Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Antalya İl Örgütü Konuşması
CHP Genel Başkan Yardımcısı ONUR ÖYMEN’in Antalya’da yaptığı konuşma
23 Mart 2007
Sayın İl Başkanımızla ve çok değerli milletvekili arkadaşlarımızla, belediye başkanı arkadaşlarımızla değerlendirmeler yapıyoruz. Ben her şeyden önce kendilerini kutlamak istiyorum. Böyle bir örgüte, böyle milletvekillerine ve böyle belediye başkanlarına sahip olduğumuz için kendimizi çok mutlu sayıyoruz. Antalya’nın geleceğinde bu arkadaşlarımız söz sahibi olacaklardır ve bugün yaşanan olumsuzlukların sona erdirilmesinde birinci derecede etkili rol oynayacaklardır.
Değerli arkadaşlarım, biz bu hükümetin pek çok icraatını eleştiriyoruz. Diyoruz ki biz iktidara gelince bunları düzelteceğiz. Ama öyle icraatları var ki onları düzeltmemiz maalesef mümkün olamayacaktır. Bunların başında doğa katliamı geliyor. Antalya’da şu anda büyük bir doğa katliamı gerçekleşmektedir. Antalya’da, Kurşunlu’da, Kemer’de yüzlerce dönüm arazideki çam ağaçları orada taş ocağı yapacağız gerekçesiyle tahrip ediliyor, kesiliyor. Biz bunu çok derin bir üzüntü ve tepki ile karşılıyoruz. Vatandaşlarımızın oralarda gösterdikleri demokratik tepkiyi de saygı ile karşılıyoruz. Yani altında taş kömürü çıkacak diye siz bu anlayışla Türkiye’de kesilmedik bir ağaç bırakmazsınız. Yani hükümetin anlayışı buysa, yasaları bu anlayışla getirdilerse meclise, böyle yorumlanacaksa bu yasalar memlekette hiç orman kalmaz. Her ormanın altında bir maden çıkma ihtimali vardır. O zaman bütün ormanlarımızı keselim. Böyle bir anlayış olabilir mi? Şurada kestikleri ormandan 15-20 km ötede toprağı bile kazmadan bulabileceğiniz taş ocakları var. Neden onları işletmiyorsunuz? Size üç kuruş daha ucuza mal olacak diye bu memleketin çamına, ormanına yazık günah değil mi? Bir ağaç yetiştirmek için ne kadar emek sarf ediliyor. Türkiye’de sivil toplum örgütleri kampanyalar yapıyorlar, gençlerimiz, okullarımız ağaç dikme seferberliği yapıyor. Siz bir taraftan bunu yapacaksınız, bir taraftan da ülkenizin en değerli serveti olan ormanlarını keseceksiniz altında taş var diye. Yani bu gerçekten bir kara mizahtır. Hangi ülkede böyle bir şey oluyor acaba? Altında taş çıkacak diye hangi ülke ormanını kesiyor dünyada? Bu olacak iş değildir. Biz iktidara geldiğimiz zaman doğa katliamına mutlaka son vereceğiz. Antalyalı hemşehrilerimizin bu konuda gösterdikleri demokratik tepkiyi bir kez daha kutluyorum. Onun için diyoruz ki değerli arkadaşlarım, bu iktidarın bir gün bile daha başta kalması bu ülke için zarardır. Yalnız doğamıza değil, insanımıza da zarardır. Ülkemizde can güvenliği kalmadı. Bir iktidar her anlamda başarılı olsa bile, ki bu iktidar maalesef hiçbir alanda başarılı olamadı, eğer vatandaşın can güvenliğini sağlayamıyorsanız size başarılı bir iktidar denilemez. Hiçbir iş yapamazsanız, güvenliği sağlayacaksınız. Büyük şehirlerimizde her gün bir otobüs yakılıyor, dün gene İzmir’de yakıldı. İstanbul’da son zamanlarda bizim bildiğimiz 8 otobüs yakıldı. İstanbul’un bazı semtlerine belediye otobüsleri giremiyor. Girmek durumunda olunca da polis eskortu ile girebiliyor. Dünyanın neresinde oluyor böyle bir durum? Dünyanın hangi ülkesi var ki polis arabaları eşliğinde otobüsler şehrin bazı sokaklarına girebiliyor? Bunlar olacak şeyler değil. Kapkaç olayları artık her türlü ölçüyü aşmış vaziyettedir. Bizim bir milletvekili arkadaşımızın güpegündüz arabasını durdurdular İstanbul’da camını kırıp çantasını aldılar kucağından. Tam polise söyledikten sonra 3 gün sonra aynı yerde bir başka vatandaşın aynı şekilde camını kırıp içinden çantasını aldılar. Memlekette asayiş kalmadı. Niye böyle? Çünkü büyük bir yoksulluk ve büyük bir açlık var memleketimizde. 