SkyTürk, Ulusal Program

 

SKY-TÜRK – GECE HABERLERİ- ÖZGE ÖZSAĞMAN
“Ulusal Program”

________________________________________________________
03 Temmuz 2003
Soru:  İyi geceler diyoruz.  hoş geldiniz gece haberlerine.

Öymen:  İyi geceler efendim.

Soru:  Sayın Öymen AB’ne tam üyelik için zaman kaybetmek istemeyen Türkiye adımlarını hızla atıyor.  AB’ne siyasi taahhüt niteliğinde olan ulusal program Meclise sunuldu.  Genel bir soruyla başlamak isterim.  Ulusal program size göre nasıl bir izlenim veriyor?

Öymen:  Şimdi Ulusal Program  çok kapsamlı bir çalışmanın ürünüdür.  Bu belli 800 sayfayı aşan bir belgedir, bir metindir.  Bunun  Meclis’e birkaç gün önce sunulmasını tercih ederdik.  Bugün sabah Dışişleri Bakanlığı Yetkilerinin, dün de AB Genel Sekreterliği Yetkililerinin bizzat Genel Sekreterinin yaptığı sunuşu dinledik AB Uyum Komisyonunda.  Orda bilgi aldık kendilerinden fakat kapsamlı bir görüşme yapmak fırsatı olmadı.  Çünkü bu rapor  sadece bir gün önce elimize ulaşmıştı.  Daha kapsamlı bir değerlendirme yapmak isterdik.  Meclis’te ki görüşmelerde de aynı nedenle kapsamlı bir görüşme olmadı.  Fakat buna rağmen metnin hakkında ana hatlarıyla bilgi sahibi olduk ve görüşlerimizi de ifade ettik.  Şimdi bir bütün olarak baktığınız zaman şunu görüyoruz bu ulusal programda  birtakım hedefler, bir takım niyetler ekonomik açıdan, siyasi açıdan dile getiriliyor.  Hangi yasaların değiştirileceğinden bahsediliyor.  Öyle anlaşılıyor ki değiştirilecek veya yeniden hazırlanacak yasaların sayısı yüzü aşacaktır.   Fakat Ulusal Programda eksik olan bazı unsurlar var.  O da şudur.  Bunların başında şu geliyor.  Hangi yasaları çıkartmamız Türkiye’nin  AB ile üyelik müzakerelerine oturmamız için şarttır.   Bunun sorunun cevabı yok programda.  Şimdi uyum paketlerini de incelediğimiz zaman bunu göremiyoruz.  Uyum paketlerinin içinde gerçekten olmazsa olmaz diyebileceğimiz  koşullar da var, fakat onun dışında bazı ilave unsurlar, AB üyeliğine başlamamız için zorunlu olmayan, şart olmayan hususlar da var.  Sayın Genel Başkanımız da bugün grup toplantısında açıkladı.  Biz tabloyu net olarak görmek istiyoruz.  Yan 7. paketin getirileceği söyleniyor.  7. paketin son paket olması bu açıdan,  yani daha sonra demokratik reformlar olmasın demiyoruz.  TV programlarında yanlış anlamalar olduğunu görüyoruz.  Gayet tabii ki  Türkiye’yi daha ileriye götürmek, derinleştirmek  için ilerde daha çok yasalar çıkaracaktır biz de bunu destekleyeceğiz.  Burada bizim bahsettiğimiz şudur.  Türkiye’nin üyelik müzakerelerine oturması için olmazsa olmaz niteliği taşıyan yasa değişikleri nelerdir.  Bu tabloyu görmek istiyoruz. 

