HaberTürk – Hükümetin Kürt Açılımı Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
HaberTürk’e Verdiği Mülakat
5 Ağustos 2009

Sunucu: Sayın Öymen programımıza hoş geldiniz. Dün Sayın Genel Başkanınızın yaptığı konuşmada, Başbakan Erdoğan’a yönelik çok sert eleştiriler vardı. Sayın Baykal şöyle demiş: “15 Ağustos’ta Öcalan’ın İmralı’dan yapacağı açıklama, Başbakanın hep kafasının arkasında. Bu yüzden kendisi bu açıklamayı temel alan bir arayışın içinde.” Niçin böyle düşünüyorsunuz?

Onur Öymen: Bazı gazeteciler Kuzey Irak’ta, dağlarda PKK liderleri ile görüştükleri zaman, PKK liderleri bu meselenin çözümü için “Türk Hükümeti ya doğrudan bizimle görüşecek ya İmralı ile görüşecek ya da DTP ile görüşecek” demişti. İşte önerilen çözümlerden biri DTP ile görüşmekti, bu gerçekleşti. Sayın Başbakan bugüne kadar DTP ile görüştüklerini reddediyordu, şimdi niye kabul etti? Ne değişti? DTP’nin tutumunda bir değişiklik var mı? Şimdiye kadar söylediklerinden farklı şeyler söylüyorlar mı? Söylemiyorlar. Hiçbir geri adım atmadılar. Demek ki geri adım atan Başbakandır.

Basında, İmralı’daki terör liderinin 15 Ağustos’ta bir program açıklayacağına, bir açılım yapacağına ilişkin haberler çıktı. Belli ki Sayın Başbakan, onun sözleri üzerine Öcalan’ın görüşlerini kabul eder duruma düşmemek için ondan önce benzeri sözler söyleyerek bir çözüm arayışına girdi. Bunun adına terörle dolaylı müzakere derler. Sayın Başbakan terörle mücadeleden çok terörle müzakere yöntemini benimsemişe benziyor. Bu arada terör durmuyor. Bu sabah televizyonlar yayınladı: Van’da teröristler yine Silahlı Kuvvetlerimize saldırmış. Böyle bir ortamda Türk Hükümeti teröre boyun eğerek, teröre taviz vererek, terörle müzakere ederek bu işi çözmeye çalışıyor. Bunun adına çözmek değil çözülmek denir. Hükümet maalesef bu yolda devam ediyor.

Sunucu: Sayın Öymen, DTP’nin bölgeden, demokratik bir seçimle seçilmiş milletvekillerinden oluştuğu gerçeğini göz ardı etmiyor musunuz?

Onur Öymen: DTP ile görüşmeyeceklerini söyleyen Sayın Başbakan niçin görüşmeyeceklerini söyledi? Çünkü DTP terörle arasına mesafe koymuyor, terörü kınamıyor, teröre karşı tavır almıyor, pek çok söyleminde terörü ön plana çıkarıyor, terör liderlerinden övgüyle söz ediyor. Bir partinin seçimle gelmesi, her zaman demokratik kuralları tam benimsediği anlamına gelmez.

İspanya’da da ETA’nın siyasi kolu olan Herri Batasuna adındaki bir parti vardı. Bu parti teröristlerin siyasi sözcüsü konumundadır. Onlar da seçimlere girmiş ve onların da seçilmiş milletvekilleri vardı. Ama sonunda bir İspanyol mahkemesi bu partiyi kapattı ve yöneticileri tutuklanarak cezaevine kondu. Bu yüzden bir partinin seçimle gelmesi, o ülkede demokrasinin bütün koşullarına her zaman saygı gösterdiği anlamına gelmemektedir.

