TBMM Genel Kurul, Çevre ve Orman Bakanlıklarının Birleştirilmesi İle İlgili Yasa Tasarısının 5.Maddesi

- TBMM Genel Kurul Tutanağıdır -
CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ONUR ÖYMEN’İN  ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIKLARININ BİRLEŞTİRİLMESİ İLE İLGİLİ YASA TASARISININ 15. MADDESİ  İLE İLGİLİ TBMM GENEL KURUL’DA YAPTIĞI KONUŞMA
_____________________________________________
29.05.2003
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de, benden önce konuşan değerli arkadaşlarım gibi, Bingöl depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum; yakınlarına, ailelerine başsağlığı diliyorum; yaralananlara acil şifalar diliyorum.
Aynı zamanda, 1 Mayıs İşçi Bayramını, ben de, benden önceki arkadaşlarım gibi kutluyorum.
Gönül arzu ederdi ki, Meclisimizin bugünkü toplantısını, biz, bu deprem konusuna ayıralım. Ülkemizin belki en acil konularından biri budur. Aylardan beri, Cumhuriyet Halk Partisine mensup arkadaşlarımız konuyu Meclisin gündemine getiriyorlar ve bu konudaki tehlikeye dikkati çekiyorlardı. Bir arkadaşımız, bir süre önce yaptığı bir konuşmada, depremin cereyan ettiği bölgedeki riski, tehlikeyi anlatmıştı, acil önlem alınmasını istemişti. Bazı bilim adamlarımız aylardan beri bu bölgede deprem olacağını söylüyorlar ve depreme dayanamayacak binaların derhal yıkılmasını ve onların yerine dayanıklı binalar yapılmasını öneriyorlar. Eğer, biz, böyle, bakanlık birleştirilmesi gibi çok acil olmayan konular yerine, deprem gibi, vatandaşlarımızın can güvenliğini ilgilendiren konuları öncelikle ele alsaydık, belki, gerekli tedbirleri Bingöl’de de alacaktık ve bugün yaşadığımız felaketi yaşamayacaktık. Bu, bize bir uyarı olmalıdır. Hükümetten dileğimiz, bu konuda, vakit geçirmeden, bilim adamlarımızın önerilerini dikkate alıp, gerekli önlemleri almasıdır. İnsan hayatından daha kıymetli hiçbir şey yoktur. Ülkemizin pek çok bölgesinde büyük deprem riski vardır; diliyoruz ki, hükümet, bundan sonra, yeni bir felaketin olmasını beklemeden, gerekli önlemleri alacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa tasarısının 15 inci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yasa tasarısının 15 inci maddesi, bildiğiniz gibi, bu yasada öngörülen yeni oluşturulacak bakanlığın dış ilişkileriyle ilgilidir.
Dış ilişkiler, çevre konularında çok özel bir anlam taşıyor, çok özel bir önem taşıyor; çünkü, devlet sınırları, çevre sorunlarını sınırlamıyor. Bir ülkede meydana gelen çevre felaketleri, başka ülkeleri de etkiliyor. Çernobil’de cereyan eden büyük felaketin, ülkemizi ve başka ülkeleri nasıl etkilediğini gördük. Aynı zamanda, Türkiye, Karadeniz’deki büyük kirlilikten nasibini almakta; başka ülkelerin sebep olduğu kirlilik Türk kıyılarını tehdit etmekte, Türkiye’nin çevresini bozmaktadır.
Değerli arkadaşlar, bu konuda şu bilgiyi vermek istiyorum: Türkiye, dünyada çevreyi en az kirleten ülkelerden biridir. Bütün dünya ülkelerinin
sıralamasına baktığınız zaman, atmosfere karbondioksit gazı neşreden ülkeler arasında, biz, son sıralarda yer alıyoruz. Türkiye’nin yılda atmosfere bıraktığı karbondioksit gazı 178 milyon tondur; komşumuz Rusya’nınki bunun 8 mislidir. Onların bıraktığı karbondioksitin cezasını biz çekiyoruz, zararını biz ödüyoruz. Polonya’nınki Türkiye’nin 2 mislidir. Pek çok Avrupa ülkesininki Türkiye’den kat kat fazladır. Biz, bunun cezasını nasıl çekiyoruz; cezasını şöyle çekiyoruz: Dünyada pek çok bitki türü, maalesef, tükenmek, yeryüzünden kalkmak üzeredir ve Türkiye, bitki türlerinin beşte 1′ini kaybetmek üzeredir. Bu kadar ciddî bir sorunla karşı karşıyayız. Biz, dünyada, ülkesindeki bitki türlerinin yok edilmesi tehlikesi açısından Amerika’dan sonra ikinci sırada geliyoruz. Dünya Bitki Koruma Birliğinin (IUCN) değerlendirmelerine göre, dünyadaki 240 000 cins bitkinin sekizde 1′i tamamen yok olma tehlikesi altında. Biraz önce de söyledim, Türkiye’deki bitkilerin yüzde 22’si tamamen yok olma tehlikesi altında.
