Kanal A, CHP Kurultayı ve Türk Dış Politikası Konulu Gündem Programı

KANAL A – GÜNDEM PROGRAMI
26.05.2003

 

ÖYMEN: Demokratik bir ortam içinde toplantılarımız devam etmiştir.

SORU: Kavga dövüş yok değil mi?

ÖYMEN: Yok canım olur mu öyle şey. Henüz bitmemişti ben ayrıldığımda. Size söz verdiğim için ayrıldım.

SORU: Teşekkür ederiz efendim. Şimdi genel talep Olağanüstü Kurultay. Sayın Baykal gidecek mi Kurultaya?

ÖYMEN: Kurultaya gitme görüşü yok. Ama bunun dışında müsaade ederseniz parti içi tartışmaları parti içinde yapalım, parti organlarında yapalım. Biz partili arkadaşlarımızla basın aracılığıyla görüşmeyi doğru bulmuyoruz. Doğru bulan arkadaşlarımız varsa bırakalım onlar yapsınlar ama biz parti yönetimi olarak arkadaşlarımızla basın aracılığıyla görüşmüyoruz.

SORU: Efendim yönetimdesiniz ve diyorsunuz ki biz Olağanüstü Kurultay istemiyoruz. İmzanın toplanması gerekiyor ve o da biraz zor gözüküyor. Dış politika konusuna gelince siz deneyimli bir diplomatlarından birisiniz, siyasettesiniz. Şimdi içeriğe tartışmaya girmiyorsunuz ama iktidar partisiyle tartışmaya giriyorsunuz, dış politika konusunda siz de çok öne çıkıyorsunuz  örneğin bugün bir laiklik tartışması yaşandı tekrar. İsterseniz ben kısa  bir hatırlatma yapayım. Dün Meclis’te genel görüşmeler vardı: Ortadoğu’da, Filistin’de, Irak’taki gelişmeler. Bir kınama bildirisi bekleniyordu ama çıkmadı. Sadece tepkiler yansıdı. Bildirinin çıkmama nedeni de bugün ortaya çıktı. Siz CHP, olarak laik Irak bildiriniz AKP tarafından kabul edilmediği için bildiri yayınlanmadı dediniz. Biz bir de sizden dinleyelim bu işi.

ÖYMEN: Şimdi bu işin esası şu. Bizim iktidar partisiyle tartışmayı en istemediğimiz konuların başında dış politika gelmektedir. Biz çünkü geleneksel olarak , parti olarak dış politikayı iç politika tartışmalarının dışında düşünüyoruz. Dış politika milli menfaat konusudur. Milli menfaatler , ulusal çıkarlar süreklidir. İktidarların değişmesiyle ülkelerin çıkarları değişmez.  O bakımdan biz bu meselelerin milli menfaatler olarak ele alınmasını istiyoruz. İktidar ile muhalefet arasında birlik içinde yürütülmesini istiyoruz. Nitekim AB konusunda da herkesin gördüğü gibi tam destek veriyoruz iktidarın getirdiği yasa değişikliklerine , iktidar milletvekilleriyle beraber yurtdışında büyük mücadele veriyoruz AB için. O bakımdan biz bu konuları iç politikaya karıştırmıyoruz. Şimdi Irak ile Filistin meselesine gelince Şimdi burada çok ciddi olaylar oldu. Çok büyük insan hakları ihlalleri oldu. Hapishanelerde yapılan zulüm ve işkence olayları tüm dünyanın dikkatini çekti. BM Güvenlik Konseyi kınama kararı aldı. Biz CHP Grubu olarak kınadık. Ayrıca Parti yönetim kurulu da Filistin’deki masum insanlara karşı yapılan saldırılara karşı kınama kararı aldı. Dedik ki bu kararların Meclis tarafından da alınması özel önem taşıyor. Meclis’te bunları görüşelim bir  genel görüşme çerçevesinde birlikte bir  karar alalım. Meclis olarak Türk Millet’i adına kınayalım bu olayları. Biz bu önergeyi verdik Meclis ‘e ardından AKP de aynı yönde bir önerge verdi. Neticede Meclis’te görüşmeler oldu. Sonunda gördük ki AKP de aynı yönde önerge vermelerine rağmen aleyhte oy kullandılar. Yani genel görüşme açılması için önerge veriyorsunuz ve bunun için yapılan oylamada aleyhte oy kullanıyorsunuz. Bütün genel görüşme önergeleri böyledir. Genel görüşme önerisi verildikten önce  bir ön görüşme yapılır. Gündeme alınsın mı alınmasın mı? Yani ön görüşme için genel görüşme önergesi verilmez. Ondan sonra biz bir açıklama yapalım dedik, konuştuk grup yöneticileriyle AKP’nin neticede bir metin hazırladık, tasarıyı onlar kabul ettiler birkaç cümle eklediler, biz de onları kabul ettik. Tam mutabakata varmak üzereydik. Bize dediler ki, yalnız bir kelimeye itiraz ediyoruz. Nedir o: laiklik. Şimdi metinde deniliyor ki Irak’ın gelecekte laik ve demokratik devlet yapılanmasına kavuşmasını destekliyoruz. Böyle bir cümle. Efendim laiklik olmaz. Neden olmaz?Niçin itiraz ediyorsunuz? Efendim dediler ki , Çünkü Dışişleri Bakanı itiraz ediyor. Ben kendim konuştum Dışişleri Bakanıyla ,  neden itiraz ediyorsunuz? Şimdi Türkiye bölgeye model olsun deniliyor,Türkiye laik ve demokratik bir ülke , şimdiye kadar hiçbir Müslüman ülke Türkiye’den başka demokrasiye geçemedi. Çünkü laikliğe geçemediler de ondan bunun başka izahı yok. Neticede ısrar etti Sayın Bakan ve dedi ki orada geçici bir temel yasa çıkarıldı, orada din devleti deniliyor falan. 

