Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TV8 – Erkan Tan’la Başkentten Programı, NATO Genel Sekreterliği Seçimi ve Obama’nın Türkiye Ziyareti Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in TV 8 “Erkan Tan’la Başkentten” Programına Verdiği Mülakat
8 Nisan 2009
Erkan Tan: Sevgili izleyiciler “Erkan Tan’la Başkentten” programında bugün Türk dış politikasını, NATO Genel Sekreterliği seçimini ve Obama’nın Türkiye ziyaretini Muhalefetin gözünden ve gönlünden değerlendireceğiz. Program konuğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa milletvekili Onur Öymen. Günaydın Sayın Öymen. Programımıza hoş geldiniz.
Onur Öymen: Günaydın efendim, hoş bulduk.
Erkan Tan: Obama’nın gelişiyle kendisinin Türkiye’den talepleri konuşulur oldu. Acaba biz Obama’dan ne isteyeceğiz? Sizce bu ziyareti nasıl yorumlamalıyız?
Onur Öymen: Obama’nın muhataplarından biri de biziz. Çünkü biz Ana Muhalefet Partisi olarak ne istediğimiz biliyoruz. Genel Başkanımız Sayın Baykal, önemli mesajlar verdi: Türkiye’nin 20. yüzyılda demokrasi ve modernleşmenin birbirini güçlendirdiği bir model olduğunu ve 21. yüzyılda da bunu güçlendirmek gerektiğini söyledi.
Üç tane temel sorunumuz var: Bunlar laiklik, yargı bağımsızlığı ve basın özgürlüğüdür. İşte bu konuların teminat altına alınması gerekir. Bu teminatın en etkili bir şekilde gerçekleştirileceği platform Avrupa Birliği’dir. Bu yüzden Türkiye Avrupa Birliği üyesi olmalıdır. Genel Başkanımız Obama’ya bunları söyleyerek kendilerinin de Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklemelerinden memnun olduğumuzu belirtti. Bizim kısa süreli bir görüşmede verdiğimiz mesaj budur. Ama Hükümetin nasıl bir mesaj verdiğini bilmiyoruz.
Erkan Tan: “Hükümet iyi bir şey dese de siz onu zaten kötüye çevirirsiniz” diyenler var.
Onur Öymen: Bilakis. Hükümet keşke etkili olsa. Basında çok yer almasa da dikkatimizi çeken bir şey var: Obama Türkiye’ye geldi, Cumhurbaşkanı ona enginarlı Kayseri mantısı ikram etmiş. Bunu basından öğrendik ama ne görüştüklerini öğrenemedik. Görüşmenin sonunda soykırımla ilgili sorulara cevaben Obama bu konudaki görüşlerinin değişmediğini söyledi. Demek ki, Sayın Cumhurbaşkanının Obama ile görüşmesinde biz Türkiye olarak Ermenistan konusundaki haklı, hukuka ve gerçeklere dayalı tezlerimizi yeterince anlatamamışız veya ikna edici olamamışız. Görüşmeden çıkan en önemli sonuç budur. Yani Obama geldiği gibi gittiyse bu ziyaretin şekli ve ne yedikleri bir yana, biz bu ziyaretten beklediğimiz sonucu alamamışız demektir.
Üstelik Obama giderayak Türkiye’deki Kürt azınlığından bahsetti. Kimse kendisine Lozan Antlaşması’na göre Türkiye’de sadece dini azınlıklar bulunduğunu, etnik azınlıkların olmadığını anlatmamış. Lozan Antlaşması, bizim devlet yapımızın esasıdır. Yani bu kadar basit bir mesajı bile kendisine verememişiz.
Erkan Tan: Sizce bu görüşmeden istediğimiz sonucu alamadık mı? Yani Obama geldiği gibi gitti mi?
