TBMM Genel Kurulu, Vakıflar Yasası Hakkında

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN TBMM GENEL KURULUNDA VAKIFLAR YASASI HAKKINDA YAPTIĞI KONUŞMA – 14 ŞUBAT 2008

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;

Vakıflar Yasası’nın 41’inci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek için söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Hükûmetin, Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından dokuz maddesi, çok haklı gerekçelerle, Meclise tekrar görüşülmek üzere gönderilen metinde ısrarcı olacağı anlaşılmaktadır.

Benden önce söz alan arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, Atatürk döneminde düzene sokulan vakıflar sistemimizde köklü bir sapma yapılmaktadır. Türk mahkemelerinin yıllardan beri vakıflar konusunda yaptıkları düzenlemeler, aldıkları kararlar, içtihatlar geçersiz olacaktır. Öyle anlaşılıyor ki Avrupa Birliği’nin ilerleme raporlarında bu konuda Türkiye’ye dayatılmak istenen hususlar Hükûmetçe kabul edilmiştir ve burada, Lozan’a aykırı biçimde bir düzenleme önümüze getirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum: Burada yapılan konuşmalarda söz alan hatiplerin hemen hepsi Lozan Anlaşması’ndan bahsetti. Buyurunuz, önünüzdeki metne bakınız, içinde bir kelimeyle Lozan geçiyor mu, bir kelimeyle geçiyor mu? Arkadaşlarımın dile getirdikleri Yunan yasasının hemen başında “Lozan’a uygun hareket edeceğiz.” diyor. Siz niye demiyorsunuz? Sizin metninizde niçin Lozan’a atıf yok? Çok merak ediyorum.

Sayın Cumhurbaşkanının Meclise gönderdiği yazıda, defalarca, çok haklı olarak Lozan’a vurgu yapılıyor. Adalet Komisyonumuz buna cevap veriyor. Verdiği cevabı dikkatle okudum: “Cumhurbaşkanı Lozan konusunda şunları şunları söylüyor, bizim cevabımız şudur.” diyor. Cevabın içinde, cımbızla ayıklamışlar, bir tek kelimeyle Lozan geçmiyor. Adalet Komisyonunun raporunda, bir kelimeyle Lozan yok, sadece karşı oylarda, muhalefetin yazdığı karşı oylarda Lozan’a atıf var. Lozan sizi niçin bu kadar rahatsız ediyor Sayın Bakan? Niçin bu kadar rahatsız oluyorsunuz Lozan’dan? Lozan bu devletin bel kemiğidir. Lozan bu memleketin bel kemiğidir.

Şimdi, Sayın Bakan sözünü etti. Efendim, soru sordular: “Azınlıklar tali komisyonunda Lozan’daki mütekabiliyeti kaldırmayı kararlaştırdınız mı?” “Efendim, biz kararlaştırmadık, hâlâ ısrar ediyorlar.” diyor. Sayın Bakan, dikkatinizi çekerim, Hükûmet tarafından Meclise sunulan Vakıflar Yasası’nda, mütekabiliyetten hiçbir şekilde bahsedilmiyor, mütekabiliyeti biz sokturduk, Adalet Komisyonunda, mütekabiliyeti muhalefet partisi sokturdu. O da şunu lütfen kabul ettiniz, mütekabiliyet saklı kalmak kaydıyla. Şimdi, Sayın Bakan çıkıyor burada, mütekabiliyete sahip çıkıyor. Tebrik ederiz, kutluyoruz ama korkarım ki Sayın Başbakanla biraz aranız açılacak. Adalet ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarımızın da zor durumda kalacaklarını düşünüyoruz. Çünkü, bakın, iki gün önce, Sayın Başbakan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda ne diyor? Bu yasadan bahsediyor. “Bir vakfa ait meseleyi, mütekabiliyet arama anlayışını doğru bulmuyorum.”

