Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Hacettepe Üniversitesi, Türk-Ermeni İlişkileri Paneli
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN HACETTEPE ÜNİVERSİTESİNDE TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ HAKKINDA VERDİĞİ KONFERANS – 28 MART 2008
Ermeni Meselesi deyince insanın aklına hemen 1915 yılında cereyan eden olaylar geliyor ve dünyaya böyle takdim ediliyor. Özellikle son 8–10 yılda bu iddialar arttı ve başka bir mesele hiç akla gelmiyor. Hâlbuki bugün Ermeni meselesinin bundan çok daha önemli bir boyutu var. Öncelikle bundan bahsetmek istiyorum. Aksi takdirde biz başkalarının tespit ettiği gündem çerçevesinde düşünmek ve onların iddialarına cevap vermek zorunda kalıyoruz.
İşin aslı şu; bugün Ermenistan denince bizim aklımıza gelen ilk mesele Ermenistan’ın 1990’lı yılların başında, bağımsızlığa kavuştuktan kısa bir süre sonra, Azeri topraklarına yaptığı saldırı geliyor. Ermenistan meselesinde asıl acil çözüm bekleyen ve hala büyük ızdıraplara yol açan sorun bu sorundur. Biliyorsunuz ki Ermeniler Yukarı Karadağ bölgesine saldırdılar. Bu saldırıdan önce bu bölgede, Ermenilerin kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri bölgede 1 milyon Azeri ve 120 bin Ermeni yaşıyordu. Fakat “burası bizim toprağımızdır” diyerek büyük bir saldırıya geçtiler ve orada 1992 yılının Mayıs ayından 1993 yılının Ekim ayına kadar geçen 1 yıldan kısa süre içinde 18 bin kişiyi öldürdüler, 50 bin kişiyi yaraladılar, 1 milyon kişi de göçmen haline düşerek topraklarını terk etti. Bunun sonucunda Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si Ermenistan’ın işgaline girdi. Şimdi esas can alıcı sorun budur.
Ben Bakü’den ve oradan göç edenlerin halini gördüm; perişan vaziyetteler. Kenar mahallelerinde ve terk edilmiş tren vagonlarında yaşıyorlar. Bir kısmı çadırlarda, bir kısmı barakalarda, yani tasavvur edemeyeceğimiz kadar büyük bir sıkıntı içinde yaşıyorlar. Türk Kızılay’ı bir süre için bir miktar yardım etmiş. Fakat dünyanın ilgisi çok az ve dünyanın gündeminde böyle bir konu yoktur. Dünyanın pek çok bölgesindeki dramlar, çatışmalar gerginlikler tartışılıyor fakat bu konu dünyanın gündeminde hemen hemen hiç yok. İşte bunu gündeme getirmesi gereken ülkelerin başında Türkiye geliyor.
Biz bunu başlangıçta yıllarca yapmıştık fakat son zamanlarda maalesef devlet adamlarımızın ağzından bu konuyu pek duyamıyoruz. Minsk Süreci denilen bir süreç başlatıldı. Amerika, Rusya, Fransa ve Türkiye gibi ülkeler bu sürecin içinde yer alarak sözde bu süreç içerisinde bu meseleye çözüm aranacaktı fakat hiçbir sonuç alınamadı. Ermenilerin en küçük bir uzlaşmaya yanaşmadığı biliniyor. Üstelik devlet başına getirdikleri bundan önceki Cumhurbaşkanları Koçaryan Yukarı Karadağ’ın en militan lideridir. Yani daha uzlaşmaya yatkın olan, bizimle de teması olan, Azerbaycan ile bizim Aliyev ile bir araya getirdiğimiz Terpetrosyan’ı uzaklaştırdılar. Meclise silahlı saldırıyla bir küçük darbe yaptılar ve uzlaşma yolundan uzaklaştılar. En kötü insanları devletin başına getirdiler. Onun yerine geçen Koçeryan da onun takipçisi, aynı çizgide olan insanlar. Yani bugün Ermeni Meselesi deyince bizim bunları düşünmemiz ve göz önünde bulunmamız gerekiyor.
