Avrasya TV – Yeni Amerikan Yönetiminin Belirlediği Politik Stratejiler

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur ÖYMEN’in
Avrasya TV’ye verdiği mülakat
3 Şubat 2005

Bu konularda biz hükümetten resmen bilgi alamadan spekülasyonlar üzerine değerlendirme yapmak istemeyiz. Hükümetin bu konuda meclise bilgi vermesini bekliyoruz. Maalesef Dışişleri Bakanı Meclis Dışişleri Komisyonuna bilgi vermek gibi bir alışkanlık kazanamadı. Yılda bir kere geliyor. Oradan bazı bilgilerin basına sızdığı gerekçesiyle Komisyona bilgi vermiyor. Epeydir ziyaret etmiyor. Bütün bu konuları biz basından izlemek zorunda kalıyoruz. Bunu da üzüntüyle karşılıyoruz. O bakımdan biz ancak resmen hükümetten bilgi alınca bir değerlendirme yapabilecek durumdayız.

Ama onun dışında genel olarak baktığımız zaman şunu görüyoruz; Amerikanın bir önleyici müdahale stratejisi var. Yeni Amerikan yönetiminin benimsediği önleyici müdahale stratejisi var. Bu strateji Amerika’ya bir saldırı olmasa bile bir saldırı hazırlığı olduğu yolunda bilgiler alınması halinde o ülkeye karşı bir askeri müdahale yapmak, müdahale hakkı veriyor Amerika’ya. Bu uluslar arası anlayışa aykırıdır. Uluslar arası hukuka da aykırıdır. Bu konuya çok dikkatli bakmak lazım. Hele Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada Amerika’nın dostu sayılmayacak ülkelerin bulunduğu için bu ülkelere yönelik yeni saldırıların olma ihtimali mevcuttur. Ve bu saldırılar için Türkiye’de ki bazı üslerin Amerika tarafından bir lojistik destek unsuru olarak, bir keşif unsuru olarak değerlendirilmesinin düşünülmesi muhtemeldir. Değerlendirilmesinin düşünüldüğünü de tahmin ediyoruz.  O bakımdan bu gibi üst düzey temaslar Amerikalılarla özel bir önem taşıyor. Biz hükümetin bu konuda duyarlı olmasını tavsiye ediyoruz. Başka konularda olduğu gibi yabancılardan gelen her talebi gözü kapalı kabul etmesi çok yanlış olur. Bu gibi konularda esas yetkinin mecliste olduğunu hükümete hatırlatıyoruz. Hükümetin de yabancılara hatırlatmasını tavsiye ediyoruz. Böyle oldu bittiler yapılarak meclisin onayı alınmadan hükümet bir takım bağlantılara girerse Türkiye bunun bedelini ağır öder. Komşularımızla çok uzun yıllardan beri geliştirdiğimiz dostluk ilişkileri bundan zarar görür. O bakımdan biz hükümeti bu konuda dikkatli davranmaya davet ediyoruz.

Şimdi bu konularda deminde dediğim gibi resmi bilgi sahibi olmadan bizim spekülasyonlar üzerine değerlendirme yapmamız yanlış olur. Yanıltıcı olur. Biz hükümetten bu konuda bilgi istiyoruz. Şu ana kadar yeterli bilgi aldığımızı söyleyemem. Böyle Türkiye’nin üslerini, limanlarını ulu orta kullanmak mümkün değildir. Bunun için mutlaka Anayasamıza göre meclisten yetki almaları gerekiyor. Bunu da yapmamışlardır. Ayrıca geçen sene insani yardım adı altında Türkiye’nin limanlarının, havaalanlarının açılacağına dair gizli bir kararname çıkarılmışlardı.  Haziran 2003 tarihinde. Fakat daha sonra bu kararname birkaç ay sonra açıklanınca  gördük ki insani yardımı çok aşan boyutları var. Yani meclisin yetkisine giren konularda lojistik destek verme anlamına gelebilecek konularda meclisten habersiz, insani yardım adı altında kararname çıkarttılar. Bunlar bizim diplomasi tarihimizde örneğini görmediğimiz konulardır.