Siz, şimdi, doğru buluyor musunuz bulmuyor musunuz? Sayın Başbakan doğru bulmuyormuş. Peki, ne diyor: “Türkiye, birtakım çevrelerin korkularına ve vehimlerine göre ritmini ayarlayamaz.” Başbakan söylüyor. Bir de şunu söylüyor: “Biz bu noktada tarihte nasıl örnek olmuşsak, aynen ecdadımızın torunları olarak yine biz örnek olmaya devam etmeliyiz.”

Değerli arkadaşlar, bu ne demektir? Yani, biz, Lozan’da korkularla, vehimlerle mi hareket ettik, onu mu kastediyorsunuz? Biz vehim içinde olduğumuz için mi Lozan’a sahip çıkıyoruz? Lozan bu memleketin bel kemiğidir ve Anayasa Mahkemesinin kararı var “Anayasa değerindedir Lozan.” diyor. Bunu hepimiz bilelim.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Lozan’ı ortadan kaldıramazsınız. Buna dikkatinizi çekmek istiyorum. Üstelik, ecdadımız gibi hareket edecekmiş Başbakan. Hangi ecdadımız olduğunu da tasvir etse daha iyi olurdu. Acaba kapitülasyonları veren ecdadımız gibi mi hareket edecek, yoksa Osmanlının son dönemindeki Osmanlı İmparatorluğunu teslim eden ecdadımız gibi mi?

Değerli arkadaşlar, bizim ecdadımız, Lozan’ı yapan, en büyük ecdadımız Lozan’ı yapan, Kurtuluş Savaşı’nı yapan ve cumhuriyeti kuran Atatürk ve arkadaşlarıdır. Biz onların takipçisiyiz. Bizim ecdadımız onlardır. Çünkü siz söylüyorsunuz, Sayın Başbakan söylüyor “Mütekabiliyete karşıyım.” diyor.

Bizim de tarihimize büyük saygımız var ama şurada konuştuğumuz konuda bize bu günleri yaratan, bize bugünleri yaşatan ecdadımız Lozan’ı yapanlardır, cumhuriyeti kuranlardır. Bunu herkes böyle bilsin. Mütekabiliyetten vazgeçecekmiş Başbakan. Hangi hakla vazgeçiyorsunuz, hangi hakla? Lozan Anlaşması yüce Mecliste onaylanmış bir anlaşmadır. Siz bu Meclisin onayladığı bir anlaşmayı inkâr mı edeceksiniz? Lozan’dan mütekabiliyeti çıkarın, geriye Sevr Anlaşması’nın 151’inci maddesi kalır. Sevr Anlaşması’nın 151’inci maddesi ne diyor? “Azınlıklar konusunda büyük devletler söyleyecektir, Osmanlı İmparatorluğu aynen uygulayacaktır.” diyor.
Karşılık var mı? Mütekabiliyet var mı? Yok. Mütekabiliyet nerede var? Lozan’da var ve siz diyorsunuz ki –Sayın Başbakanın kendi sözlerini size okudum- “Mütekabiliyetten vazgeçeceğiz.”

Sayın Bakan diyor ki: “Mütekabiliyete sahip çıkacağız.” Biz nasıl inanalım sizin ciddiyetinize? Böyle bir iktidar olur mu? Böyle bir hükûmet olur mu? Böyle bir devlet anlayışı olur mu? Dikkatinizi çekiyorum bütün bunlara.

