Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TRT2, Avrupa Treni Programı
TRT-2 “AVRUPA TRENİ” NURDAN BERNARD
29 NİSAN 2003/21.15
Soru: Efendim sizlere göre Türkiye–AB Karma Parlamento Komisyonu(KPK) ilişkileri yılda sadece iki toplantıyla yetinilebilecek bir süreçte mi yoksa daha başka neler yapılabilir. Sizden başlayalım Sayın Öymen.
Sn.Öymen: Teşekkür ederim. Bu ilişkiler kuşkusuz yeterli değil. Bunu KPK içinde de görüştük. Bence hem bu karar toplantılarının sayısını arttırmak lazım hem de onun dışında özel toplantılar yapmak lazım. Türkiye ile Avrupa Parlamentosu arasındaki girişimlerin mutlaka daha yoğunlaştırılması gerekiyor. Onların bize söyleyecekleri var bizim onlara söyleyeceklerimiz var. Bu temasların arttırılması suretiyle daha iyi bir anlayış ortamının meydana gelmesine yardımcı olunabilir diye düşünüyorum.
Soru: Şimdi deneyimli sizce Avrupa Parlamentosunda ülkelere göre veya siyasi gruplara göre Türkiye’ye bakış açısı nasıl diye bir genelleme yapabilir miyiz?
Sn. Öymen: Şimdi işin doğrusunu söylemek gerekirse Avrupa Parlamentosu’nun(AP) yaklaşımını AP’na üye ülkelerin yaklaşımından tamamen bağımsız olarak düşünmek çok zor. Bunlar kendi ülkelerindeki siyasi havanın, siyasi cereyanların etki altında hareket ediyorlar. Şimdi işin gereçeği şu ki AB’ye üye ülkeler arasında hala Türkiye’nin bir an önce üye olmasının Avrupa’nın lehine olacağı inancı henüz yerleşmiş değil. O bakımdan bu sıkıntı AP’de de hissediliyor. Dikkat edecek olursanız başından beri , uzun yıllardan beri biz bunları inceledik, 20 yıldır aşağı yuakrı AP’de Türkiye ile ilgili kararları inceledik. Bu kararlar içinde Türkiye’ye sıcak gelebilecek bir cümle bulmanız için çok zorlanmanız lazım. Yani öyle bir tablo çıkıyor ki AP’nın Türkiye ile ilgili kararlarında; tüm bu dönem içinde işbaşına gelen bütün hükümetler zamanında daima her konuda yanlış iş yapmıştır yani bir konuda da Türkler haklıdır, Türkler doğru iş yapmıştır diye bir ifadeye rastlayamazsınız. AP’nun Türkiye’ye karşı yaklaşımı ile diğer aday ülkelere karşı yaklaşımı arasında dağlar kadar fark var. Benim kanaatimce bu AB’ne üye ülkeler içinde siyasi irade eksikliğinden kaynaklanıyor. Her defasında sorunu Türkiye’nin bir kusuruna, Türkiye’ nin bir eksikliğine bağlıyorlar, bu bence dürüst bir yaklaşım değildir. Yani her ülkenin eksikliği var , Türkiyenin de eksiklikleri var, başka ülkelerin de eksiklikleri var , AB üyesi ülkelerin de eksiklikleri var, bu doğrudur. Ama bir ülkeyi sürekli olarak hedef haline getirmek, hep eleştiri konusu yapmak, ne yapsa tatmin olmamak, her attığı adımı yetersiz bulmak, bu bir siyasi irade eksikliğini yansıyıyor. Şimdi AP’nun kararlarına bakarak ileride bir tarih için Türkiye’yi değerlendirmek istese Türkiye’nin dünyanin en kötü ülkelerinden biri olduğu sonucuna varır. İçinde bir tek sıcak cümle yok, bir tek sıcak mesaj yok. Bir konuda Türkler haklıdır başka ülkeler haksızdır Türkiye ile ilişkilerinde, ihtilaflarında anlamına gelecek bir cümle bulamazsınız. Yunanistan ile ilişkilerde biz haksısız, Kıbrıs’da biz haksısız, Kürt meselesinde