Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TV8, NATO Zirvesinin Türkiye’ye Etkileri
TV-8
“NATO ZİRVESİ’NİN TÜRKİYE’YE ETKİLERİ”
1 TEMMUZ 2004
Soru- Geçen hafta İstanbul’da alınan kararların önümüzdeki süreçte Türkiye’ye olası etkilerini gözönüne alacağız. Sayın Öymen NATO Zirvesi önemli gelişmeleri de beraberinde getirdi. Yayınlanan bildiriler, ele alınan konular ve gündeme gelen ikil ilişkilerde Bush istediğini almış görünüyor. En azından seçim kampanyasına yarayan, caminin önünde, iki kıtayı birleştiren bir mekandaki konuşması Bush’un en önemli kazanımı oldu. Şimdi Türkiye bundan nasıl etkilenir? Bazı gazeteler bunu bir zafer gibi lanse etti; ama acaba madalyonun öbür yüzünde ne var?
Öymen- Bu zirvenin Türkiye’de yapılmış olması kuşkusuz ülkemiz için önemlidir. Türkiye’nin böyle bir Zirveye ev sahipliği yapması, hem kamuoyumuz açısından hem dünya kamuoyu açısından, ilgiyle değerlendirilmiştir. Fakat bir de işin içeriği var. Öyle anlaşılıyor ki, basın haberlerinde meselenin daha çok görüntü kısmı ön plana çıkarılıyor. Gerek Sayın Bush’un, Amerikan Başkanının Ankara’ya yaptığı ziyaret, gerek İstanbul’daki temaslarının daha çok magazin tarafı kamuoyunda işleniyor, işin özüne daha az değiniliyor. İşin özüne baktığımız zaman, bazılarının sandığı gibi, Amerika bu zirveden istediğini elde edememiştir; çünkü NATO bu Zirvede esas itibariyle, Amerika NATO’nun Irak’a destek olmasını bekliyordu. Irak’taki koalisyon güçlerine, güç göndererek destek olmasını istiyordu. Fakat bunu sağlayamamıştır. Bunun yerine bir eğitim desteği sağlama yönünde adım atılmıştır. Burada da NATO’nun Avrupa’nın ortaklarının önde gelenlerinden Fransa ve Almanya bunlara karşı çıkmışlardır, buna katılmayacaklarını söylemişlerdir. O bakımdan, bu işin esasını bilenler, NATO’nun Amerika’nın dilediği gibi yön verebileceği bir örgüt olmadığını görmüşlerdir. Bu işin bir tarafı. Türkiye açısından bakıldığında, şunu söylemek kabil: Türkiye’nin bu Zirve vesilesiyle önemli bazı beklentileri vardı. NATO’nun gündeminin en önemli maddelerinden birisi terörle mücadeleydi. Terörle mücadelede Türkiye’nin de önemli beklentisi vardı: Amerika’dan özellikle. O da, Kuzey Irak’ta yerleşmiş bulunan PKK’lıların tasfiyesiydi. Bu konuda, Türkiye’nin hiçbir somut sonuç alamadığı anlaşılıyor. Yani, ne Ankara’da Sayın Amerikan Başkanı ile yapılan görüşmelerde, ne de NATO toplantıları sırasında Türkiye’nin bu konuda bir sonuç alamadığı ortaya çıkıyor. Belli ki, geçiştirici cevaplar almışlardır. Bu, büyük bir eksikliktir. Bizim en büyük beklentimiz bu, yani başka ülkeler terörle mücadelede Türkiye’de beklediklerini elde ediyorlar, Afganistan’a asker gönderme gibi, fakat Türkiye NATO’dan, özellikle Amerika’dan beklediğini elde edemiyor. Tablo budur. Bizim açımızdan bence bu Zirvenin en önemli tarafı budur. Bir de sizin de dediğiniz gibi gündemde resmen yer almamakla birlikte Büyük Orta Projesi önemli bir maddedir.
Soru- BOP gündeme gelecek mi, sorularına bizim hükümet yetkilileri, hem de NATO Genel Sekreteri hayır dedi. Ama enteresan bir durum yok mu? Her şey BOP çerçevesine oturtuldu.