Şu an Azeri topraklarının yüzde yirmisi Ermeni istilası altında ve bu sadece Karadağ değil. Karadağ’ın dışında 5 eyalet daha Ermeni işgali altındadır. Sadece laf olarak değil, bu topraklarda bugün Ermenistan’ın tam 316 tane tankı var, 322 tane topu var ve 40 bin askeri var. Yani bayağı büyük bir askeri güç bulunduruyor ki, Azeriler o toprakları geri alamasınlar. Şimdi de bu yeni gündemi engellemek için başka konuları ortaya çıkarıyorlar ve 90 sene önce olduğu iddia edilen olayları sanki dün olmuş gibi, bugün devam ediyormuş gibi bir hava yaratıyorlar. Kürt lider ve lobileri vasıtasıyla, diaspora, yurtdışındaki Ermeniler vasıtasıyla öyle bir hava yaratılıyor ki, yani Ermenistan deyince akla 1915 yılında meydana gelenler gelsin. 1915’te ne olup bittiğini objektif bir şekilde tartışma imkânını ne yazık ki bulamıyoruz. Yaratılan havayla 1915’teki olaylar hakkında gerçekleri anlatma cesaretini gösteren bilim adamları aklınıza gelebilecek her türlü kötülüğü yapıyorlar.
Buna değinmeden bir şey daha söylemek istiyorum. Ermeni deyince bizim aklımıza başka ne geliyor? Ermeni teröristlerin katlettiği Türk diplomatları geliyor. Bu başlı başına önemli bir olaydır. Yani bunu ülkenin tarihinden gelip geçen bir olay olarak düşünmeyin. Aşırı bir Ermeni grubu çıktı, bazı insanlarımızı öldürdü gibi düşünmeyin. Ermeni olayları 1915 yılında, ASALA terör örgütünün saldırıları 1975 yılının başında başlıyor. Daha önce bir tek olay var; 1973’te bizim Los Angeles Başkonsolosumuzu ve onun yardımcısını bir Ermeni öldürmüştü ama bu örgütün suçu değildi. Adamlar yakalandı ve cezalandırıldı. Esas saldırılar 1975 yılının Ocak ayında başlıyor. Niçin o zaman başlıyor? Ne oldu da 1975 yılında birden bunlar saldırıya geçme kararı aldılar? Bunların esas sebebi Kıbrıs Harekâtıdır. Türkiye 1974 yılının Ağustos ayında Kıbrıs Harekâtını yaptıktan sonra Kıbrıs’taki EATA terör örgütünün bir kolu olan EKO denen bir örgüt bildiri yayınladı. Dedi ki: “şu anda Kıbrıs, Türk ordusunun işgali altındadır. Biz Türk ordusuyla Kıbrıs’ta savaşacak durumda değiliz. Ama dünyanın her yerinde Türk hedeflerini vuracağız.”
Bunu dedikten çok kısa bir süre sonra Ermeni saldırıları başladı. Peki, ASALA terör örgütünün bağlantısını nereden biliyoruz? Bu Ermeni örgütünün merkezlerinden biri Güney Kıbrıs’taki Melkonyan Enstitüsüdür. Elimizdeki bilgilere göre teröristleri orada örgütlüyorlar. Ayrıca daha sonra PKK’nın da katılmasıyla Atina’daki derneğin adı Küçük Asya Halkları Kurtuluş Derneği olmuştur. Ve bu derneğe girdiğiniz zaman, girenlerin söylediği üzere, duvarlarda silahla öldürülen Türk diplomatlarının resimleri var. Kürt ve Ermeni militanları Türkiye’ye karşı uluslararası bir saldırı başlatmak için bu kadar bilinçli bir işbirliği yaptılar. Bu gerçekten çok rahatsızlık verici bir olaydır. Bu saldırılar 21 ülkenin 38 kentinde gerçekleştirildi. Bunların 39’u silahlı saldırı, 70 tanesi bombalı saldırı ve 20 tanesi de bir başkonsolosluğumuzun işgali olmak üzere 110 terör olayı gerçekleştirildi ve bu olaylarda 42 tane Türk diplomatı öldürüldü. 15 Türk, 66 da yabancı insan yaralandı. Ayrıca 4 tane yabancı öldürüldü. Son derece ilginçtir, bu olaylar olduğunda Paris’te mesela büyükelçimiz öldüğünde akşam haberlere bakıyoruz ve Türklerin ne kadar haksız ve gaddar olduğu hakkında haberler, filmler ve programlar yayınlanıyor.
