Ege TV – Türkiye’nin AB Üyelik Süreci ve Tarım Politikası Hakkında Mülakat

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN ONUR ÖYMEN’İN
28 EYLÜL 2004 TARİHİNDE EGE TV KANALINA
TÜRKİYE’NİN AB’NE ÜYELİK SÜRECİ VE HÜKÜMETİN İZLEDİĞİ TARIM POLİTİKALARI KONUSUNDA VERDİĞİ MÜLAKAT

 
Sunucu- Sayın seyirciler stüdyo konuğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen. Sayın Öymen iyi akşamlar, hoşgeldiniz.

Onur ÖYMEN- İyi akşamlar, hoşbulduk.

Sunucu- Öncelikle hükümetin uyguladığı tarım politikalarını protesto eden binlerce çiftçi dün İzmir’in Torbalı ilçesinde biraraya geldi. Bir miting düzenlendi. Bu mitingi nasıl değerlendiriyorsunuz? Hükümetin tarım politikaları konusunda düşünceleriniz nedir? Önce bu konudaki fikirlerinizi alalım.

Onur ÖYMEN- Gerçekten başta pamuk üreticileri olmak üzere çiftçilerimiz perişan durumdadır. Geçen yıla kıyasladığınız zaman çiftçinin aynı ürün için eline geçen para artmamıştır, bazı ürünlerde azalmıştır. Fakat girdileri büyük ölçüde artmıştır. Mazot gibi, gübre gibi. O yüzden çiftçi son derece sıkıntılı durumdadır. Zaten Sayın Genel Başkanımızın da katıldığı mitingde çiftçilerin tepkilerini gördünüz. Size bir örnek vereyim. Yunanistan’ın kendi pamuk üreticisine verdiği prim Türkiye’nin verdiğinin 10 mislidir. Düşünebiliyor musunuz? Büyük bir fark var. Demek ki biz çiftçimizi çok ihmal etmişiz. Hükümet çiftçiyi çok ihmal etmiş ve ileride bu gerçekten çok sıkıntılı durumlar yaratacak Türkiye için. Çünkü şimdiden daha pamuk üretim alanları %30 oranında azalmıştır. Bir pamuk üreticisi pamuk ihracatçısı olan Türkiye şimdi pamuk ithal ediyor. Başka ülkelerden pamuk alıyoruz. Bu ciddi bir sıkıntı. Şimdi buna bağlı olarak size bir bilgi vereyim. Bu kamuoyuna hiç yansımadı. Belki Ege TV vasıtasıyla ilk defa yansıtmış oluruz.

Şimdi bildiğiniz gibi AB komisyonu diyor ki, Türkiye 10-15 yıldan önce giremez. En azından 2014 yılından önce giremez. Niye bize böyle bir tarih koyuyorlar. Başka hiçbir adaya koymamıştır. Niçin bizim 10 yıldan önce girmemizi istemiyorlar? Şunun için bizim tespitimiz. Yani bir unsurda şudur; Dünya ticaret örgütü bir karar aldı. Tarım sübvansiyonlarının giderek azaltılması ve bir süre sonra tamamen kaldırılması için. Şimdi BOHA bölgesi diyorlar buna. Önümüzdeki bir iki aya içinde bu kararı takvime bağlayacaklar. Öyle anlaşılıyor ki, 10 yıl sonra tarım ürünlerine sübvansiyon hemen hemen hiç kalmayacak dünyada. AB’ye Türkiye bugün üye olsaydı. AB her yıl Türk çiftçisine 8,5 milyar Euro bir katkıda bulunacaktı. Kredi değil bir bağış niteliğinde katkıda bulunacaktı. Nitekim son üye olan Polonyalılar bir hafta önce almaya başladılar bu katkıları. Polonya çiftçileri bu parayı alıyor. Şimdi bizim çiftçi hiçbir şey alamıyor. 10 yıl daha alamayacak. Tam üye olsak 10 yıl sonra, her şey iyi gitse bundan yararlanacak noktaya geldiğimizde bu sefer tarım sübvansiyonlarını dünya ticaret örgütü kaldırmış olacak gene bir şey alamayacak bizim çiftçi veya çok düşük düzeye inecek.