Değerli arkadaşlarım, bunun bir başka boyutu daha var. O da şudur: Yabancılara vakıf kurduracaksınız. Yabancılara vakıf kurdurduğunuz zaman… Sayın Bakan diyor ki: “Yabancı vakıflarla yabancılar arasında fark var.” Diyelim ki yabancı şahıslara vakıf kurdurdunuz. “Mütekabiliyetten vazgeçeceğiz.” diyor Başbakan. Bu ne demektir? Yani, bu, Türkiye’de vakıf kuran yabancının ülkesinde eğer yabancıların -yani diyelim ki mesela Türklerin- gayrimenkul edinmeleri mümkün değilse, siz orada mülk edinemeyeceksiniz. Ama tam mütekabiliyet uygulamazsanız, o yabancı gelecek, Türkiye’de mülk edinecek. Bunu mu istiyorsunuz? Bunu biz yabancılara Toprak Yasası’nda burada ne kadar uzun tartıştık. Ne demektir mütekabiliyet istemiyorum? Birisi çıkıp burada izah edecek. Yani böyle ulu orta konuşarak devlet idare edilmez. Neyi kastediyorsanız çıkacaksınız, burada konuşacaksınız, anlatacaksınız. “Efendim, bizim çoğunluğumuz var, her istediğimizi yaparız.” Buyurun, yapın bedelini ödemek kaydıyla. Siyasette her şey serbesttir bedelini ödemek kaydıyla ve bunun çok ağır bedelini ödersiniz.

Bu devletin temel taşı olan bir antlaşmayı Başbakanın bir sözüyle ortadan kaldıramazsınız. Buna hakkınız yok ve bunu çok büyük bir ihanet sayarız. Tarihimize, cumhuriyetimize büyük ihanet sayarız Lozan’dan uzaklaşırsanız eğer.

Değerli arkadaşlarım, şu anda Batı Trakya’daki soydaşlarımız, onların Türkiye’deki akrabaları bu Meclisi çok yakında izliyorlar. Ben orada görev yaptım. Batı Trakya’da görev yaptım ve orada ne zaman başlarına bir sıkıntı gelse gözleri Ankara’dadır. “Ankara bizi koruyacak. Ankara bizi kurtaracak. Ankara bizim haklarımızı müdafaa edecek.” derler. Şimdi siz “Mütekabiliyeti kaldıracağız.” dediğiniz anda elinizde hiçbir güç kalmaz, hiçbir silah kalmaz. Hiçbir şekilde, mütekabiliyet yoksa hakkınızı aramanın kuvvet kullanmaktan başka hiçbir yolu kalmaz uluslararası ilişkilerde.

Uluslararası ilişkilerin altın anahtarı mütekabiliyettir. “Ecdadımız gibi yapacağız, mütekabiliyeti uygulamayacağız.” İşte, ecdadınızın sonra Türkiye’yi getirdiği yere götürürsünüz. Bu altın kuralıdır, diplomaside mütekabiliyet yoksa hiçbir şey yapamazsınız.
Onun için ben tavsiye ediyorum Sayın Başbakanın sözlerini cama yazan arkadaşlar biraz yakın tarihimizi okusunlar, biraz cumhuriyet tarihini okusunlar. Sayın Başbakanı yanıltmasınlar. Bakın, Sayın Bakan doğrusunu söylüyor ama Başbakan tersini söylüyor. Hangisi sizin politikanız? Yani, gerçekten son derece üzüntü vericidir.

Şimdi, bir şeye daha dikkatinizi çekiyorum. Avrupa Parlamentosunda bu konuda alınan kararları okuyunuz. Avrupa Komisyonunun bu konuda aldığı kararları okuyunuz. Hep Türkiye’den vakıflar konusunda talepler var, fakat bizim talep ettiğimiz Batı Trakya Türklerinin hakları konusunda bir tek kelime bulamazsınız. Bir kelime yok! Bu kadar haksızlık olur mu? Bir ülkeye bu kadar haksızlık yapılır mı? Kim koruyacak? Biz koruyacağız.

Biz, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarımızla beş yıldan beri bütün kurumlarda, Avrupa Parlamentosunda, başka toplantılarda hep birlikte savunduk deminden beri söylediklerimi. Bunu ilk defa bugün, bu kürsüden söylemiyoruz. Sizinle birlikte savunduk. Lozan’a dayandırdık bütün argümanlarımızı ve siz bu kadar önemli konuda Lozan’ın adını geçirmiyorsunuz bu Yasa’da. Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!

Çok teşekkür ediyorum.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.