Şimdi size uluslar arası ilişkilerin dışarıdan pek görünmeyen bir boyutunu anlatacağım, bizim açımızdan öğreticidir çok. Tam bu olaylar olurken, diplomatlarımız öldürülürken ve böyle çok yoğun Ermeni anıtları Fransız Belediye Başkanları tarafından açılırken bir Fransız şirketi Türkiye’ye geldi. O zamanki Dışişleri Bakanını ziyaret ettiler ve bir milyar dolarlık bir proje teklif ettiler. Ödeme süresi uzun, faiz haddi son derece düşük, çok cazip bir teklif. Bakanımız: “Çok güzel bir teklif çok teşekkür ediyoruz. Siz bu kapıdan çıkınca ben teklifinizi çöpe atacağım. Çünkü siz Ermeni terörizmini desteklerken biz Fransa’ya hiçbir proje vermeyiz” dedi. “Hükümete bunu teklif bile edemem” dedi. İki hafta sonra Fransa Cumhurbaşkanı bir temsilci gönderdi Türkiye’ye, Etyen Malak diye eski Galatasaray hocalarından. O zamanki Dışişleri Bakanını ziyaret etti. Aynen şunu söyledi: “Türkiye’ye karşı izlediğimiz politikanın yanlış olduğunu kabul ediyoruz. Bu politikayı düzelteceğiz. Bugünden itibaren Fransa’daki Türk hedeflerine karşı hiçbir saldırı olmayacaktır ve sizinle ilişkilerimiz devam edecektir.” Gerçekten de o günden sonra hiçbir saldırı olmadı. Bu da siyaset ile terör arasındaki gerilen bağları ortaya koyan ilginç bir örnektir.
Şimdi bu ASALA terörü 1984 yılında bitti, aynı hafta içinde PKK terörü başladı.Bunların tesadüf olması mümkün değil. PKK’nın da merkezi Güney Kıbrıs’tı. ASALA’nın lideri Nairobi’de yakalandığında yakalandığı yer Yunanistan büyükelçiliğiydi. Cebinde de Kıbrıs Rum pasaportu taşıyordu. İşte terörle siyaset arasındaki bağlantıyı en açık bir şekilde ortaya koyan örmeklerden biri budur.
Şimdi 1915 olaylarına gelince… 1915 olaylarını objektif bir şekilde tahlil etmek lazım. Bu konudaki iddialar nelerdir? Gerçekler nelerdir? Bizim serinkanlılıkla bunları incelememiz lazım. Biz devlet arşivlerimizi açtık. İsteyen Türk ya da yabancı araştırmacı devletin bütün arşivlerini araştırabilir. Buradan Ermenistan’a çağrıda bulunmak istiyorum. Siz de açın arşivlerinizi. Hem Erivan’da arşivleri var, hem de Boston’da arşivleri var. Açmıyorlar. Ermeniler kendi arşivlerini açmıyorlar. 1915 olaylarından öncesi var. Ermeniler defalarca saldırı teşebbüslerinde bulundular, suikastler düzenlediler, İstanbul’da düzenlediler, başka saldırılar var. Bilhassa Taşnak Sütyun Partisi yönetimindeki radikal militan Ermeniler sürekli olarak Osmanlı hedeflerine saldırıyorlardı. Birinci Dünya Savaşı çıktığı zaman Rusya ile Türkiye savaş halindeydi Doğu cephesinde. Ermeniler bu fırsattan yararlanarak Ruslara tam destek verdiler ve Rus ordularının işini kolaylaştırmak için Türk ordularına saldırmaya başladılar, erzak depolarına saldırdılar. Cephaneliklerine saldırdılar. Yani Türk ordusunun savaş gücünü azaltacaklar. Genel Kurmay Başkanlığı arşivleri açıklandı. Bu arşivlerde o bölgenin komutanı diyor ki “Bu böyle devam edemez. Biz Ruslarla mı savaşalım yoksa geri hatlarımızı bu Ermeni çetelerine mi karşı koruyalım? Buradaki ahaliyi savaş alanı dışındaki bölgelere nakledin.” Amaç böyle bir sıkıntının üzerimizden kalkması. Yani tehcir dedikleri, sürgün dedikleri, Ermenilerin yer değiştirmesi dedikleri olayın altında esas olarak bu yatıyor. Yalnız ordunun geri hatlarına saldırmıyorlar, aynı zamanda şehirlere köylere saldırıyorlar. Yabancı uzmanlara göre orada öldürdükleri Türk vatandaşlarının sayısı 500 bini aşmıştır. Tabi Türkler de kendilerini korumak için Ermeni çetecileriyle savaşıyorlar, her iki taraftan da çok sayıda insanlar ölüyor. Bu tehcir sırasında da birçok insan hayatını kaybediyor hastalıktan, çetelerin karşılıklı saldırılarından vs. Fakat öyle bir propaganda yaratılmış ki daha o devirde Türkler aleyhine. Sanki sadece Türkler saldırıyor. Sadece Ermeniler ölüyor. 500 bin Türkten bir tanesinin adı geçmiyor. Muazzam bir propaganda mekanizması çalıştırılıyor. Niçin çalıştırılıyor diye baktığınız zaman gerçekleri anlıyorsunuz.