SORU: Efendim sizden sonra açıklama yaptılar parti yöneticileri. Deniliyor ki, oradaki tüm gruplar bunu referans aldı, dini değerler de var, kabul ettiler. Hem onlara müdahale etmeyelim, hem de model ihraç etmeyelim, saygısızlık olur. 

ÖYMEN: Şimdi böyle şey olur mu? Demokratik bütün ülkeler dünyaya demokrasiyi yaymak isterler. Yani başkalarının işlerine karışmayalım , demokrasiyi hiçbir yere yaymayalım diyen var mı? Bir Müslüman ülkede laiklik olmadan demokrasi olmuyor. Bunun örneği yok dünyada. Bir tek Türkiye halkının çoğunluğu Müslüman  olduğu için demokratik o da laik olduğu için. Laiklik olmadan Müslüman bir ülke demokratik olamıyor. Bunu  ayrıntılarını biliyorsunuz, çok tartıştık Türkiye’de. Bir AKP milletvekili de konuştu bir kanalda o da bizimle aynı fikirde. O da laikliğin mutlaka bildiride yer alması gerektiğini söyledi.

SORU: Şimdi laiklik Türkiye’nin değişmez gündem maddelerinden biri polemik konusu. CHP bu tartışmayı buraya da yansıtıyor.

ÖYMEN: Şimdi biz bunu hiç yansıtmadık. Biz başından beri bunu prensip tutumu olarak yürütüyoruz. Irak ile bağlantılı olarak da genel olarak da söylüyoruz. Yalnız biz söylemiyoruz bunu pek çok insan söylüyor. Çünkü din yasalarını bir devlete egemen kılarsanız, o devleti çağdaş bir devlet yapamazsınız. Bu kadar basit. Bir hırsızın elini kesecekseniz ve sonra diyecekseniz ki orası demokratik bir ülke. Niçin Suudi Arabistan demokratik bir ülke sayılmıyor?  Çünkü din yasalarına göre yönetiliyor. Bu kadar basit bu kadar açık.

SORU: Bir de ABD’nin de pek demokrasi talebi de yok bu ülkelerden.