DTP’nin çizgisi ortadadır. Bütün kongrelerinde terör örgütü liderinin posterleri gösteriliyor. Ayrıca terör örgütü liderinin sözlerinden övgüyle söz ediliyor ve kendisi bir lider gibi gösteriliyor. Onun için af isteniyor, genel af isteniyor. Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz ama DTP’nin çizgisi budur. Bunun içindir ki Başbakan şimdiye kadar DTP ile bu konuları görüşmeyeceğini söylüyordu. Peki, şimdi niçin görüşebileceğini söylüyor? Fark nedir? Değişen şu: Başbakan belli ki geri adım atmıştır. Doğrudan teröristlerle değilse bile, bir anlamda teröristlerin sözcülüğünü yapanlarla müzakere ederek çözüm arama yoluna gitmiştir. Kafasının arkasında İmralı’daki terör liderinin 15 Ağustos’ta söyleyecekleri vardır. Onun sözlerinin altında kalmamak ve onun sözleri doğrultusunda politika oluşturuyor duruma düşmemek için, Başbakan şimdiden bunun zeminini hazırlıyor. Bunu görmemek kabil değildir.

Sunucu: Sayın Öymen, DTP’nin terör örgütü ile arasına belirgin bir mesafe koymadığı bilinen bir gerçek. Herkes bu gerçeğin altını sürekli çiziyor. Ancak durum böyleyken DTP ile hiç görüşmemek elbette bir opsiyon, ama görüşme masasına çağırıp, onları muhatap alıp, bu çizgilerini terk etmeleri talebiyle onlarla görüşmek de başka bir opsiyon. Sayın Başbakan bu ikinci opsiyonu kullanıyor olamaz mı?

Onur Öymen: Hükümetin bu konularda ne düşündüğünü bugüne kadar açıklamaması, Sayın Başbakanın DTP ile görüşürken ne mesajlar vereceği konusunu biraz karanlıkta bırakıyor. Fakat anlaşılan şu ki, Hükümet terörle  kararlı bir mücadele çizgisinden uzaklaşarak, terörle müzakere yöntemiyle bu konuyu çözmeye teşebbüs ediyor. Sayın Başbakanın daha önceki tavırlarını hatırlayınız. İlk önce Diyarbakır’a yaptığı ziyarette, bölge halkının hoşuna gidecek, hatta belki şiddet yanlılarının da hoşuna gidecek bazı sözler söylemişti. Sonra söylemini değiştirdi: “Ya sev ya terk et.” dedi. Daha sonra ise  Kuzey Irak’a operasyon düzenlemek için Meclisten yetki aldı. Bu yetkiyi çok sınırlı biçimde kullanabildi. Hava operasyonu dışında sınırlı olmak koşuluyla tek bir kara operasyonu yaptı. Bir buçuk yıldan beri tek bir kara operasyonu da yapılmıyor.

Belli ki Başbakan terörle mücadele ederek bu sorunu çözüme kavuşturma yöntemini terk etmiş. Kuzey Irak’ta PKK ile mücadele için Amerika’yı ikna edemedi. Irak Hükümetini de ikna edemedi. O zaman bari bunların temsilcileriyle, sözcüleriyle görüşerek onları tatmin edecek bir çare arayalım düşüncesinde. Hükümetin, çözüm önerisini şimdiye kadar kamuoyuna açıklamamış olması, kafalarında böyle bir öneri olmadığı anlamına gelmiyor. Dün akşam Hükümetin bu konuyla ilgili hazırlıkları  bazı televizyon kanallarına yansıdı. Bunların düşüncesi belli ki Türkiye’yi düpedüz üniter devletten çıkarıp, federal devlet haline dönüştürmektir. Merkezi hükümetin yetkileri, dış işleri, maliye ve savunmayla sınırlı kalacakmış; diğer bütün yetkiler eyaletlerde kurulacak meclislere verilecekmiş. Bu, Türkiye’nin çözülme sürecidir. Belli ki buna benzer düşünceler kafalardan geçiyor. Sayın Başbakan da, bu düşüncelere sıcak bakan bir partiyle görüşmeyi tercih ediyor. Bunları, Türkiye’nin geleceği açısından, üniter devletin ve Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin temel değerlerinin korunması açısından çok tehlikeli buluyoruz.