Onur Öymen: Bu ziyaretten beklediğimiz sonucu maalesef alamadık. Çünkü işin protokol kısmı, güzel sözler ve bizim hoşumuza giden beyanlar kısmı, laikliği vurgulaması, Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemesi, ılımlı İslam projesinden vazgeçmesi, Büyük Orta Doğu Projesinden vazgeçmesi oldukça olumlu şeylerdir. Ancak bizi yakından ilgilendiren esas konularda -Ermeni meselesi, PKK ve Kıbrıs konularında- beklediğimiz sonucu alabildiğimizi söyleyemeyiz.
Erkan Tan: Genel Başkanınız Rasmussen’in seçilmesini skandal olarak değerlendirdi. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
Onur Öymen: Rasmussen konusuna skandal diyerek az bile demiş olduk. Çünkü orada çok ciddi bir durum var. Belli ki biz, Türkiye’nin NATO müttefiki olan Danimarka’nın, kendi topraklarından Türkiye’deki bir terör örgütünü destekleyen yayınlar yapmasını engelletmeyi başaramamışız. Danimarka Ceza Yasasının 140. maddesi, bütün dinlere hakareti yasaklar. Bu karikatür krizi sırasında Türkiye’nin yapması gereken tek şey, Danimarka’ya kendi yasasını uygulatmaktı. Bütün bunlara rağmen Sayın Başbakan Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliğine seçilmesine önce karşı çıktı, yirmi dört saat sonra da geri adım attı.
Erkan Tan: “Başbakan buna karşı çıktığında onu takdir ettiniz mi ki?” diye soranlar var.
Onur Öymen: NATO Genel Sekreterinin ne zaman seçileceği ve mevcut Genel Sekreterin görevinin ne zaman biteceği çok önceden belliydi. Bu süre içinde hem Danimarka hem de Amerika, diğer NATO ülkeleri nezdinde diplomatik yöntemlerle çalışmalar yapmalıydı. Türkiye’nin, “Bu iki sorun çözülmeden hiçbir şekilde onay vermeyeceğiz. Rasmussen’in adaylığını boşuna açıklamayın. Bizi NATO Konseyinde vetomuzu kullanma mecburiyetinde bırakmayın” demesi gerekiyordu. Bunu yeterince yapamadığımız anlaşılıyor ki Rasmussen, Türkiye henüz onayını vermeden, Türkiye’nin itirazı yokmuş gibi resmen adaylığını koydu. Yani bizi fiili bir durumla karşı karşıya bıraktı. Başbakanın tutumunun özü doğrudur fakat şimdiye kadar diplomatik kanallardan bir yaklaşımda bulunup sonuç alınmalıydı. Başbakanın geri adım atması yanlıştır. Bu kadar önemli bir konuda, belli bir tutum sergilediğinizde bu tutumun arkasında durmalısınız.
Erkan Tan: Bir seyircimiz “Sayın Genel Sekreter Önder Sav’ın Peygamber Efendimize yaptığı saygısızlığa hiçbir şekilde özür ve düzeltme yapmayan partinizin, şahsınızın ve Genel Başkanınızın NATO Genel Sekreterliği konusunda karikatür krizini gündeme getirmesi ne kadar samimidir?” diye soruyor.
Onur Öymen: Bunlar ucuz polemiklerdir, bunlara cevap bile vermiyoruz. Çünkü konuştuğumuz konu ciddi bir konudur. Danimarkalı bir karikatürist Müslüman alemine hakaret etmiştir ve bu, Danimarka yasalarına göre suçtur. Türkiye, Danimarka yasalarının uygulatılmasında başarılı olamamıştır ve neticede Danimarka özür bile dilememesine rağmen biz Rasmussen’in Genel Sekreterliğine onay verdik.
Ben Danimarka’da büyükelçilik yaptım. Dolayısıyla Danimarka’ya karşı çok sıcak duygular besliyorum ve orada çok yakın dostlarım var. Danimarka düşmanı değiliz. Ama bir ülkede kendi yasalarına rağmen İslam dinine hakaret edilmesine müsamaha eden ve aynı zamanda Türkiye’ye yönelik terörist faaliyetleri destekleyen televizyon yayınlarına izin veren bir Başbakanın NATO Genel Sekreteri olmasına engel olamaması Türkiye için çok yazık bir durumdur.