biz haksısız, Ermeni meselesinde biz haksısız, aklınıza gelebilecek kaç tane konumuz varsa hepsiyle Türkler bütün hükümetler zamanında yanlış iş yapmışlardır. Şimdi bu akla aykırı. Ama bu nereden kaynaklanıyor. Bu çok uzun yıllar AB ülkelerine maalesef hiç değilse bir bölümüne yerleşen Türkiye ile ilgili olumsuz değer yargılarından kaynaklanıyor. Bir kısmı tarihten gel,yor, bir kısmı güncel olaylardan geliyor, bir kısmı Türkiye’yi rakip gördüğü için geliyor. Bir kısmı Türkiye’yi dini ve kültürel nedenlerle Avrupa’dan uzak tutmak istediği için geliyor. Bir kısmı türklerin serbest dolaşımından çekindiği için geliyor. Ama bütün bunların yansımalarını biz AP’de görüyoruz. Şu anda mesela evvelce daha çok Yeşiller, Sosyal Demokratlar Türkiye’yi eleştirirlerdi. Türkiye’nin üyelik ufku açıldıkça Türkiye gerçekten aday olma ihtimali ortaya çıktığı andan itibaren Türkiye2nin görüyoruz ki tepkiler daha çok bu sefer Hristiyan Demokratlardan geliyor. Çünkü Hristiyan Demokratlar Türkiye’yi tam üye olarak görmekte zorlanıyorlar. Bazı üye ülkelerin Hristiyan Demokrat Partileri mesela Almanya’daki CDU-CSU türkiye ne yaparsa yapsın, hangi reformu yaparsa yapsın, Kıbrıs meselesi halledilsin edilmesin ne olursa olsun Türkiye’nin üyeliğine açıkça karşı olduğunu defalarca açıkladı. Şimdi sizin karşımızdaki insanlar böyle insanlar. Biz her zaman Avrupalı dostlarımıza dertlerimizi anlatamıyoruz. Ah bir bilseler Türkiye’nin gerçeklerini başka türlü düşünürler diye kendimizi avutuyoruz. Gerçek başka türlü. Türkiye AB ilişkilerinde Türkiye’den kaynaklanan sorunlar bunu kabul ediyoruz, bunu çözmek için için de iktidar muhalefet elbirliğiyle çalışıyoruz ama bir de Türkiye’den kaynaklanmayan AB’den kaynaklanan sorunlar var ki AP da bu sorunların bir yansıması oluyor birçok açıdan. Yani AB’nin içinde Türkiye’nin bir an önce üyeliği için bir siyasi irade oluştuğu oranda AP nun da havası değişecektir ben buna inanıyorum. Bugünkü koşullarda objektif bir resmini tablonun çektiğiniz zaman görüyorsunuz ki AP maalesef uzun yıllardan beri Türkiye aleyhindeki bu olumsuz cereyanların etkisi altında kalmış . Şimdi bizim gibi AB’ye bir an önce üye olmak isteyen bir siyasi partinin CHP’nin bu konulara bakışında şunu göstermek istiyorum. Biz mutlaka Türkiye’nin üzerine düşen bütün görevleri en kısa zamanda yapması gerektiğine inanıyoruz. Ama bununla yetinmiyoruz ve diyoruz ki AB ülkelerini ikna etmemiz lazım, bunlarala daha sık temas etmemiz lazım. Siyasi düzeyde konuşmak lazım. En önemlisi Türkiye’ye yapılan haksızlıklara, çifte standardlara karşı mücadele edecek gücü, iradeyi knedimizde bulmamız lazım. İşte bizim maalesef son yıllarda en önemli eksikliğimiz cesareti, gücü, siyasi düzeyde kendimizde bulamamızdır. Bütün sıkıntılarımızın özünde bence bu yatıyor.
Soru: Evet oldukça eleştirel bir bakış açınız var AP’na
Sn. Öymen: Evet, gerçekçi olmak zorundayız
Soru: Ama AP da Avrupa kamu oylarını temsil ediyor. Onun için de AP’nu Türkiye’nin bir şekilde etkilemesi, şaşırtması, reformlarıyla belki bakış açısını değiştirmesinde yardımcı olması lazım.