ÖYMEN: ABD Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında bölgeye demokrasi yaymak istiyor. Fakat orada da bazı çelişkiler var. Çünkü bir taraftan diyor ki bunu bölge ülkeleriyle birlikte yapacağız diyor, Halbuki bölge ülkelerinin büyük bir kısmı zaten demokratik değil. Yani siz kendi kendinizin siyasi sonunu hazırlayın anlamına gelecek bir boyutu var. İkincisi bu konuda çelişkili demeçleri oldu, vaktiyle biz de konuştuk Amerikalılarla bize de aynı şeyleri söylediler. Laiklik ve demokrasi beraber yürür  dediler. Sonra bakıyoruz bazı Amerikalı yetkililer “ canım din devleti de olur “ dediler. Yani , Irak için söylüyorlar, Amerika biraz sıkıntıda. Yani siz de görüyorsunuz, izliyorsunuz yakından. Yani bu badireden kurtulalım istiyorlar. Şimdi burada can alıcı nokta şu, bu badireden kurtulmanın yolları çok fazla değil. Bir tanesi yönetimi Irak halkına devredeceksiniz edeceksiniz. Ama nasıl Irak halkına  devredeceksiniz? Efendim BM Temsilcisi orada bir hükümet seçsin biz de ona Haziran sonunda yönetimi devredelim. Şimdi bu değil tabii. Yönetimi devretmek demek Irak halkının seçeceği yöneticilere devredeceksin. Onun için seçim yapacaksınız. Özgür seçim olacak Irak’ta. Her vatandaşın bir oyu olacak. Böyle silahlı, dini ve etnik  gruplar aracılığıyla koalisyonlar kurarak demokrasi olmaz. Demokrasi her insanın bir oya sahip olarak seçimlere katıldığı bir rejimdir. O seçimlerin sonucunda bir parlamento seçilecek bu parlamento da anayasa yapacak. İşte o anayasanın demokratik ve laik olması gerekiyor ki Irak gerçek bir demokrasi haline dönüşsün. Biz bunun için çalışıyoruz. Şimdi Irak’tan bize çok önemli Şii liderler geldi. Bir süre önce bizim partimizi de ziyaret ettiler. Bize dediler ki” biz de din ve devlet işlerini ayırmak  istiyoruz Irak’ta. Biz de biliyoruz ki bir din devleti kurarsak bunun çok sıkıntıları olur. “ Özetle Irak’ın geleceğinin bir demokratik yapı içinde oluşmasını biz çok istiyoruz. Bunu kuvvetle destekliyoruz ve Türkiye’nin de örnek olabileceğini düşünüyoruz. Eğer onlar bizi örnek almak isterlerse , biz kendimiz zorlamayız, ama bizi örnek almak isterlerse Türkiye’nin rejimi demokratik , laik bir devlet rejimidir.

SORU: Bu konuya çok  detaylı açıklama getirdiniz. Şimdi efendim Irak , daha bir evveliyatı var ama gündemde çok yer tuttu. Filistin olayı son günlerde daha bir yoğunlaştı. Tabii bunun evveliyatı daha fazla . İsrail’in yaptığı zulümler var. Şimdi Başbakan buna devlet terörü dedi. Bu ileri bir adım olarak görüldü. Dün yeni bir adım atıldı. Büyükelçilik açılacağı açıklandı Konsolosluk üzerinden temsil edildiğimiz Filistin’de. Bunlar yeterli mi sizce? Gerçekleşmesi yönünde problemler çıkar mı?

ÖYMEN: Şimdi hükümetin bu kınamaları doğrudur. Aslında kınama önemlidir ama yeterli değil Yani salt kınamayla bu konuya çözüm getirilemez. Şimdi İsrail ile Filistin arasındaki ihtilaf biliyorsunuz geçmişi çok eski olan bir ihtilaf. Bunun çözümünde Türkiye daha etkili bir rol oynayabilir diye düşünüyoruz. Niçin ? Çünkü bir kere Filistin halkıyla bizim çok eski, geleneksel, tarihi,dini kültürel bağlarımız var. Çok sağlam bağlarımız var. İsrail’i 1948 yılından beri , kurulduğu 1948 yılından beri tanıyan ve halkı Müslüman olan tek ülke Türkiye’dir. İsrail’le de çok uzun geçmişi var ilişkilerimizin .Şimdi her iki ülkenin de   itimadını kazanmışız. Şimdi Türkiye burada daha aktif bir rol oynayabilir. Ne yapabilir? Mesela dün Meclis’te ben söyledim. Şimdi Filistinlilerin lideri Arafat evinde mahsur durumda . Dışarı çıkamıyor, seyahat edemiyor. Yurt dışına çıkamıyor. Kimseyle temas edemiyor. Şimdi bunu bir çok ülke sineye çekmiş gibi gözüküyor. Şimdi biz  çekemeyiz.  Türkiye’nin bu konuyu gündeme getirmesi lazım. Yani Arafat’ın meşhur bir lider olarak, Filistin lideri olarak Dünyayla temas etmesinin serbest kılınması lazım. Ben şunu önerdim. Dışişleri Bakanımız gidip, Arafat’ı makamında ziyaret ederse ve Meclis’imizin düşüncelerini , duygularını kendisine anlatırsa çok olumlu bir iş yapmış olur. Niçin Dışişleri Bakanı Arafat’a gitmesin ? Şimdi giderse bütün dünya da anlayacak ki biz Arafat’ın orada yok sayılmasını kabul etmiyoruz. Yani Arafat’ı yok sayıyorlar. Halbuki Arafat Filistin Devletinin , bizim tanıdığımız Filistin Devletinin lideridir. O bakımdan başkalarının o lideri yok sayması o lideri ortadan kaldırmaz. Hele bize hiç düşmez bu. Onun için bizim mutlaka bu ilişkileri korumamız lazım. Başka yapacak çok şeyimiz var.

