TBMM Genel Kurulu, Vakıflar Kanunu

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN TBMM GENEL KURULU’NDA VAKIFLAR YASA TASARISI HAKKINDA YAPTIĞI KONUŞMA – 1 KASIM 2006

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; huzurunuzdaki Vakıflar Yasası hakkında Grubumuzun bazı görüşlerini ifade etmek istiyorum.

Öncelikle bir noktaya müsaadenizle dikkatinizi çekeyim: Mecliste görüştüğümüz Yasa Tasarısı, Hükümetin Avrupa Birliği Uyum Paketi çerçevesinde getirdiği bir tasarıdır. Yani, Avrupa Birliği’nin Türkiye’den talep ettiği bir hususla ilgili olarak hazırlanmış bir tasarıdır.
Şimdi, Avrupa Birliği’nin talebine bakıyoruz. İlerleme Raporu’na bakıyoruz. İlerleme Raporu’nda “Türkiye Vakıflar Yasasını değiştirsin” diye bir talep yok. Avrupa Birliği’nin bizden böyle bir talebi yok. Avrupa Birliği’nin bir tek talebi var; o da azınlık vakıflarıyla ilgilidir. Sadece azınlık vakıflarıyla ilgilidir.

Siz, şimdi, Avrupa Birliği’nin bir talebini yerine getireceğiz diye bir yasa tasarısı hazırlıyorsunuz. Bunun içinde sadece bir bölümü Avrupa’nın istediğiyle ilgili, geri kalan hususlar Hükümetin kendi düşüncesi çerçevesinde hazırladığı bir metindir. Şimdi, bu metne dikkatinizi çekmeden önce, bir noktaya daha değinmek istiyorum; o da şudur:

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliği gerek bu konuda gerek başka konularda, Kıbrıs konusunda, 301’inci madde konusundaki taleplerini son zamanlarda sizin de dikkatinizi çekmiştir tehdit edici bir üslupla dile getirmeye başladı. Yani, bize “Avrupa mevzuatının gereğini yerine getirin” demiyorlar, bizi sürekli olarak tehdit ediyorlar; tren kazası olurmuş, müzakereler veto edilirmiş, müzakereler koparmış. Sürekli olarak bir baskı altındayız.

Şimdi, Sayın Bakan kalkıyor, burada diyor ki “biz iyi niyetle, başkalarına örnek olmak için yapıyoruz.” Arkadaşlarım, gerçekleri konuşalım. Gerçek şudur ki, Hükümetimiz büyük bir baskı altındadır. Ve bu baskıya karşı direnmek Hükümetin de görevidir. Hükümet direnemezse Meclisin görevidir. Ama, her halükârda, Türkiye Büyük Millet Meclisi dış baskılar altında yasa çıkarmak geleneğine sahip değildir. Bu Hükümete baskı yapabilirsiniz, Hükümet bu baskıyı kabul eder etmez kendi bilecekleri iştir; ama, bu Meclise baskı yapamazsınız.
Değerli arkadaşlarım, zannediyorum ki, yalnız Cumhuriyet Halk Partisinin değil, Adalet ve Kalkınma Partisinin duygularını da temsil etmeye çalışıyorum. Siz, baskı altında kanun çıkarmayı kabul ediyor musunuz?

Size diyorlar ki, şunu, şunu, şunu yapacaksınız. Somut olarak söylüyorlar, azınlıkların hangi hakkını nasıl teslim edeceksiniz, onlara ne haklar vereceksiniz. Arkadaşlarım sordu, ben de soruyorum: Hükümet, şimdi çıkıp, şu kürsüden diyebiliyor mu, “bizim hazırladığımız tasarıdaki hükümler, aynen, Avrupa ülkelerinin azınlıklarla ilgili mevzuatındaki hükümlerdir.” İşte, farklarını Sayın Eraslan anlattı size. Kendi ülkelerinde olmayan hakları sizden istiyorlar. Niçin? Çünkü, İstanbul’daki azınlık onu istiyor da onun için. Bu olacak iş mi? Yani, onlar bizden istedi diye kanun hazırlayacağız; bakmayacağız, Avrupa’da da aynı haklar var mı?