Şimdi kamuoyu pek izleyemedi zannediyorum, yeterince kamuoyuna bilgi verilemedi. Hükümette bu boyutlarını hiç açıklamadı. Daha belgenin resmi tercümesi de çıkmadı ortaya. Ama bunlar çıktıkça her gün yeni bir unsur çıkıyor. Şimdi size bir örnek daha vereceğim. Buda kamuoyuna hiç yansımadı benim bildiğim kadarıyla. Şimdi bir yerinde diyor ki, komisyon raporunda. 2003 yılının Şubat ayından önce verilmiş olan hükümlerle ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin alacağı kararlara göre yeniden yargılama yolu açılsın diyor. Parantez açmış Abdullah Öcalan olayında olduğu gibi diyor. Yani açıkça Öcalan’ın yeniden yargılanmasını bize öneriyorlar. Eğer insan hakları komisyonunda bizim aleyhimize bir karar çıkarsa ki; çıkma ihtimali var. Alt komisyondan Türkiye’nin üç noktada sözleşmeyi ihlal ettiği çıktı ortaya veya bunu iddia ettiler. Şimdi üst komite görüşecek. Oradan böyle bir karar çıkarsa diyor ki AB Öcalan’ı yeniden yargılayın. Bunlar bizim kamuoyuna hiç yansımıyor ve Sayın Başbakan öyle anlaşılıyor ki, metni tamamen okumadan, okuyacak fırsatı da bulamadan kalktı bu rapor olumlu ve dengelidir dedi. İçinde böyle şeyler var. Yani daha çok şey var. Ermenistan sınırını açın diyor. Ermenistan’la 1915-16 yıllarında cereyan eden trajik olaylarla ilgili uzlaşmaya varın diyor.

Sunucu- Peki bunlar sizce Tayyip Erdoğan’ın gözünden mi kaçtı?

Onur ÖYMEN- Başka türlü olabilir mi? Çünkü rapor açıklandıktan iki saat sonra açıklama yapıyor. 250 sayfa rapor. Yani 250 sayfayı hangi dilde okudunuz, ne zaman okudunuz? İki saatte çok İngilizce bilseniz de okuyamazsınız bu kadar uzun bir metni. Bu ayrıntıları görmeyebilirsiniz. Ama şimdi çıkıyor ortaya.

Sunucu- Siz bu metnin tamamını okudunuz mu?

Onur ÖYMEN- Okuduk tabi, kelime kelime okuduk. İçinde daha neler var. Mesela diyor ki, 1915-16 yıllarındaki trajik olaylarla ilgili olarak Ermenistan’la uzlaşmaya varılsın. Yani bunun düzgün Türkçe’ye tercümesi soykırımı tanımaya davet ediyor Türkiye’yi. Sonra diyor ki, Türkiye üye olduktan sonra Dicle Fırat havzasındaki barajların ve sulama sistemlerinin uluslararası yönetime sokulması düşünülebilir diyor. Hiçbir Avrupa ülkesinde böyle bir şey yok. Kıbrıs’ı fiilen Türkiye’nin resmen tanıması anlamına gelen ifadeler var. Zaten en son haberler bugün gene Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Türkiye tanımazsa veto ederiz diyor. Yani başımıza böyle bir sürü sıkıntı çıkıyor. Şimdi bütün bunlarla baş etmenin yolu tabi Türkiye’nin kararlı bir tutum sergilemesi ve bu gibi olumsuzluklar karşınıza çıktığı zaman bunlara tepki göstermesi. Bunları yapamıyorsunuz. Yapamadığınız zamanda her şeye boyun eğmeniz isteniyor sizden ve sizde bize bir tarih verinde ne olursa olsun diyorsunuz.

