TV8, Erkan Tan’la Başkentten Programı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in TV 8  “Erkan Tan’la Başkentten” Programına Verdiği Mülakat
31 Temmuz 2009

Erkan Tan: Sayın Öymen, programımıza hoş geldiniz efendim.

Onur Öymen: Hoş bulduk efendim.

Erkan Tan: Sohbetimize başlamadan önce izleyicilerimizden gelen bazı mesajlardan bahsetmek istiyorum. İzleyicilerimiz ekonomik sıkıntılar yüzünden evlenemediklerinden yakınıyorlar.

Onur Öymen: Doğrudur. Gerçekten Türkiye’de evlenme çağına gelmiş, evlenmek isteyip de evlenemeyen çok sayıda insanımız var. Bunun başlıca sebebi ekonomik sıkıntılardır, yoksulluktur, yolsuzluktur.

Erkan Tan: Efendim tebrik ediyorum sizi. Evlilik ve Hükümet arasında bir bağ kurdunuz. Nasıl kurdunuz?

Onur Öymen: Dün bana Bursa’nın İnegöl ilçesinden içimi sızlatan bir mesaj geldi. Belli ki arayan kişi, AKP iktidara gelmeden önce evlenme fırsatı bulmuş ve evlenmiş. Fakat şimdi aç olduklarını, evlerinde tüp gaz, yağ ve yiyecek hiçbir şey olmadığını, çoluk çocuk aç olduklarını söylüyor. Buna benzer o kadar çok feryat geliyor ki. Türkiye’nin bu ortamında aile kurmak büyük bir cesaret istiyor. Nasıl yapacaksınız? 4 milyondan fazla insan işsiz. İşsiz bir insan nasıl aile kuracak? Ekonomik politikadaki hataların ve ekonomik çöküntünün sosyal sonuçlarını düşünmek gerekir. Evlilik de bunlardan biridir. Bir de evlenip, çoluk çocuk sahibi olup aç kalanlar, ailesini geçindiremeyenler var. Bu gerçekten çok üzüntü verici bir durumdur.

Erkan Tan: Efendim sizi tebrik ediyorum gerçekten, evlilikle Hükümet arasında bir bağ kurdunuz ve hakikaten anlamlı geliyor.

Onur Öymen: Biliyorsunuz Hükümet aslında iktidarla  Katolik evliliği yapmak istiyor. Yani boşanması olmayan bir evlilik yapmak istiyor. İktidardan hiç ayrılmak istemediği için onların iktidarla sarsılmaz bir evlilik bağı var.

Erkan Tan: İktidar sizin durumunuzu da kontrol ediyor. Sayın Başbakan “Bırakın gidin kardeşim. Yeter, bıkmadınız mı?” diyor.

Onur Öymen: Tabii, Başbakan bize tarih de verdi,  içimize biraz su serpti. Başbakan 3011 yılına kadar iktidarda kalacaklarını söyledi. Allah uzun ömür versin. Ben de  herhalde Sayın Başbakanın miladi takvimle arasının iyi olmadığını düşündüm. Biz Hicri 1431 yılında iktidara geleceğiz, haberi olsun. Hicri takvime göre söylersek, Başbakan belki daha iyi anlar.

Erkan Tan: Efendim Vatan gazetesi,  Kürt açılımı diye bilinen tartışma konusuyla ilgili  “CHP temkinli, MHP tepkili” demiş. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Basın nasıl yorumlar bilmiyorum ama bizim bu konuda söylediklerimiz şunlar: Hükümet Muhalefetten destek talep edebilmek için ortaya bir proje koymalıdır. Muhalefetin kendilerini desteklemesini istiyorlar. Peki, hangi politikanızı destekleyelim? Hangi projenizi destekleyelim? Bunu söylemiyorlar.

Erkan Tan: Böyle bir dosya yok mu ortada?

