işsizlik oranı % 12.3’tür. Üstelik bu resmi rakamdır. Gerçek rakamlar bundan çok daha fazladır.

Sunucu: İsterseniz Sayın Baykal’ın ekonomiye ilişkin yaptığı açıklamaya dönelim. Sizin bu konuda bir bilginiz varsa bu duyumları bizimle paylaşmanızı isteyeceğiz. Sayın Baykal, Hükümetin çok ağır mali önlemler içeren çalışmalar yaptığı yönünde duyumlar alındığını belirtti. Bu duyumlar nelerdir?

Onur Öymen:  Sayın Baykal’ın söylediği gibi burada kanamalı bir hasta var. Bu hasta için gerekli tedbirleri almazsanız hasta ölür. Siz seçimlere kadar hiçbir şey yapmayarak ve durumu mümkün olduğu kadar idare ederek işi götürmek istiyorsunuz. Seçimlerden hemen sonra IMF ile de anlaşacaksınız, IMF’nin acı ilacını da içeceksiniz, daha ağır tedbirler de alacaksınız. Vatandaş Nisan ayından itibaren krizi en ağır biçimde hissederek bugünü arayacaktır.

Bazı firmalara seçimlere kadar işçi çıkartmamaları için ricada bulunuyorlarmış. Belli ki IMF ile çok ağır koşullar içeren bir anlaşma imzalamaya hazırlanıyorlar. Çünkü artık çare tükenmiş, yapabilecekleri hiçbir şey kalmamıştır. Başbakan “işsizliğe çare bilen bana söylesin” diyor. Ana Muhalefet lideri size 7 tane öneride bulunuyor -ki iş adamları da bu önerileri destekliyor- “Siz bunları bırakın da kendi işinize bakın” diyorlar. Biz onların bu işi bilmediğini söylemiyoruz, sadece bir katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Biz katkıda bulunmaya çalıştığımız zaman Başbakan bu önerileri elinin tersiyle iterek “siz bu işe karışmayın “diyor. Halbuki bizden çare isteyen sizsiniz. Bu çareleri beraber tartışmalıyız.
Bu bütçeyle işi götüremeyeceklerini söylüyoruz. Çünkü bu bütçe % 4 kalkınma hızına göre ayarlanmıştır. Vergi gelirlerini bu bütçeye göre düşünüyorlar. Bunları yapmaları mümkün değil, çünkü bu gerçekçi olmayan hayali bir bütçedir. İşte, bu yüzden seçimlerden sonra belki de bütçeyi gözden geçirecekler. Çünkü bu bütçe, uygulanamaz bir bütçedir. İşte o zaman bütün rakamlar, yatırım rakamları değişecek. Devletin harcamalarını kısmak zorunda kalacaklar ve vatandaşa çok ağır bedeller ödetecekler. Bugünü gerçekten arayacağız.

Öyle anlaşılıyor ki Mart ve Nisan aylarında işsizlik rakamları maalesef daha da artacaktır. Bu rakamları şimdilik bu sınırda tutmak istiyorlar. “Seçime kadar vatandaşın gözünü boyayalım da sonrası Allah kerim” diye düşünüyorlar. Seçimlerden sonra bakalım buz dolabı mı dağıtacaklar, yoksa kendilerini mi dağıtacaklar, bunu göreceğiz.

Sunucu: Peki, “Son Osmanlı padişahı I. Recep Tayyip Erdoğan” diye pankart açılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Aslında bu tarz şeyler İktidarın gönlünden geçenleri yansıtıyor. Bunların asıl hevesi Atatürk’ün Cumhuriyetini bir tarafa bırakarak Atatürk’ten önceki rejime dönmektir. Yani otoriter, hafiye teşkilatına dayalı, din devleti özelliği olan bir Osmanlı İmparatorluğu’na dönmek. Bu millet Osmanlı İmparatorluğu’nu nasıl yıktıysa demokratik yöntemlerle AKP’nin yaratmak istediği korku imparatorluğunu da yıkacaktır.
 
Halkta böyle bir özlem yaratıyorlar. Söylemlerine bakın. “Mahkemeye değil de ulemaya sorun” diyorlar. Böyle bir şey Osmanlı İmparatorluğu’nda vardır. Attıkları adımların örnekleri ancak Osmanlı İmparatorluğu döneminde görülür. Halkı doyurmak için Ramazan ayında iftar çadırları kuruyorlar. Bir senede sadece Ramazan ayı mı vardır? Peki halk Recep ayında ne yapsın? İşte onu Recep Bey’e soracaksınız. Şaban ayında ne yapsın? Onu da Şaban Bey’e soracaksınız. Kısacası vatandaş açtır. Bunu bir türlü anlayamıyorlar.

