TBMM Genel Kurulu, CHP Grubunun Ermeni Konusunda Verdiği Meclis Araştırma Önergesi

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN CHP GRUBUNUN ERMENİ KONUSUNDA VERDİĞİ MECLİS ARAŞTIRMA ÖNERGESİ HAKKINDAKİ TBMM GENEL KURUL KONUŞMASI – 10 NİSAN 2007

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Ermeni konusunda verdiğimiz Meclis araştırma önergesinin desteklenmesi için söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Çok Değerli Milletvekilimiz Sayın Şükrü Elekdağ, bu konuda Türkiye aleyhinde oynanan oyunların, yürütülen senaryoların çok kapsamlı bir tahlilini yaptı. Ben, birkaç cümleyle, Ermeni meselesinin bazı boyutlarına değinmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bütün bu oyunların, bu senaryoların hedefi nedir? Bütün bu oyunların ve senaryoların hedefi, Türkiye’yi, seksen iki yıl önce olduğu iddia edilen bir olaydan hareket ederek, sanık sandalyesine oturtmaktır, Türkiye’yi, devamlı suçlu bir ülke gibi göstermektir, Türkiye aleyhindeki cereyanlara kuvvet kazandırmaktır.
Değerli arkadaşlar, Türkiye bunu hak etmiyor. Şunu sormaz mısınız: 1915’ten bu yana aklınız neredeydi? Eğer, bu kadar haklı olduğunuza inanıyor idiyseniz, o zaman, aklınız neredeydi? Şu anlaşmayı imzalayan siz değil misiniz? Bakınız, bu anlaşma, 2 Aralık 1920 tarihinde imzalanan Gümrü Anlaşması’dır. Gümrü Anlaşması ne diyor? Bir kere, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırı çiziyor. Siz bugün bu sınırı kabul ediyor musunuz? Etmiyorsunuz; bugün, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırı kabul etmiyorsunuz. Devletinizin pek çok resmî belgesinde, bugünkü Ermenistan topraklarından “Doğu Ermenistan” olarak bahsediliyor. Devletinizin resmî sembollerinde bir Türk toprağı olan Ağrı Dağı var ve pek çok demecinizde, beyanınızda amacınızın, Türkiye’deki toprakları da ele geçirmek olduğunu söylüyorsunuz. Bir kere, aramızdaki bu temel anlaşmayı reddediyorsunuz bu davranışlarla. Bununla bitmiyor. Bakınız, bu anlaşmanın bir 10’uncu maddesi var; Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan Gümrü Anlaşması’nın bir 10’uncu maddesi var. “Sevr Anlaşmasını Ermenistan kesinlikle reddeder.” diyor, “Emperyalist ülkelerin oyunudur” diyor “Sevr Anlaşması” ve “Türkiye aleyhine kışkırtma amacıyla yurt dışına gönderilen Ermeni temsil heyetlerinin geri çekilmesini kabul eder.” diyor. Yani, Türkiye aleyhine propaganda yapmayacaklarını, dünyada propaganda yapmayacaklarını taahhüt ediyor, Türkiye’nin bütün haklarına saygılı olduğunu söylüyor. Hatta, daha ileri gidiyor ve “kendi topraklarımızdaki –yani Ermenistan topraklarındaki- Müslüman halkların bütün haklarını, dini haklarını ve diğer haklarını koruyacağız” diyor, taahhütte bulunuyor ve şimdi, bugün söylemesi belki tuhaftır, kimse yanlış anlamasın, böyle bir niyetimiz yok bizim; ama, anlaşmanın 13’üncü maddesini açıyorsunuz, orada belli durumlarda, Türkiye’nin gerektiğinde Ermenistan’da askeri önlem bile alacağını söylüyor; bunu bile kabul etmiş. Ondan sonra da “Ermenistan’ın bütün dünyayla yaptığı anlaşmalarda Türkiye’nin aleyhine olan bütün hükümleri iptal etmeyi kabul eder” diyor. Bu olaylardan beş yıl sonra bunu söylüyorsunuz; şimdi ne diyorsunuz? Bütün bunların tersini söylüyorsunuz. Bırakınız, dünyadaki Türkiye aleyhinde propaganda yapanların geri çekilmesini, tam tersine, onları teşvik ediyorsunuz, destekliyorsunuz, Türkiye aleyhine büsbütün kışkırtıyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, bunları niçin yapıyorlar, biliyor musunuz? Bunları şunun için yapıyorlar: Ermenistan’ın bugün dünyanın gözünden saklamak istediği bazı gerçekler var. Bunun için yapıyorlar. İşte, bizim, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak burada sadece 1915 yılında olan olaylar hakkında kendimizi savunmayı görüşmemiz yeterli değil; bugün, Ermenistan’ı dünyaya mahcup eden ve onu esas sanık sandalyesinde oturmaya mecbur etmesi gereken olayları da tartışmaktır.