Onur Öymen: Dosya yok. Hiçbir şey yok. Bir iyimserlik havası yaratılıyor. Bir fırsat penceresi yaratılıyor. O sırada  Irak sınırındaki bir karakolumuza saldırı düzenlendi, mayın patlatıldı, yine askerlerimiz şehit oldu. Mayın patlatıldı, sivil insanlarımız öldü. Yani terör saldırıları devam ediyor ama bizimkiler çok iyimser. Burada bir tuhaflık var.

Erkan Tan: Bu iyimserlik havasını bozmak için bazı güçlerin bu terörist saldırıları  tahrik ettiğini iddia edenler var. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Onur Öymen: Öyle olduğunu iddia ederler ama neticede ateş düştüğü yeri yakıyor. İnsanlarımız hayatını kaybediyor. Vatandaşın sorduğu soru şu: “Siz Hükümet olarak bu terörü nasıl durduracaksınız?” Terörü durdurun diyorlar. Siz de diyorsunuz ki “demokratikleşmeyle durduracağız”. Sayın İçişleri Bakanının açıklamasının özünde bu yatıyor. Daha çok demokrasi olursa terör olmayacakmış. Acaba İngiltere’de demokrasi olmadığı için mi terör oluyor? Veya İspanya’da demokrasi olmadığı için mi iki gün önce 46 kişi terörist saldırıda yaralandı, dün iki jandarma öldü? Bu ülkelerde demokrasi yok da daha fazla demokrasi olursa, terör orada da bitecek mi? Şunu bir türlü kavrayamıyorlar ki, terör siyasi bir  projedir. Terör belli bir siyasi hedefi olan ve bu hedefe ulaşmak için şiddete, teröre başvuran bir projedir. İşte, bunu görmeli ve  nasıl önleyeceğinizi tespit etmelisiniz. Böyle iyimser beyanlarla, çiçek atarak terörü önlemek mümkün olsaydı, bugüne kadar dünyada terör diye bir şey kalmazdı.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz “Yapılan her işi eleştirmek zorunda değilsiniz. Alkışlamak, takdir etmek de bir erdemdir. Sizin yaptığınız, bence siyasi muhalefet anlayışına sığmıyor.”  şeklinde bir mesaj göndermiş.

Onur Öymen: İzleyicimize selamlar olsun. Bizim önümüze bir proje getirmiyorlar ki destekleyelim veya eleştirelim. Şu anda önümüzde bir fikir yok. İktidara geleli yedi yıl olmuş, Başbakan çalışmaya yeni başladıklarını söylüyor. “Bu meseleyi acaba nasıl çözsek” diye düşünüyorlar. Yedi yıldan beri ne yapıyordunuz? Sayın Başbakanın tabiriyle; “ yedi yıldan beri aklınız neredeydi?”  Bu kadar parlak fikirleriniz vardı da niçin daha önce bu konu üzerinde çalışıp fikirlerinizi ortaya koyamadınız? Mesele şudur ki, bölgenin çok ciddi sıkıntıları, sorunları vardır. Bizim çözüm önerilerimiz, CHP olarak geçen yılın sonunda kabul ettiğimiz parti programımızda  gayet açık bir şekilde yazılıdır.

Erkan Tan: Yani bu konuda hiçbir şey söylememiş değilsiniz. Özellikle bazı yayın organlarında böyle bir hava var da…