Sunucu: Başbakan CHP ve MHP’yi, Padişah lafını dillerine dolamakla suçluyor ve CHP ve MHP liderlerine “Asıl siz Padişahsınız ki koltuklarınızı bırakmıyorsunuz” diyor. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Onur Öymen: Bir parti liderine padişah demek son derce gayri ciddi bir durumdur. Ancak devleti otoriter bir şekilde idare etmeye çalışan, laik Cumhuriyeti tasfiye edip bir din devleti kurmak isteyen insanların Padişahlığa özendiği çok açıktır. Sayın Cumhurbaşkanı 1993 yılında yaptığı bir konuşmada II. Cumhuriyetçileri ve yeni Osmanlıları takdirle karşıladığını söylemiştir. İşte zihniyetleri, gönüllerinde yatan budur. İşte bu zihniyet, bugün Türkiye’yi yönetiyor. Gönüllerinde yatan laik, çağdaş, modern bir Cumhuriyet değildir.

Ülkenin geldiği şu duruma bakın. Binnaz Toprak’ın yaptığı araştırmayı okursanız Türkiye’nin çeşitli yerlerinde kadınların ne tür baskılar altında olduklarını görürüsünüz. Türkiye’deki kadınların nasıl giderek daha alt düzeye indiği ve nasıl ikinci sınıf insanlar haline dönüştüğü hakkında uluslararası araştırmalar da var. İşte bu yüzden biz buna tepki gösteriyoruz. CHP olarak yerel seçimlerde sekiz ilde kadın aday gösterdik. AKP sadece bir ilde kadın aday göstermiş, bunun dışında illerde kadın adayı yok.

Sunucu: Seçim bölgeniz olan Bursa’da şu an çarklar durmuş durumda. İşsizlik de hızla artıyor. Siz durumu nasıl görüyorsunuz?

Onur Öymen: Dün Bursa’da işini kaybeden insanlar hakkında bir program izledim. Yüreğiniz burkulur. Yaşlılık maaşı alan 65 yaşından büyük bir aile reisi ayda 261 TL alarak beş nüfuslu ailesini geçindirmeye çalışıyor. Ailede herkes işsiz. Sadece kendisinin yaşlılık aylığı olan 261 TL ile geçinmeye çalışıyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Oysa bu para, kendilerinin bir akşamlık lokanta parasıdır. Ama diğer tarafta bu parayla, bir aile bir ay geçinmeye çalışıyor. Böyle bir şey mümkün müdür?

İnsanları sefalete mahkum ettiniz sonra da alay eder gibi buz dolabı ve çamaşır makinesi veriyorsunuz. Vatandaş buz dolabını yesin mi, ne yapsın? Vatandaşın buz dolabına koyacak bir tas çorbası yok ki. Siz Türkiye’de nasıl büyük bir yokluk olduğunu, nasıl büyük bir sefalet yaşandığını gidin Anadolu’da görün. Esnafla konuşun. Yalnız Bursa’da değil, gittiğimiz Kayseri, Niğde gibi illerde konuştuğumuz her esnaf siftah bile yapamadan dükkanlarını kapattıklarını söylüyorlar. Memleketi bu hale getirmişsiniz, sonra da sizi eleştirenleri kötülüyorsunuz. Eleştirilere cevap vereceğinize onları eleştiriyorsunuz. Bu demokratik bir ülkede örneği görülmemiş bir şeydir. Avrupalı ülkeler de bunu çok iyi görüyorlar.

Seçimleri etkilemek için son yaptıkları bir şeyi söyleyeyim. İstanbul Belediyesi, İktidar yanlısı yayın yapan bir televizyonla anlaşma yapmış ve İstanbul’daki tüm deniz otobüslerinde, tüm feribotlarda sadece o televizyon yayınları izlenebiliyor. Her gün on binlerce insana sürekli olarak Hükümetin görüşlerini anlatıyorlar. Bunun ticari bir iş olduğunu söylüyorlar. Böyle bir ticaret olur mu? Seçim zamanı böyle bir  iş yapılabilir mi? Yüksek Seçim Kurulu acaba bunun farkında mı? Buradan kendilerine çağrıda bulunuyorum; bu konuyu lütfen inceleyiniz. İşte böyle yöntemlerle vatandaşların oyunu almaya çalışıyorlar.