Bunun bir örneği var: 1995 yılında Danimarka eski Dışişleri Bakanı Uffe Ellemann-Jensen NATO Genel Sekreterliğine aday olmak istemişti. Amerika dahil bütün NATO ülkelerinin Ellemann-Jensen’in adaylığını kabul etmesine rağmen Fransa bunu veto etmişti. Gerekçe olarak da Ellemann-Jensen’in Fransa’nın Pasifik’teki nükleer denemelerini eleştirmesini göstermişti. “Fransa’yı eleştiren bir insan NATO Genel Sekreteri olamaz” dedi, bunu engelledi ve Ellemann-Jensen NATO Genel Sekreteri olamadı. İşte, bir devlet ağırlığını koyunca bunu yapabilir.
Bizim Başbakan ise NATO’nun itibarını düşündüklerini söyledi. Fransa bunu düşünmüyor mu? NATO’nun itibarını düşünen sadece siz misiniz? Gayet tabi ki NATO’nun itibarını düşünmelisiniz ama önce Türkiye’nin itibarını ve çıkarlarını düşünmelisiniz. Sizin göreviniz budur. Siz NATO’yu temsilen değil, Türkiye’yi temsilen orada bulunuyorsunuz. Ayrıca önce çıkışınızı yapıyorsunuz, yirmi dört saat sonra da baskılar karşısında geri adım atıyorsunuz. Biz daha önce de söylemiştik; “Hükümetin dış baskılar karşısında iki seçeneği var. Ya “evet” ya da “baş üstüne” diyecektir” demiştik. Gördük ki, Hükümet “baş üstüne” dedi.
Başka önemli bir konu daha var ve ne yazık ki, göz ardı edildi. Türkiye, Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına dönmesine onay verdi. Fransa açıkça Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkıyor. Hatta Obama’nın çağrısına rağmen Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, “Siz buna karışmayın. Biz Türkiye’nin AB üyesi olmasını istemiyoruz” diyor. İşte siz de Hükümet olarak, böyle bir ülkenin kayıtsız şartsız NATO’nun askeri kanadına dönmesine izin veriyorsunuz.
Erkan Tan: Siz olsanız farklı davranabilir miydiniz? Herkes “evet” derken siz nasıl karşı çıkabilirdiniz?
Onur Öymen: Ben NATO’da büyükelçilik yaptım. O zamanlar NATO’da Avrupa ordusu ile ilgili çok ciddi tartışmalar çıkmıştı. Tüm ülkeleri ikna etmelerine rağmen sadece biz –haklı olduğumuz için- görüşümüzde ısrar ediyorduk. O zaman NATO’nun 19 üyesi vardı. Ben de kendilerine NATO’da 18’in 1’den büyük olmadığını ve herkesi ikna etmek zorunda olduklarını söyledim. Üç yıl boyunca bu görüşümüzde direndik. Sonunda onlar bizim çizgimize gelerek geri adım attılar. Diplomasi budur. Bunu yapamazsanız zaten diplomaside başarılı olmanıza imkan yoktur. Çoğunluk öyle istiyor diye boyun eğerseniz diplomasi teşkilatına sahip olmanıza gerek yok. Rüzgârın nereden estiğine bakarsınız, ona göre yön belirlersiniz. O halde biz niçin bu diplomatları yetiştirdik? Türkiye niçin yıllardan beri bu diplomatik mücadeleleri veriyor?
Erkan Tan: “Eskiden hep öyleydi, hep ‘evet’ diyorduk, bağırıp çağırmıyorduk. Şimdi hiç değilse bağırıp çağırdık” diyenler var.
Onur Öymen: Bilakis, hiç öyle olmadı. Türkiye pek çok konuda ağırlığını koyarak dediğini yaptırdı. Kardak meselesi son örneklerden biridir. Bu krizde bütün baskılara rağmen direndik ve haklarımızı koruyabildik.