Sn. Öymen: Evet ama yetmez diyorum. Yani Avrupa kamuoylarının bunları etkilediği doğru. Avrupa kamuoylarını kim etkiliyor. Eğer Avrupa’nın en büyük siyasi partilerinden bazıları sürekli olarak Türkiye’nin üyeliği karşıtı bir politikayı kendi halklarına anlatıyorlarsa, biz Avrupa halklarının Türkiye’nin üyeliğine daha sıcak bakmalarını nasıl sağlayabiliriz? Biz sadece ödevini zamanında yapamamış bir öğrenci gibi takdim ediliyoruz. Gerçek böyle değil, gerçek bu değil.
Soru: Siz ödevini zamanında yaptığını düşünüyor musunuz Türkiye’nin?
Öymen: Türkiye’nin yaptıklarını aslında hiç azımsamamak lazım. Diğer ülkelerle kıyasladığınız zaman Kopenhag kriterlerine uygunluk açısından bunu ben çok açıkça tartışabilirim her isteyenle. Adaylığı kabul edilen, üyeliği kabul edilen şimdi üyelik anlaşması imzalayan bazı aday ülkelerin demokratik performansı Türkiye’nin gerisindedir. Bile bile Türkiye’yi geride bırakmışlardır. Biz bir aşama kaydettiğimiz zaman, bir yasa çıkardığımız aman bize daima demişlerdir ki bir de uygulamayı görelim. Halbuki başka ülkeler daha temel demokratik yasaları çıkartmadan onlarla üyelik masasına oturmuşlardır. Mesela Baltık ülkeleri. Yerel dili konuşmayan, azınlıklara demokratik haklarını kısıtlayan ülkeleri resmen Kopenhag kriterlerine aykırı olmasına rağmen masaya oturtmuşlardır. Siz bu eksikliğiniz ilerde giderirsiniz demişlerdir.
Soru: Efendim o söz konus olan ülkelerein nüfusları bizim bir kentimizin nüfusu. Sorunu kendi içlerine aldıkları zaman çözmeleri çok daha kolay.
Sn. Öymen: Tamam da bir ülkenin nüfusunun az olması demokratik standardları yerine getirmelerine bir engel değil. Onlara eğer aynı koşulları uygulayacaksanız Helsinki zirvesinde aldıkları kararda ne diyorlardı. Bütün aday ülkelere aynı koşulları uygulayacağız değil mi? Niye onlara uygulamıyorsunuz da onlara uyguluyorsunuz? Niçin Kıbrıslı Rumlara demiyorsunuz da Kıbrıs meselesi çözülmeden sizi alamayız. Onları alıyorsunuz ama bize gelince Kıbrıs meselesini bir engel gibi gösteriyorsunuz. İşte bunlar Avrupa’nın çifte standardlarıdr. Burda biizm kusurumuz va mı? Var, nedir kusurumuz? Bu haksızlıklara bu çifte standardlara yeterince tepki gösterememek, direnememek. Hep böyle tepki gösterirsek bize daha kötü muamele yaparlar, çok şey kaybederiz inancıyla biz sessiz, suçluluk kompleksi içinde bütün bize yapılan haksızlıkları sineye çekmeye hazır bir ülke görünümü sergiledik. Bu kadar gecikmemizin altında belki de biraz bu yatıyor. Başka devletler böyle yapmadılar. Onları engellemek isteyen güçler de oldu. İngiltereyi, İspanya’yı engellemek isteyen oldu. Bu ülkeler çok cesaretli bir biçimde mücadele ettiler. Hiçbirisi bizim gibi boynunu bükerek AB’ye girmeye çalışmadı.
Soru: Evet Onur Bey biraz bekleyin göreceksiniz bu rapor böyle çıkmaz diyor Lagendjik Siz de rapor hakkında düşüncemiz var diyordunuz.