Geçenlerde Bursa’nın Nilüfer ilçesinde 4095 kişiyi boş tarlalara ve depolara seçmen olarak kaydettiklerini tespit ettik. Bunu kimler organize ediyor? Bunun peşine düştük ve sonra hepsini o listelerden sildiler.

Sunucu: Siz bunlardan bahsedince akıllara Tunceli Valisi geliyor. Başbakan “valime dokunmayın” diyor.

Onur Öymen: Başbakan “valimi yedirmem” diyor. Biz de onlara diyoruz ki ; “biz de size demokrasi ve hukuk devletini yedirmeyiz”. Valinizi hukuka karşı mı koruyacaksınız? Yüksek Seçim Kurulu suç duyurusunda bulunmuş. Savcı vali hakkında ne yapması gerektiğini size mi soracak? Mahkemeler valiyi mahkum edip etmemek konusunda sizden mi icazet alacak? Suçlu kimse gayet tabi ki hesabını verecektir.

Sunucu: Mersin’de, geçtiğimiz yıllardan hatırladığımız bir çiftçi, Başbakana çiftçilerin zor durumda olduklarını iletmek istemişti ve aynı çiftçi şimdi Mersin’de yapılan seçim mitingi sırasında gözaltına alındı. Ayrıca Manisa’daki mitingi kalabalık göstermek için fotoğraflara fotoshop yapıldığı da gündeme geldi. Tüm bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Bu durum, hukukun çok açık bir ihlalidir. Hiçbir hukuk devletinde buna benzer önleyici bir tutuklama yoktur.  Bir adamı suç işlemesin diye gözaltına alamazsınız. Suç işleyen kişi ancak mahkeme kararıyla gözaltına alınabilir. Siz bu durumda o kişinin suç işleme ihtimali olduğunu ve olay çıkarabileceğini varsayarak gözaltına alıyorsunuz. Bu tarz gözaltına alınmaların örnekleri sadece Hitler döneminde vardır. Türkiye giderek o devri andıran uygulamalara girişiyor. Bu uygulamalar, hukuk anlayışına taban tabana zıttır. Bu vatandaşımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracak olsa mahkeme, mutlaka Hükümeti mahkum eden bir karar çıkartır. Çünkü yaptıkları iş tamamen yanlıştır.

Fotoshop olayında da anlaşılıyor ki, vatandaşın kendilerine yeterince ilgi ve destek göstermediğini kendileri de fark ediyorlar. Bir takım sahte yollara başvurarak vatandaşın ilgisini daha büyükmüş gibi göstermeye çalışıyorlar. Mitinge katılan aynı grup insanları mitingin daha kalabalık gözükmesi için defalarca fotoğrafa koyuyorlar. Başbakan da bunları yaptığı için basına kızıyor. Bunu yapan basın değil ki, bunu yapan sizin adamlarınız. Nitekim bu fotoğrafın bir sahtekarlık olduğu ortaya çıkınca bunu yapan kişiyi partiden atmak zorunda kalmışlar.

Buna benzer usulsüz yöntemlere o kadar alıştılar ki yapamayacakları şey yok. Korkarız ki seçim sonuçlarını da fotooy sistemiyle çoğaltmaya çalışacaklar. Buradan  tüm ilgilileri, seçim kurullarını, savcıları seçim yasalarının ihlal edilmesine izin vermemeleri için uyarıyoruz. Seçimlerin dürüst bir şekilde yapılmasını sağlasınlar. Aksi taktirde Türkiye’de demokrasinin varlığından kimse bahsedemez.

Başka ülkelerde de böyle seçim hileleri yapılmıştır. Son olarak, Amerikalı ve Kanadalı 150 bilim adamı Amerika’nın Orta Amerika ülkelerindeki – El Salvador ve Dominik Cumhuriyeti vs.-  seçimlere karışmaması gerektiği yönünde açıklamalar yaptılar. Maalesef pek çok yerde seçimlere müdahaleler ve seçim hileleri yapılabiliyor. Bir takım elektronik yöntemler ve bilgisayar oyunlarıyla seçim sonuçları etkilenebiliyor.