Erkan Tan: Bir seyircimiz “Güçlü bir ekonomiye sahip olmadan dış politikada asla söz sahibi olamayız. Veto hakkımız olur ama taleplerimizi kabul ettiremeyiz” şeklinde bir mesaj göndermiş.
Onur Öymen: O seyircimize hatırlatalım ki, Atatürk döneminde Türkiye’nin ekonomisi bugünküyle kıyaslanamayacak kadar zayıftı, ekonomik imkanlarımız çok dardı. Fakat Türkiye, dünyanın en itibarlı ülkelerinden biriydi. Çünkü en zor şartlarda bile kendi bağımsızlığını, haklarını ve çıkarlarını cesaretle korumasını bilmişti.
Erkan Tan: Size değil ama bir önceki konuğumuz MHP milletvekili Sayın Deniz Bölükbaşı’na bir mesaj gönderilmiş: “Başbakanın bir vizyonu var. O, farklı ve zeki. Şu an dünya onu konuşuyor. Bunlarsa beceriksizler, sadece yapılanı eleştiriyorlar. Acaba kendisi bugüne kadar ne yapmış?”
Onur Öymen: Ben Sayın Bölükbaşı adına cevap vereyim. İzleyicimiz dünyanın Başbakanı konuştuğunu söylüyor ama nasıl konuştuğunu ona söyleyeyim. Danimarka’da dün yayınlanan Berlingske-Tidende gazetesinde “Türkiye’yi yerine oturttuk” şeklinde, Jyllands-Posten gazetesinde ise “Obama ve Berlusconi gibi NATO liderleri Türkiye’ye dayak attılar” şeklinde haberler yapıldı. İşte orada Türkiye’yi böyle konuşuyorlar.
Peki, başka ülkelerde ne diyorlar? Mesela Fransa Türkiye’nin sergilediği bu tutumdan rahatsız olduklarını söylüyor. Kendi Cumhurbaşkanına karşı olarak şimdiye kadar Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner, artık desteklemeyeceğini, çünkü Türkiye’nin bir İslam devletine doğru gitmekte olduğunu ifade etti.
Erkan Tan: Peki Yunanistan’da nasıl konuşuluyor, özellikle Obama ziyareti nasıl değerlendiriliyor?
Onur Öymen: Biliyorsunuz ki Obama, Türkiye’den Heybeli Ada Ruhban Okulu’nu açmasını istedi. Yunan basınına bakacak olursanız Türkiye bunu da kabul edecekmiş. Hâlbuki Heybeli Ada Ruhban Okulu’nun açılmasına izin verilmemesinin sebebi bizim Anayasamızın bir hükmüdür. Anayasamıza göre özel dini ve askeri yüksek okul açılamaz. Biz, Ortodoks din adamları yetiştirilmesi için İstanbul İlahiyat Fakültesi’ne bağlı bir yüksek okul açılması önerisinde bulunduk. Ama Patrik bunu kabul etmeyerek bu okulun kendisine bağlı olmasını istiyor. Dikkat ederseniz Başkan Obama İstanbul’daki bütün patriklerle görüştü ama Fener Rum Patriği ile ayrıca görüştü. Acaba neden? Çünkü öyle anlaşılıyor ki, bütün patrikler eşittir ama Rum Ortodoks Patriği biraz daha eşittir.
Erkan Tan: “Ruhban Okulu’nu açalım gitsin. Sonuç olarak din adamları yetiştirecekler. Bize ne?” diyenler var.
Onur Öymen: Bu okulu açtığınız zaman Anayasayı ihlal etmiş olursunuz. Ayrıca Anayasada eşitlik ilkesi vardır. Pennsylvania’da oturan bir hoca efendi, özel bir dini yüksek okul açmaya kalkışırsa buna hangi gerekçeyle itiraz edeceksiniz?
