TRT2, İlerleme Raporu

 
TRT-2 HABER  “ İLERLEME  RAPORU”
05.11.2003

___________________________________________________________________________
        
Soru:  Sayın Onur Öymen hoşgeldiniz.  Bu arada tebrik ediyoruz sıcağı sıcağına bir durum sözkonusu.   Bugün  CHP Genel Başkan Yardımcılığına seçildiniz başarılar diliyoruz.
 Efendim ilerleme raporuna sürpriz diyebilir miyiz?  Bir de bugün bu noktaya hangi koşullardan dolayı gelinmiştir? 

Öymen: Şimdi bugün geldiğimiz noktaya sürpriz diyemeyiz.  Bu sonuç üzücüdür ama şaşırtıcı değildir.  Biz AB’nin Kıbrıs konusunda tarafsız bir yaklaşım izlemediğini baştan beri söylüyorduk.  Zaten bu da beklenemezdi.  Bir örgüt ki Yunanistan tam üyedir, Türkiye değildir.  Kıbrıs’da Rumların tam üyeliği kararlaştırılmıştır.  Kıbrıs’da Türkler dışlanmıştır.  Böyle bir örgütten  zaten tarafsız bile rapor gelmesi sürpriz olurdu.  Şimdi bunun can alıcı tarafı da şu.  Hiçkimse bu raporun içindeki bazı  övücü cümleleri cımbızla ayıklayarak  bunun olumlu bir rapor olduğu, ileri yönde atılmış bir adım olduğunu filan izah etmeye kalkışmasın.  Bu rapor daha önceki raporların gerisine gidiyor.  Bir taraftan efendim çıkarılan uyum yasaları ile ile ilgili övücü sözler söyleniyorsa da raporun bütününe bakıldığında eleştiri tonu ağır basıyor.  Şimdi kamuoyu öyle anlaşılıyor ki daha çok Kıbrıs boyutuyla ilgilidir.  Onunla ilgili birkaç söz söyleyeyim ama Kıbrıs’dan ibaret değil eleştiriler. 

Soru:  Evet aslına bakarsanız tam söylediğiniz noktada çok eleştiriler de var.

Öymen:  Noktasal eleştiriler de var.  Somutlaşan eleştiriler de var. Şimdi Kıbrıs konusunda şunu şöylemek lazım bir kere Kıbrıs Rum kesiminin AB’ne üyeliği Kıbrıs devletini kuran anlaşmaların çok açık bir ihlalidir.  AB bile bile bu anlaşmaları ihlal etmiştir.  Defalarca uyarmamıza rağmen, bu anlaşmaları ihlal ederek Kıbrıslı Rumları almıştır.  Bununla da yetinmiyorlar.  Ve Türkiye’yi Kıbrıs’ın ipoteği altına almaya çalışıyorlar.  Yani bir anlamada Türkiye’nin üyeliğini Kıbrıs meselesini bahane göstererek rehin almaya çalışıyorlar. 

Soru:  Ama Verhaugen dedi ki TRT’ye yaptığı açıklamada: “ siz olaylara hep olumsuz yönden bakıyorsunuz.  Aslında biz çözümü ve süreci hızlandırmak için düşünüyoruz bunları”. 

Öymen:  Evet Verhaugen’nin çeşitli açıklamalarını alt alta koyarsanız çok şaşırtıcı sonuçlara varabilrsiniz.  Hatırlarsanız daha bir hafta önce kendisi Türkiye’nin üye olabilmesi için Papa’nın da ikna edilmesi gerektiğini de söylemişti.  Onun için biz onun bu gibi beyanlarını biz hala ihtiyatla karşılarız.  Şimdi işin gerçeği şu; bize şu mesajı veriyorlar.  Siz üyelik müzakereleri için bir tarih almak istiyorsanız  Kıbrıs meselesini çözün.  Dünya’nın neresinde görülmüştür ki bir uluslararası  ihtilafın çözümü taraflardan birinden istenir.  Siz karşı tarafa aynısını söylediniz mi?  Rumların adaylığı sözkonusu olduğunda dediniz mi Kıbrıs meselesi çözülmezse sizin üyeliğiniz tehlikeye girer.  Onlara demiyorsunuz, bize diyorsunuz.  Sanki Kıbrıs meselesinin ortaya çıkmasında bu hale gelmesinde sorumlu olan Rumlar değilmiş Yunanistan değilmiş de Türkiye imiş gibi.  Bundan daha adaletsiz bundan daha hakkaniyete uymayan bir yaklaşım olabilir mi? 