Onur Öymen: Bizim 1989’da yayınladığımız Kürt raporumuz var. Onun arkasındayız. Bizim söylediğimiz gayet basit. Bireysel haklar söz konusu olduğu zaman Türkiye, hiçbir çağdaş ülkenin gerisinde kalmamalıdır. O ülkelerde ne kadar bireysel hak varsa Türkiye’de de o kadar olmalıdır. İkincisi, devlet o bölgenin insanlarının kalkındırılması için, eğitimi için, sağlık hizmeti götürülmesi için özel bir gayret göstermelidir. O bölgede doğru düzgün okulumuz yok. Üniversite sınavlarında başarısız olan öğrencilerimiz çoğunlukla Doğu ve Güneydoğu  bölgelerimizden. Böyle şey olur mu? Demek ki bölgeye eğitim götürememişsiniz. O halde ne yapacaksınız, hiç değilse  o bölgeden bazı çocukları alıp Türkiye’nin en iyi okullarında okutacaksınız ki gelecek kuşaklar orada daha başarılı hizmet görsün. Üçüncüsü, sağlık hizmetidir. Basın çok fazla üzerinde durmadı ama dün Türkiye’de inanılmaz bir olay oldu. Muş’ta doğan prematüre ikiz bebeği koyacak kuvöz bulunmadığı için aradılar taradılar, Van’da bir tane kuvöz bulabildiler. Bebeklerden birini feda ettiler, diğerini kurtardılar. 21. yüzyılın Türkiye’sinde böyle bir olay yaşandı, düşünebiliyor musunuz? Sağlık Bakanı şu anda görevinin başındadır. Dünyanın hiçbir çağdaş ülkesinde böyle bir durumda, Sağlık Bakanı bir gün bile görevinde kalamaz. Bebek öldükten sonra Ankara’dan kuvöz yollamışlar. Yine soruyoruz Başbakanın tabiriyle: “şimdiye kadar aklınız neredeydi?” Ülkenin bu kadar eksiği var, bölgenin bu kadar eksiği var. Buradaki insanların canı can değil mi? Bu olay bir insan hakları ihlali değil mi? Bir insanın hayatını korumak, devletin görevi değil mi?

Erkan Tan: Koca bir ilde kuvöz bulunmamasını eleştiriyorsunuz. Bunun önlenebilir bir ölüm olduğunu söylüyorsunuz.

Onur Öymen: Tabii, bu önlenebilir bir ölümdü. Kuvöze koydukları çocuk yaşıyor. Diğerini kurtaramadılar, çünkü onu koyacak kuvöz yok. Demokratik bir ülkede böyle bir rezalet olabilir mi?  Sonra da çok başarılı olduklarını söylüyorlar, rakamlar verip şunu yaptık, bunu yaptık diyorlar. Başbakanın ağzından bal damlıyor. Neticede, devlet yeterli sağlık hizmeti götüremediği için vatandaş hayatını kaybediyor.

İki ay önce Bursa’da bir hastanede yangın çıktı. Yoğun bakımdaki dokuz vatandaşımız öldü. Acaba niçin öldüler? Otopsi yapıldı ancak iki aydır otopsi sonucu açıklanmıyor. Çünkü oradaki uzmanların söylediğine göre bu kişiler yangından dolayı ölmemiştir. Hastanenin portatif hayat destek birimleri ve vantilasyon sistemleri olmadığı için, fişten çekilince bu insanlar yaşatılamadı. Sonuç olarak da böyle bir dram yaşandı.

Erkan Tan: Bu bir iddia.

Onur Öymen: İddia olabilir ama bu konuyla ilgili Sağlık Bakanına soru önergesi verdim. “Bu insanlar niçin öldü” dedim. “Otopsi sonucu nedir?” diye sordum. İki aydır cevap bekliyorum. Cevap yok. Böyle bir şey olabilir mi? Müfettişlerin araştırdığını, hastanenin eksikleri olduğunu, kablonun yanlış olmasından dolayı yangının çıktığını söylüyorlar. Peki, ölen insanlar neden öldü? Buna cevap yok. Düşünebiliyor musunuz?

Erkan Tan: “Hükümet Kürt açılımı yapıyor, Muhalefet ağzı açık bakıyor. Yoksa siz Kürt açılımına gerek duymuyor musunuz? Neden bir şeyler yapmıyorsunuz?” demiş Siirt’ten bir izleyicimiz.