Erkan Tan: Bir izleyicimiz “Sayın Öymen, kapalı kapılar ardındaki görüşmeler neden kapalı kalır acaba? Tavizler mi var?” şeklinde bir mesaj göndermiş.
Onur Öymen: Kapalı kapılar arkasında görüşülenler hiçbir zaman gizli kalmaz, er veya geç açıklanır. Bu görüşmeler devletin arşivlerinde tutulur, bu arşivler de bir süre sonra açılır. Bu yüzden kimse merak etmesin, kapalı kapılar arkasında kimlerin ne tavizler verdiği, nasıl boyun eğdiği veya nasıl direndiği er veya geç öğrenilir.
Erkan Tan: Peki, Obama’nın Ermeniler konusundaki önerilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Son derece yanlıştır. Bir süre önce 74 bilim adamı 1915 olaylarının soykırım olarak nitelenemeyeceğini ifade eden bir bildiri yayınladı. Ayrıca 1915 yılından sonraki dönemde -I. Dünya Savaşı’nın sonunda- İstanbul’u işgal eden İngiliz kuvvetleri bu konudaki tüm belgelere ve bilgilere sahip oldular. Kısa bir süre önce de Avam Kamarası’ndaki İngiliz Bakanlar, Hükümet olarak 1915 olaylarını soykırım olarak kabul etmediklerini ifade ettiler.
İşte biz bu gerçekleri Amerika’ya anlatamamışız. Bu yüzden Başkan Obama 1915 olaylarını soykırım saymakta hala ısrar ediyor. Anlaşılan Cumhurbaşkanımız da kendisini ikna edememiş ki, görüşme sonrasında Obama önceki görüşlerini hala savunduğunu söyledi. Cumhurbaşkanımız da bu konuları tarihçilere bıraktığımızı ve onların dediklerini doğru kabul edeceğimizi söyledi.
Bu da yanlıştır. Tarihçiler komisyonunda herkes aynı görüşü mü savunacaktır? Bu komisyonda farklı görüşler ortaya çıkacak ve farklı bilimsel tespitler yapılacak. Herkes konuyu buna göre değerlendirecek. Tarihçiler komisyonu bir hakem komisyonu değildir. Bu komisyon olayları bilimsel olarak inceleyerek bilimsel görüşlerini açıklayacaktır. Biz de buna göre değerlendireceğiz. Yani Cumhurbaşkanının şimdiden böyle bir taahhütte bulunması yanlıştır.
Belli ki Ermeniler, bir tarihçiler komisyonu kurulması karşılığında bize sınırı açtırmak istiyorlar. Bizim Hükümetin de buna yatkın olduğu anlaşılıyor. Azerbaycan’la ilişkilerimizi zedelemek, tahrip etmek ve onların gönlünü kırmak pahasına baskılara direnemeyerek yakında sınırı açacaklar.
Erkan Tan: “Açıverelim gitsin. Hem o zaman sınır ticaret de yapılır” diyenler var.
Onur Öymen: Peki biz bu sınırı yıllardır neden kapalı tutuyoruz? Ermenilere düşman olduğumuz için değil. Ermenilerle dostluğu, sınırı açmayı neden istemeyelim ki? Biz bu sınırı neden kapalı tutuyoruz? Çünkü Ermenistan, bizim kardeş ülkemiz olan Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal ediyor ve bir milyon insan şu anda göçmen durumundadır. Bütün dünyada Türkiye aleyhine soykırım faaliyeti yapıyorlar.
Daha dün Başkan Obama Türkiye’de iken, Obama’nın doğum yeri olan Hawaii Eyaletinin Temsilciler Meclisi soykırımı tanıdı. Bu olacak iş değildir. Bu yüzden bizim tepkilerimizi yerli yerinde ortaya koymamız gerekir.