985 bin kişi yatağa aç giriyor. Bu kadar büyük bir açlığın, yoksulluğun ve yolsuzluğun olduğu ülkelerde maalesef böyle soygunlar olabiliyor ve can güvenliğini ortadan kaldıran gelişmeler olabiliyor. Onun için bu hükümet bütün bu konularda başarısızlığını kanıtlamıştır ve iktidarda daha fazla durmasının ülkemize verebileceği zararların haddi hesabı yoktur. Genel olarak ülkemizde bir de terör olgusu var. Sayın başbakanın ‘sayın’ diye söz ettiği bir terör liderinin sorumlu olduğu terör eylemlerinde 30 bin kişi hayatını kaybetmiştir ülkemizde. Hala bu örgütün 3500 üyesi kuzey Irak’ta serbestçe faaliyet gösteriyor. Değerli arkadaşlar size çok açıkça söylüyorum. Dünyanın herhangi bir yerinde, kuzey Irak’taki bu PKK varlığı hariç, bir terör örgütü yoktur ki bir güvenlik kuvvetinin takibatından masun olarak yaşasın ve faaliyet göstersin. Dünyada hiçbir yerde örneği yok. Uluslar arası alanda geçerli ölçü şudur; bir terörist herhangi bir yerde yarım saatten fazla kendini güven içinde hissetmeyecekler. Almanların meşhur anti terör örgütünün parolası budur. Almanya’ya karşı faaliyet gösteren hiçbir terörist, hiçbir yerde yarım saatten fazla güvenlik içinde bulunamaz diyorlar. Buna göre çalışıyorlar. Biz ne yapıyoruz? Aylardan beri, yıllardan beri kuzey Irak’ta tam bir güvenlik içinde bulunuyor bunlar, sınırımızı diledikleri gibi delip geçiyorlar, patlayıcılar getiriyorlar, demir yollarına patlayıcı koyuyorlar, insanlarımızı öldürüyorlar ve ekonomik tesislerimizi tahrip ediyorlar. Siz biliyor musunuz Hakkari’de bir tane ekonomik tesis vardı, bir tavukçuluk tesisi. Başka ne bir fabrika ne de atölye var. Bir tane özel idareye ait bir tavukçuluk tesisi, içinde 12 bin tavuk. PKK teröristleri geldiler bunu bastılar. Ben yerinde gördüm,12 bin tavuğu öldürdüler. Aç kaldı, yoksul kaldı vatandaş. Petrol kuyuları var o civarda orada 3 tane petrol mühendisini öldürdüler. Türkiye petrol çıkartmasın, oradaki insan para kazanmasın, zengin olmasın. Madencileri, öğretmenleri tehdit ediyorlar. Böyle bir duruma tahammül edilebilir mi? Edilmez. Çaresi nedir? Kuzey Irak’taki terörü etkisiz kılacaksınız. Türkiye içindekileri temizledik. Güvenlik güçlerimiz büyük fedakarlık göstererek teröristleri Türkiye’den kazıdılar. Ama bakıyoruz orada üstleniyor ve oradan vızır vızır Türkiye’ye geçiyorlar. Kim mani olacak buna? Aramızda antlaşma var. 1926 tarihli sınır antlaşmasına göre sınırın iki tarafında 75 km derinliğindeki bölgede eşkıyayı, teröristi barındırmamakla ülkeler yükümlü. Ayrıca işbirliği yapacaklar, ortak komisyon kuracaklar. Bunların hiçbiri işlemiyor şu anda. Irak devleti bu sınırın korunması için en küçük bir iş yapacak durumda değildir. Kendisini koruyamıyor ki sınırını korusun. Kim koruyacak sınırı? Irak’ta 150 bin Amerikan askeri var. Uluslar arası hukuka göre bir ülkeyi askeri işgalde bulunmuşsanız, o ülkenin güvenliği sizden sorulur. Amerika koruyacak. Koruyabiliyor mu? Hayır. Kim koruyacak? Yerel güçler var orada Barzani, Talabani. Genel kurmay başkanımız diyor ki korumak şöyle dursun, bunlar bu terör örgütüne silah, patlayıcı madde veriyor diyor. Sınırın güneyi PKK’ya teslim edilmiş diyor. Daha ne desin?