SORU: Büyükelçilik olayını nasıl görüyorsunuz efendim?

ÖYMEN: Şimdi bunun tam ayrıntılarını bize Meclis’te açıkça ifade etmediler. Şunu da ifade edeyim bu vesileyle , bu konular diğer ülkelerde Meclis Dışişleri Komisyonlarında görüşülür ayrıntılı olarak. Bakanlar gelir, orada açıklama yaparlar. Sorular sorulur, cevaplar verilir. Maalesef bizim Dışişleri Bakanımız bir yılı aşkın zamandan beri Meclis Dışişleri Komisyonuna hiç gelmedi.

SORU: Bütün Dışişleri Bakanlarına aynı eleştiri var. Hatırlıyorum Kamran İnan zamanında ….

ÖYMEN: Kamran İnan da çok eleştirildi. Ama ben bu kadar Meclis Dışişleri Komisyonun dışlandığı bir dönemi hatırlamıyorum. Ben Dışişleri Müsteşarıyken mesela sık sık giderdim, davet ederlerdi. Orada bilgi verirdik çeşitli konularda. Şimdi Dışişleri Müsteşarını da göremiyoruz. Yani bir yıldan beri Müsteşar da gelmedi. O da bir kere geldi sadece bir yıl önce sonra o da gelmedi. Yani Bakan görevlendirirse gelir tabi. Bakan kendisi gelemiyorsa , programı çok yoğunsa Müsteşarı gönderir. Şimdi bu tartışmaları yapamıyoruz. Meclis’te bunları görüşmek lazım. Ortadoğu’yu görüşmek lazım ,Irak’ı ,AB’yi,Kıbrıs’ı görüşmek lazım. Bakın geçenlerde biz Meclis heyeti olarak AKP li milletvekilleriyle birlikte Danimarka’ya gittik. Orada bize dediler ki sadece Irak konusunda  22 kere toplantı yaptı Dışişleri Komisyonu ve hepsine Dışişleri Bakanı geldi. Yani Dünya böyle çalışıyor. Yani biz bir yandan Avrupalı olacağız diyoruz. O zaman Avrupalıların yaptığını yapacağız. Meclis’e taşıyacağız bu konuları, tartışacağız Meclis’te görüşeceğiz. Yani hükümet bildiği gibi yürütecek, Meclis’i dikkate almayacak bu da doğru değil. Bir de bu Genel görüşme önergelerini dikkate almak lazım. Ciddiye almak lazım. Yani bunlar ülkemizi çok yakından ilgilendiren konular .Şimdi Irak’ta bir iç savaş çıkma ihtimali var. Gelişmeler çok kötüye gidiyor. Türkiye’nin güvenliğini yakından ilgilendiren konular. Şimdi iyi ki 1 Mart tezkeresini reddetmişiz diyoruz. Şimdi eskiden buna karşı çıkan ,Türkiye savaşa girsin diyenler bile aman diyorlar iyi ki CHP buna öncülük etti. Tezkereyi reddettik de savaşa girmedik. Yoksa şu anda Felluce’de falan biz savaşıyor olacaktık. Her gün şehitler gelecekti Türkiye’ye. Şehitlerimiz olacaktı.Askerlerimizin hayatı orada tehlikeye girecekti.

SORU: Şimdi Onur Bey isim vermeyelim bir milletvekili ,şimdi “efendim işkence resimleri, görüntüleri yansıdı Irak’ta. Türk askeri olsaydı bu görüntülere rastlanmayabilirdi. Türkiye’nin oradaki varlığı buna yol açmazdı” dedi.

ÖYMEN: Bunlar çok iyimser değerlendirmeler , Irak’taki gelişmelerin seyrini Türkiye’nin tek başına yönlendirmesi mümkün değil. Bunu herkes biliyor. Orada olsanız da olmasınız da. Orada İngiltere’nin bile etkisi sınırlı. Herkesin gördüğü manzaralar ortada. O bakımdan Türkiye girseydi savaşın tarafı olacaktı. Belki de İspanya’daki gibi ,Allah korsun, pek çok terör saldırısına muhatap olacaktık. En azından bütün bu gelişmelerin manevi sorumluluğunu üstlenecektik. İşkenceler vs. O bakımdan Türkiye’nin savaşa girmemesi çok isabetli olmuştur. Şimdi tekrar Türk askerinin Irak’a gönderilmesi yönünde basında haberler yer almaktadır.