İşte, biz, böyle sorunlarla karşı karşıyayız. Çevre Bakanlığı bu gibi meselelerle uğraşıyordu, 1997 Kyoto Dünya Çevre Konferansının sonuçlarının uygulamasıyla uğraşıyordu. Bunlar, çok önemli konular.
Çevreyi en çok kirleten unsurlardan biri, hızlı kentleşmedir. Hepinizin bildiği gibi, Türkiye, hızlı kentleşmede, dünyada, Nijerya’dan sonra ikinci sırada geliyor. Bunun doğurduğu çevre sorunlarını düşününüz. İşte, Çevre Bakanlığı, bütün bu sorunların altından kalkmaya çalışan, uzmanlaşmış kadrolara sahip, uluslararası alanda yararlı ilişkiler kurmuş bir bakanlığımızdı. Şimdi, bunu, Orman Bakanlığıyla birleştireceğiz. Bu yükleri, belki, büsbütün kaldırılamaz hale getireceğiz.
Acaba, bu, doğru bir iş midir? Bunu, sayın hükümetimiz, sayın bakanlarımız bütün boyutlarıyla düşündüler mi? Acaba, ilgili sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin görüşlerini aldılar mı? Mesela, arkadaşlarımızın sözünü ettiği, çevre konusunda son derece başarılı hizmetler yapan TEMA Vakfı, acaba, bu iki bakanlığın birleştirilmesini doğru buluyor mu, olumlu karşılıyor mu? Bunu, olumlu karşılayan profesörlerimiz var mı? Kamuoyunda bunları tartıştık mı?
Bakanlıkları birleştirmek, bozmak, günübirlik yapılacak işler değil, bunlar çok ciddî kararlar. Biz, umardık ki, hükümet bu gibi kararları almadan önce bütün ilgili kuruluşların görüşünü alsın, görüşüne başvursun. Bunun yapıldığından emin değiliz.
Ayrıca, ormanlar konusunda da birkaç şey söylemek istiyorum. Ne yazık ki, ormanlarımız da büyük ölçüde kayboluyor. Bu, yalnız Türkiye’ye özgü bir şey değil. Evvelce dünyayı saran ormanların yarısı şimdiden yok oldu. Sadece 1980 ile 1995 yılları arasında dünyada yok olan ormanların alanı 200 000 000 hektardır. Bu, Meksika’nın toplam arazisinden fazladır. Bu kadar büyük orman, dünyada zayi oluyor. Çin’de, on yılda bir ülke ormanlarının yüzde 6’sı kayboluyor. Türkiye’de de çok büyük kayıplar var; rakamlarını Sayın Bakan bilir, burada tekrarlamayacağım.
Yalnız, şunu hatırlatmak istiyorum: Bazı ülkelerde, nedense, orman alanlarını iskâna açma merakı var “efendim, bazı orman alanlarını değerlendirelim, iskâna açalım, tarıma açalım” diyen ülkeler oluyor. Mesela, Meksika bunlardan biri. Meksika bu kararı almıştır ve uygulamıştır. Bunun sonucunda, 1 000 000 hektarlık orman arazisi yok olmuştur. Brezilya bu yola gitmiştir. Brezilya’nın kaybettiği arazi Meksika’nın 6 mislidir. Ayrıca, bunun kat kat fazlası erozyon sonucunda kaybolmuştur. İşte, biz, hükümete, bu ormanlar konusundaki anayasa değişikliğini bir kere daha Meclise getirmeden önce, Meksika’nın ve Brezilya’nın tecrübelerini çok iyi değerlendirmesini tavsiye ediyoruz. Arkadaşlar, bunlar çok önemli konulardır, çok ileri adımlardır. Bu kararı bir kere alırsınız, sonra, bunun geri vitesi yoktur, bir daha kolay kolay düzeltemezsiniz.