Sn.Öymen: Evet bizim Bayram Meral Milletvekilimiz geçen gün Meclis’de söyledi. Bir halk sözü varmış `Bekle de Bayburt’a yaz gelsin’ diye. Biz de bekleye bekleye inşallah AB’nin üyesi olacağız. Şimdi burada sorulması gereken sorular var. Biz maalesef bazı soruları kendi kendimize sormuyoruz. Şimdi Oostlander bir Hristiyan Demokrattır. Oostlander Türkiye ile ilgili bir rapor hazırlamakla görevlendirilmiş. Şimdi deniliyor ki bunun görüşleri AP’ni bağlamaz. Hatta kendi mensubu bulunduğu Hristiyan Demokrat Partisi ‘nin , Hristiyan Demokrat Grubun da görüşlerini yansıtmıyor. O zaman niçin bu zatı seçtiniz. Niçin bunu raportör yaptınız. Daha uygun bir insan bulamadınız mı? Türkiye konusunda daha objektif daha yapıcı, tarafsız bir rapor yazacak hiçbir kimse mi yoktu AP’de, niye bunu buldunuz? Efendim deniliyor ki işte maalesef Türkiye’nin gerçeklerini yeterince görememiştir, anlayamamıştır onun için böyle yazmıştır falan. Şimdi benimle görüşmek istedi kendisi buraya geldi. Ben de onu yemeğe davet ettim. Uzun uzun Türkiye’nin tüm sorunlarını konuştuk, bütün yaptıklarını anlattık, tüm olumlu aşamalarına değindik ve hepsini not aldılar yanında bir de sekreteri vardı bütün anlattıklarımızı not aldı, bir tek cümle yazmamış bu anlattıklarımızdan bir tek cümle yazmamış. Kemalizm ile ilgili kendisi de bazı düşüncelerini söyledi ve bu Kemalizm ile ilgili bir eleştirisini de hiç bana söylemedi, hiç böyle bir şeyden bahsetmedi. Fakat öyle anlaşılıyor ki bizden sonra Türkiye’nin her zaman olduğu gibi her konuda haksız olduğunu söyleyen bazı çevrelerle temas etmiş, onlar ne dediyse raporuna onu koymuş. Şimdi ne olacak AP’da Haziran ayında görüşülürken birkaç önerge verilecek, birkaç cümlesi değiştirilecek, birkaç cümlesi çıkarılacak, bize diyecekler ki bakın bu raporu nasıl olumlu hale getirdik. Şimdi bu oyunlara gelmemek lazım.
Soru: Efendim birkaç değil yalnız şu ana kadar 289 önerge verildi.
Sn.Öymen: Her zaman olmuştur. Daha önceki raporlar hakkında biz kaç önerge verildiğini biliyoruz. Bunların kaçının kabul edildiğini biliyoruz. Fakat çıkan raporların hiçbiri Türkiye açısından şimdiye kadar bizim objektif, tarafsız, yapıcı diyebileceğimiz raporlar değildir. Bunu itiraf edelim. Yani aksini iddia eden birisi varsa ve bana bir tek cümle gösterirse bu belli başlı konularda Türkiye haklıdır, doğru iş yapmıştır diyen bir cümlesini bulursa ben çok mutlu olacağım. Şimdi Türkiye’ye karşı bu olumsuz havayla nasıl mücadele edilir? Yani kendimizi demin dediğimiz gibi hep böyle görevini, ödevini başaramamış bir öğrenci gibi göstermek, bir aşağılık kompleksi içinde davranmak doğru değil hatta ben çok değerli arkadaşımdan biraz ayrılacağım. Biz tanıtma işini beceremiyoruz da onun için bu