Erkan Tan: “Türkiye, İslam dünyasının yıldızı oldu. Doğu ülkelerinde petrol ve para var. CHP olarak bu ülkenin menfaatini hiç mi düşünmüyorsunuz? Bu ülkelerle buluşmamız sizi neden bu kadar rahatsız ediyor?” diye bir mesaj gelmiş.
Onur Öymen: Bu bizi rahatsız etmez. Aksine biz bütün komşu ülkelerle en yakın ilişkileri kurmak isteriz. Ancak buna engel olan bazı kurallar –Amerika’nın koyduğu kurallar- var. Mesela Amerika, İran’da yirmi milyon dolardan daha fazla petrol ve doğalgaz yatırımı yapılmasına izin vermiyor. Bizi engelleyen kuralları biz koymuyoruz. Bütün komşularımızla ticari ilişkiler kurmayı biz herkesten çok istiyoruz.
Erkan Tan: Sonuç olarak Obama’nın bize neler söylediğini biliyoruz ama bizim ona ne dediğimiz hala meçhul.
Onur Öymen: Mesela Obama hala Kürt azınlığından bahsediyor. Bu, Lozan Antlaşması’na aykırıdır. Az önce de söylediğim gibi Lozan Antlaşması’nda sadece dini azınlıklardan bahsedilir. Fakat Başkan Obama “Kürt azınlığı” diyebiliyor. Demek ki bunu bile anlatamamışız. Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı ve diğer yetkililer bu kadar saat Obama ile konuştular ama en temel ve haklı olduğumuz konularda bile görüşlerimizi kabul ettirememişiz.
Daha önceki Amerikan Hükümetleri Kıbrıs konusunda ne söyledilerse Obama da aynısını söylüyor. Hatta onların daha da gerisine giderek iki toplumlu çözümden bahsediyor. Kofi Annan Planı’ndan sonra bazı eksiklerine rağmen iki devletli çözümü bütün dünya kabul etmiş. Obama bunu bile söylemiyor. Peki, şimdi siz bunu da anlatamadınız mı ki Obama bu görüşleri burada savunabiliyor? Yani siz ne görüştünüz çok merak ediyoruz. Günün birinde arşivler tabi ki açıklanacak. Siz enginarlı mantı yerken hangi konuları dile getirdiniz? Bunu herhalde eş, dost, aile sohbeti halinde yürütmediniz. Belli konuları tartıştınız. Ama demek ki, bu konuların hiçbirinde, ne Kürt meselesinde, ne Ermeni konusunda, ne de Kıbrıs sorununda Obama’yı hiçbir şekilde ikna edemediniz.
Bizim açımızdan en önemli olumlu unsurlardan biri Türkiye’nin laik devlet düzenine yaptığı övgü ve ılımlı İslam vurgulamasından vazgeçmesidir. Bu çok önemlidir. Geçen yıl 12 Nisan’da Başkan Bush ile Papa arasında yapılan görüşmede açık bir şekilde her ikisi de laikliği suçladılar. Böyle bir kişi bile Türkiye’ye geldiğinde Türkiye’deki laik sistemi övmüştür. Başkan Clinton da laik sistemi övmüştür. Bunlar kimsenin dikkatini çekmedi. Peki, neden şimdi dikkatleri çekiyor? Çünkü şu anda Türkiye’de laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu mahkeme kararı ile tespit edilmiş bir Hükümet var. İşte bu yüzden önem taşıyor. Yani Obama, bu Hükümetin tavrını tasvip etmediğini söylemek istiyor.
Erkan Tan: Obama’nın laiklikten bahsedip sonra da dini liderlerle görüşmesi çelişkili değil mi sizce?
Onur Öymen: Bu konuda dikkat çekici olan bir şey var. Ben dört yıl boyunca İstanbul milletvekilliği yaptım. Patriği de şahsen tanırım. Benim görevim sırasına Patrikhanenin tek bir talebi bile bana intikal etmedi. Fakat ne zaman Atina’ya, Brüksel’e ya da Washington’a gittiysem İstanbul Rum Patrikhanesi’nin taleplerini oralarda öğrendim. Yani Patrikhane, istediklerini yabancılar vasıtasıyla Türkiye’ye kabul ettirmek istiyor ve Türkiye üzerinde dış baskılar yaratarak taleplerini kabul ettirmeye çalışıyor. Bu, şık bir şey değildir.