2007 yılındaki genel seçimlere katılan seçmen sayısının resmi rakam olarak 42 milyon 500 bin olduğu açıklandı. Üç ay sonra da nüfus sayımı yapıldı. Ben Başbakana Türkiye’deki nüfus sayımına göre seçmen sayısının kaç kişi olduğunu soran yazılı bir soru önergesi verdim.  Bir Devlet Bakanı aracılığıyla bana gönderdiği cevapta seçmen sayısının resmi olarak 48 milyon 267 bin olduğunu belirtmiş. Bu cevaptan da anlaşılıyor ki 6 milyon vatandaşımız seçmen olarak yazılmamış. Yani seçmen olduğu halde seçmen olarak yazılmayan 6 milyon vatandaşımız var.

Şimdi ise bu rakamlar ortaya çıkınca artık bunu yapamayacaklarını anladılar, seçmenlerin iki defa, üç defa oy kullanmasını engelleyen parmak boyalarını kaldırdılar. Oy verdikten sonra parmağınız boyanmayacak, kimsenin günahına girmeyelim ama, bazı insanların iki kere, üç kere oy vermesinin kapısı açılacak. Bunu nereden bildiğimizi sorabilirsiniz. İşte, size anlattım. Bursa’nın Nilüfer ilçesinde boş tarlalara, arsalara seçmen olarak kaydedilmiş  4 bin 95 kişi tespit ettik. Biz bunları tespit ettirdik ve sildirdik ama Türkiye’nin acaba başka hangi yerlerinde buna benzer durumlar var? Bunları kim örgütledi? Bu soruların cevabı yok.

İşte, belli ki seçimlerin dürüst bir şekilde yapılmasını istemeyenler var. Kimdir bunlar? Kimler bu oyunları oynuyor?  Bu tür oyunları başka ülkelerde de gördük. Hem geçmişte hem de yakın zamanda bu tür seçim hilelerini gördük. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye’de de şimdi bunu yapmaya çalışıyorlar. Yani İktidarı, hak etmediği kadar, vatandaşın vermediği kadar oy almış gibi gösterecekler. Oyunlar, bunlardır. Biz bunları söylüyoruz ama AKP’li bir milletvekili bunun Seçim Kurulu’nun işi olduğunu ve kendilerini ilgilendirmediğini söylüyor. Yani hep başkası sorumlu, sizin hiçbir kusurunuz yok. Siz her zaman sütten çıkma ak kaşıksınız. İstanbul Belediyesi feribotlarla, deniz otobüsleriyle anlaşma yapmış. Bunun sorumlusunun kim olduğunu soruyoruz. “Bize ne, belediye yapmış” diyorlar. Peki belediye kimin belediyesi? Sizin belediyeniz. Belli ki hem propaganda hem de seçim aşamasında bütün yöntemleri uygulayacaklar ki hak ettiklerinden daha fazla oy almış gözüksünler.

Sunucu:  Ankara Pursaklar’da Başbakan Erdoğan’ın yapacağı bir açılış var. Bu açılışa Ankara’nın dört bir yanından vatandaşlar otobüslerle getirtiliyor. Yani sadece bir açılış için bile büyük bir kalabalık isteniyor. Sizce bunun nedeni nedir?

 Onur Öymen:  Birçok yerde bunu belediye imkanlarıyla, devlet imkanlarıyla yapıyorlar.  Bu yasalara aykırıdır. Yani bunlarda yasa tanımazlık var.  Mesela Seçim Kanununun 152. maddesine göre oy almak için bir kişiye menfaat sağlamanın ya da menfaat vaadinde bulunmanın  1 ila 3 yıl arasında hapis cezası vardır. Seçim Kanununun 141. ve 142. maddelerine göre de bir kişinin seçmen olmadığı halde seçmen olarak kaydedilmesi  veya seçmen olduğu halde seçmen olarak kaydedilmemesi hapis cezası gerektiren bir suçtur.

Sizin aracılığınızla Başbakana soruyorum; Benim yıllardan beri oturduğum ve oy kullandığım mahallede  beni ve eşimi neden seçmen olarak yazmadınız? Uzun araştırmalardan sonra anladık  ki bize haber bile vermeden bizim kaydımızı İstanbul’dan Ankara’ya taşımışlar. Bundan haberimiz bile yok. Demek ki bunu araştırmasak bulamayacağız. Bu durumda olan bir çok vatandaş da nerede oy kullanacağını bulamıyor. Bunu neden yapıyorsunuz? Belli ki sizin gibi olmayan insanların oy vermesine engel olmak istiyorsunuz.