Siz, biliyor musunuz ki, değerli arkadaşlarım, 1990’lı yılların başında ne olmuştur: 1990’lı yılların başında Ermenistan, Âzeri topraklarına saldırmıştır. Yukarı Karabağ’da yaşayan çok sayıda Âzeri soydaşımızı katletmiştir. Siz, biliyor musunuz bu saldırıların sonucunda yaklaşık 30 bin Azeri hayatını kaybetmiştir ve Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si Ermenistan tarafından resmen işgal edilmiştir. Yalnız Yukarı Karabağ değil, Yukarı Karabağ civarındaki başka Azeri toprakları resmen Ermenistan tarafından işgal edilmiştir. Siz biliyor musunuz değerli arkadaşlarım, bugün, işte, bu Azeri topraklarında Ermenistan’ın tam 316 tane tankı, 322 tane topu ve 40 bin askeri bulunmaktadır. Bunlar Azeri toprağı. Bahsettiğim topraklar resmen Azeri toprağı. Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü ve bütün ilgili uluslararası kuruluşlar bugün dahi bu toprakları Azeri toprağı olarak kabul ediyor.
Bütün bu meseleleri çözmek için “Minsk süreci” denilen bir sürecin oluşturulması, bir konferansın düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. Ama, bu konferansı, maalesef, Ermenistan sürekli olarak sabote etmektedir, bu konferans bir türlü toplanamıyor. Türkiye’nin çok büyük katkısı olmuştur Minsk sürecine, Türkiye de üyedir, bunları yapmıyorlar, bunlara yanaşmıyorlar.
İşte, söylenecek laflar bunlar. Bu Azeri topraklarından göç eden, göç etmek zorunda bırakılan tam 1 milyon 10 bin Azeri soydaşımız var. Ben gittim onların hangi koşullarda yaşadıklarını gördüm. Böyle, terk edilmiş hurda tren vagonlarında yaşıyorlar, Bakü’nün kenar mahallelerinde çadırlarda yaşıyorlar, perişan vaziyette yaşıyorlar. Bunlara sahip çıkmak bizim görevimiz.
İşte, biz, Meclis araştırma önergesi verirken sadece 1915’te olup bitenler hakkında kendimizi savunmak için demiyoruz, bu amaçla vermedik. Bütün bunları konuşacağız, bütün bunları değerlendireceğiz ve hem Türk kamuoyunun hem dünya kamuoyunun dikkatini çekeceğiz.
Şu anda Ermenistan’ın işgali altındaki Azeri topraklarında ne oluyor? Değerli arkadaşlarım, ben inanıyorum ki, yüce Meclis bu önergeyi kabul edecektir. Aksi takdirde, bunun dünyaya, Türk halkına ve Azeri soydaşlarımıza izah edilmesi mümkün olmaz. Bu kadar önemli bir konuda bir Meclis araştırmasını Türkiye Büyük Millet Meclisinin reddetmesini hiç kimseye anlatamayız.
Şimdi, bununla bitmiyor iş, değerli arkadaşlarım, bununla bitmiyor iş. Meselenin bir başka boyutu var bizi çok yakından ilgilendiren. O da Ermeni terörizmi meselesidir. Çok kolay unutuyoruz biz, çok çabuk unutuyoruz. 40’a yakın diplomatımız Ermeni teröristleri tarafından hunharca katledilmiştir ve bu diplomatlarımızın katillerinden çoğu bulunamamıştır, faili meçhul durumdadır. Kim öldürdü Viyana Büyükelçimiz Daniş Tunalıgil’i? Bilmiyoruz. Kim öldürdü Paris Büyükelçimiz İsmail Erez’i? Bilmiyoruz. Buna benzer pek çok olay faili meçhul olarak kalmıştır.
Biz büyük bir gayret sarf ettik, Ermeni asıllı bir gazetecimizi hunharca öldüren bir katili hemen bir gün içinde yakaladık. Ama, Avusturya polisi o başarıyı gösteremedi, Fransız polisi o başarıyı gösteremedi, Belçika polisi o başarıyı gösteremedi, Lübnan polisi gösteremedi, İtalyan polisi gösteremedi. Bunların nedense hepsi, büyük bir çoğunluğu faili meçhul olarak kaldı.