Onur Öymen: O bölgede çok ciddi sorunlar var. Biz o bölgeyi gezdik. Ben Hakkari’ye kadar gittim. Defalarca o bölgeye gittim.  Bölge perişandır. O bölgede gördüğümüz manzara, bırakın Ankara’yı İstanbul’u, Türkiye’nin bir Orta Anadolu ilçesinde bile elli yıl önce gördüğümüz manzaradır. İçiniz sızlar. Oradaki işsizlik, yoksulluk, perişanlık çok üzücü bir tablodur. Hakkari’de tek bir fabrika bile yok. Oysa ki Türkiye’nin en zengin nikel yatakları Hakkari’dedir. Bu yataklar işletilebilirse oraya müthiş bir servet getirebilir. Ancak işletemiyorsunuz. Hakkari’de, içinde on iki bin tavuk olan bir  tavukçuluk tesisi vardı. Bir gece teröristlerin  tesisi basıp yakması, tavukları öldürmesi üzerine şimdi o da yok. Düşünebiliyor musunuz? İşte, orası böyle bir yer.

Devletin resmi istatistiklerine göre Şırnak’ta ortalama yaşam süresi 59 yıldır. Bursa’da ise 75 yıl. 16 yıl fark var. Devlet bölgeye hizmet götürmediği için insanların ortalama yaşam düzeyi düşürüldü. Bundan büyük insan hakları ihlali olur mu? Bazılarının düşündüğünün aksine, biz Güneydoğuya herkesten çok sahip çıkıyoruz. İl il, ilçe ilçe bütün sorunları biliyoruz. Bölgenin ulaşımı yok. Hakkari Yüksekova’ya iki tane havaalanı yapacaktınız. Ne oldu? İstimlak ettiniz, para verdiniz, sonra da  inşaatı bıraktınız. Bitlis’in Tatvan ilçesine havaalanı yapacaktınız, istimlak ettiniz, para ödediniz, projeyi bıraktınız. Şimdi Tatvan ilçesinde havaalanı yok. Yapılacaktı ama yapılmadı. Yapmayacaksanız neden istimlak ettiniz, para harcadınız? Güneydoğu bir felakettir. Bütün bu açılardan bakarsanız vatandaş ne kadar şikayet etse, hakkıdır.

Erkan Tan: “Yedi yılda mı çözmeleri gerekiyordu? Şimdi yapıyorlar işte.” diyenler var.

Onur Öymen: Bizim onlara soracak çok sorumuz var.

Erkan Tan: Nedir?

Onur Öymen: Biz Urfa’da üç yüz muhtarla toplantı yaptık. Herkes “Su yok.” diyor. Valiyi ziyaret ettik. Dedik ki “Nedir bu su meselesi?”. En önemli meselelerinin bu olduğunu söyledi. Haritadan suyu olan ve olmayan köyleri gösterdi. Suyu olan köyler mavi, az suyu olan köyler yeşil, hiç suyu olmayanlar kırmızıyla işaretlenmişti. Harita kızamık çıkartmış gibiydi. Baştan aşağı kırmızıydı. Belki bu arada birkaç tanesine su götürülmüştür ama yine de felaket bir manzara. Güneydoğuya hizmet götüreceksiniz. Bu insanlara sahip çıkacaksınız. Sağlık hizmeti, eğitim, alt yapı götüreceksiniz. Bunların hiçbiri yok. Güneydoğu perişan. Biz bu sorunlara bir  çözüm önerdiğimiz zaman “ bunların hiçbiri mühim değil.” diyorlar. “Peki nedir mühim olan?“ “Demokratikleşme.”  Bunu kim söylüyor? Demokratikleşmeye en büyük darbeyi vuran AKP Hükümeti söylüyor. Bu Hükümetin, hele ki İçişleri Bakanının demokratikleşmeden bahsetmesi kara mizahtır. İçişleri Bakanı ki, yetmiş bin kişinin telefonunu dinliyor. Sonra da basın toplantısında diyor ki, basın bunu belki de ayıp olmasın diye yazmadı, “Demokratikleşme alanında şimdiye kadar yaptıklarımız bundan sonra yapacaklarımızın teminatıdır.” Yani “yetmiş bin kişiyi izledik bundan sonra yüz kırk bin kişiyi izleyeceğiz” diyor.