Öymen- Bir gündemde yer alan konular var, bir de ikili temaslarda, resmi yemeklerde konuşulan konular var. Öyle zannediyorum ki, NATO’daki alışkanlığa uygun olarak BOP’yi resmi gündeme koymayıp gayrı resmi temaslarda ele almışlardır.
Şimdi, burada bazı canalıcı noktalar var. Türkiye Başkan Bush tarafından örnek, model gösteriliyor. Ama Türkiye’nin model olabilmesi için Orta Doğu ülkelerine Türkiye’nin devlet sisteminin Orta Doğu ülkelerince benimsenmesi lazım. Bunun başında da laik, demokratik devlet yapısı geliyor. Biz öteden bekliyoruz ki, bir Müslüman ülkede laiklik olmadan demokrasi olmaz. Bunu hükümet söylemiş midir? Pek tahmin etmiyorum. Çünkü, bizzat sayın Dışişleri Bakanı, bir Müslüman ülkede laiklik olmadan da demokrasi olabileceği görüşünde. Yani, bu bize ters geliyor. Bu unsur olmadan Türkiye’nin Orta Doğu’ya model olması mümkün değil. Sayın Bush bir-iki konuşmasında laikliğin altını çizdi; ama daha çok İslam faktörünü, din faktörünü ön plana çıkartıyor. Yani, Türkiye’nin bölge ülkeler için model olması söz konusu olduğunda, böyle dini özelliğinden çok devlet yapısıyla, laik devlet rejimiyle ön plana çıkarılması istenir.
Soru- Orada şöyle bir görüntü rahatsız etmedi mi? Bir taraftan sayın Cumhurbaşkanının çok net bir açıklaması var. Bush’la olan görüşmede de bunu dile getiriyor. Ama sayın Başbakanın görüşleri daha farklı. Ve laiklikle ilgili uluslararası toplantıda ortaya çıkan bir resepsiyon krizi var. Dünya kamuoyuna karşı iki farklı Türkiye tablosu sergilendi. Bu bize yakışıyor mu?
Öymen- Türkiye, Atatürk döneminden beri yalnız devlet yapısıyla değil, yalnız yasaları ile değil, giyimiyle kuşamıyla, görünümüyle, çağdaş bir ülke niteliği kazanmıştır. Biz geriye gidiyoruz. Bakıyoruz Arap ülkelerine: Müslüman ülkelerinin cumhurbaşkanları, devlet başkanları Türkiye’yi ziyaret ediyor, eşlerinin başı açık. Onlar Müslüman değil midir? Onlar dini özelliklerini bizim kadar bilmiyorlar mu? Yani, Türkiye’nin diyanet işlerinden sorumlu Devlet Bakanının eşinin başı açık. Fakat sayın Başbakanın, Dışişleri Bakanının eşinin başı kapalı. Hadi bunları fazla itibar etmeyeceğiz, işte kendi inançlarıdır, işte Türkiye’nin bir sıkıntısıdır. Peki, başbakanın smokin giymemesi de mi dinin icabıdır? Yani smokini de mi yasaklıyor din?
Soru- Sanki Cumhurbaşkanın ile Başbakanın makamları arasında dünya görüşü itibarıyle bir farklılık var.
Öymen- Öteden beri var. Bir tablo düşünün ki, sayın Cumhurbaşkanı resmi davetlerine Sayın Başbakanın eşiyle katılamıyor. Dünyanın neresinde var bu tablo? Niye katılamıyor? Çünkü bizim yüksek mahkemelerimizin aldığı kararlara, yani bir kamu alanında -Cumhurbaşkanlığı bir kamu alanıdır onda kuşku yok- kamu alanında türbanın kullanılamayacağı yönündeki yüksek mahkeme kararlarına sayın Başbakan uymayı reddediyor. Yani bu kadar açık. Başbakanın eşi türban konusuyla ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde devleti dava ediyor. Nerede görülmüş bu? Yani, devletimiz yanlış bir iş yapıyorsa siz iktidardasınız, düzeltin! Düzeltemiyorsunuz. Niçin? Çünkü sizde biliyorsunuz ki, devletin Anayasası, devletin yasaları buna uygun değil. Veriyorsunuz sonra geri çekiyorsunuz. Çünkü anlıyorsunuz ki, mahkeme başka yönde karar verecek. Nitekim işte dün alınan karar ortada. Türbanın üniversitelerde kullanılmamasına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hak verdi. Demek ki bu bir özgürlük meselesi değil.