hale geliyoruz demek doğru değil, şunun için doğru değil. Fransızların bir sözü var. Derler ki Fransızlar “en sağır insan bir şeyi duymak istemeyen insandır” derler. Şimdi tanıtma konusunda şu soruyu soralım kendimize acaba Türkiye’den çok tanıtma faaliyeti yapan bir tek ülke var mı? Bizim kaç tane tanıtma şirketimiz var. Avrupa’nın her yerinde en önemli şirketleri biz kiraladık ve söylenebilecek her şeyi her kanalda söyledik. Yapmadığımız toplantı kalmadı, her şeyi yaptık. Yani bu hükümet yaptı da bundan önceki hükümet yapmadı
ben bu tartışmaya girmek istemiyorum. Bu meseleyi biz iç politika çekişmesi haline getirmek istemiyoruz. Bütün hükümetler elinden gelen gayreti göstermiştir. Eksiğimiz nedir? Eksiğimiz üst düzeyde siyasi temas. Bu noktada kendimizi eleştireceksek bu doğru. Biz 5-6 seneden beri Başbakan düzeyinde bu ülkeleri hiç ziyaret etmedik. Yani belli başlı ülkeleri Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkeleri onlardan da Türkiye’ye tek bir ziyaret olmamış. Size bir örnek vereyim yani bakın bu Türkiye’ye bakışın bir işaretidir. Siz biliyor musunuz Avrupa Komisyonu Başkanı en son olarak Türkiye’ye ne zaman resmi ziyarette bulunmuş bir fikriniz var mı? 1963 yılında yani 40 yıldan beri Türkiye’ye Avrupa Komisyonu Başkanı gelmiyor. Bu bir mesaj değil midir? Türkiye’yi çok merak ediyorsanız, Türkiye’nin gerçeklerini öğrenmek istiyorsanız, her tarafa gitmişsiniz, Güney Kıbrıs Rum Kesimine de gitmişsiniz. Buraya gelmez mi insan? Efendim gelecektik de bir mahsur çıktı da mani çıktı da bunların hepsi bahane. Bakın şunu unutmayalım geçenlerde televizyonlarda yayınlandı banttan, gazetelerde de metni çıktı. Danimarka Başbakanı ile Dışişleri Bakanının görüşmesi bu konuda. Bu çok anlamlıdır. Birkaç gün sonra da unutuldu bu. Biz çok çabuk unutuyoruz. Şimdi orada diyor ki Dışişleri Bakanı bunlar diyor Türkiye’yi üye yapmak istemiyorlar bahane arıyorlar diyor. Geciktirmek istiyorlar, unutturmak istiyorlar, bahane arıyorlar diyor. Alman Dışişleri Bakanıyla yaptığı görüşmeye atfen söylüyor bunu. Onsan sonra yalanlandı falan. Ben Danimarka’da Büyükelçi olarak görev yaptım. Danimarkalıları biraz tanırım. Bu Dışişleri Bakanını şahsen tanırım. Bunlar yalan söyleyecek insan değildir. Yani hakikaten Avrupa’da bazı çevreler şu veya bu nedenle Türkiye’nin üyeliğini en azından geciktirmek istiyorlar. Yani hal böyle iken biz kalkıp da yeterince kendimizi tanıtamadık. İşte efendim Türkiye’nin gerçeklerini bir bilseler başka türlü hareket ederler, başka partiler yapmadı bizim partimiz yaptı. Bunların hiçbiri ikna edici değil. Şimdi bunların tabiriyle “boğayı boynuzlarından tutmak lazım”. Yani gerçeği gidip konuşmak lazım Başbakan düzeyinde. Şimdi ben size bir kişisel