Yakalananlar ne oldu? Şu oldu: Mesela, çok değerli diplomatımız Galip Balkar, Belgrad Büyükelçimiz, onu öldüren terörist yakalandı, hapse atıldı. Yakalamaya çalışan bir de Yugoslav subayını öldürdü, hapse atıldı. Ermeniler öyle bir baskı yaptılar ki Miloseviç üzerine, dört senede serbest bırakıldı. Sonra Atina’ya gitti -bir kere daha tekrarlıyorum- Atina’ya gitti ve orada İsveç radyosuna demeç verdi: “Bugün imkân olsa elimde, bir kere daha aynı şeyi yapardım.” dedi. Sonra oradan Lübnan’a gidiyor, oradan Erivan’a gidiyor. Ermeni hükûmetinin desteğiyle bir dükkân işletiyor şu anda Erivan’da serbestçe. Haberiniz var mı bu işten? İşte, bu katillerin çoğu serbest kalmıştır.
Değerli arkadaşlar, bunların kökü neredeydi acaba? Nereden kaynaklanıyordu? Size şunu söyleyeyim: Bakınız, biz 1974 yılında Kıbrıs harekâtını yaptığımızda, bir terör örgütü, bir Rum terör örgütü bir açıklama yaptı. Dedi ki: “Şu anda Kıbrıs, Türk ordusunun işgali altındadır. Bizim Kıbrıs’ta Türk ordusuyla baş edecek gücümüz yoktur. Ama, dünyanın her yerinde Türk hedeflerini vuracağız.” Birkaç ay geçti, Daniş Tunalıgil’i öldürdüler. Hemen arkasından İsmail Erez’i öldürdüler. O sırada Türk devleti bir araştırma yaptı: Kimdir bunun arkasında, kimler var, ne oluyor, ne bitiyor?.. Daha önce Los Angeles Başkonsolosumuzu ve yardımcısını meczup bir yaşlı Ermeni öldürmüştü; o başka bir olay, bu ASALA terör örgütü. Tespit ettik ki, birçok olayda Yunan veya Rum bağlantısı var. Güney Kıbrıs’taki Melkonyan Ermeni Enstitüsü’yle bağlantıları olduğuna dair çok kuvvetli rivayetler var. Ve şunu tespit ettik değerli arkadaşlar: Atina’nın Yeni İzmir Semti’nde  (Nea Smyrna Semti’nde) bir dernek kurulmuş “Küçük Asya Halkları Kurtuluş Derneği” diye, bütün teröristlerin merkezi orası. Merkeze giriyorsunuz, duvarda, öldürülen Türk diplomatlarının resimleri var.
Şimdi, Hükümetimizden rica ediyoruz: Bütün bu bilgileri ortaya çıkarınız, bütün bu bilgileri halkın bilgisine sununuz, dünyaya anlatınız. Sürekli olarak sanık sandalyesinde oturmaktan Türk milleti bıkmıştır, usanmıştır. Türk milleti, gerçeklerin bilinmesi istiyor ve bunun için de Meclisi göreve çağırıyor ve biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak Büyük Millet Meclisini göreve çağırıyoruz. Bakınız, bizim yapmadığımızı yabancılar yapıyor. Şu kitap yeni çıktı Amerika’da -Justin McCarthy’nin yazdığı, bazı Türk bilim adamlarının desteğiyle- bakın ne diyor: “Sadece Van’daki katliamda, Van’da oturan Müslümanların yüzde 62’sini oluşturan 194 bin kişi öldürülmüştür.” diyor. Var mı bu Mavi Kitap’ta? Yok. Türkiye aleyhindeki yayınlarda var mı? Hiçbirinde yok. Ama, bunları biz söyleyeceğiz, biz bulup çıkaracağız.
Onun için, değerli arkadaşlarım, sizden özellikle rica ediyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarımızdan rica ediyoruz, lütfen, bu araştırma önergesine olumlu oy veriniz; bu konuyu, geliniz, bütün yönleriyle birlikte değerlendirelim, araştıralım. Aksi takdirde, değerli arkadaşlarım, bu konuda, hem hayatını kaybeden Azeri soydaşlarımıza hem de hayatını kaybeden Türk diplomatlarına karşı saygılı bir davranışta bulunmuş olmayız, onların kemiklerini sızlatırız. İnanıyorum ki, yüce Meclis bu araştırma önergesini kabul edecektir.
Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.