SORU: Siz karşısınız değil mi?

ÖYMEN: Biz karşıyız tabi.

SORU: Afganistan’a gönderilmesine?

ÖYMEN: Afganistan’a gönderilmesinin özelliği şudur: Afganistan’a bir NATO gücü gitmiştir.NATO çerçevesinde Türk askeri gitmiştir. Bir dönem de Türk askerleri orada komutayı üstlenmişlerdir. Şimdi bu konunun da NATO içinde görüşülmesi lazım. Şimdi burada NATO içinde görüşülürken Afganistan’a asker gönderilmesine nasıl bakacaksınız? Bu gerçekten NATO Konseyinin yönlendirmesiyle oradaki operasyon yürütülüyor?NATO Konseyine karşı sorumlu mu oradaki komutanlar? Madde iki, Sadece bizim asker mi gidiyor kaç ülke  de gidiyor ? Madde üç ne yapacaklar orada , görev yönergeleri ne olacak?  Şimdiye kadar Afganistan’daki askerlerin, NATO askerlerinin görevi Kabil’in ve havaalanının korunmasıdır. Oysa şimdi bütün Afganistan’da NATO’ya görev verilmek isteniyor bizim anladığımız kadarıyla. Bu çok ciddi   bir güvenlik riski getiriyor.

SORU: Siz buna evet demiyorsunuz değil mi?

ÖYMEN: Çünkü bunun NATO’da görüşülmesi lazım. Bütün bu boyutların, demin dediğim gibi bizim Meclis’imizde de görüşülmesi lazım. Tartışılması lazım. Bir uluslar arası anlaşmanın gereği olarak asker gönderecekseniz ,NATO anlaşmasının gereği olarak mesela , bunun anayasamızın 92. maddesine göre Meclis’ten yetki alma şartıyla. Ama bakıyoruz geçmiş hükümetler ne yapmış böyle durumlarda bile gene Meclis’e gelip yetki almışlar.Mesela Kosova’ya asker göndereceğimiz zaman bir NATO operasyonu olmasına rağmen gelip Meclis’ten yetki aldıydı o zaman ki hükümet. Meclis’in iradesiyle göndermişti.Şimdi yine Meclis’e getirmek lazım . Biz öyle düşünüyoruz.

SORU: Efendim İsrail-Filistin olayı Irak, Afganistan bütün bu dış politika olaylarının ardında ABD var. Çünkü İsrail ile de bir gerginlik olduğu görüşülüyor. Sayın Başbakan’ın söylediği ağır laflar da var. “Bombalarınıza sahip çıkın” şeklinde. Bu Türk dış politikasını nasıl etkiler? Çünkü İsrail demek bir anlamda ABD’nin silueti demek .

ÖYMEN: Dış politikada çok serin kanlı olacaksınız. Üç kere düşüneceksiniz. Bir kere konuşacaksınız. Şimdi söylenecek şey şudur , bir kere insan hakları konusunda duyarlı olmak lazım. İnsan hakları artık hiçbir ülkenin iç meselesi sayılmıyor. Başka bir ülkede insan hakları ihlal edildiği zaman siz onu eleştirme hakkına sahipsiniz. BM İnsan Hakları Komisyonu var. Avrupa ülkeleri için Avrupa ülkelerinin Avrupa Konseyinin  İnsan Hakları Mahkemesi var. AB’nin Divanı var vs. şimdi o bakımdan bu insan hakları evrensel bir konu olmuş . Devletler birbirlerini eleştiriyor. İnsan haklarını ihlal eden devletlere karşı yaptırımlar var uluslararası alanda . Ama insan hakları alanında eleştiride bulunuyoruz demek bir ülkeyle tüm ilişkileri kesmek değil. Türkiye’yi de eleştiren çok oldu insan hakları alanında . Ama o ülkelerle ilişkilerimizi   pek çok alanda sürdürdük. O bakımdan İsrail ile ilişkileri tamamen keselim ,hiç bunlarla konuşmayalım, diplomatik ilişkileri keselim gibi iddialarla ortaya çıkmak abartılı olur. Ama onun ötesinde bu demek değildir ki Biz ABD ya da İsrail’i gücendirmeyeceğiz diye insan hakları ihlallerini sineye çekeceğiz, eleştirmeyeceğiz. Hayır. Kendisine saygısı olan devletler diğer ülkelerdeki insan hakları ihlallerini eleştirecek cesarette sahip olmalı. Türkiye’de bunu yapıyor.ama bunun ölçüsünü iyi düşünmek lazım. İnsan Hakları alanındaki eleştiriler bizim her alanda ki tüm ilişkilerimiz tahrip edecek boyuta ulaşmamalıdır. Bir de şunu söylemek lazım. Onu unutmayalım insan hakları alanında şiddete ,teröre başvuran herkesi eleştireceksiniz. Yani İsraillileri katledenleri de eleştireceksiniz. Yani biz Terörün bin türlüsünü eleştiririz, İsrail ABD yaparsa eleştiririz. Ama başkaları İsraillileri, ABD’lileri karşı yaparsa eleştirmeyiz. Bu da yanlış. Yani biz CHP olarak diyoruz ki yapanlar kim olursa olsun, hedef kim olursa olsun , yöntem ne olursa olsun biz masum insanlara yönelik bütün şiddet eylemlerini, bütün terör eylemlerini kınıyoruz.