anımı anlatayım. Bunları niçin söylüyorum. Yani bunları böyle sadece hayali düşünceler, izlenimler gibi almayın. Ben şimdi Dışişleri Müsteşarıyken Alman Dışişleri Devlet Sekreteri beni davet etti Türkiye’nin üyeliği konusunda, Türkiye –AB ilişkileri konusunda daha doğrusu bir görüşme yapalım dedi. Ne istiyorsunuz siz dedi, nedir beklentiniz? Biz dedim AB’ye tam üye olmak istiyoruz. Gümrük Birliğini yaptık. Ama bu bir ara duraktır, Türkiye’nin hedefi bir an önce AB’ye tam üye olmaktır. Bunun bedeli ne dedim, bizden ne istiyorsunuz? Açıkça söyleyin bize yani serbest dolaşım için geçiş süreleri mi istiyorsunuz? Tarımsal ürünler için özel birtakım tertipler mi istiyorsunuz İspanya’ya yaptığınız gibi. Nedir bizden beklediğiniz sizin söyleyin. Biz de onu elimizden geldiği kadar yapmaya çalışalım. Yasa değişikliyse yasa değişikliği falan. Bak dedi ben sana açık söyleyeceğim dedi. “ Bizim Başbakanımız (o zaman Helmut Kohl) AB üyeliğini Türkiye’nin duymak bile istemiyor. Biz Türkiye’nin AB üyeliğini teklif bile edemeyiz Başbakan’a” dedi. İşte Türkiye ile AB ilişkileri nasıl gelişir, hangi alanlarda aşama kaydedebilir ancak bunlardan konuşabiliriz. İlerde şartlar değişir konuşabiliriz ama bugün biz teklif bile edemeyiz ” dedi. Şimdi bahsettiği zat Almanya’da 16 yıl Başbakanlık yapmış biri kesintisiz. Şimdi böyle bir Avrupa’nın en önemli ülkesinin Başbakanı kesinlikle Türkiye’nin üyeliğine karşı ise burada ciddi bir sorun var demektir. O zaman yapacağınız şey sizin Başbakan’ınızın gidip yüzyüze bu meseleyi çözmesidir. Sizin derdiniz ne? Yani siz Türkiye’yi niçin istemiyorsunuz. Bu mücadeleyi veremedik. Bu tartışmayı yapamadık. Bizim en büyük eksikliğimiz eğer öz eleştiri yapacaksak budur. Bir tek Almanya olsa kolay. Aynı şey başka ülkelerde de var. Gidin Luxemburg’a gidin Avusturya’ya. Bugün Avusturyalılar ne diyor. Efendim Türkiye’yi tam üye yapmayalım da sizin için özel bir rejim.
Soru: Bunlar çok söylendi ama bizim resmi sonuçlara bakmamız lazım.
Öymen: Ama şimdi benim söylediğim insan resmi insan Başbakan.
Soru: Tamam ama kapalı kapılar ardında tabii ki bu görüşmelerin de yapılması lazım. Resmi ziyaretlerin, görüşmelerin yapılması lazım. Fakat bizi bağlayan kapalı kapılar ardında söylenenler değil resmi olarak zirvelerde söylenenler. Onlara da baktığımız zaman bizim bu yolda çalışmaya devam etmemiz lazım.
Öymen: Zaten çalışmaya devam ederiz ama çalışmaya devam ederken kendimizi aldatırsak yani şimdiye kadar çektiğimiz bütün sıkıntılar bütün gecikmeler hep bizim yüzümüzden oldu dersek çok yanlış bir iş yapmış oluruz. Halkımızı aldatırız ve bizim halkımızı aldatmaya hakkımız yok. Zirve diyorsunuz. 1997 Luxemburg zirvesi.
Soru: Geçti onu Helsinki’de onu telafi ettiler.
