SkyTürk Haber, Kıbrıs


SKY-TÜRK  HABER  / KIBRIS
19.03.2004

Soru: Sayın Denktaş dün önemli bir işaret verdi.  Denktaş KKTC ve Türkiye’nin kırmızı çizgilerdeki öncelikleri   belirlemesi gerektiğini belirterek,  eğer  söz konusu çizgiler belirlenmezse İsviçre’deki görüşmelere gitmeye gerek yok dedi.  Eğer Serdar Denktaş da görüşmelere gitmezse İsviçre’deki masada Türk tarafında KKTC Başbakanı Talat’la Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan kalacak.  Gerçekten de baktığımız zaman şu ihtimal mi yüksek?  İsviçre’de acaba Serdar Denktaş olmayacak ve KKTC adına sadece Başbakan Talat mı kalacak?

Öymen: Şimdi Sayın Denktaş’ı ikna etmekten daha önemlisi öyle anlaşılıyor ki Ankara hükümetinin yapacağı harekettir.  Serdar Denktaş’ın mesajı çok açıktır.  Ankara hala öyle anlaşılıyor ki olmazsa olmaz dediğimiz kırmızı çizgiler konusunda Kıbrıs Türklerine net bir tavır konulamamıştır.  Yani şu şu taleplerimiz yerine getirilmezse biz bu işde yokuz.  Referandumu Meclis’e sunmayız.  Bu anlaşmayı  referanduma sunulsa bile Kıbrıs Türk halkına bunu  onaylarız demeyiz diyemiyor.  Öyle anlaşılıyor ki Kıbrıs’ta Türkler özellikle Sayın Denktaş olmazsa olmazlar üzerinde ısrar ediyor, Ankara Hükümetinin tavrı  ise olmazsa sa da olur tarzında.  Bunu daha önce de gördük.  2002 yılının Aralığında AB zirvesine giderken Kopenhag’a o zamanki Sayın Başbakan 2003 yılı için takvim isteyeceğiz dedi.  Sonra 2004 yılının sonunda bir karara varırız diye bir karar çıkınca bunu bir zafer olarak halka ilan etti.  Önceki söylediğimiz taktik amaçlıydı dedi.  Biz bundan da çok memnunuz dedi.  Şimdi öyle  anlaşılıyor ki korkulan budur.  Yani ne çıkarsa çıksın İsviçre’de bunu bir başarı olarak halka takdim  edeceklerdir ve adım adım Kofi Annan Planını  Türkiye’ye bir zafer gibi takdim etmeye çalışacaklardır.  Benim hissettiğim, anladığım Sayın Denktaş’ın endişesi budur.  Bizim de endişemiz budur.   Açık bir tavır ortaya konmalıdır.  Biz iki kesimliliği istiyoruz..  Nedir iki kesimlilikten anladığımız?  Ne kadar   Rum’u içimize almaya hazırız.  Bundan fazlasında zorlanırsak hayır diyeceğiz mi?  Sınırları Türk askerlerinin  korumasında ısrarlı mıyız?  Kuzey’e barış gücü yerleştirilmemesinde ısrarlı mıyız? Londra ve Zürih anlaşmalarında sahip olduğumuz  garantörlük haklarını sonuna kadar korumakta ısrarlı mıyız? Diyeceksiniz ki bunlar olmazsa olmaz.  Yani bunlar olmazsa anlaşmaya yanaşmam yani referandum yapmam. Yani Meclis’te onaylatmam.  Bunu diyecek cesaretiniz var mı?  Yoksa hala onlar bir adım atarsa biz iki adım atarız.  Biz uzlaşıcıyız. biz yumuşağız.  Bu mesajı vererek hiçbir müzakere yapamazsınız.  Müzakerede başarılı olmanın en temel şartlarından biri temel talepleriniz, vazgeçemeyeceğiniz talepleriniz gerçekleştirilmezse ne yapacağınızı ortaya koymaktır.  Bunu söyleyemiyorsunuz.  Hatta ne deniyor.  Bazıları çıkıyorlar diyorlar ki daha bugün diyorlar ki Kıbrıs’ta efendim referandumda olumsuz sonuç çıkarsa bir felaket olur.     Bu demektir ki bu müzakereleri göstermelik olarak yürütüyoruz.  Yani biz sonucu bilmeden daha görmeden, Kofi Annan Planının en son şeklinin nasıl olacağını bilmeden halka diyoruz ki aman bunu onaylamazsanız felaket olur.    Ne onaylaması? Daha metin yok ortada.  Yani bu olacak bir iş değildir ve göz göre Kıbrıs’ı kaybediyoruz haberiniz olsun.  Bu yaklaşımlarla bu cesaretsiz , kararsız  tutumlarla Kıbrıs’ı  kaybediyoruz.