Şimdi dün akşam en son yayınlanan bir haber eğer doğruysa, inşallah değildir. Başkan Shark diyorlar iki alternatif üzerinde çalışıyormuş. Bu Brüksel Mahreşli, AB haber bülteninin haberi. İki senaryo üzerinde çalışılıyormuş. Bunlardan birine göre Türkiye’ye Aralık’ta tarih verilmesin ama Türkiye’yi inceleme sürecinin başlatılması için tarih verilsin, müzakere için değil. Bir senaryo buymuş. İkinci senaryo da 2006 yılının son çeyreği için tarih verilsin gibi bir senaryo üzerinde çalışılıyor. Umarım ki bunlar doğru değildir bu haberler. Ama bunlar ciddi haber kanallarında yayınlanan haberlerdir ve öyle anlaşılıyor ki, önümüzde sıkıntılı bir dönem var.

Avrupa Parlamentosuna gelince deminki haberinizde bahsettiniz. Avrupa Parlamentosunun bir Hollandalı raportörü var Örling diye. Bu bir rapor tasarısı hazırlığıydı, karar tasarısı. Bu 2 Aralık’ta oylanacaktır. O güne kadar işte bunun üzerinde değişiklik teklifleri olacak falan. Şimdi bunun içinde çok açık söylüyor. Türkiye Güney Kıbrıs’ı resmen Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanısın. Türkiye Ermeni soykırımını tanısın. İşte bütün bu konuştuğumuz konularda komisyon raporunda üstü örtülü olarak yazılan şeyleri bu Avrupa Parlamentosu raportörü çok açık bir şekilde kağıda dökmüş. Şimdi bunlardan bir kısmı kabul edilir, bir kısmı edilmez, bir kısmı değiştirilir ama niyet bu. O bakımdan Türkiye’nin iktidarıyla, muhalefetiyle, basınıyla filan böyle bir zafer şarkısı söylemekten vazgeçip ciddi olarak bunları incelemesi lazım ve Türkiye’nin aleyhine olan bu süsleri 17 Aralık’a kadar değiştirmeye çalışması lazım.

Bir önemli unsurda şu; Fransa Cumhurbaşkanı Chirac bir açıklama yaptı. Türkiye’nin üyeliği için referanduma gidiceğiz diyor. Fransa’yı bağlayacak şekilde bunu söylüyor. Hatta bu amaçla diyor Anayasa değişikliği yapacağız. Yani başka üyeler için 32 senedir referandum yapmamış Fransa son girenler içinde yapmamış. Mecliste onaylamak yerine Türkiye’nin üyeliğini referandumda halka sorucağız diyor. Fransız halkı zaten AB’ye karşı genelde. Yani yarısı karşı. En son Mastrit referandumu %50,5 oyla geçti. Fransa’da Türkiye aleyhine büyük cereyanlar var. Ermeni diyasporası var filan. Başımıza çok ciddi bir iş açacak eğer Fransa böyle bir Anayasa değişikliğine giderse. İşte hükümetten bir beklediğimizde başkan Chirac’ın bundan caydırılmasıdır. Böyle bir referanduma gitmekten caydırılmasıdır. Bunu yapabilirse hükümet çok iyi olacak. Yapamazsa çok ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya kalacağız.

Sunucu- Peki Sayın Öymen Erdoğan’ın kurmayları bu işin ehli insanlar. Bu bahsettiğiniz noktalarda Ermeni soykırımının kabul edilmesi ve diğer noktalarda Erdoğan’ı sizce uyarmadılar mı?

Onur ÖYMEN- Orasını bilemem. Ama biz Avrupa Uyum Komisyonu olarak mecliste Sayın Dışişleri bakanımızla iki gün önce bir toplantı yaptık ve biz bütün bunları kendisine anlattık. Bütün bu uyarılarda bulunduk. Hatta daha fazlasını söyledik. Fransız parlamentosundaki görüşmelerin zabıtları bizde. Fransız başbakanını ne diyor? Avrupa hazır mı diyor bugün Türkiye’yi üye almaya? Hazır değil diyor. Türkiye hazır mı? Değil. Yarın hazır olacak mıyız? Olmayacağız diyor. Yarın Türkiye hazır olacak mı? Yarında olmayacak Türkiye. Ama diyor bu işi tarihe bırakalım. Tarih bu işi çözer. İleride bakarsınız şartlar uygun olursa üye olabilir. Ama diyor özel bir statü, üyelik değil de Türkiye’ye özel bir statü verilmesinin de kapısını açık tutmak lazım diyor.