Sunucu: Sizin bu konudaki muhalefetinize yönelik eleştirilerden biri de muhalefetin, özellikle de Ana Muhalefetin, bir yandan eleştirirken bir yandan da somut çözüm önerileriyle  ortaya çıkmaması yönünde. Siz aslında öteden beri, Cumhuriyet Halk Partisi’nin geçmişte hazırladığı çok kapsamlı ve bu konuda bugüne kadar yapılmış en akılcı, en doğru düzgün bir raporuna, planına atıfta bulunuyordunuz. En azından o tür bir planla ya da o planla ortaya çıkıp, Hükümete bu son derece önemli milli meselede yardımcı olmanız gerekmez mi?

Onur Öymen: Bizim bu konudaki görüşlerimiz bellidir. Biz 1989 yılında bir Kürt raporu yayınladık. O zaman bazılarının çok tepki gösterdiği bu rapor, çağdaş bir çözüm öneriyordu. Bu raporda yer alan görüşlerimiz, önerilerimiz zaman içinde büyük ölçüde uygulamaya geçirilmiştir. Biz bu raporun arkasında olduğumuzu son yayınladığımız parti programında da açıkladık. Birkaç ay önce terörün nasıl bitirileceği konusundaki görüşlerimizi, güneydoğu meselesine nasıl çare bulacağımızı ve etnik meseleleri nasıl gördüğümüzü yazılı olarak açıkladık ve parti programımıza koyduk.

Özetle, Güneydoğu’da  halk ile teröristleri birbirinden ayırmalısınız. Halka terörist muamelesi yapmamalı, halka sahip çıkmalısınız. Sayın Genel Başkanımız dünkü konuşmasında da açıkladı; üniversite sınavlarında başarısız olan ve her zaman sonuncu sırada gelenler Güneydoğu ve Doğu bölgelerimizin  çocukları oluyor. Bu, devletin Güneydoğuda eğitime ne kadar az yatırım yaptığını, bölgeye ne kadar az önem verdiğini gösteriyor. O zaman ne yapacaksınız? O bölgenin çocuklarını alıp Türkiye’nin en ileri okullarında, Anadolu Liselerinde yetiştireceksiniz. Bölgeye sağlık hizmeti götüreceksiniz. Geçen gün Muş’ta doğan iki bebekten biri kuvöz bulunamadığı için ölüme terk edilmiş. İşte, oradaki sağlık koşulları bu kadar vahimdir.

Hükümet bunlarla ilgileneceğine, demokratik çözüm adı altında, belli ki teröristlerin kafasından geçen modellere nasıl taviz veririz de terörü teskin ederiz  arayışı içindedir. Bizim görüşlerimiz, önerilerimiz açıktır. Bir kere daha söylüyorum: bölge halkına sahip çıkılmalıdır. Eğitim, sağlık, alt yapı alanlarında yatırım götürülmelidir. O insanların etnik kimliğini bir değer, bir zenginlik, bir servet sayılmasını sağlamalısınız.

Ancak şunu da söylemelisiniz ki, 1924 yılından beri bütün Anayasalarımızda yazıldığı gibi; biz etnik kimliklere saygılıyız ama Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımızın üst kimliği Türk kimliğidir. Bir insan Kürt asıllı Türk olabilir, Arap asıllı Türk olabilir, Arnavut asıllı Türk olabilir ama mühim olan bu insanların kendi etnik özelliklerini koruyarak, kendi dillerini ve kültürlerini geliştirerek Türkiye’nin ortak kimliğine sahip çıkmalarıdır. Biz ayrımcı değil, bütünleştirici çözümler benimsiyoruz. Türk Hükümetinin görevi, Türkiye’yi bölerek, parçalayarak Anayasada köklü değişiklikler yaparak terörü teskin etmeye, teröristleri yumuşatıp silah bırakmaya ikna etmek olamaz, olmamalıdır.

Sunucu: Sayın Öymen, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.