Şimdi Ermeni tezlerine dayanak olan kitaplardan bir tanesi mavi kitap. Mavi kitap ünlü İngiliz tarihçisi tarafından yazılmış bir kitap. Kitapta anlatılan olayların kaynağı yok. Bay X’in dediğine göre böyle olmuş. Bay Y’nin dediğine göre şöyle olmuş. Böyle harflerle belirtiliyor. Amerikalı araştırmacı Justin McCarthy İngiliz arşivlerine bakarken bu kitabın şifresini buluyor. Hangi sayfadaki sözü geçen hangi rumuz kimi temsil ediyor. Kim gerçekten bu bilgiyi veren insan ve anlaşılıyor ki, bu bilgilerin çoğu Ermeni kaynaklıdır. Bu iddialarda bulunanlar çoğunlukla büyük bir bölümü de Amerikalı misyonerlerin iddialarıdır. Bu misyonerlerin raporlarında Türklerin katledildiğine dair bir tek satır bile yoktur. Amerika’da dürüst bilim adamları da var. Bunlardan bir tanesi Justin McCarthy’nin yayınladığı bir kitap var. Bu kitabın adı “Van’daki Ayaklanma”. Sadece Van’ı inceliyor. Çok ayrıntılı bir inceleme yapmış. Van şehrinde yaşayan Müslümanların yüzde 62’sini katletmişler. Her yüz insandan 62’sini katletmişler. Ermenilerin kayıtları da var. Peki bu propaganda ihtiyacı nereden çıktı? Bir kısmı bu misyonerlerden kaynaklanıyor. O zaman İstanbul’da bulunan Amerikan büyükelçisi var Hertz Morgenthau diye. O bir kitap yayınlıyor, “Morgenthau’nun Anıları” diye. İşte orada ve orada bu kaynaklardan gelen bilgiler yer alıyor. Fakat İngilizler’in kitapları daha ilginç. O zamanlar İngiltere bir propaganda Bakanlığı kuruyor, Birinci Dünya Savaşı yıllarında. Bu propaganda Bakanlığının adı Weinig House. Burada asıl yaptıkları savaş haberlerini sansürlemek. Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz gazetecilerin gönderdikleri hiçbir haber İngiliz basınında yayınlanmıyor. Bütün haberler propaganda bakanlığına gidiyor. Orada bir albay var ve onun başkanlığında bir heyet var. Bu heyet o haberleri değiştiriyor ve bir propaganda metni haline geliyor, onu yayıyorlar gazetelere. İngilizlerin kaybettiği bir savaşı bir zafer gibi İngiliz halkına duyuruyorlar. Şimdi bu propaganda bakanlığı 25 tane ünlü yazarı çağırıyor. Bir tanesi Rudyar Kipling, Edgar Ellan Poe, Arnold Toynbee. Diyorlar ki size çok gizli bir devlet görevi vereceğiz. Ülkemiz savaşa girmiştir. Fakat biz tek başımıza bu savaşı kazanamayız. Mutlaka Amerika’yı da savaşa sokmak lazım. Amerika çekingen davranıyor. Amerikan halkını hükümetine baskı yapacak hale getirmek lazım. İşte sizden beklediğimiz görev öyle kitaplar yayınlayacaksınız ki, bunu okuyan insanlar düşmanımız olan Almanlar ve Türkler aleyhine galeyana gelecek ve bunların yaptığı baskıyla biz Amerikan hükümetini savaşa girmeye razı edeceğiz.