Şimdi başkan Chirac aynı söyledi. Bütün bunları biz zabıtlarda okuduk.

Sunucu- Ama başbakan böyle bir müzakere sürecini kabul etmeyeceklerini açıkladı bunun üzerine.

Onur ÖYMEN- Etmeyeceklerini söyler. İşte bunu Avrupalılar bakın bu zirvelerde filan söylenecek sözler bunlardır. Yani zirvede falan bunu çok açık söyleyeceksiniz. Ama Berlin’deki zirveden sonra Cumhurbaşkanı Chirac Paris’e dönüyor ve zirve dönüşünde bunu hükümetine söylüyor. Üç senaryo var diyor. Ya Türkiye’nin üyeliği yolunda bir başarılı sonuç alınır. O zamanda diyor Fransa halkına sorarız. Halk evet derse girer Türkiye, hayır derse giremez. Orada da garanti değil.

İki; müzakereler bitmez diyor, sonuçsuz kalır Türkiye üye olamaz. Üç; Türkiye’yle diyor üyeliğin dışında bir çözüm için, yani özel statü için anlaşmaya varırız özel statü olur diyor. Yani Sayın Başbakanımızın bu konuyu hiçbir şekilde Türkiye’nin düşünemeyeceğini söylemesi halinde bunu söylemezdi. Demek ki, ya Türkiye’nin mesajını tam almadı veya biz yeterince kararlılıkla ifade etmedik. Yani bütün bunları çok iyi bizim düşünmemiz lazım.

Birde son olarak hükümete dedik ki, biz Sayın Dışişleri bakanına ben kendimde söyledim. Dedim ki, şu önümüzde dönem çok kritik, bizde size yardımcı olmaya çalışıyoruz. Yurt içinde, yurt dışında çeşitli toplantılara katılıyoruz AKP’li milletvekilleriyle beraber. Bir milli takım gibi çalışıyoruz. Yani biz dedim bu işi hiç politika boyutuyla düşünmüyoruz. Bir milli maça çıkar gibi çıkıyoruz AKP’lilerle beraber. Şimdi orada bize şu mesajı veriyorlar. Bu zina tartışmaları çok büyük bir tahribat yaptı diyorlar bizim dostlarımız Avrupa’da ve onun için diyorlar ki, siz böyle Avrupalıları tepkiye sevk eden unsurları ön plana çıkartmayın. İşte zinayı çıkartmayın. Buna benzer başka Türkiye’yi sanki bir din devleti yönünde giden orta çağa doğru giden bir devlet gibi göstermeyin diyorlar. Biz ne yapıyoruz? Tam tersini yapıyoruz. Yani Türkiye’yi Avrupa’yla bütünleştiren unsurları, insan hakları gibi, demokrasi gibi, özgürlükler gibi, laiklik gibi. Bunları ön plana çıkaracağımıza Avrupa’dan bizi uzaklaştıran, ayıran, farklılıklarımızı ön plana çıkararak yani bunu Avrupa’nın gözüne sokarak. Bu nedenle Türkiye’ye karşı olan çevreleri büsbütün tahrik ederek girmeye çalışıyoruz AB’ye. Bu yanlış. Bugünkü gazetelerde var. Yarın bir toplantı olacakmış Hollanda’da. Şimdi orada öyle anlaşılıyor ki, sergileyeceğimiz Türkiye Atatürk’ün laik, çağdaş, demokratik Türkiye’si değil. Yani muhafazakar, mutasıp, kapalı, dünyaya kapalı bir Türkiye’yi sergileyeceğiz. Niçin? İşte bizim milletvekillerimizi de davet ettiler bu toplantıya. Bizim hanım milletvekillerimizi ve hepsini reddettik. Hiçbir hanım milletvekilimiz katılmayacak. Bu gerekir miydi şimdi? Böyle bir ortamda bunumu yapmak lazım. Yoksa hakikaten Türkiye’nin çağdaş yönünü, en çağdaş insanlarımızla giyimiyle, kuşamıyla, düşüncesiyle, hayat tarzıyla en batılı, en çağdaş, en Avrupalı insanlarımızı ön plana çıkartmak gerekmiyor muydu? İşte biz bu mesajları verdik. Efendim diyorlar bu da Türkiye’nin gerçeğidir ne var bunda? Mesajı alamıyorlar. Mesajı anlayamıyorlar. Halbuki çok kritik bir aşamaya girmiş bulunuyoruz.