Soru- Sayın Gül’ün Başbakan olduğu hükümet döneminde Türkiye bir savunma veriyor, Sayın Gül’ün eşinin açtığı benzer dava karşısında…
Öymen- Gül bir savunma veriyor. Ondan sonra, bu iddia sahibi davacı ilave bir iddia ortaya atıyor. Türkiye, hükümetin talimatıyla, o ilave iddiaya verdiği savunmayı geri çekiyor. Yani, şimdiye kadar Türkiye’nin savunduğu tezlerden geri adım atıyor. Neticede, davayı kaybediyor, türban ile üniversiteye girilmesinin engellenmesinin insan haklarına aykırı olduğu iddia eden kaybediyor. Yani, yüksek mahkeme Türkiye’de üniversitelerde türbanın yasaklanmasını insan haklarına aykırı bulmuyor. Hani özgürlüklerin icabı buydu? Hani, Başbakan bütün dünyada bunu söylüyordu.
Soru- O süreçten sonra ben bazı TV programlarını izliyorum. AB ilişkilerinde hükümeti göklere çıkaran bazı yazarlar AİHM’nin kararının yanlış olduğunu ifade ederek dikkatli olmak lazım diye yorum yapmaya başladılar.
Öymen- Çünkü bazılarının gözünde Avrupa Birliği, Türkiye’nin gerçek anlamda Atatürk’ün gösterdiği çizgide çağdaş bir ülke olmasını törpülemenin bir yoluydu. Onlar zannediyorlardı ki, Avrupa Birliğine girince türban konusu da dahil olmak üzere her istedikleri konuda dilediklerini yapabilecekler, Türkiye de laikliği aşındıracaklar, çağdaş bir Türkiye görüntüsünü değiştirecekler. Şöyle bir şey dünyada olabilir mi? İktidarı destekleyen bazı gazetelerde görüyoruz. Dünya şampiyonu bayan atletimizin resmini basamıyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir anlayış, böyle bir çağdaş dünya anlayışı olabilir mi? Bu anlayışla mı gireceksiniz AB’ye? Sadece başının resmini koyabiliyorlar. Bunlar olacak şeyler mi? Bakın bunlar işin başka tarafları. Ama bu zirve dolayısıyla doğrusunu isterseniz, Türkiye’nin çağdaş yönünü biz sergilemek isterdik. Şimdiye kadar iş başına gelen hiçbir iktidar Türkiye’yi bu şekilde göstermedi.
Soru- Büyük Orta Doğu Projesinde tam bir sorumluluk almadık diyoruz; ama ABD adım adım sorumluluk bırakıyor. İlginç gelişmeler de var. Mesela evvelki hafta Amerikan senatosu 100.000 gönüllü ile ilgili birşey imzaladı. Bu eğitim çalışmaları BOP’de çok önemseniyor ve kapsam alanındaki ülkelerde, Türkiye de dahil, bu eğitim çalışmalarını sürdürecekler. Milletvekilleri, bürokratlar, STK’lar eğitilecek…
Öymen- Eğitim boyutu Büyük Orta Projesi’nin boyutlarından biridir. Bakıyorsunuz projedeki eğitim bölümünün bir kısmı, hakimlerin, hukukçuların eğitimiyle ilgili. Orada diyor ki, mesela bu ülkelerin hukukçuları şeriat hukukuna göre eğitilecektir. Şeriat hukukuna göre eğiterek bunları çağdaş, laik devletler yapabilir misiniz? Yani eğitimin amacı ne? Barış gönüllüleri biz önceden de biliyoruz: 1950’lerde de yollamışlardı, Türkiye’ye hangi görevlerle geldiklerini de hatırlayanlarımız vardır, Türkiye bu gibi dıştan gelecek güçlerin desteğine muhtaç değildir. Biz kendi insanımızı kendimiz eğitiriz, başka ülkeler için eğitimin çağdaş, demokratik, laik bir devlet anlayışıyla desteklenmesi lazım.
Soru- Böyle bir eğitim programına siz girer misiniz?