SORU: Efendim bu politik tutum İsrail’de Irak’ta Türkiye’nin duruşu  , bizim AB üyeliğimiz nasıl etkiler. Örneğin biraz önce ben Büyükelçiliği sorarken İsrail Büyükelçiliğinin zannediyorum şöyle bir yaklaşımı var , diyor ki : Diğer AB ülkelerinin büyükelçiliği yok, değil mi? Filistin Büyükelçiliği.Türkiye böyle bir girişim yaparsa ters düşmüş olur bir yandan .

ÖYMEN: Şimdi bunun tam ne olacağı bize açıklıkla bildirilmedi. Orada yerleşik bir Büyükelçilik mi açacaksınız yoksa sıfatı Büyükelçi olacak  bir zat Filistinlilerle ilişkilerde sorumluluk mu taşıyacak? Bunun daha ayrıntılarını tam olarak bilmiyoruz. Yani bunun çeşitli yöntemleri var. Mesela bizim Kosova’da bir Diplomatik Temsilciliğimiz var. Şimdi burada diplomatlarımız görev yapıyor ama Kosova bir devlet değil. Oradaki insancıl yardım hareketlerimiz yönlendiriyorlar, temaslar yapıyorlar. Şimdi öyle anlaşılıyor ki hükümet Kerkük’te ve Süleymaniye’de  birer diplomatik temsilcilik açılması için vaatte bulunmuş Ancak bunu yerine getirmemiş. Mesela bunu yapsa bu yararlı olur. Orada Türkiye’nin mevcudiyetini gösterir. Şimdi Filistin’de de buna benzer bir diplomatik temsilcilik açılabilir. Bütün bunları düşünmek lazım.  Biz Filistin’i tanıyoruz. Filistin’in bağımsız bir devlet olarak bağımsızlığını sürdürmesini istiyoruz. Ama şu anda Filistin dünyadan tecrit edilmiş durumdadır. Dünyaya açılmıyor. Havaalanları yok. Limanları yok. İsrail’den geçmeden dünyaya      gidemiyorlar. Şimdi bunlar ciddi engellemelerdir, sıkıntılardır. İşte Türkiye bu konuları gündeme getirmelidir. Yani biz şu toplantıya katılıyoruz, şu komiteye katılıyoruz demek yetmiyor. Siz Filistin’in , Filistin halkının dünyayla ulaşımının sağlanmasına katkıda bulunabiliyor musunuz? Orda bir havaalanı inşaatına  katkıda bulunabiliyor musunuz? O havaalanının dünyaya açılmasına katkıda bulunabiliyor musunuz? İşte o zaman Türkiye gerçekten bütün Arap aleminde olağanüstü bir itimat kazanır. Bunları yapmak lazım. Şimdi AB ülkelerinin tutumu biraz farklı olabilir. AB ülkelerinin yıllardan beri Kıbrıs’a yönelik tutumu da ortadadır.

SORU: Efendim vaktimiz çok daraldı, ben o soruyu da sorayım. Şimdi referandum öncesi Kıbrıs politikası yönünde hükümetin bir tutumu vardı, bir de karşı tutumlar var. Aslında diğer bütün partiler karşıydı ama sizin bir teziniz vardı: bir anlamda seçim sürecinde sizin tezlerinizin tartışmasıyla geçti. Yani Onur Öymen hükümete karşı farklı şeyler söyledi. 