Soru: Eksik olan unsurlar diyorsunuz ulusal programla ilgili olarak bunun altını bir kez daha çizelim.  Hangi yasaları çıkarırsak AB’ne tam üyelik müzakereleri başlayabilir, işte bu konu ile ilgili bir muamma söz konusu diyorsunuz.  Şimdi Sayın Öymen ulusal program oldukça  önemli Türkiye’nin göstereceği performans tam üyelik müzakereleri içinde ayrı bir önem arz ediyor.  Hükümetiyle, kamuoyuyla , AB’ne üyelik Türkiye’nin üstüne düşen görevlerini yerine getirmesine bağlı. CHP de AB’ye uyum için çaba sarfediyor.  Ancak şu var. Ulusal programın uygulaması her şeyden önemli.  Uygulamada eksikliklerle zorluklarla karşılaşabilir mi?  Bütün bu eksiklikleri  göz önüne alarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öymen:  Evet şimdi bu uygulama işin en önemli tarafıdır.  Demin de söylediğim gibi ulusal programda hedefler ortaya konmuş.  Ama önemli olan uygulamada bu hedeflere uyacak mıyız?  Mesela bir yerde deniliyor ki ulusal programda.  İşkenceyle mücadelede sıfır hoşgörü göstereceğiz.  Hiç hoşgörü göstermeyeceğiz, çok güzel.  Fakat bakıyorsunuz birkaç gün önce basına da yansıdı bu konuda hükümet Meclise ayrıntılı bilgi verirse memnun olacağız.  Basına da yansıyan bilgi şu.  İşkence suçu işleyen  bazı kamu görevlilerinin cezaları yüksek yargı organı tarafından ertelenmiş.  Şimdi hani sıfır hoşgörü gösterecektik.  Denilebilir ki efendim Türkiye’de kuvvetler ayrımı var.  Hükümet yargıya karışamaz.  Yargı kararları bağımsızdır.  Doğru.  Biz de yargıya saygılıyız.  Ama bu Türkiye namına yapılan bir taahhüt ulusal program.  Yani sadece biz hükümetin görüşlerini açıklıyoruz.  Onun dışındaki kuruluşlara karışmayız diyemeyeceğimize göre devlet adına bu bir taahhüttür.  Gerekiyorsa ilave yasalar çıkarılır.  Başka önlemler alınır kuvvetler ayrımı ilkesine saygı göstermek kaydıyla.  Ama bir taraftan işkenceye sıfır tölerans göstereceğiz  sıfır hoşgörü göstereceğiz derken siz aynı ayna buna benzer haberler çıkarsa bu tabii Türkiye’nin  inandırıcılığını zedeleyebilir.  Nitekim gazetede bu haberin çıktığı gün bir Avrupa ülkesinin  Danimarkalı Parlamento heyeti  buradaydı ve bu haberden çok etkilendiler.  Hani dediler siz işkenceye karşı hiçbir hoşgörü göstermeyecektiniz bunu nasıl izah ediyorsunuz.  Doğrusunu isterseniz bunu izah etmekte çok zorlandım.  Şimdi bunu bir örnek olarak gösteriyorum.  Başka şeyler de var.  Uygulama dediniz.  Şimdi bir yerde deniliyor ki ulusal programda, hükümet kadın erkek eşitliğine özen gösterecektir.  Kadın erkek eşitliğini sağlamada özen gösterecektir.  Bunu nasıl yapacaksınız? Türkiye’de mesela iş hayatında aktif nüfusun içindeki erkeklerin oranı kadınların iki misli civarında.  Yani demek ki kadınlar erkeklerle eşit durumda değil.  Bunu nasıl yapacaksınız.  Kadınları dünyaya kapatarak mı yapacaksınız?

Soru: Nitekim Sayın Öymen hemen bir eklemede bulunursak, kusura bakmayın sözünüzü kesiyorum ama zamanı en iyi değerlendirmek açısından.  Şimdi kadın dediniz.  Nitekim ulusal programda örneğin kadın erkek eşitliğinin sağlanmasından bahsediyor az önce siz de kaydettiniz.  Türkiye’de 6.5 milyonun  okuma yazma bilmediği göz önünde bulundurulursa, bunun oldukça yüksek bir oranı kadınlarda mevcut.  Dolayısıyla kadının yeri de Türkiye’de sözde kalmayacak herhalde değil mi?