Soru:  Sayın Öymen şunu da sormak istiyorum.  Simdi Serdar Denktaş’ın açıklamalarına döndüğümüzde Serdar Denktaş diyor ki olmazsa olmazlar konusunda buradan ayrılmadan hemfikir olamayacağız sanki.  Hemfikir olması gereken taraflar arasında Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC hükümetini ve Ankara Hükümetini gösteriyor.   Eğer mutabık olamayacaksak İsviçre’ye gitme veya gitmeme konusunu yeniden değerlendirme durumunda kalacağız.  Bu noktada acaba Talat masada KKTC adına yalnız kalabilir mi yoksa Denktaş ikna olur mu?  Ankara bu konuda adımlar atıp Denktaş’ı eder mi İsviçre’ye gitmesi için ne diyorsunuz?

Öymen:  Efendim burada anlaşılan şu ki daha bu noktaya kadar  bu güne kadar bu saate kadar bu konuda Türkiye hükümeti ve KKTC Cumhurbaşkanı  ve Hükümeti arasında daha görüş birliği oluşmamıştır.  Yani işin bu noktasına kadar siz bunun planlamasını yapamadınız mı? Hangi noktalarda direneceğimiz konusunda görüş birliğine varamadınız mı?  Bu hazin bir tablodur ve karşı tarafa büyük bir koz veriyor.  Türk tarafının bu dağınıklığı, bu kararsızlığı bir görüş içinde güç birliği oluşturamaması karşı tarafa büyük bir koz veriyor.  Yani biz bunu yapmakla gerçekten çok büyük diplomatik açıdan hiç alışık olmadığımız bir zaaf içine sokuyoruz kendimizi.  Demek ki bugüne kadar biz anlaşamamışız.   Eğer önümüzdeki bir iki gün içinde anlaşamazsak gitmemizin bir manası yok. Bu çok hazin bir tablodur.  Talat tek başın gider mi? Giderse ne yapar?  Talat’ın tek başına karar vereceği bir iş değil tabii bu Sayın Başbakan’ın.    Burada karar verecek olan Kıbrıs Türk halkıdır.  Önemli mesele şudur.  Siz Türkiye Hükümeti olarak KKTC Cumhurbaşkanına, Kıbrıs Türk halkına ne diyeceksiniz?  Bu temel beklentileriniz yerine getirildi buyurun oy verin demek için hangi temel beklentilerinizin yerine getirilmesini bekliyorsunuz bu belli değil.  Yerine getirilmezse halka çıkıp da buna hayır oyu verin diyecek cesaretiniz var mı?  Veya referanduma götürmeyelim diyecek cesaretiniz var mı?  Dünya’nın üzerinize yapacağı baskılara direnecek gücünüz var mı?     Yoksa eğer o koltukta oturmayacaksınız.  Türkiye’nin tarihinde hiç görmediğimiz bir dönemden geçiyoruz.  Dış baskılara karşı bu kadar dirençsiz, bu kadar cesaretsiz bir hükümet hiç gelmedi Türkiye’de işbaşına hiç gelmedi, hiçbir dönemde gelmedi   Ve bu Kıbrıs devletini kuran anlaşmaların mimarı olan Fatin Rüştü Zorlu’nun da şimdi  şu anda emimim ki  kemikleri sızlıyordur.  Türkiye’yi bu hale düşürmeye ne hakkınız var.  Görüşmeden üç gün önce tutumunuz belli değil.  Görüş birliğine varamamışsınız.  Bu nasıl iştir.  Meclis’e getirmemişsiniz.  TBMM’nin oybirliğiyle aldığı karar var 6 Mart tarihinde. Bu karar ile ilgili en küçük bir sözünü duydunuz mu Sayın Başbakan’ın.  Sayın Dışişleri Bakanı bir kere atıfta bulundu mu?  Sizin partinizin de milletvekillerinin oybirliğiyle çıkarttık bu kararı. Hiç  Meclisin iradesi ortada yok.  Muhalefete bilgi vermek yok.  Ve şimdi kamuoyuna yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki ortada bir ortak görüş yok.  Böyle bir Kıbrıs müzakeresi yürütülebilir mi?  Bu kadar hayati meselenizi sırf Dünya’ya şirin gözükmek uğruna feda mı edeceğiz?  Eğer buysa niyetiniz bunu açıkça söyleyin.