Soru:  Bir de bunun garantisi var mıdır? Kıbrıs’ı çözdük……sonra…..

Öymen:  Gayet tabii, işin bir de  o boyutu var.   Şimdi bizim kamuoyunda bazıları diyorlar ki; “efendim  madem ki  Kıbrıs’ın çözümünü ön şart olarak koşuyorlar o zaman biz de gerekli tavizler nelerse verelim ve  AB’ne girelim.  Şunu farkedemiyorlar; Türkiye’nin AB Birliğini güçleştirmek isteyen, geciktimek isteyen siyasi güçlerin büyücek bir bölümü Kıbrıs’la hiç ilgili değil, Türkiye’deki reform süreci ile de ilgili değil.  Örneğin Alman Hristiyan Demokrat Partiler Türkiye ne yaparsa yapsın Türkiye’nin üyeliğine karşı bir tavır bir içindeler.  Efendim denilebilir ki bizim muhatabımız hükümetlerdir muhalafet partileri bizi ilgilendirmez.  Öyle değil.  Bu söylediğim parti Alman Meclisinin  üst kanadında çoğunluğa sahip şu anda.  Şu anda  bütün işlemleri bitirmiş olsanız bile üyelikle ilgili Alman Parlamentosundan geçiremezsiniz bu parti onayını vermedikçe. Şimdi bu gibi siyasi güçlerin eğilimleri öyle anlaşılıyor ki Komisyona da yansıyor.  Avrupa’da Türkiye’nin üyeliği yönünde bütün ilgili siyasi güçlerde olumlu bir yaklaşım görmediği sürece  önümüze devamlı bu gibi engeller çıkaracaktır, manialar çıkaracaktır, koşullar koyacaktır.  Onun için yabancıların tabiriyle boğayı boynuzlarından tutmak lazım.  Yani ne yapmak lazım.  Yapılması gereken şey hangi siyasi güçler Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkıyorlarsa, o güçlerle doğrudan doğruya  oturup konuşmak lazım, onları ikna etmeye çalışmak lazım.  Yani Türkiye sadece ev ödevlerini yeterince yapamadığı için AB’ne üyeliği güçleşen, geciken bir ülke değildir.  Bizim bunu çok iyi anlamamız lazım.  Bir taraftan eksiklerimizi giderelim, ev ödevimizi gerçekten eksik tarafları varsa tamamlayalım.  Ama şunu da bilelim ki sıkıntı  sadece Türkiye’den kaynaklanmıyor.  Şimdi bunun küçük bir örneği var.  Daha üç dört gün önce Alman Başbakanı Hırvatistanı ziyaret etti.  Orada dedi ki Hırvatistan 2007 yılında Bulgaristan ve Romanya ile birlikte AB’ne üye olmalıdır dedi.  Şimdi bu Hırvatistan Türkiye’nin geçtiği süreçin hiçbirinden geçmiş değil.  Siyasi tecrübesi yok, demokratik tecrübesi yok, birçok sorunu var başta Sırp azınlık omak üzere.  Ama bu ülkelerin üye yapılması için siyasi irade olduğu zaman engeller, sıkıntılar, güçlükler bir anda gözardı ediliyor, tarife verilerek sizi şu tarihte üye yapacağız deniliyor.  Türkiye için birisi bize sizi şu tarihte üye yaparız dedi mi  şimdiye kadar.  İşte bu bir siyasi irade meselesi, Hükümetin bunu çok iyi algılaması lazım. 

Soru:  Yani AB bizi içine almakta zorlanıyor.  Ama görünüyor ki dışta tutmakta da zorlanıyor.  Peki nasıl bu işin ortası?