Bunu nereden biliyorum? Savaştan sonra kendileri yayınladılar da oradan biliyorum. Şimdi buranın yazdığı kitapla doğru olmasının şartı yok. Yani doğrulara uyacak mı, tarihi gerçeklere uyacak mı bunun hiç önemi yok. Yeter ki insanları galeyana getirsin. Bir grup 1156 tane kitap yazıyor. Bunlardan bir bölümü Almanların aleyhinde, bir bölümü Türklerin aleyhinde. Bu kitapta ne yazıyor? Mesela Almanlar Belçika’ya girmişler. Rastladıkları bütün bebeklerin ellerini kesmişler. Kitapta bu yazıyor. Yakaladıkları bütün rahipleri kilisenin çan kulesine asmışlar. Böyle insanları öldürüp derisinden sabun yapmışlar. Dışişleri Bakanı Avam Kamarasında çıkıyor ve diyor ki “Bunların hiçbirisinin gerçeklikler bir alakası yoktur. Bunlar propaganda malzemesiydi. Birinci Dünya Savaşında bunu yapmamız lazımdı” diyor.
İşte 1915 olaylarının gerçek boyutu bu. Bize diyorlar ki 1,5 milyon Ermeni öldürdünüz. O zaman Ermeni patrikleri resmi rakamlarına göre bile 1,5 milyon Ermeninin yaşadığı söylenmiyor. Bu iddiaları o kadar ileri götürdüler ki, Türkiye’yi bir soykırımı yapmış olduğuna dair bazı parlamentoları ikna ettiler. Fransa’da alt mecliste henüz tamamlanmadı ama bir karar çıktı. “Ermeni Soykırımı olmamıştır.” demek suçtur. Uymayanlar 1 ila 3 yıl cezaya çarptırılacak, 40 bin euro da para cezası verilecek. Yani atalarımız katil değildir diyemeyecek Fransa’daki Türkler. Biz “nasıl böyle şeyler söyleyebiliyorsunuz” dediğimizde “bizi boşu boşuna ikna etmeye çalışmayın, biz sizin haklı olduğunuzu biliyoruz” diyorlar. Ama bu tasarıyı reddedecek durumda değiller çünkü seçim bölgelerimizde çok sayıda Ermeni kökenli vatandaş var ve biz olumsuz oy verirsek hiçkimse bizi bir daha seçmez. Size haklı olduğunuzun biliyoruz ama gerçekler doğrultusunda oy kullanamayız. Burası Fransa, medeniyetin beşiği… Oylama yapılıyor. 525 üyesi olan parlamentoda 106 kişi evet diyor, 25 üye hayır diyor, gerisi hiç katılmıyor oylamaya. İç politikada bu konuda tavır almaktan çekiniyorlar.
Bu olaylar I. Dünya Savaşından sonra değil, II. Dünya Savaşından sonra ortaya çıkıyor. Bu konuda Birleşmiş Milletler Soykırımla Mücadele Sözleşmesi yayınlıyor. Bu sözleşmede soykırım ne zaman olur, hangi koşullarda nasıl oluyor, bu konuda bir açıklama yapıyor. Bir ırkın etnik grubun tamamen tasfiye edilmesine yönelik bir hareket olacak diyor. Hitler Almanya’da Yahudilere karşı bir soykırım yapmıştır. Herkes bunu kabul eder. Orada 6 milyon Yahudi sistemli bir şekilde toplama kamplarına gönderilerek öldürülmüştür. Osmanlı’da ne oluyor? Osmanlı’da savaş alanının dışında yaşayan hiçbir Ermeni’ye hiçbir şey olmamıştır.Kendi hallerinde yaşamaya devam etmişlerdir. Hiçbir yere gönderilmemişlerdir. Bu olayların gündeme getirildiği 1915 yıllarında Osmanlı Hükümetinde 8 tane Ermeni bakan var. Bunlardan bir tanesi padişahın özel hazinesinden sorumlu. Böyle bir şey Nazi Almanyası’nda düşünülebilir mi? O zamanlarda yurtdışında müthiş bir baskı yapılıyor. Ermenilere kötü davranan herkes yargılanacaktır, diyorlar. Bir mahkeme kuruluyor. Bu mahkemede birçok insan bu baskılarla hapis cezasına çarptırılıyor, idamla yargılanıyor. Bunların içinde öyleleri var ki bu olaylarla hiçbir alakası yok.Aksine kendilerini çetelerinden korumuşlar. Atatürk daha sonra bu idam edilenlerden bazılarının çocuklarının eğitimini üstleniyor. Bu insanların itibarı geri veriliyor. İngilizler diyorlar ki, bu işlerden asıl sorumlu olanlar siyasetçiler ve bazı yazarlar. Bunları biz Malta’ya götürüp yargılayacağız. Askeri kaynaklarda, başka kaynaklardan bilgi istiyorlar ve sonunda bunları suçlayacak tek bir delil bulamıyorlar. İngiltere’nin parlamentosundan böyle bir karar çıkmıyor. 14 Nisan 1999’da bir İngiliz Devlet Bakanı Ermenilerin yok edilmesi kararını kanıtlayacak bir belgenin yokluğu nedeniyle İngiliz hükümeti 1915 ile 1916 yılları arasında yaşanılan olayları soykırım olarak tanımamaktadır. “90 küsur yıl önce cereyan etmiş olayların bugünkü hükümetler tarafından değerlendirilmesi uygun değildir. Zira bu olaylar hukuki ve tarihi tartışmalardır” diyor. Bir başka İngiliz bakanı 24 Ocak 2001 tarihinde verdiği demeçte -o da bir süre önce İngiliz Hükümeti bu olaylara ait belgeleri incelemişti- bu olayların BM tarafından tanınana kadar soykırım tanımına uymadığını söyledi. Bu İngiliz Hükümeti’’nin tutumudur ve değişmeyecektir.