Erkan Tan: Peki, bu görüşme Yunanistan’da nasıl yankılandı?
Onur Öymen: Yunanistan, Obama’nın Kıbrıs konusundaki tavrından ve Patrikhanenin taleplerinin Obama tarafından sıcak karşılanmasından memnun ve sonuç alacağına da inanıyor. Çünkü Yunan basınını okuduğunuzda öyle anlaşılıyor ki, Hillary Clinton, daha önce Türkiye’ye yaptığı ziyarette “Türkler, Heybeli Ada Ruhban Okulu’nu açmaya hazırlanıyor” mesajını vermiş.
Erkan Tan: Sayın Öymen, bazı mesajlarda MHP ile aynı şeyleri söylediğiniz vurgusu var. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Bazı konular MHP meselesi veya CHP meselesi değil, Türkiye’nin meseleleridir. Mesela geçen dönemde Ermenistan konusunda Meclisten oybirliği ile bir karar çıkarttık. Yani İktidar ve Muhalefet aynı görüşteydi. Şimdi İktidarın bu görüşten uzaklaştığını görüyoruz. Lozan konusunda da aynı görüşteydik ama bu Hükümet şimdi “Kürt azınlığı” gibi kavramları kabul ederse yine bizim görüşümüzden ayrılacak. Kıbrıs konusunda söylediklerimiz ise özü itibariyle Türkiye’nin milli politikasıdır. Şimdi ise bu politikadan sapma görüyoruz.
Bizim çizgimizde bir değişiklik yoktur. Bizim çizgimiz, Türkiye’nin Cumhuriyetin kuruluşundan beri savunduğu temel doğrultudadır. Başka partiler de bu görüşleri benimsiyorlarsa biz bundan memnun oluruz. Keşke AKP de bu görüşleri benimsese. Bu politikalardan saparsanız Türkiye’nin çıkarları büyük zarara uğrar. Günlük popülist “one minute” yaklaşımlarıyla kamuoyundan prim sağlamaya kalkışırsanız sonucunda siz de zarara uğrarsınız. NATO zirvesinde olduğu gibi sizin de itibarınız sarsılır, Türkiye’nin de itibarı sarsılır.
Bu yüzden Hükümete tavsiyemiz, Atatürk’ün çizdiği dış politika, ulusal bağımsızlık, ulusal çıkarları her şeyin üstünde tutma ve Batı medeniyetinin içinde kalma yolundan vazgeçmemesidir. İspanyollarla Medeniyetler İttifakı görüşmesine oturduğunuz zaman İspanya’nın Batı medeniyetini temsil ettiğini kabul ediyorsunuz. Peki, siz hangi medeniyeti temsil ediyorsunuz? Ben geçen hafta bir uluslararası toplantıda bunu ilgili devlet bakanımıza sordum. Türkiye’nin Batı medeniyetinin bir parçası olduğunu söyleyemedi. Oysa Clinton Türkiye’ye geldiğinde en çok Atatürk’ün bu sözünü övmüştü. Atatürk, “Kültürler farklı olsa da medeniyet tektir ve Türkiye, o medeniyetin bir parçasıdır” der. Siz bu görüşten de saparak İslam medeniyetinin bir parçası olarak İspanya’nın karşısına oturuyorsunuz. Ne kadar yazık. Bu İktidarla Cumhuriyetin değerlerini nasıl da kaybediyoruz. Ama yerel seçimler de gösterdi ki bunların gidişi yakındır. İktidar inişe geçmiştir. Bizim bir sözümüz var: Bu İktidar içeride gerici, dışarıda verici, yakında da gidicidir.
Erkan Tan: Sayın Öymen, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.
Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.