Şimdi, size soruyorum: Batı Trakya’daki Türklerle ilgili olarak, geçerli mevzuatta bu haklar var mı? Yok. O zaman, niçin siz bunu getiriyorsunuz? Önünüze böyle bir talep gelince, yapılacak iş gayet basittir. Diyeceğiniz şu; diyeceksiniz ki: “Bu konuda bizim bir temel anlaşmamız var, Lozan Anlaşması.” Lozan Anlaşması’nın -arkadaşlarımız da anlattı- 37 ile 44 üncü maddeleri, İstanbul’daki Rum azınlığın haklarıyla ilgilidir. Çok güzel… Bir de 45 inci madde var: “Aynen, bu haklar” diyor, “Batı Trakya’daki Türkler için uygulanır.” Yani, eşitlik getirmiş, mütekabiliyet getirmiş.

Şimdi, Yunanistan’ın bu konuyla ilgili, 1980 tarihli yasası var. O yasasında açıkça diyor ki: “Lozan’ın hükümleri aynen uygulanır ve” diyor “mütekabiliyet aranır.” Siz arıyor musunuz? Sayın Bakan çıkıyor, bir taraftan diyor ki: “Mütekabiliyet unsurunu biz getirdik” Komisyonda da olsa; bir taraftan da diyor ki: “Bizim tarihimiz var, geleneklerimiz var, örnek olalım.” Hangisi? Mütekabiliyete uyacak mısınız, uymayacak mısınız? Alicenaplık mı yapacaksınız? Yani, uluslararası bir anlaşmayla sahip olduğumuz hakları bir tarafa bırakıp, “biz alicenap milletiz, onların verdiğinden fazlasını veririz” mi diyeceksiniz? Hangisidir Hükümetin tutumu? Lütfen çıkın, söyleyin.

Şimdi, Yunanistan’da -değerli arkadaşım Haluk Koç biraz önce anlattı- değerli arkadaşlarım, oradaki Türklerin uğradığı muamele zulümdür. 60 bin Türk’ü vatandaşlıktan attılar, geri almıyorlar. Tek sebebi, tedavi için yurt dışına çıkmış, eğitim için yurt dışına çıkmış; vatandaşlıktan attılar, vakıflarına el koydular. Vakıflardan bahsediyoruz, 1967 yılında iktidara gelen cunta, Türklerin vakıflarına el koydu. Şu anda bir tek Türk vakfının başında Türklerin seçtiği yönetici yok; İstanbul’daki Rum vakıfları öyle mi? Biz bununla da yetinmiyoruz, o da yetmez daha fazlasını verelim, daha fazlasını verelim, Yunanistan vermese de verelim. Niçin? Çünkü, Avrupa Birliği’nin baskısı altındayız.

Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliği’ne buradan bir mesaj vermek istiyoruz: Bizim dostumuzsanız dost gibi hareket edelim; bizim ortağımızsanız ortak gibi hareket edin, ama şu yaptığınız iş ne dostluğa sığıyor ne ortaklığa sığıyor. Bizi baskı altına, cendere altına almaya çalışıyorsunuz, buna hakkınız yok. Önce, gidin Yunanistan’a, deyin ki, Türk vakfı yöneticilerini bırakın Türkler seçsin. Orada haklarınızı sağlayın, Türklerin haklarını sağlayın, sonra bize gelin, bakın deyin, bir Avrupa ülkesi olarak Yunanistan Lozan’a uyarak şu şu hakları tanıdı, siz de aynısını yapın, gelin beraber imzalayalım burada. Orada, ben, size, burada, Cumhuriyet Halk Partisi adına söz veriyorum: Yunanistan, oradaki Türk vakıfları hakkında hangi hakkı kabul ediyorsa, biz aynısını kabul etmeye hazırız.