Onun için, biz, gerek bakanlık birleştirilmesi gerek ormanların halka açılması, değerlendirilmesi gibi konuların hükümetçe Meclise getirilmeden önce çok iyi incelenmesini, değerlendirilmesini öneriyoruz. Bu konuda bize yardımcı olan yabancı kuruluşlar var; daha doğrusu vardı; hükümet hâlâ bunlardan yararlanıyor mu, bilmiyorum; ama, ben, yurt dışında görevliyken -çok iyi biliyorum- Danimarka’nın “Hedses Klabet” denen en ünlü çevre vakfı, ücretsiz olarak, bu konularda bize yardımcı oldu, raporlar hazırladı; ormanlarımızın ıslahı için, erozyonunun önlenmesi için, benim bildiğim, 5 tane rapor hazırlandı. Bu raporlar, sanırım ki, Sayın Bakanın Bakanlığındaki dosyaların içindedir. O dosyalar, umarım ki tozlanmamıştır, umarım ki günün birinde değerlendirilecektir. Bu bakanlıkları birleştirmek işyükünü artıracağı için, bu gibi projelerin ortaya çıkarılmasını da belki güçleştirecektir.
Değerli arkadaşlar, ben, bu konuşmamda, eğer, Sayın Bakan bahsetmemiş olsaydı, kadrolaşmadan hiç söz etmeyecektim. Sayın Bakan, biraz önce, kalktı, dedi ki: “Bakanların kendi yakın çalışma arkadaşlarını seçmelerinden daha doğal ne olabilir?” Daha doğal şu olabilir. Bütünleşmeyi hedeflediğimiz Avrupa Birliğinin normlarını benimsemek olabilir. Acaba, Avrupa Birliğinde bunu yapıyorlar mı? Acaba, Avrupa Birliğinde, iktidarların değişmesiyle, devletin bütün kadroları bizim gibi değişiyor mu?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun efendim.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Sayın Bakan çok haklı olarak dedi ki: “Bizden önceki hükümet, kararnameyle gelenlerin yüzde 86’sını, yüzde 87’sini değiştirmiş.” Bu, övünülecek bir şey midir geçen hükümetin namına?! Geçen hükümet, doğru bir iş mi yapmıştır; bu kadar çok insanı değiştirmekle ülkeye büyük bir hizmet mi yapmıştır?! Yani, Türkiye’de pek çok şeyi değiştireceği iddiasıyla, vaadiyle, umut vererek iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, kendisinden önceki hükümetlerin yanlış icraatlarını ölçü mü almalıdır kendisine?!
Şimdi, iktidar olarak, muhalefet olarak bizim ortak hedefimiz Avrupa’yla bütünleşmektir. Bakın, bu 15 inci maddede de “en önemli görevlerinden biri Avrupa normlarını uygulamak” deniliyor. Şimdi bir kere daha soruyorum: Avrupa’da, bizim gibi, iktidara gelince “efendim, ben kendi çalışma arkadaşlarımı da olduğu gibi getiririm” diyen var mı bizden başka?! Hani Avrupalı olacaktık?! Yani, hedefimiz Avrupalı olmaksa, onlar gibi yapacağız; değilse, bunu açık söyleyeceğiz; yani, işimize gelince Avrupalı olacağız, işimize gelince Avrupalılar gibi hareket etmeyeceğiz dersek, Avrupa’da da inandırıcılığımızı kaybederiz, kendi halkımızın gözünde de inandırıcılığımızı kaybederiz. Bunları dostane uyarılar olarak kabul ediniz. Biz, hükümetin, bütün bu konularda, Avrupayla ilişkilerde, Avrupayla bütünleşmede başarılı olmasını içtenlikle diliyoruz; ama, dediğim gibi, oy çoğunluğuna güvenerek, Avrupa normlarından uzaklaşırsak, sanıyorum ki, ülkeye en iyi hizmeti yapmış olmayacağız.
Çok teşekkür ediyorum değerli arkadaşlar. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öymen.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.