Öymen: Şimdi bu bizim devlet olarak müzakere gücümüze bağlıdır, siyasi ağırlığımızı koymamıza bağlıdır.  Şimdi yapılan hata şu olmuştur  Türkiye’de uzun yıllardan beri yapılan hata şu olmuştur.  Biz AB’ye karşı daima alttan alıcı, yumuşak, şirin gözükücü bir tavır izleyerek görüşmeler hep bizim istediğimiz gibi  olur ve sonunda kapılar açılır diye düşündük.  Öyle değil.  Diplmoside öyle şey yok.  Hakkınızı aramak için gerektiğinde mücadele edeceksiniz.  Birisi size bir haksızlık yaptığı zaman bir ülke, bir kuruluş haksızlık yaptığı zaman, buna karşı tepki gösterecek cesaretiniz olacak.  Bu cesaretiniz yoksa hiçbir yere giremezsiniz.  Ne AB’ne ne başka bir yere girebilirsiniz.  Şimdi açın bakın  metnin içinde diyor ki Türkiye’nin eksiklikleri arasında İstanbul’daki Fener Rum Patriğine Ekümenik sıfatının tanınmaması bir eksikliği imiş Türkiye’nin.  Bu Lozan anlaşmasına karşı çıkmaktır.  Lozan’da varılan mutakabat bu Patriğin Ekümenik sıfatı taşımaması, milli bir Rum kilisesi olarak görev yapmasıdır.  Siz buna karşı tavır alıyorsunuz, buna karşı vaziyet alıyorsunuz.  Raporun 1.5 sayfası Türkiye’de Hristiyanların efendim ne gibi statülerle karşılaştıkları ile ilgili, Türkiye’deki din özgürlükleri ile ilgili.  İnsaflı bir tarafsız yabancı bunu söyleyebilir mi?  Biz 500 yılı aşkın zamandan beri Musevileri ülkemizde barındırıyoruz.  Bir tane Musevi aleyhtarı eylem yok Türkiye’de.  Ve siz kalkacaksınız Türkiye’yi azınlıkları hoşgörüsüzlükle, onlara kısıtlayıcı davranmakla suçlayacaksnız.  Böyle bir şey olur mu?  Türkiye’de efendim kilise izni çıkmış ama bazı dini grupların kiliseyi inşasında güçlük varmış.  Yani birisi demiyormu ki bunlara sizin üyeniz olan Yunanistan’ın başkenti Atina’da bir tane cami yoktur. 

Türkiye’yi haklarını koruyan bir ülke gibi gösteremezseniz Dünya’ya daima kaybedersiniz, daima 2. sınıf bir işlem görürsünüz. Bu açıdan maalesef bazi köşe yazarlarının, bazı bürokratların da hükümet üzerinde olumsuz etkiler yarattığını söylemeliyim.  Şirin gözükmeyi bir politika olarak hükümete telkin ediyorlar.  Ne istiyorlarsa yapalım AB’ye girelim, yoksa bizi almazlar, perişan oluruz.  İşte sonucu budur.  Şirin gözükme politikasının sonucu budur.

Soru:  Peki bundan sonrasi için ne söylemek mümkün? Yani Meclis biraz önce aktardınız siz de uyum yasalarının çıkartılmasında tam bir tek sesli davrandı.  Kuşkusuz yapılması gerekenler de var.   Bu arada bir canlı bağlantımız varmış.  Sayın Öymen’le  söyleşimize devam edeceğiz.  Romano  Prodi’nin Avrupa Parlamentosundaki  konuşmasını getiriyoruz ekranlarınıza…….      

Öymen:  İzlediğimiz gibi Komisyonun Hırvatistan’da bir toplantı yapacağını söylüyor.  Yani demek ki  bütün Komisyon Üyeleri Komisyon Başkanı dahil  Hırvatistan’a gidecekler ve oarada bir toplantı yapacaklar.  Size bir şey hatırlatmak istiyorum.  Siz AB Komisyon Başkanı’nın Türkiye’yi en son ne zaman ziyaret ettiğini biliyor musunuz?   Ziyaret ettiği tarih 1963’tür.  40 seneden beri Türkiye’ye ayak basmamıştır bu AB Komisyonu Başkanı.  Bu nasıl bir mesajdır?  Biz haklarımızı korumak zorundayız.  AB’ne küserek bir yere varamayız.  AB’ne duygusal tepki göstererek bir yere varamayız.  Efendim madem  onlar bize haksızlık yapıyorlar.  Biz üzerimize düşen görevleri yapmayalım dememiz doğru olmaz. Gayet tabii ki biz her alanda üzerimize düşenleri yapacağız.  Uygulamayı gözeteceğiz,  AB’den çok bizim halkımızın ihtiyacı olduğu için  demokratikleşme sürecini sürdüreceğiz.  Her türlü  çabayı yapacağız.  Ama şunu da  bileceğiz ki  eğer hakkımızı aramayı beceremezsek, bize yapılan  haksızlıklara karşı tepki gösteremezsek hakkımızı alamayız.