Erkan Tan: Kanuna uygun dinliyorlarmış.

Onur Öymen: Birçoğunun kanuna uygun dinlenmediği, Anayasa Mahkemesinin kararıyla ortaya çıktı. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun itirazları arasında buna benzer usulsüzlükler de var. Tüm bunlar bu dönemde yaşanıyor. Basın özgürlüğü konusunda da aynı şey geçerli. Bu sizin mesleğiniz, en çok sizin sahip çıktığınızı ümit ediyorum.

Amerikan Freedom House araştırmasına göre, basın özgürlüğünde Türkiye, dünyada 101. sıradadır. Demokratik olmayan birçok ülkede bile basın bizden daha özgür. Basın üzerinde çok büyük baskı var. Baskı olsun diye medya patronlarının bütün şirketlerinde müfettişler var. Medya inanılmaz bir baskı altında.  Eleştirel yayın yapan birçok televizyon kanalına  reklam verilmediğini biliyor musunuz? Reklam şirketlerine soruyorlar, reklam şirketlerinden  “Kusura bakmayın, Hükümet bize baskı yapar, ceza verir. Size reklam veremeyiz.” yanıtını alıyorlar. Tek bir reklam almadan yayın yapan televizyon kanalları var. Bu durum, hangi ülkede oluyor? Sonra da  “Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır.” diyorlar.  Şaka mı yapıyorsunuz siz? Sayın İçişleri Bakanının pek çok özelliğini biliyorduk, şakacı özelliğini de bu vesileyle öğrendik.

Erkan Tan: Yapılmak istenen şeylerin hiç mi önemi yok? Hiç destek vermeyecek misiniz?

Onur Öymen: Yapılmak istenenler  az önce belirttiğim çerçevede olursa, gayet tabi destekleriz. Bizim mesajımız çok açık: “Eğer terör biterse, teröristler bir daha ellerine almamak üzere silahı kesinlikle bırakırlarsa, devlet olarak şefkat göstereceğiz; geçmişin yaralarını saracağız. Bir af çıkarılabilir.” Daha ne diyelim? Ama bütün bunlar için terörün bitmesi gerekir.

Erkan Tan: Bir af çıkarılabilir diyorsunuz. Onur Bey, bu program cezaevlerinde çok seyrediliyor, onu biliyorum. Sözleriniz  onlar için bir umut olabilir mi?

Onur Öymen: Biz terörden bahsediyoruz. Terör kesinlikle biterse, ancak o zaman bir af çıkarılması düşünülebilir diyoruz. Devlet şefkatle hareket eder diyoruz. Daha ne diyelim? Ama bunun için terörün bitmesi lazım. Hükümetin terörü bitirmek için  projesi nedir? Daha fazla demokrasi vererek mi terörü bitireceksiniz? Köylerin ismini değiştirmek gibi birtakım adımlar atacaksınız, teröristler de diyecek ki “Madem köylerin adı değişti, biz de silahı bırakalım.” Böyle mi olacak? Yani siz böyle adımlar atıp, gerisini teröristlerin insafına mı bırakacaksınız? Terörün bitmesi için terörden mi medet umacaksınız? Yoksa terörü bitirmek için projeniz mi var? Teröristlere şunu söylüyor musunuz: “Biz bu tedbirleri ancak terör biterse hayata geçireceğiz”.