Efendim, İstanbul’daki Rumları rehine mi alıyorsunuz? Yani, Yunanistan yasası eşitlikten, mütekabiliyetten bahsederken oradaki Batı Trakya Türklerini rehine mi alıyor? Biz, İstanbul’daki Rum asıllı vatandaşlarımızın haklarını kısıtlayalım mi diyoruz size? Onların Türk vatandaşı olarak hepimiz gibi eşit hakları yok mu? Aranızda hukukçular var, bilirsiniz, azınlık hukuku demek, efendim, kısıtlayıcı bir hukuk demek değildir; bütün vatandaşların sahip olduğu haklara sahiptir azınlık, artı bazı imtiyazlara sahiptir, azınlık hukuku bu. Yani, siz onlara ilave imtiyaz veriyorsunuz. Nasıl imtiyaz vereceksiniz? İşte, Lozan’a göre karşılıklı olarak imtiyaz vereceksiniz. Siz ne yapıyorsunuz? Baskı altında kaldık, tek taraf taviz…

Değerli arkadaşlarım, size çok ciddî bir şey söylemek istiyorum: İçtüzüğümüze göre Hükümet yazılı sorulara on beş gün içinde cevap vermek zorundadır. Şimdi, en önemli en hayati konularda sorular soruyoruz, aylarca cevap alamıyoruz. Bir soru bununla ilgilidir. Ben Hükümete, Sayın Bakana resmen sordum, dedim ki, siz, Mayıs-2005 tarihinde eski adıyla Azınlıklar Tali Komisyonu, yeni adıyla Azınlıklar Koordinasyon Kurulu toplantısında Lozan Antlaşması’nın vakıflarla ilgili mütekabiliyet ilkesinden vazgeçilmesi kararını aldınız mı almadınız mı? Devletimizin arşivleri var, burada gerçekleri söyleyeceksiniz. Sonra yarın çok fena mahcup olursunuz.

Çıkın bu kürsüye deyin ki, biz almadık böyle bir karar; aldıysanız da çıkın itiraf edin. Kalkıyorsunuz tek başınıza Lozan’ı ilga etmeye kalkıyorsunuz, Lozan’daki mütekabiliyet kuralını ortadan kaldırıyorsunuz. Ondan sonra, biz baskı yapınca, biz eleştirince, Avrupa Uyum Komisyonu’nda, Adalet Komisyonu’nda çıkıyorsunuz, burada diyorsunuz ki, “biz teklif ettik mütekabiliyeti” insaf edin… İnsaf edin! Bizim elimizde sizin Hükümet olarak sunduğunuz metin var. Var mı bu metinde mütekabiliyet? Siz çıkartmışsınız. Lozan’da olan mütekabiliyet ilkesini siz çıkarttınız diyoruz biz, iddia ediyoruz.

Gelin burada, bu kürsüde deyin ki, hayır öyle bir şey olmadı, bu komisyonda öyle bir karar almadık ve yarın biz iktidara gelince, çıkarırız devlet arşivlerini önünüze koyarız ve sizi çok mahcup ederiz. Bunu yapmayın… Bunun yapmayın. Bu haklar, devletimizin çok büyük fedakârlıklarla, çok büyük mücadelelerle elde ettiği haklardır. Sizin Lozan’ı delmeye hakkınız yok. Lozan’ı deldirmeyiz, buna hakkınız yok, bunu yapamazsınız.

Değerli arkadaşlarım, bir şey daha söyleyeyim size: Siz biliyor musunuz ki, bir anlaşmada yabancılara azınlıklar konusunda Türkiye’nin neleri yapacağını kabul ettirme, dikte ettirme hakkı var. Hangi anlaşmadır bu? Bu, Sevr Anlaşması’nın 151’inci maddesidir. Sevr Anlaşması’nın 151’ince maddesine göre, büyük devletler ve ilgili kuruluşlar Türkiye’ye tek tek azınlıklar konusunda yapması gerekenleri dikte etme hakkına sahiptir ve Anlaşmanın 151’inci maddesi “Türkiye’de buna aynen uyacaktır” diyor.