Soru:  Peki o zaman şu da  belki sorulması gereken bir soru:  AB Türkiye konusunda neden zorlanıyor.

Öymen: AB Türkiye konusunda şunun için zorlanıyor.  Demin söylediğim gibi bu siyasi irade bir türlü oluşamıyor.  Çünkü Türkiye’nin  üyeliği bazı çevreleri rahatsız ediyor.  Bazı çevreler dini ve kültürel nedenlerle Türkiye’nin üye olmasına sıcak bakmıyorlar.  Bazı çevreler Türk işçilerinin serbest dolaşım hakkına  kavuşmasından rahatsızlar.  Bazı çevreler Türk ekonomisinin rekabet gücünden rahatsızlar.  Yunanistan gibi bazı ülkelerin başka sıkıntıları, beklentileri var.   İngiltere’nin Kıbrıs’la ilgili beklentileri var.  Her ülkenin belli bir takım sıkıntıları var.  Ama başka ülkeler de aday oldukları zaman da benzeri sıkıntılar var.  İspanya aday olduğu zaman, üye olacağı zaman ona da demişlerdi ki Cebelitarık konusunda İngiltere ile ihtilafınızı çözün de öyle gelin.  Bu ihtilaf çözülmedi ama İspanya müzakereye oturdu, üye oldu, hala bu ihtilaf devam ediyor.  O bakımdan yani Kıbrıs meselesi çözülmezse sizi alamayız, bizim prensip tutumumuzdur diyenlere hiç inanmıyacaksınız.  Böyle bir prensibi yok AB’nin.

Soru:  Evet Annan Planına da  katkıları olduğunu düşünürsek AB’nin  çözüme katkısını da beklemek….

Öymen:  Tabii,  yani Annan planı  Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin güvenlik çıkarlarına ciddi rahatsızlık verecek, ciddi sıkıntı yaratacak bir plandır.  O bakımdan bu haliyle müzakere edilmesi söz konusu değildir.  Annan Planının özünde bir değişiklik olmadıkça, felsefesi değişmedikçe, Annan Planının iki kesimliliği temsil kabul eden bir yaklaşım dahil edilmediği sürece, Londra – Zürih Anlaşmalarına, Türkiye’nin garantör haklarını  kabul eder duruma getirilmedikçe bu plan bunun müzakere zemini kabul edilmesi mümkün değil.  Şimdi bizimHükümetimiz işte raporda da yazıyor.   Türkiye’nin BM Genel Sekreteterinin girişimlerini olumlu karşıladığını bildirmiştir.  Nasıl bildirirsiniz?  Yani sizin temel çıkarlarınıza bu kadar aykırı olan, bu kadar zarar verecek olan ve Sayın Başbakan’ın tabiriyle içinde tuzaklar olan böyle bir planın müzakere edileceğini nasıl söylersiniz?   Nasıl yaparsınız da bütün kusuru Kıbrıs Türk Yönetimine Sayın Denktaş’a atfedersiniz.  Bunlar bizim kusurlarımız, bizim eksikliklerimiz.  Şimdi onun bedelini ödüyoruz.  Siz baştan kararlı bir şekilde Türkiye’nin neleri veremeyeceğini söyleseydiniz kimse size baskı yapamazdı.  Uluslar arası ilişkilerde bir kural var.  İki taraf arasında bir ihtilaf varsa, bu ihtilafın çözümü isteniyorsa hangi taraf taviz vermeye daha yakınsa, daha yatkınsa  o taraf üzerine baskı yapılır.  Hangi tarafın taviz vermeyeceği anlaşılırsa, o taraf üzerine baskı yapılmaz.  İşte bu yapılıyor.

Soru: Efendim Verhaugen konuşuyor……… ne diyorsunuz Verhaugen’nin konuşması hakkında?   Şimdi ne yapacağız?