ÖYMEN: Kişisel görüşümü yansıtmıyorum ben. Görünüm itibariyle bu konularda konuşuyorum ben.

SORU: Şimdi geldiğimiz noktaya baktığımızda bizden evet, onlardan hayır. Onur Öymen yanıldı mı sizce? Çünkü şu anki durum eskisinden daha iyi gözüküyor.

ÖYMEN: Hayır biz yanılmadık. Yani biz şunu söyledik. Bizim  parti olarak görüşümüz şuydu: Bu Kofi Annan Planın özünün iyileştirilmesi lazımdı.Bir kere bunu söyledik. Çünkü bu haliyle Kofi Annan Planı yürürlüğe  girerse Güneyde bir Rum devleti olacak, kuzeyde bir Türk Rum karma devleti olacak. Bizim içimize zamanla    70 binden fazla Rum girecek . 70 bin Rum’un 200 binlik bir toplumun içine girmesi demek 22 milyon insanın gelip Türkiye’nin içine yerleşmesi demek. Bunu sineye çekebilir misiniz? Kaldırabilir misiniz? Türkiye Türkiye olmaktan çıkmaz mı?İşte Kuzey Kıbrıs da Türk olmaktan çıkacak,içinize bu kadar Rum gelirse Eski Yunan Başbakanı diyor ki: 10 yıl içinde bu plan kabul edilirse Kıbrıs Rum devleti olacak. Biz buna karşı çıktık. Yanlış mı yaptık? Yanlış bir şey mi söyledik? Biz bu sakıncaları dile getirdik ve dedik ki karar Kıbrıs Türk halkınındır. Ama dedik, eğer “hayır” kararı çıkarsa , aynen bu kelimeleri kullandık, eğer “hayır” kararı çıkarsa biz bunu saygıyla karşılayacağız. Genel Başkanımız da bunu dedi. Ben de bunu söyledim. Hepimiz bunu söyledik. Şimdi bir de şunu söyledik, dedik ki: dünyada böyle bir yöntemin örneği yok. Yani siz bir referandum yapacaksınız, fakat o referanduma sunulacak metnin son şeklini vermeyi BM Genel Sekreterine vereceksiniz. Böyle bir örnek yok dünyada. Ve nitekim bunun sakıncaları şimdiden çıktı ortaya, Bir de baktık ki Genel Sekreterin son şeklini verdiği metnin içinde Türkiye’nin güvenlik çıkarlarına çok zarar verecek hükümler var. Mesela tüm dünyadaki hukuk kurallarına aykırı olarak Kıbrıs’ın deniz sahasını , kara sularını Türk askeri gemilerine kapatıyor.

SORU:  Hayır şu anki durum eskisinden biraz  daha iyi değil mi?

ÖYMEN: Yani iyiliği şu noktada Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğünü Türk tarafına bağlayan Türkiye’deki ve yurt dışındaki çevreler anladılar ki çözümsüzlüğün sebebi Rum tarafıdır. Bunu biz baştan beri söylüyorduk, Rumların yüzünden çözülmüyor diyorduk. Ama gerek Başbakan da dahil olmak üzere Türkiye’de bazı siyaset adamları, yurt dışındakiler hep böyle Türkiye’den biliyorlardı, Denktaş’tan biliyorlardı. Kıbrıs Türk Hükümetinden biliyorlardı. İşte buyurun dedik. Bakın karşı taraf reddetti. Demek ki reddeden taraf sorumluluğu taşıyorsa eğer karşı tarafın sorumluluğuymuş. Siz yıllardan beri boşuna Türk tarafını suçladınız.Bizim tutumumuzda bir yanlışlık yok. Tutarsızlık da yok. Daha önceden ne söylediysek bugün de onu söylüyoruz.  Yalnız şunu da unutmayalım Kofi Annan dedi ki 29 nisan’a kadar bu süreç tamamlanmazsa referandumlar ve devletlerin onayı tamamlanmazsa bu plan yok hükmündedir. Hukuken hiçbir geçerliliği kalmamıştır ve tamamen masadan kalkacak. Biz de bunu söylüyoruz. Şimdi bazı çevreler bunu tekrar masaya getirmek istiyor. Türkiye’ye ilave tavizler verdirmek, ya planı tekrar görüşerek ya da bir Güvenlik Konseyi kararı çıkartarak. Biz bunun çok sakıncalı olacağını söylüyoruz. Yani Rumların bunu reddetmesi Türkleri büyük bir badireden kurtarmıştır. AB üyeliğini böyle bir havuç gibi göstererek. Bizim Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin geleceği açısından çok sakıncalı bir durum yaratacaklardı. Bu önlenmiştir. Biz bunun mutluluğunu taşıyoruz. 