Güngör Mengi , köşe yazısında çok doğru yazmış: “Bu tedbirler ancak terör biterse uygulanabilir”. Sizin görüşünüz de bu mudur? Yoksa “Bir yandan terör devam etsin, can alsın, insanlarımız ölsün. Bu arada biz de adımlar atalım” mı diyorsunuz? Ne dediğiniz belli değil. Bakınız, Hükümetin tavrı belli değildir, inişli çıkışlıdır. Bir yandan Diyarbakır’da açılım yaptıklarını, etnik kimliği tanıdıklarını söylüyorlar, diğer yandan da “Ya sev ya terk et” diyorlar. Ondan sonra da Kuzey Irak’a operasyon yapmak için Meclisten yetki aldılar. Yıllarca bu yetkiyi kullanmadılar, büyük saldırılar olunca tekrar yetki aldılar. Bu yetkiyle sadece hava operasyonları yaptılar. Sınırlı olmak koşuluyla  tek bir kara operasyonu yaptılar, bir daha da yapmadılar. Madem ki terörü o yöntemle çözmeyecektiniz neden Meclisten yetki aldınız?

Erkan Tan: “Bu ülkeyi en çok siz yönettiniz. Zamanında tüm bunları siz neden yapmadınız?” diye sormuş bir seyircimiz.

Onur Öymen: Cumhuriyet Halk Partisi’nin  Türkiye’yi tek başına yönettiği dönemde bizim terörle nasıl mücadele ettiğimizi herkes gayet iyi biliyor.

Erkan Tan: “Bizi o kadar çoğunlukla İktidara getirdiniz mi ki?” demek mi istiyorsunuz?

Onur Öymen: “Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik?” demiş İbrahim Tatlıses. Cumhuriyet Halk Partisi iktidar oldu da bu söylediklerimizi yapmadı mı? Böyle bir şey mi var? Bizim iktidardayken yaptıklarımız ortadadır. Ama bu İktidar yedi yıldır iş başında ve yaptıkları da ortadadır. Bırakın terörle mücadeleyi, vatandaş yuva kuramıyor, evlenemiyor.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz “Erkan Tan, Onur Öymen’e sorar mısınız: 37 ilde milletvekili çıkartamadınız, bunun sebebi nedir? Hiç sıkıntı duymuyor musunuz?” şeklinde bir mesaj göndermiş.

Onur Öymen: Seçimlerle ilgili söylenecek çok şey var. Ama öncelikle şunu söyleyeyim: biliyor musunuz ki 2007 seçimlerinde altı milyon vatandaşımıza oy kullandırılmadı. Acaba bu soruyu İktidar mensuplarına da soruyorlar mı? Devlet İstatistik Kurumu’nun tespit ettiği resmi seçmen sayısı 48.000.000 iken 2007 seçimlerinde fiilen seçmen sayılan kişi sayısı 42.500.000’dir.  Aradaki fark olan 6 milyon insan nereye gitti? Siz öncelikle dürüst seçim yapacaksınız, ondan sonra soru soracaksınız. Yerel seçimlerden sonra Başbakan Güneydoğudaki seçimlerin demokratik olmadığını söyledi. Demokrasi orada geçerli olmamış. Başbakana sorun bakalım, neden demokratik seçim yapamıyor.

Erkan Tan: “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile  ilgili ne düşünüyorsunuz?” demiş bir seyircimiz.

Onur Öymen: Son günlerde kamuoyunda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili çok şey tartışılıyor. Fakat en çok tartışılması gereken, hiç tartışılmıyor. O da şudur: Hükümet Avrupa Birliği’nden bahsedip duruyor. Bazı Bakanlar Avrupa ile yatıyor Avrupa ile kalkıyor. Avrupa Birliği size ne diyor? “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda reform yapmalısınız” diyor. “Bu reformun başında Adalet Bakanının ve Müsteşarının bu kurumdan çıkarılması gelir” , “Hükümetin bir Bakanı, hakimlerin ve savcıların tayini ve terfii gibi özlük haklarıyla görevli bu kurulun başında oldukça, Türkiye’de bağımsız yargı olamaz” diyor.