Öymen: Şimdi serinkanlı davranmak lazım.  Duygusal tepki göstermek çok yanlış olur. Bunları kelime kelime çok iyi okumak lazım.  Bundan önceki raporla mukayese etmek lazım.  Dahan önceki ilerleme raporunda ileri gidiş var, hangi açılardan  geriye gidiş var.  Kıbrıs konusunda mesela geriye gidiş var. Dini özgürlükler konusunda geriye gidiş var.  Bunları değerlendirmek lazım.  Ondan sonra da hem AB Komisyonuyla hem de üye ülkelerle masaya oturup çok ciddi bir biçimde müzakere yapmak lazım.  Yani bu işlerde    AB hesabına üzüntü duydum.  AB bu kadar çelişkili bir tavır içine girmemeliydi.  Hatta Kıbrıs ön koşul değildir diyor Türkiye için,  bir taraftan da Kıbrıs meselesi çözülmezse Türkiye’nin üyelik tarihi alması zor olur diyor yani bunu nasıl bağdaştıracaksınız.  Bir taraftan iki tarafa baskı yapmak lazım diyor.  Rum tarafına hiçbir baskı yapmadan üyeliğe kabul ediyor.  Yani bu sözlerin hangisini cevaplandırlaım. Baştan aşağı çelişkilerle doludur.   Hiçbir inandırıcılığı yoktur bu sözlerin.  Şunu hala anlayamamışlar veya biz anlatamamışız ki Türkiye baskı altında  politika yapacak bir devlet değildir.  Dış baskılarla biz Kıbrıs meselesini çözecek olsaydık şimdiye kadar çoktan çözmüş olurduk.   Üstelik hiçbir milletlerarası ihtilaf  sadece taraflardan birinin gayretiyle çözülemez.  Karşı taraf  hiçbir esneklik  göstermediği sürece, sadece Türkiye’nin çabalarıyla Kıbrıs meselesini çözmek mümkün olabilir mi?  Bunun bir tek mesajı var.  Karşı taraf ne istiyorsa kabul edin.  Karşı tarafın tatmin edeceği çözümleri kabul edin ki sizi AB’ye alalım.  Bunun başka bir izahı var mı?  Yani bu rapor bu açıdan bakıldığında büyük bir talihsizliktir.  Daha büyük talihsizlik de Türkiye’nin bu konuda temel çıkarlarının bilincine  vararak nerde duracağını bilmeden yapamayacağı kadar esneklik göstereceği izlenimini uyandırmasıdır geçtiğimiz aylarda.  Geçmiş 30 yıllık hükümetler hep yanlış iş yapmıştır diyerek Sayın Denktaş’ı boy hedefi haline getirerek çok yanlış mesajlar vermişizdir.  Ve bizim üzerimize biraz baskı yapılırsa Kıbrıs konusunda taviz verebileceğimiz izlenimi uyandırmışızdır.  Bunlar yanlış işlerdir.  Türkiye böyle bir politikayı hak etmiyor.  Böyle böyle bir duruma düşürülmeyi hak etmiyor.  Alenen herkesin içinde baskı yapılarak meselelerini çözecek bir ülke gibi takdim edilmeyi hak etmiyor.  Bizim hükümetten beklediğimiz şudur.  Eğer bunu yaparlarsa  biz de destek oluruz.  Türkiye’nin temel çıkarları, Kıbrıs ile ilgili olsun diğer konularda olsun temel çıkarlarının arkasında durması lazım Hükümetin.  Cesaretle  durması lazım.  Türkiye’ye yapılan, ülkemize karşı yapılan haksızlıklara karşı tepki göstermesini bilmesi lazım.  Daima alttan alarak daima yumuşak gözükerek, şirin gözükmeyi politika haline getirirseniz hiçbir meseleyi halledemezsiniz.  Ve bu yaklaşımla AB’ye girmemiz çok zor olur.  Siyaset, dış politika bir mücadele sanatıdır.  Bunu göze almak lazım.  Ben bunun daha fazla ayrıntısına şu anda girmek istemiyorum ama AB’nin diğer adaylara kıyasla Türkiye’ye yaptıkları haksızlıkları merak edenler varsa  birkaç gün önce çıkan bir kitabım var “Türkiye’nin Gücü” diye.  Orada bütün bunları ayrıntılarıyla açıklıyor.  Merak edenler okuyabilirler.   Gerçekten AB Türkiye’ye karşı adil, tarafsız ve insaflı davranmamıştır ve davranmamaktadır.  Benim söyleyeceğim bundan ibaret.
Çok teşekkür ediyoruz  CHP Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Onur Öymen sağolunuz katkılarınız için.

Öymen:  Ben teşekkür ederim.

İyi akşamlar.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.