Soru:  Sayın Öymen şimdi Denktaş’ın açıklamasından sonra dörtlü görüşmelere katılmayacağını.  Ankara’nın tavrına baktığımızda nasıl bir portföy ortaya çıkıyor.  Başbakan çekiliyorum denmemeli, bunu demeye hakkınız yoktur ifadesini kullandı.  Dışişleri Bakanı Gül’ün de Sayın Denktaş’ı arayarak görüşmelere katılmasını istediğini biliyoruz.  Siz bu adımları Denktaş’ın iknası yönündeki adımları yeterli buluyor musunuz?

Öymen:  Efendim şimdi burada Denktaş’ı niçin zorlamak istiyorlar?  Çünkü sorumluluğu paylaşmak istiyorlar. Çünkü demek istiyorlar ki tavizi biz vermedik Denktaş verdi.  Yani 80 yıllık hayatında bütün ömrünü Kıbrıs’lı Türklerin egemenliği, bağımsızlığı için, yıllarını  özgürlüğü için harcamış bir insanı siyasi hayatının son döneminde   Kıbrıs’ı feda eden insan olarak ortaya çıkartmak istiyorlar.  Denktaş da haklı olarak bu sorumluluğu paylaşmak istemiyor.  Kıbrıs’ı teslim eden adam durumuna girmek istemiyor.  Biz anlayışla karşılıyoruz.  Burada sorumluluk Türk hükümetine düşüyor.  Türk hükümeti bir noktada duracaktır ve o duracağı noktayı da halka ilan edecektir.  Diyecektir ki  bu noktanın ilerisine götüremiyoruz biz, o zaman Denktaş da bunun üzerine  Cenevreye de gider, Lousern’e de gider, her tarafa da gider,  müzakerelere de katılır. Ama belli ki  bunu söyleyemiyorsunuz. Niçin? Çünkü taviz vermeyi aklınıza koymuşsunuz.   1 Mayıs’a kadar bu iş çözülmeliden başka bir sözünüz yok.  Ve bunu yaparak AB’nin kapılarını açacağını zannediyorsunuz.  Ben bugün bir basın toplantısı yaptım ve orada açıklıyorum Almanya gezisiyle ilgili.  Orada gördüğümüz tablo şu; bazı Avrupa Birliği hükümetleri- muhalefetleri demiyorum – hükümetleri şu anda Kıbrıs çözülse de çözülmese de Türkiye’nin üyelik  müzakerelerine başlamasına  karşıdırlar.  Mesela Danimarka, mesela Avusturya.  Mesela Hollanda hükümetinin sol partileri.  Onlar bugün Kıbrıs çözülse bile Türkiye ile üyelik müzakerelerine karşı olduklarını resmen açıkladılar.  Şimdi tablo böyle iken siz diyorsunuz ki aman Kıbrıs’ı çözelim de Avrupa’nın kapısı açılsın.  İnsanlar size diyorlar ki Kıbrıs’tan bağımsız olarak, Türkiye’nin reformlarından bağımsız olarak AB’nin kendine özgü nedenlerinden; işçilerin serbest dolaşımı vs, nedenlerle biz müzakere istemiyoruz diyorlar.  Halka bunları anlatmak lazım. Halka biz bu gerçekleri anlatıyoruz. Ama bakıyoruz yazılı basında tek bir satır yok.  Halkın bunları duymasını istemiyorlar.  İşte sizin vasıtanızla halka bunu duyuruyorum.    Herkes bunu bilsin.  Ver de kurtuldan daha kötüsü gelebilir başımıza, o da ver ama kurtulama.  Kıbrıs’ta verirsiniz.  Karşılığında hiçbir şey alamazsınız.  Gidiş o gidiştir.  Hükümeti uyarıyoruz bu çok ciddi iştir.   İç politikanın tamamen dışında düşünmek lazımdır.  Çünkü milli davadır.  Milli davayı milli davanın gerektirdiği zırh ile,  azim ile kararlılıkla  yürütmek lazımdır.         Şu anda geldiğimiz nokta Türkiye hesabına gerçekten üzüntü vericidir, utanç vericidir.  Kıbrıs konusunda .yarım yüzyıldan beri hiç bu duruma düşmedik.  Ne yapacağını bilemeyen, tezlerini oluşturamayan, en kritik görüşmeden üç gün önce Kuzey Kıbrıs’ta  görüş birliği içinde olmayan bir görünüm içindedir Hükümet.

Soru:  Hükümet sorumluğu paylaşmak konusunda ikna etmeye çalışıyor ve Sayın Denktaş da bunların etkisi  altında imza atmak istemiyor diyorsunuz.  Çok teşekkür ederiz Sayın Öymen.

Öymen:  Başka izahı olabilir mi?  İşte durum bu kadar hazindir.  Halkımızın da bunu bilmesini istiyoruz.

Sayın Öymen çok teşekkür ediyoruz yayınımıza konuk olduğunuz için.

Öymen:  Ben teşekkür ediyorum.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.