Öymen- Girmemiz söz konusu olmadığı gibi bizim eğiteceğimiz insanlar var Batıda. Çağdaşlık, uygarlık ve insan hakları konularında çok yakın zamanda Irak’ta yaşanan bazı gelişmeleri hatırladığımızda kimin eğitime ihtiyaç duyduğunu rahatlıkla görebiliriz. O bir tarafa, bizim Türkiye’de eğitime ihtiyacımız başka alanlardadır. Birkaç gün önce Sayın Eğitim Bakanına bir soru sordum: “Türkiye’de kaç kişi okuma yazma bilmiyor” dedim. Cevap dün geldi: 7.500.000 insan yaklaşık olarak Türkiye’de okuma-yazma bilmiyor. Bu bizim utancımızdır. Yani Türkiye’nin icabında başka projelerden keserek büyük bir eğitim seferberliği başlatması lazım. Yani 7.500.000 cahil insanla mı AB’ye gireceğiz? Herhangi bir okulu bitirmemiş insanlar bununla dahil bir ilkokulu bile bitirmemiş olanların sayısı 9.500.000. Yani böyle bir kitle ile mi gireceğiz biz AB’ye? Şimdi bizim süratle bir eğitim seferberliği yapmamız lazım ve bunu Amerikanın desteğini beklemeden kendi olanaklarımızla, kendi kaynaklarımızla yapmamız lazım. Atatürk devrimde millet mekteplerini, köy enstitülerini kurarken cehaletle mücadele etmek için, Amerika’nın, Avrupa’nın desteğiyle mi yaptık?
Büyük Orta Projesi’ne dönersek onun birkaç eksik tarafı var. Bölgenin demokratikleşmesi herkesten çok Türkiye’nin işine yarar. Biz herkesten önce destekleriz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bölge ülkelerinin demokratik bir devlet düzenine kavuşmalarını herkesten önce istiyoruz. Ama zorlayarak değil, tepeden inme değil, başka amaçların ürünü olarak değil. Bölgedeki enerji kaynaklarını güvence altına almanın bir yan projesi olarak değil. Laiklikten uzak bir din devleti modeli etrafında, olumlu bir İslam devleti modeli altında değil. Söylenecek çok şeyimiz var ama bu projenin bütün bu boyularının tartışılması lazım. Biz Amerikalılara açıkça anlattık bunları.
Soru- NATO Zirvesi dolayısıyla gündeme AB ile ilişkiler de oturdu. Bazı ülke liderleri aleyhimize açıklamalar yaptılar. Bush’un Türkiye’ye gelmeden önce verdiği Türkiye alınmalı açıklaması var. Chirac buna itiraz etti. Medyada çok olumlu bir hava var; ama ilginçtir Başbakana basın toplantısında yabancı bir gazeteci bir soru yöneltti: 6 ay ile 1 yıl gibi bir süre müzakere tarihi vermesi gecikebilir. Anlıyoruz ki, sayın Chirac’ın konuşmasında böyle bir kısım var. Bunun üzerinde durulmadı. Bugün Avusturya Dışişleri Bakanlığından çok sert sayılabilecek açıklamalar var. Fakat ilginç olan içeride kamuoyuna yansıyanla, dışarıda konuşulanlar çok farklı. Siz bunu hissettiniz mi?