Az önce de söylediğim gibi geçen seçimlerde 6 milyon insana oy kullandırılmadı. Yalnız bizim seçim sandığımızda, İstanbul’da, 1.500 kişiye oy kullandırılmadı. Moda’da 3 bin kişiye oy kullandırılmadı. Bursa’da 200 binden fazla insan seçmen olarak yazılmadı. Bunu neden yapıyorsunuz? Herhalde seçim şansınızı arttırmak için, öyle değil mi? Bunun başka bir izahı var mı? Hadi buna cevap ver. “Bunlar  monşerdir” diyor. Cevabı bu.  Dış politika eleştirilerimizin, iç politika eleştirilerimizin, seçim yolsuzlukları hakkında dediklerimizin altında kalıyor, cevap veremiyor. Sonra da  basın olsun , politikacı olsun, sendikacı olsun kim onu eleştiriyorsa hepsini kamuoyu önünde aklınca suçlayıp küçük düşürerek onlara hakaret ederek vatandaşın o insanlar hakkında olumsuz düşünmesini sağlamaya çalışıyor. Gücün yetiyorsa çık o kürsüye, Türkiye’deki işsizlik, krizin en çok yaşandığı Amerika’dan, Japonya’dan, Avrupa ülkelerinden niçin daha fazladır, açıkla. Türkiye’deki sanayi üretimi niçin bu kadar düşüyor da başka ülkelerde düşmüyor, çıkıp açıklasın.

Sunucu: Sayın Öymen, sizce seçimlerden sonra ne olacak?

Onur Öymen: Eğer seçimler dürüst bir şekilde yapılırsa, ben inanıyorum ki bu İktidar büyük bir ders alacaktır. Vatandaş bu İktidara dersini verecektir. Yani hem bu insanları aç bırakacak, perişan edecek, işsiz , yoksul bırakacak hem de bu insanlar gidip kendisine oy verecek. Bu size normal geliyor mu? Ama beklentisi budur. Yani perişan ettiği insanların desteğiyle İktidarda kalmak istiyor. Peki bunu nasıl yapıyor? “Ben çok dindarım, başkaları benim gibi dindar değil. Sen bu dünyayı bırak, öbür dünyaya bak. Öbür dünyanın garantisi benim” diyor. Seçimlerde din faktörünü istismar ediyorlar.

İkincisi de inanılmayacak kadar çok para kullanıyorlar. Size bir örnek vereyim; Bursa’nın bir ilçesinde seçim için harcadıkları para, bizim Bursa’nın tamamında harcadığımız paranın yaklaşık 10 mislidir.  Bu para nereden geliyor? Bu parayı Hazine veriyorsa, size verdiği kadar bize de veriyor. Size bizden biraz fazla veriyor ama 10 misli fazla değil. İşte biz de soruyoruz; bu 10 misli para nereden geliyor? Bizim soruşturmamız, incelememiz gereken çok şey var. 

Seçimleri çağdaş ülkelerdeki gibi gerek seçim harcamaları gerekse seçimlerin dürüstlüğü açısından objektif bir şekilde yapamazsanız ve aldığınızdan daha fazla oy aldığınız izlenimini yaratacak tertipler içine girerseniz demokrasi yara alır ve halkın demokrasiye olan güveni azalır. Biz bütün bu tartışmaları İktidar da Muhalefet de söyleyeceğiniz söylesin ve vatandaş karar versin diye yapıyoruz. Ama siz  bu mekanizmayı tahrip ediyorsanız, onu işlemez hale getiriyorsanız, sonunda çıkacak sonuçtan nasıl övünebilirsiniz?

İstanbul’da bir Kılıçdaroğlu’na gösterilen ilgiye, teveccühe, desteğe bakın bir de Kadir Topbaş’ın durumuna bakın. Ankara’da da durum öyledir.

Özetle, demokrasiye saygınız ya vardır ya yoktur. Demokrasiye saygınız yoksa Türkiye’yi demokrasiden uzaklaştırıp çağ dışı bir devlet haline getirirsiniz. Aşiretlerden, tarikatlardan medet umarak seçimi kazanmaya çalışıyorsanız, Atlantik ötesinden, Pennsylvania’dan destek bekliyorsanız bence bu yaklaşımınız demokrasiyi tahrip eder. Demokrasiyi Anayasanın kuralları içinde uygulamalısınız Demokraside, yaptığınız gibi, ulu orta sağa sola bağırıp çağırarak seçim kazanmak diye bir şey yoktur.

Sunucu: Sayın Öymen, değerlendirmeleriniz çok teşekkür ediyoruz.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.