O bakımdan hükümeti çok dikkatli olmaya bir kere daha davet ediyoruz. Milli konular olduğu için bunlar, ulusal çıkarları ilgilendiren konular olduğu için biz çok dikkatli bir dil kullanıyoruz. Ama bu dikkatli dil kullanmamız hiçbir zaman yanlış yorumlanmasın. Hükümetin bu konuda her yaptığını bizim gözümüz kapalı kabulleneceğimiz yorumlanmasın. 1 Mart teskeresindeki tavrımızı kimse unutmasın. O bakımdan hükümeti çok ciddi olarak uyarıyoruz. Bu konuları oldu bittiye getirmesinler. Kapalı kapılar arkasında, kamuoyunun, meclisin, muhalefetin bilgisi dışında söz vermesinler kimseye, bağlantı yapmasınlar. Sonunda o 1 Mart’ta olduğu gibi mahcup olabilirler. Meclisin tepkisiyle karşılaşabilirler. Türkiye’nin çıkarları konusunda hükümetin bugün künden daha duyarlı davranması gerekiyor.

Bu son derece ciddi bir konudur. Belki dış politika gündemimizin bugün en önemli konusu bu olmalıdır Türkiye’de. Ne yazık ki basında hiçbir duyarlılık görmüyoruz. Köşe yazarlarının bu konuya değindiğini görmüyoruz. Şimdi bu Cumhurbaşkanı Chirac’ın bazı iç politika baskıları ile Ekim ayı başında verdiği bir demeçle başladı ve orada dedi ki; Türkiye ve ondan sonra üye olacak ülkelerin üyeliğin onaylanması Fransa’da referandum ile olacaktır. Aslında bugünkü Fransız Anayasası da uluslararası antlaşmaların ya referandumla ya meclis kararıyla onaylanmasını ön görüyor ama bizim konumumuz açısından referandumu zorunlu hale getirecek yani daha sonra ki Fransız Cumhurbaşkanının istese de bir meclis kararı ile onaylanmayacak bir durum yaratacaklar. Biz hükümeti o zaman uyardık. Dedik ki; derhal Fransa ile en üst düzey temasa geçin, bunları caydırın, aksi taktirde Türkiye’nin üyeliği hayal olabilir. Bizden beklenen bütün tavizleri verseniz bile sonunda Fransız halkı %51 oy ile hayır derse Türkiye’nin üyeliği imkansız hale gelir. Onun için bunu mutlaka  önleyin. Fransa’dan başka hiçbir Avrupa ülkesi yoktur referandum kararı almış olan dedik.

Fakat hükümetin bu konuda ne yaptığını bilmiyoruz. Hiçbir demeçlerini görmedik. Bir girişim yaptıklarını da duymadık. Bu konuya yeterince önem vermediklerini anladık. Fakat neticeye baktığımız zaman Fransız Millet Meclisinden evvelsi gün bu geçmiştir.  Önümüzdeki günlerde  senatoya gidecek. Belki bir ay içinde senato ve temsilciler meclisi üyelerinden oluşan Versay Karama Komitesi denilen komiteye gelecek. Orada 5/3 oyla çıkarsa Anayasaya kesinleşecek. Ve Türkiye’nin üyeliği belki de bir hayal olacak. Onun için önümüzde birkaç hafta kalmıştır. Fransız Senato Başkanı buradadır.  Biz de yarın mecliste bir  toplantıda kendisine bu görüşlerimizi açıkça söyleyeceğiz. Çok açık ifade ediyorum biz bunu Türk-Fransız dostluğu ile bağdaşır bir durum olarak görmüyoruz. Bu bir dostluk işareti değildir. Otuz iki yıldır Fransa hiçbir aday ülkeye bu yöntemi uygulamamıştır.  İki yıl sonra üye olacak Bulgaristan’a ve Romanya’ya da uygulamayacaktır. Muhtemelen Hırvatistan’a da uygulamayacaktır. Bir tek Türkiye’ye uygulayacaktır. Bunu gayri dostane bir durum olarak görüyoruz ve buna çok ciddi tepki gösteriyoruz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.