Öymen:  Ben de onu söylüyorum.  Şimdi okuma yazma bilmeyenler arasında kadınların oranı erkeklerin 4 misli.  Yani bu kadınlarla erkekleri eşit duruma nasıl getireceksiniz eğitimde kadınları kapatarak mı Dünya’ya.  Bir taraftan politikanız kadınları kapatmak ise bir taraftan bunları eşit duruma nasıl getireceksiniz?  Sporda mesela.  Kadınları dünya’ya kapatarak mı spor alanında kadın erkek eşitliği sağlayacaksınız.  Şimdi bu gibi konular ulusal programda bir takım niyet beyanları olarak belirlenmiş.  Bir de başka unsurlar var.  Ona da dikkat etmek lazım.  Onlardan bir tanesi inanç özgürlüğü ile ilgili.  Şimdi ulusal programı dikkatle okursanız ve aynı zamanda Sayın Başbakanın, Sayın Dışişleri Bakanının bazı demeçlerine bakarsanız  sanki Türkiye’de ibadet özgürlüğü, inanç özgürlüğü tam yokmuş gibi bir izlenim edinebilirsiniz.  Oysa bu gerçek değil.  Yani Türkiye yüzyıllardan beri inan özgürlüğünde Dünya’ya örnek olmuş bir ülkedir.  Şimdi biz Cumhuriyetten 80 sene sonra Türkiye’de inanç özgürlüğü, ibadet özgürlüğü olmadığı gibi bir izlenim yaratabilir miyiz?  Müslümanların bile ibadet özgürlüğünün tam olmadığı yolunda beyanlarda bulunursak bu Türkiye’nin itibarını sarsmaz mı?  Gerçeklere uygun olur mu?  O bakımdan hükümetin bu gibi konularda dikkatli olması lazım.  Bir başka konu askerlerin rolü.  Şimdi ulusal programı dikkatle olursanız oradaki yazım biçiminde deniliyor ki MGK ‘nın bir danışma organı olma özelliği MGK ve MGK Genel Sekreterliği açısından hayata geçirilecektir.  Bu anlama gelen bir cümle.  Yani öyle bir anlam  çıkıyor ki sanki bu ana kadar MGK , MGK Genel Sekreterliği bir danışma organı değildi.  Adeta bir icra organıydı.  Belki bunu bazıları hükümet içinde hükümet gibi de yorumlayabilir.  Ama bundan sonra bunu bir gerçekten danışma organı haline getireceğiz.  Şimdi demek değildir ki MGK Genel Sekreterliği ile ilgili yasal düzenlemeler yapılamaz.  Bazı iyileştirmeler yapılamaz.  Çağın gereklerine göre bazı yasalar çıkarılamaz.  Bu ayrı bir iş ama dış dünya’ya verdiğiniz mesajdır sizin bu ulusal program.  Orada bazılarının, yurt dışındaki bazı çevrelerin haksız olarak iddia ettikleri gibi silahlı kuvvetlerin Türkiye’de politikaya yön veren bir kuruluş olduğu iddialarını kabul etmiş olursunuz bu gibi ifadelere yer verirseniz.  Biz bütün bunları söyledik ilgili AB Uyum Komisyonunda söyledik ve hükümet ulusal programa nihai şeklini vermeden önce gerekli düzeltmeleri yapar.

Soru:  Sayın Öymen peki şimdi Türkiye üstüne düşenleri yerine getirmeye  çalışırken  karşılaştığı zorluklardan biri de AB içinde anti Türkiye taraftarlarının olması.  Örnek vermek gerekirse Avrupa’daki Hristiyan Demokratlarının kuvvetli bir karşı çıkışı var.  EPP Grup Başkanlarının örneğin Hans Pöttering yanlış hatırlamıyorsam bir örnek.  Yine bu çerçevede  AB içindeki Hristiyan Demokratların Türkiye’nin üyeliğine karşı yeni ve çok ciddi girişime hazırlandıkları da bilinmekte.  Hristiyan Demokratlar Avrupa çapında Hükümette oldukları ülkelerde ulusal referandumlara, sahip oldukları Belediyelerde de yerel  referandumlara giderek Türkiye’nin üyeliğini oylatacaklar.  Önümüzdeki günlerde bunlar da bekleniyor.  Şimdi Hristiyan Demokratlar AB’de Türkiye’ye tam üyelik yerine özel bir statü verilmesi stratejisine İtalya’nın  dönem Başkanlığı bitimindeki zirveye kadar da sonuçlandırmayı hedefliyor.  Bütün bu gelişmelerle tüm koşullar yerine gelse bilse Avrupa içindeki kamuoyunu ikna etmek gerekmeyecek mi?  Ulusal program buna mahal veriyor mu, yol gösteriyor mu bu konu ile ilgili görüşlerinizi de alabilir miyiz?
       