SORU:  Bir dakika içinde toparlarsanız çok sevineceğim süremizin sonuna geldik, Kişisel bir eleştiri olarak size dendi ki: Onur Öymen CHP yönetimine geldi, dış politikada çok deneyimli bir isimsiniz , şüphesiz yön veriyorsunuz, CHP ondan sonra AB karşıtı bir çizgiye büründü. İçe kapandı. Eskiden, Gümrük Birliği döneminde daha AB’ye yatkın olan Onur Öymen daha statükocu oldu.

ÖYMEN: Bunu yazanlar söyleyenler bizi hiç tanıyamayanlar. Çünkü ben, kişisel sorduğunuz için söylüyorum, Türkiye’nin AB’ye üyelik başvurusunu 1987’de ilk benimseyenlerden  ve o zaman ki Cumhurbaşkanı Sayın Özal’a ilk sunanlardan biriyim,biz o tarihten beri tam üyelik için çalışıyoruz. O konuda benim kitabım var. Türkiye’nin tam üyeliğini destekleyen ,Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkanları eleştiren ,AB’nin Türkiye’ye yaptığı haksızlıkları, çifte standartları eleştiren kitabım var. Biz her gün Avrupa’da AKP li milletvekilleriyle birlikte Türkiye’nin AB üyeliği için çalışıyoruz. Orada basına demeçler veriyoruz. Orada , yabancı basında çıkıyor bu demeçler. Ama nedense bazı basın yayın organları bizi AB’ye karşı gibi göstermekte belli bir hedef güdüyor. Bunu bilinçli olarak yaptıkları kanısındayım. Çünkü biz aksi yönde yazıyoruz. Mesela Milliyet gazetesinin baş yazarı böyle bir yazı yazdı. Bizi üçüncü sınıf bir Ortadoğu Diktatörlüğü istiyormuşuz, Sayın Demirel, ben, Sayın Ecevit , Sayın Gündüz Aktan. Bizim ortak hedefimiz üçüncü sınıf bir Ortadoğu Diktatörlüğü yapmakmış Türkiye’yi. Bunu reddeden yazı yazdık, basmıyorlar. Yani sizin huzurunuzda şikayet ediyorum. Basın hürriyeti bu değil. İnsanlara sahip olmadıkları  fikirleri, niyetleri atfedeceksiniz.Buna batıda niyet yargılaması diyorlar. İyi ki sordunuz ben de size söylüyorum, AKP’den daha fazla biz AB üyeliğini istiyoruz. Bu bizim temel dünya görüşümüze uygun. Bizim felsefemize uygun, biz bunun için çalışıyoruz. Ama bizi bilinçli olarak AB karşıtı söylüyorlar? Niye böyle söylüyorlar?Çünkü biz AB’nin yaptığı haksızlıkları da eleştiriyoruz. Bu sabah basın toplantısında söyledik, AB’nin dış ilişkilerden sorumlu komiseri Atatürk’e şiddetli bir eleştiri yöneltmiş. Şimdi Avrupa’dan geliyor diye susacağız mı? Buna hemen tepki gösterdik, gayet tabi tepki göstereceğiz. Hükümet de tepki gösterdi oradaki Büyükelçiliğimiz de. Şimdi biz bunu söylemeyelim mi? Hiç tepki göstermeyelim mi? Biz bu tepkiyi gösterdik diye AB karşıtı mı olduk? Ne yazık ki bu basınımızda bu gibi insanı değerler göz ardı ediliyor. İnsanlara sahip olmadıkları düşünceler atfediliyor. Biz bunu kınıyoruz. Basın hürriyetiyle bağdaştırmıyoruz. Ciddi gazetecilerin bunu yapmaması lazım. Bana bunları söyleme fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum.

SORU:  Biz de çok teşekkür ediyoruz. Yoğun gündem var önümüzdeki günlerde sizi tekrar görmek isteriz.

ÖYMEN: Şunu son cümle olarak tekrar söyleyeyim. Biz dış politikayı milli mesele olarak görüyoruz. Ve kesinlikle iç politika çekişmelerine konu yapmak istemiyoruz. Hükümet Türkiye’nin çıkarlarını koruduğu sürece hükümeti dış politika konularında her zaman destekleyeceğimizi huzurunuzda bir kez daha söylüyoruz.

SORU:  Tekrar teşekkürler Sayın Öymen.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.