Diğer ülkelere kim yeşil ışık yakıyor da bu karar tasarılarını çıkarıyorlar. İşte bu noktada politika giriyor. Karışıklık ortaya çıkıyor. Onlar Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak, Ermeni lobilerini ve diasporayı tatmin etmek istiyorlar. Amerika’da 73 tane bilim adamı birkaç sene önce, “1915 olayları hiçbir şekilde soykırım olamaz” diye ortak bir deklarasyon yayınladı. Bu her bilim adamının başına gelmedik kalmadı. O kadar ki bir tanesinin evini bombaladılar. Artık adam Amerika’da yaşayamayacağına karar verdi, geldi burada Bilkent Üniversitesinde görev yapıyor şimdi. Başka bir tanesinin kürsüsünü elinden aldılar üniversitede. Müthiş bir yıldırma politikasıyla Amerika’daki bilimadamlarını siyasetçileri soykırım olmamıştır konusunda söz söyleyemeyecek hale getirdiler. Bir de Ermeniler ne diyor, ona bakmak lazım. 1923 yılında Bükreş’te yapılan bir konferansta o zamanın Başbakanı “savaşta ilerleyen Türk ordusu sadece düzenli birliklerle savaşmıştır. Savaşı sivil bölgelere asla taşımamıştır. Türk subayları son derece disiplinlidir ve herhangi bir katliama izin vermemişlerdir” diyor. Bizim bazı bilim adamlarımız tırnak içinde ne diyorlar? Kısa bir süre önce Erivan’a gitti. “Ben şahsen Türklerin soykırım yapığına inanıyorum” diyor. Türkiye’nin bu konudaki görüşleri -onun kelimeleriyle söylüyorum- “tam anlamıyla pisliktir” diyor. Türk bilim adamı Erivan’da söylüyor bunu. Türkiye’de muazzam toplantılar yapıyorlar ve kendileri gibi düşünmeyen kimseyi çağırmıyorlar.
Son olarak, Türkiye neden bu saldırılara iyi bir karşılık veremiyor? Buna en iyi cevap veren yazar Claude Farrère geçen yüzyılın başlarında yaşamış. Kendisi diyor ki: “Dünyanın Türkleri hatalı görmesinde şaşılacak ne var? Türkiye’nin düşmanlarının parası var. Para her kapıyı açıyor. Türkler çok konuşkan bir millet değildir. Buna karşı onların düşmanları çok konuşkandır. Kendilerini büyük bir maharetle anlatıyorlar. Onların en büyük silahı yalandır. Bilgisiz insanların gözünde Türklerin böyle sayılması mümkündür.” Bizim hatamız da var. Sürekli olarak savunma stratejisi izliyoruz. Bu Ermenilerin Azerbaycan’a yaptıkları bu kadar insanları öldürmeleri… Siz bunları bir Türk siyasetçisinden duydunuz mu son beş yılda? Biz diyoruz ki “Biz Ermeni’lere çok iyi davranıyoruz. Onların uçaklarına iniş izni veriyoruz. Türkiye’de kaçak çalışan 40 bin Ermeni var.” Kendi kanunlarımızı ihlal ettiğimizi övünerek söylüyoruz. Hangi ülke böyle bir şey söyler? Dünya bizi hoş görsün diye başka kaçak işçilere izin verilmezken Ermenilere izin veriliyor. İşte bu aşağılık duygusundan kurtulamazsanız haklılığınızı anlatamazsınız.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.