Öymen- Sayın Bush’un konuşmaları tabii ki Türkiye’nin üyeliğini destekleme yolundaki gayretlerini biz olumlu karşılıyoruz; ama Türkiye hesabına bazı ülkelerde tepki uyandırdığı anlaşılıyor. Öteden beri, başta Fransa olmak üzere, Avrupa’da şöyle bir endişe var: Amerika Türkiye’yi kendi uzantısı olarak AB’ye bir Truva Atı sokmak istiyor ki, Türkiye Amerika’nın AB içindeki menfaatlerini savunsun. Böyle bir endişe var öteden beri. Amerika’nın ısrarla bu temayı kamuoyunda söylemesi zannediyorum ki, Avrupa’da bazı çevrelerde bu rahatsızlığı arttırıyor. Chirac da tepki gösterdi buna, Hollanda Başbakanı da tepki gösterdi, Avusturya’da gösterdi, başkaları da gösteriyor. O bakımdan, Amerika’nın bu desteğini daha diplomatik bir şekilde, daha dikkatli bir şekilde yapmasında fayda olacağını düşünüyoruz. Bu işin bir tarafı. İkinci tarafı, gerçek nedir? Gerçek şudur: Maalesef Türkiye’nin tam üyeliği yönünde tüm Avrupa ülkeleri tüm önemli siyasi partiler henüz ortak bir irade oluşmuş değildir. Sıkıntı buradan kaynaklanıyor. Bizim uzun zamandan beri bütün sorunun Türkiye’nin üzerine düşen görevleri yeterince yerine getirmemesinden kaynaklandığı söylendi. Biz o zamanda kamuoyunun dikkatini çekmiştik, Türkiye’den kaynaklanan sorunlar varsa biz onları düzeltiriz, görevlerimizi yerine getiririz. Ama bir de Avrupa’dan kaynaklanan sorunlar var demiştik. Şimdi, işte o çıkıyor su yüzüne. Bizim edindiğimiz izlenim şudur: Avrupa Komisyonunun 6 Ekim’de vereceği raporda muhtemelen bir taraftan Türkiye’nin kaydettiği olumlu gelişmeler, bir taraftan da bazı eksikleri dile getirilecektir. Yani, Komisyonun Türkiye’de her şey mükemmeldir, bundan iyisi olamaz, derhal başlasın diye Zirveye bir tavsiyede bulunma ihtimalini zayıf görüyoruz. Olumlu ve olumsuz unsurlar olacak, topu Zirveye bırakacak. Yani, karar siyasi olacak. Bakıyoruz, başka ülkeler için, mesela Hırvatistan için daha Komisyonun raporunu beklemeden, geçenlerde Mayıs ayında yapılan AB zirvesinde Hırvatistan’ın Ocak ayında müzakerelere başlaması kararlaştırıldı. Peki, niye o kararlaştırılırken Türkiye için kararlaştırılmadı aynı zamanda? Chirac diyor ki, Komisyonun raporuna göre karar vereceğiz. Yani, burada ima edilen husus şudur: Komisyon çok net, yüzde yüz, tartışmasız bir şekilde Türkiye ile müzakereler başlasın diye bir rapor vermedikçe Zirveden kayıtlı koşullu bir sonuç çıkabilir. Yapılacak birkaç ihtimal var: Hayır katiyen Türkiye ile müzakere yapılmasın, Türkiye dışlansın diye bir karar beklemiyoruz. Bu çıkarsa, 1999 Zirvesindeki kararın inkarı olur. Bu olmaz. Hemen başlayalım çıkması bizce biraz zayıf bir ihtimal. Daha kuvvetli bir ihtimal, biraz bunun zamana yayılmasıdır. Şu tarihte diyelim ki, uzun bir tarihte sonbaharda başlamasını öngörüyoruz, ama Türkiye bu geçen süre içersinde şunları yaparsa diye. Yine koşullu yine şartlı… Yine bizi zan altında tutacak. Bunun mahzuru nedir? Bunun mahzuru şudur: O dönemde Avrupa’da bazı ülkelerde seçim atmosferine girilecek, İngiltere’de seçimler olacak, Alman seçimleri için 2006 yılında. O bakımdan, Avrupa seçim atmosferine gireceği için Türkiye’nin işi daha zorlaşacak, kamuoyunda Türkiye meselesi ön plana çıkacak ve Türkiye’nin üyeliğine karşı olan çevreler bunu seçim kampanyalarında kullanacaklar.
Soru- 25 ülkenin onay süreci var. Türkiye mutlaka tartışma konusu olacak. Aralık ayından sonraya kalabilir…
Öymen- Böyle şartlı evet ya da evet ama şu şartla evet diye bir karar çıkarsa, biz bunu Türkiye hesabına bir başarı olarak yorumlayamayız. Türkiye için başarı Aralık ayında derhal iki ay içinde, net bir şekilde, koşulsuz, Polonya ve Çek Cumhuriyeti gibi müzakerelerin başlamasıdır. Bunun dışındaki formüller Türkiye’nin üyeliğine karşı olan partileri, çevreleri, hükümetleri tatmin için bulunacak formüllerdir. Öyle bir metin yazarlar ki, diplomaside bu çok olağandır, “bilinçli muğlaklık” derler. Siz ne güzel tarih aldık, üyeliğe doğru gidiyoruz dersiniz, başkaları derki koşullu tarih verdiler, Türkiye şunları yapamazsa bizim itiraz hakkımız var derler veya tam üyeliğe değil de özel bir statüye götürecek bir tarihtir derler. Yani bu gibi olasılıklara açık bir yazım tarzı olabilir.