Öymen: Geçti ama yaralayarak geçti. Bütün hepsinin adaylığını kabul ettiler Türkiye hariç. 13 kişilik yarışta sizi 13. bıraktılar devre dışı. Helsinki’de ne yaptılar? Türkiye’ye aday ülke sıfatı verdiler. Ama unuttuğunuz gerçek şu: Diğer bütün adaylarla görüşme kararı aldılar Türkiye hariç. 13 kişilik yarışta gene bizi 13. bıraktılar üstelik farklı bir kategoriye soktular. Yani şimdi biz kendimize yapılan haksızlıklara tepki göstermeyeceksek politikacı olarak bizim işimiz ne? O zaman kendi halkımıza karşı görevimizi yapmamış oluruz, halkı aldatmış oluruz. Türkiye’de bir sürü insan köşe yazarları olsun, bazı akademisyenler olsun, belki bazı politikacılar hep şunu söylüyorlar. Efendim işte biz üzerimize düşeni yapsak bütün kapılar açılacak. Bu halkı aldatmaktır. Türkiye üye olacaktır amam nasıl olacaktır? Hakkını arayarak olacaktır. Üstüne düşeni bir taraftan yaparken bir taraftan kendisine yapılan haksızlıklarla mücadele etme cesaretini bulduğu zaman üye olacaktır. Yoksa böyle boynunu eğerek, teslimiyetçi yaklaşımla hiçbir yere varamazsınız. Ne üye olabilirsiniz ne daha da bugüne nazaran daha da yakınlaştırabilirsiniz. Ben Avrupalıları tanırım benim bütün meslek hayatım Avrupa’da geçti. Avrupalılar ancak kendi hakkını cesaretle savunanlara saygı gösterirler. Öyle diz çökenlere, boyun bükenlere, her söylenenleri sineye çekenlere, bütün böyle incitici lafları benimseyenlere hiçbir saygı göstermezler. Biz böyle kendimizi şirin göstermeye çalışa çalışa bu hale geldik. Bugün ulaştığımız sonuç bence bu olumsuz yaklaşımların sonucudur. Benim kişisel değerlendirmem,kişisel izlenimim budur ve bütün bunları ben AB’’ye karşı bir insan olarak değil herkesten çok Türkiye’nin AB’ne üye olmasını isteyen biri olarak söylüyorum. Çünkü biliyorum ki Türkiye’nin geleceği AB’de dir. Biz bu aileye mutlaka gireceğiz ama kapıda bırakılan bir böyle ebedi nişanlı olarak giremeyiz. Onun için AB’ne girmek için sadece böyle efendim biz ödevimizi yapalım nasıl olsa hakkımızı verirler. Bu son derece yanlıştır ve halkı aldatmaktır. Ve bizim halkımızı aldatmaya hiç hakkımız yok.
Soru: Efendim siz ödevimizi yaptığımızı, biraz da onlardan anlayış beklediğimizi
Öymen: Gereğini yapmadığımız ödevler de var, eksiklerimiz de var ve bunları yapmaya hazırız. İktidarın getirip de Meclis’e bizim destek vermediğimiz- muhalefet olarak- bir tek öneri oldu mu AB ile, uyum paketi ile ilgili? Bu konuda iktidarla aramızda hiçbir görüş farkı yok. Onlar ne kadar hızlı çalışırsa biz o kadar destekleriz. Ama benim anlatmak istediğim madalyonun öbür tarafı. Biz hep ayın bir yüzünü gören insanlar gibiyiz. Ayın arkasındakini bilmiyoruz ve tartışmıyoruz. Halbuki sıkıntı ayın öbür tarafında. AB’den kaynaklanan sıkıntılar var. Bunları biz gündeme getirmezsek, tartışmazsak aramızda, halka bunları anlatmazsak o zaman görevimizin yarısını yapmış oluruz.
Soru: Evet, fakat AB uygulamaya da bakalım diyor. Uygulamayla ilgili olarak örneğin geçen hafta Leyla Zana’nın yeniden yargılanması söz konusuydu. Şimdi Lagendjik’in bu konudaki sözlerini izleyelim.
Öymen: Herkesin yargıya saygı göstermesi lazım. Unutmayalım ki aynı gerekçeyle terörü destekleme gerekçesiyle İspanya’da bir siyasi parti kapatıldı-Enjibata Sona. Acaba AP’nun buna bir tepkisi oldu mu? Uygulama konusunda da bir cümle söyleyeyim. Şimdi uygulama deyince bizim anlayışımız belki bir parça farklı iktidar partisinden. Biz sadece AB’nin bizden istediği konulardaki uygulamayı kastetmiyoruz. Biz istiyoruz ki Türkiye her konuda AB’nin normlarına uysun. Sözgelimi şimdi bazı Sayın Bakanlarımız Meclis’de duyuyoruz. Tabii ki diyorlar her gelen iktidar kendi kadrosunu getirir. Kadrolaşmayı mazur gösteriyorlar. AB’de var mı böyle bir uygulama. Bir AB ülkesi var mı ki seçimle beraber bütün kadroları değiştirsin. O bakımdan biz sadece AB’nin bizden istediği konularda değil her konuda Avrupa anlayışını benimsersek çok isabetli davranmış oluruz diye düşünüyorum.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.