Öymen: Evet çok güzel bir soru sordunuz.  Şimdi ulusal programı okuyan birisi  şu izlenimi alabilir ki: “Biz bu Ulusal Programı tam olarak gerçekleştirdiğimiz takdirde AB’nin kapısı açılacaktır bize.  Başka hiçbir şey  sıkıntıyla engelle karşılaşmadan Türkiye kısa zamanda AB’ye üye olacaktır.  Gerçek bu mu?  Keşke böyle olsaydı fakat sizin de belirttiğiniz gibi Avrupa’da bazı önemli siyasi güçler hala Türkiye’nin üyeliğini içlerine sindirebilmiş değiller.  Yani Hristiyan Demokratlar bunun en tipik örneğidir.   Özelikle Alman Hristiyan demokratları kamuoyuna yaptıkları çeşitli açıklamalarda; Türkiye ne yaparsa yapsın, hangi koşulları yerine getirirse getirsin Türkiye’nin üyeliğine karşı olduklarını söylüyorlar.  İşte en son örnek birkaç gün önce Hans Pöttering dediğiniz gibi bu EPP grunun Avrupa Parlamentosundaki Başkanıdır.  Pöttering yaptığı bir açıklamada EPP üyelerinin büyük çoğunluğunun Türkiye’nin üyeliğine karşı olduğunu söyledi.  Halen La Massure var Fransa’nın önemli politikacılarından o da açıkça bunu söyledi ve dedi ki “ Biz Fransa’da Türkiye’nin üyeliği konusunda bir referandum yapılmasını istiyoruz” dedi.  Şimdi birkaç gün önce Giscard D’Estaing,  Avrupa Konvensiyon Başkanı, eski Fransa Cumhurbaşkanı.  O da Türkiye’nin üyeliğine karşı olduğunu, Türkiye’nin topraklarının %95’nin Asya’da olduğunu, Türk halkının  Avrupa kimliğini  benimsemediğini filan ileri sürerek tekrar karşı çıktı.  Şimdi o bakımdan hükümet bir taraftan içerde yasal düzenlemeler, uygulamada iyileştirmeler yaparken, bir taraftan bizim üyeliğimize karşı çıkan çevrelerle de temas etmek zorunda, onları ikna etmek zorunda.  O çevrelerin etkisi altında kalan Avrupa kamuoyunu etkilemek zorunda.  Biz öteden beri hükümete bunu telkin ediyoruz.  Çok uzun yıllardan beri  Türkiye ile Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında Başbakan düzeyinde temas yapılmamış.  İngiltere’den Türkiye’yi ziyaret eden en son Başbakan Margaret Thatcher.  İnanılır gibi değil.  Almanya’dan en son gelen Başbakan Helmut Kohl, 1992.  Aradan 11 yıl geçmiş.  Bu ülkeler yılda birkaç kez görüşüyorlar birbirleriyle.  Diğer aday ülkelerle çok sık görüşüyorlar en üst düzeyde.  Türkiye’ye gelince gerçekten çok uzun  yıllardan  beri bunun yapılamadığını görüyoruz.  İşte bu temaslar yoluyla bu sıkıntıları çözmek lazım.  Şimdi Adalet ve Kalkınma Parti bu EPP grubuna girmeye çalışıyor öyle anlaşılıyor.  Ama bu grup Türkiye’yi istemeyenlerin grubu.  İşte o zaman bunları ikna etmekte Adalet ve Kalkınma Partisine çok önemli bir görev düşüyor.   Ulusal program işin yarısıdır.  Biz bunu gerçekleştirdiğimiz takdirde işin yarısını gerçekleştirmiş olacağız.  Öbür yarısı da Türkiye’nin AB’ne girmesi için Avrupa’dan kaynaklanan güçlükleri, engelleri gidermektir.   Bu konuda da biz hükümete destek olacağımızı söyledik.  Biz CHP olarak gerek yasal düzenlemelerde, gerek uygulamada, gerek Dünya’ya ve Türkiye’nin Avrupa’ya üyeliğinin  kabul ettirilmesinde çok aktif bir politika izliyoruz ve hükümete bütün bu konularda destek olabileceğimizi söylüyoruz.  Kimse bizim görüşlerimiz yanlış anlamasın.  Yani 7. paket son paket  olmalıdır derken, demokratikleşmeyi o noktada donduralım demedik.  Bizim dediğimiz şu; üyelik müzakerelerine başlamak için zorunlu olan yasal düzenlemeler neyse bunları artık bir bütünleme içinde yapalım, bu işi bitirelim.  Ondan sonra demokratikleşme içinde mümkünse demokrasiyi derinleştirmek için ne mümkünse onu yapmaya devam ederiz. Esas üyelik müzakerelerine başlamak için koşulları yerine getirmektir.                  
    
Soru:  Son olarak sizin cümlelerinizle sohbetimizi noktalamak isterim Sayın Öymen “ Türkiye AB şemsiyesi altında ve İslam dünyasındaki  ‘öncü’ konumuyla çift taraflı lider ülke potansiyeline sahip tek ülke olarak  değerlendiriliyor.  Amerika kıtası keşfedildiğinde  Osmanlı devleti 192 yaşındaydı.  Türkiye’nin Dünya’nın sayılı 3-4 devleti olduğu dönemlerin yanı sıra  zorluklarla karşılaştığı, yenilgiler aldığı dönemler de olmuş ama hiçbir dönemde Türkiye kendini küçük bir devlet gibi görmemiş” diyorsunuz.  Umarız bundan sonra Türkiye  büyüklüğünü kendi refahı için atacağı adımlarla göreceğiz.   Çok teşekkür ederim Saytın Öymen değerli görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için. 

Öymen: Ben teşekkür ediyorum.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.