Sunucu- Sayın Öymen 17 Aralık’ta Türkiye için çok önemli bir tarih. Sizce 17 Aralık’ta Türkiye’yi nasıl bir tablo bekliyor?

Onur ÖYMEN- Şimdi bizim beklentimiz, ümidimiz şudur; 17 Aralık’ta Türkiye’ye koşulsuz, erken bir müzakere tarihi verilmesi. Bu bir başarı olur Türkiye hesabına. Daha önce alınan kararlar zaten bu doğrultuda 1999’da, 2002 Aralığında AB zirvelerinde alınan kararlar özel bir statüden hiç bahsetmiyor. Türkiye’nin üyeliği için Türkiye’nin tam aday yapıldığını söylüyor. 2004 Aralık’ından sonra erken bir tarihte müzakerelere başlanmasının sözkonusu olacağını söylüyor. Şimdi bu kararlar doğrultusunda 17 Aralık’ta bir karar çıkarsa çok iyi. Ama komisyon raporu öyle değil. Komisyon raporu şartlı, ucu açık müzakere diyor. Yani tam üyeliğiniz garanti değil diyor. Hiçbir ülkeye söylenmedik laflar var, kısıtlamalar var. Bizi çok rahatsız edecek demin söylediğim gibi unsurlar var. Kıbrıs konusunda, Ermenistan, Güneydoğu suları, Öcalan’ın yeniden yargılanması filan gibi. Şimdi bunlara atıfta bulunan bir karar çıkarsa bu bizi çok rahatsız eder. Ve Türk milletine siz o zaman nasıl söyleyeceksiniz ki, biz tam üyelik amacına yönelik olduğu kuşkulu bir müzakere için masaya oturuyoruz ve en temel çıkarlarımızdan tavizde bulunacağız, taviz vereceğiz. Ama tünelin ucundaki ışığı da göremiyoruz. Size sonucu garanti edemeyiz. Üye oluruz da olmayız da. Şimdi böyle bir şekil, böyle bir anlayışla masaya oturabilir misiniz? İşte biz CHP olarak bir komisyon kurduk. Bütün bunları değerlendirdik, inceledik, kelime kelime okuduk 250 sayfalık raporu ve bütün bu mahsurları ortaya çıkardık ve hükümete dedik ki, biz size destek oluruz. Ama desteğimiz Türkiye’nin tam üyeliği için koşulsuz ve diğer adaylardan farksız bir üslupla, bir yaklaşımla farksız, eşit kurallara tabi olarak masaya oturmaktır bizim hedefimiz dedik. Bu amaçla oturursanız size tam destek veririz.

Sunucu- Peki Sayın Öymen son bir sorum olacak. Şimdi çok gündemde olan, gündeme taşınan bir konuda azınlık raporu. Başbakanlığa bağlı insan hakları danışma kurulu bir rapor hazırladı ve bu azınlık raporu ülke çapında büyük tepkilere yol açtı. Güneydoğudan sonra özellikle Avrupa çevrelerinin Alevileri de Müslüman azınlık olarak nitelendirmesi, böyle bir yaklaşıma girmesi tepkilere yol açtı. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu azınlık raporunun içeriğini?