Soru- Hükümette böyle bir endişe var mı acaba?
Öymen- Hükümet bu gibi bir endişe içersinde olabilir. Ama bizim bu gibi sözler söylememiz AB’yi etkilemez. Uluslararası ilişkilerde eğer size beklediğiniz, hak ettiğiniz sonuç verilmezse siz ne yaparsınız, onu söylemek lazım. Siz bize hak ettiğimiz sonucu vermezseniz biz de şunu yaparız diyebiliyor musunuz? Yoksa sizin için kötü olur deniliyor. Onlar bilmiyorlar mi kendileri için neyin iyi neyin kötü olacağını? Bunu takdir edecek durumda değiller mi? Kendilerine bile bile zarar verecek bir adım atarlar mı? Bunların kendilerine zarar vermeyeceğini düşündükleri için, Türkiye’nin kendilerine göstereceği tepkiyi fazla dikkate almadıkları için böyle bir karar verirler. O bakımdan, bizim çok dikkat etmemiz gereken şey: Ne yapıp edip bugünden itibaren bütün gücümüzü ortaya koyup, biz muhalefet olarak biliyorsunuz iktidarın bütün çabalarını destekliyoruz. Biz daha dün Hollanda’dan geldik. Evvelsi gün Hollanda Parlamentosu yetkileriyle ve Dışişleri yetkilileriyle konuştuk, basınla konuştuk ve Türkiye’nin mutlaka koşulsuz bir tarih alması için AKP’ li milletvekilleriyle CHP’li milletvekilleri olarak büyük çaba sarf ettik. Bunu bir milli dava olarak görüyoruz. Ama şu izlenimi aldık ki, kayıtsız koşulsuz bir müzakere tarihinin verilmesi çok kuvvetli değildir.
Soru- Barzani’nin demeci var. İstediğimiz gibi bir federasyon Anayasaya girmezse bağımsızlığımızı ilan ederiz. Barzani’nin bu tepkisine karşı hükümetten son 48 saatte bir tepki gelmedi.
Öymen- Şimdi alacaksınız muhalefetten. Bizim görüşümüz şudur: Irak’ta hiçbir kimse hiçbir grup, hiçbir şahıs, Irak halkını serbest iradesiyle iş başına getireceği parlamentonun hazırlayacağı anayasaya bugünden ipotek koymaya kalkışmasın. Zaten geçici temel yasa dedikleri metni, biliyorsunuz Birleşmiş Milletlerin son olarak aldığı Güvenlik Konseyinin aldığı 1546 sayılı kararda tescil edilmedi, ona atıf bile yok. Bu demek ki Birleşmiş Milletlerin de beklentisi Irak halkının özgür iradesiyle ortaya çıkacak Meclistir, bu Meclisin hazırlayacağı anayasadır. Barzani’nin bundan tedirgin olduğu anlaşılıyor. İstiyor ki şimdiden ipotek koysun, şimdiden o anayasanın hangi çerçevede çıkacağına…. Türkiye’nin söylemesi gereken şey şudur: Biz Irak’ın demokratikleşmesini istiyoruz. Demokratikleşme serbest seçimle olur. Herkes serbest seçimle iş başına gelecek, parlamentonun ve hükümetin iradesine saygı göstereceğini bugünden belirtmelidir ve kimse bunu ipotek altına almaya kalkışmamalıdır.
<!– /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:”"; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:”Times New Roman”; mso-fareast-font-family:”Times New Roman”;} h1 {mso-style-next:Normal; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; text-align:justify; line-height:150%; mso-pagination:widow-orphan; page-break-after:avoid; mso-outline-level:1; font-size:12.0pt; font-family:Arial; mso-font-kerning:0pt;} p.MsoFooter, li.MsoFooter, div.MsoFooter {margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; tab-stops:center 8.0cm right 16.0cm; font-size:12.0pt; font-family:”Times New Roman”; mso-fareast-font-family:”Times New Roman”;} p.MsoTitle, li.MsoTitle, div.MsoTitle {margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; text-align:center; line-height:150%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:Arial; mso-fareast-font-family:”Times New Roman”; font-weight:bold;} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} –>
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.