Değerli arkadaşlar, biz, Lozan’da bu maddeyi yırttık. Lozan’da bu yok, Sevr’de var ve burada size uygulanan Sevr Anlaşması’dır, dikkat ediniz. Böyle madde madde size gelip de “şunu şöyle yapacaksınız, azınlıklara şu şu şu hakları vereceksiniz” diyenler, Sevr’den kaynaklanan bir hakkı kullandıklarını zannediyorlar. Lozan’da bu çıkarılmıştır, yoktur. Siz, böyle şeyleri kabul edemezsiniz. Size böyle teklifle geldikleri zaman diyeceksiniz ki: Sizin böyle teklifte bulunmaya hakkınız yok. Bir tek şey söyleyebilirsiniz; Avrupa Birliği mevzuatına uyun. Biz de diyoruz ki, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Avrupa Birliği mevzuatına uymaya hazırız; ama, mevzuatta olmayan şeyleri, bazı azınlıklara yaranacağız diye bize dikte etmeye kalkışmayın diyoruz Avrupalılara. Hükümete de söylüyoruz ve bu mesajımızı da çok açıkça ifade ediyoruz: Değerli arkadaşlarım, lütfen dış baskılara boyun eğmeyin, dış baskılara boyun eğmeyin.

Yetti artık; yani, gerçekten Türk milleti isyan ediyor. Geçen sene Avrupa Birliğine destek yüzde 75’ti, şimdi yüzde 33 bugün. Bu niye böyle? Haksız dayatmalar yüzünden; bir. Hükümetin bu dayatmalar karşısında yeterli tepki gösterememesinden; yani, insaf ediniz… Yani, gerçekten buna çok büyük bir tepki gösteriyor halkımız. Biz, şerefli bir milletin çocuklarıyız. Biz, baskı altında boyun eğmeye alıştırılmadık, bize bunu öğretmediler hiçbir yerde ve şimdi siz, her baskı karşısında boyun eğiyorsunuz, attan düşen bir binicinin “zaten inecektim” demesi gibi, gelip, biz, zaten bu kanunları çıkaracaktık diyorsunuz. İnsaf ediniz, insaf ediniz; yani, millete karşı, Meclise karşı, tarihe karşı yükümlülüğümüz var. Bir kere daha öneriyorum Sayın Bakan, lütfen, çıkın, burada “hayır, biz, Lozan’daki karşılıklılık ilkesini kaldırmayı kararlaştırmadık ilgili komisyonda” deyin.

Şunu söylüyorum, arkadaşlarımız zaten bütün söylenecekleri söylediler, şu anda yapılacak bir tek iş vardır: Hükümet bu Yasayı geri çeker, Avrupa Birliğine der ki: Biz, bu konuyu iyi niyetle ele almaya hazırız, Yunanistan’la masaya oturmaya hazırız, Yunanistan’ın vereceği bütün hakların aynısını size tekeffül ediyoruz ama, onların vermediği hiçbir hakkı bizden istemeyin.

Önce ben Meclisten yasa çıkartmam, önce Yunanistan’la anlaşırım, oradaki soydaşlarımızın haklarını korurum, aynı hakları da İstanbul’daki Rumlara veririm. Hiç kimse zannetmesin ki, biz Türkiye’deki azınlıklara az hak verilmesini istiyoruz. Hayır, çağdaş bir ülkede azınlıklara ne hak veriliyorsa, biz de onu vermek isteriz. Hiç kimseden daha az insancıl değiliz ama, Türkiye’nin haklarını koruma konusunda da hiçbir ülkenin gerisinde kalamayız.

Değerli arkadaşlarım, sizin sağduyunuza güveniyoruz. Lütfen, bu gibi konuları parti konusu gibi görmeyiniz, bunlar millî davalardır, yarın, öbür gün çocuklarımıza anlatamayız. Niçin baskılara boyun eğdiğimizi, teslim olduğumuzu çocuklarımıza anlatamayız. Sizden rica ediyoruz, bir kere daha düşününüz ve dikkatle değerlendiriniz ve Sayın Bakandan rica ediyorum, lütfen Sayın Bakan, geliniz bu kürsüye, bu söylediklerime cevap veriniz.
Yüce Meclisi saygılarla selamlıyorum.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.