Onur ÖYMEN- Maalesef çok talihsiz bir rapordur. Çok yanlış bir rapordur. Avrupa’daki gelişmeleri herhalde yanlış algılamıştır bunu hazırlayan arkadaşlarımız. Eğer bunu AB’ye uyum sağlamak için önerdilerse Avrupalı olmanın kurulları bunlardır dedilerse Avrupa’da kurallar bu değil. Mesela Fransa azınlık kavramını reddediyor. Fransa’da 1 milyon 200 bin …………………. yaşıyor. Brotonlar var, Basklar var, Korsikalılar var. Buna rağmen bunların hiçbirini azınlık kabul etmiyor. O da AB üyesi. AB’nin önde gelen üyelerinden biri. İşte Avrupa Konseyi çerçevesinde bir çerçeve anlaşması var. Azınlıklar çerçeve anlaşması. Onun altına imza atan ülkeler mesela Almanya diyor ki, her ülke topraklarında kimin azınlık olduğuna kendisi karar verir diyor. Bizim topraklarımızda işte Danimarkalılar, Korpıslar şunlar bunlar çok küçük topluluklar. Bunlar azınlıktır, gerisi değildir diyor. İsveç diyor ki, bizim topraklarımızda şunlar azınlıktır. Yahudiler azınlıktır, Finliler azınlıktır. Gerisi değildir, filan. Almanya’da 500 bin Türk asıllı Alman vatandaşı var. Bunlar azınlık sayılmıyor. Yahudilerde azınlık sayılmıyor. Şimdi demek ki, o ülkelerde herkes kendi azınlığını kendisi tayin ediyor. Bizde kendi irademizle Lozan’da azınlıkları tayin etmişiz. Hayır diyorlar. Sizin ülkenizde kimin azınlık olacağına biz karar veririz. İşte buna tepki göstermek lazım. Şimdi Kürtler, Aleviler azınlık değildir. Kendileri azınlık olmadığını kabul ediyorlar. Bizim kültürümüzde azınlık kısıtlayıcı.

Şimdi birde ne diyor? Artık kendimize Türk demeyelim Türkiyeli diyelim. Çünkü Türkiye’de sadece Türkler yaşamıyor başka gruplar yaşıyor. Şimdi bu Türk kavramını hiç anlamamak demek. 1924 Anayasası Cumhuriyeti kurar kurmaz çıkarttığımız Anayasa tarif etmiş Türk kimdir diye. Türkiye’ye vatandaşlık bağıyla bağlı olan dini, etnik kökeni kim olursa olsun herkes Türk’tür diyor. Yani sadece Türk ırkından gelenler değil. Atatürk “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyor. Türk soyundan gelen, Türk doğana demiyor. “Türk Öğün Çalış” diyor. Sadece Türk ırkından gelen öğünsün, çalışsın demiyor. Bütün Türk vatandaşlarını kastediyor. Bizde Türklük bu. Ama siz diyorsunuz ki, hayır bu kavramı kaldıralım ortadan Türkiyeliyim diyelim. Ben size açık söyleyeyim ben Türk doğdum, Türküm ve Türk öleceğim. Hiç kimse bana benim Türklüğümü elimden alamaz. Hiç kimse bana sen Türk değilsin, Türkiyelisin diyemez.

Bakınız bu topraklarda yaşayan insanlardır diyor Türkiyeliler. Yani toprağa bağlıdır sizin sıfatınız. Peki Almanya’da yaşayan Türklere ne diyeceğiz? Artık Türk değilsiniz mi diyeceğiz. Siz Almanyalı mısınız diyeceğiz? Yani hiçbir mantığı yok bunların ve Türkiye’nin devlet sisteminin omurgasını tartışmaya açmamak lazım. Cumhuriyetten 80 yıl sonra, 81 yıl sonra Türkiye’nin sanki bir kimlik arayışında olduğu izlenimini vermemek lazım. Biz bütün etnik kökene mensup insanlara, vatandaşlarımıza her mezhebe mensup vatandaşlarımıza eşit muamele yaparız. Onların kültürel haklarını sonuna kadar savunuruz. En küçük bir ayrımcılık yapılmasına tahammül göstermeyiz, müsama etmeyiz. Ama onları da Türk milletinden kopartmak isteyenlere hiç müsama göstermeyiz. Onlarda bizim kadar Türk’tür. Bizim kadar bu milletin çocuklarıdır, bu milletin parçalarıdır.

Sunucu- Sayın Öymen çok teşekkür ediyoruz verdiğiniz değerli bilgiler için, iyi akşamlar efendim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.