Erkan Tan: Bazı vatandaşlar da basına yansıyan olaylar ve yansıma biçimi nedeniyle  “İyi ki kurulun başında Bakan var, yoksa bunlar kendi kendilerine başka bir sürü film çevireceklermiş” diyor.

Onur Öymen: Avrupa Birliği’nin görüşü budur. Bizim görüşümüz de budur. Bakanın o kurulun başında olması Hükümetin yargıyı vesayet altına alması demektir. Bazı davalarla ilgili usulsüzlük iddiaları var ama Bakan bunlardan bir tanesini bile yürürlüğe koymuyor. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Bakana bazı konuları Yargıtay’a götürmesini ve Yargıtay’ın karar vermesini öneriyor ama Bakan götürmüyor. Niçin? Çünkü yargıyı kendi istediği gibi yönlendirmek istiyor.

Dünyanın hangi ülkesinde başkanının Adalet Bakanı olduğu böyle bir kurul görülmüştür? Yargı bağımsızlığından bahsediyorsunuz ama yargıyı vesayet altına alıyorsunuz. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu özgürce çalışamıyor. Danıştay’dan ve Yargıtay’dan gelen üyelerin özgür iradeleriyle çalışmalarına engel olunuyor. Bakanın olumsuz tutumu haftalarca karar aldırmadı. Bu olacak iş değildir. Bu konu,  yargı bağımsızlığı ile ilgili Türkiye’ye yapılan en büyük baskılardan biridir.

Ergenekon Davasının yargıçlarından biri üzerinde kurumsal baskı olduğunu öne sürerek davadan çekilmek istediğini açıkladı. Acaba hangi kurum kendisine baskı yapıyor? Et ve Balık Kurumu olmasın? Belli ki Hükümetin resmi kurumları yargıçlar üzerinde baskı yapıyor. Yargıç bunu açıkça ilan etti. Daha ne desin? Sayın Ertosun da dünkü açıklamasında birçok usulsüzlük yapıldığını söyledi ve Adalet Bakanını bunları yargıya götürmeye davet etti. Ama Bakan gitmiyor. Hükümetin hukukla arası iyi değil. Hukuk sadece onlara hizmet ederse bir anlam ifade ediyor, yoksa hiçbir anlamı yok.

Bundan birkaç hafta önce hedefleri askerlerdi, Silahlı Kuvvetlerdi. Her gün Silahlı Kuvvetleri yıpratıcı yayınlar yapıyorlardı. Şimdi de hedef yargı oldu. Yargının bağımsız kalabilmiş kurumlarını yıpratmak için, kişisel olarak yargı mensuplarını yıpratmak için yapılmadık yayın kalmadı. O insanları kişisel olarak boy hedefi yapıyorlar. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bir üyesi nasıl olur da bir şüpheliyle  buluşup yemek yermiş? Hukukun en temel kuralı nedir? Herkes mahkum olana kadar masum sayılır. Hukuken o insanların hepsi şu an masumdur. Dolayısıyla masum insanları sırf birileri onlardan şüphe duyuyor diye vebalı gibi toplumdan tecrit edemezsiniz. Bir insan hakkında dava açıldı diye o insanı toplumdan tecrit mi edeceğiz? O insanla kimse görüşmeyecek mi? Yolda karşılaşırsanız karşı kaldırıma mı geçeceksiniz? İstedikleri budur. Başbakan “Demokrasi bir tramvaya benzer” diyor. Bir durakta inersiniz, başka bir durakta binersiniz. Başbakan  “işime geldiği zaman demokrasiyi kullanırım, işime gelmezse tramvaydan inerim” demek istiyor. Biz de Sayın Başbakana dikkat etmesini, bu yolda devam ederse tramvayın sonraki durağının adının faşizm olduğunu söylüyoruz.

Erkan Tan: Sayın Öymen programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.