Kamuoyunun gözünden pek çok şeyi saklıyorlar. 22 Eylül 2003 tarihinde Dubai’de bir antlaşma imzalandı. Türkiye tarafından Ali Babacan ve Amerika tarafından Hazine bakanı. Bu antlaşma 8,5 milyar dolarlık kredi verilecek diyor karşılığında Türkiye Kuzey Irak’a asker göndermemeyi kabul ediyor. Cumhuriyet tarihinde ilk defa para karşılığında siyasi taviz veriyorsunuz. Olacak iş değil. Siz sınırınızı koruma hakkından kendinizi nasıl mahrum edersiniz, nasıl bir söz verirsiniz? Bu biraz basına sızdı ve biz de kıyameti kopardık. Cesaret edip de bu antlaşmayı meclise getiremediler onay için. Bereket, bu antlaşma yürürlüğe girmedi. Ama anlaşıldı ki Amerika sizin sınırınızın güneyine gidip o sınırı korumanızı istemiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Yani sen kendi ülkeni teröriste karşı korumayacaksın diyor. Bu ne demektir? Bunu bir anlayan, izah eden insan çıkıyor mu? Çıkmıyor. Buna tepki gösterme iradeniz yok, gücünüz yok. Kendinizi zayıf hissediyorsunuz. Başbakanın baş danışmanı ‘biz 6-7 sene daha iktidarda kalmak istiyoruz, sakın başbakanımızı delikten aşağı süpürmeyin, onu kullanın diyor. Dünyanın neresinde böyle bir şey görülmüş? Hangi ülkede kim gidip de benim başbakanımı kullanın der? Derse işte böyle kullanırlar. Nasıl kullanıyorlar? Geçenlerde bir petrol yasası çıktı. Bu kamuoyunda pek tartışılmadı, köşe yazarları bunu pek yazmıyor. Bizim bu konudaki görüşlerimize yer vermiyorlar. Şu anda bizim görüşlerimizi kayda geçiren televizyon istasyonlarından bazıları eminim ki şu söyleyeceklerimden bir satırla bile bahsetmeyecekler. Acaba neden o medyaların sahipleri petrolü çok seviyor ondan mıdır tam bilmiyorum ama bildiğimiz bir şey var. Bu konuda söylediğimiz laflar sansürleniyor. Bizim elimizde belgesi var. Petrol şirketleri 1993 yılında Türkiye’ye, enerji bakanlığına petrol işleri genel müdürlüğüne, yazı yazıyorlar ve diyorlar ki; ‘biz Karadeniz’de 1 milyar varil petrol bulduk ve doğalgaz rezervleri tespit ettik. Biz bunları çıkarırız ama bir şartla petrol yasasını değiştireceksiniz’ diyor. Baskı yapıyor. Bir yabancı şirket sizin petrol yasanızı değiştirmenizi istiyor. O zamanki hükümet reddediyor, ondan sonrakiler de. Şimdi bakıyoruz ki bu hükümetin çıkardığı petrol yasası hemen hemen aynen o petrol şirketinin istediği unsurları içeriyor. Neymiş bu unsurlar? Ruhsat alanlarını genişleteceksin, sürelerini uzatacaksın, devlete düşen pay ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın payı azalacak, devlet hissesi düşecek. Fazlasını yaptınız. Büyük ihtimalle bu hükümeti çok zayıf ve teslimiyetçi gördüğü için yabancılar, 1993’te istediklerinden daha çoğunu istiyorlar. 1993’te çıkardığımız petrolün %45’ini Türkiye’de bırakırız diyor. Şimdiki kanun tamamını götürebilirler diyor. Sanki Türkiye Atlantik Okyanusunun ortasında bir adadır, bir vatan değildir de hiç sahibi olmayan bir toprak parçası. İsteyen geldiği gibi delecek, orada petrol çıkaracak, bir litresini bırakmadan çekip götürecek. Allah korusun, savaş var, kıtlık var, yokluk var. Petrol krizlerini unutmadık. Türkiye Petrolleri devlet adına petrol arar diyor ve eski kanun bir takım imtiyazlar veriyor buna. Hepsini kaldırmışlar. Şu anda Türkiye Petrolleri devlet adına Hazar bölgesinde petrol arıyor. Bunu kaldırdığınız anda, devlet adına çalışma özelliğini kaldırıyorsunuz Türkiye Petrollerinin ve bunun özelleştirilmesinin önünü açıyorsunuz. Onu da satabilirsiniz, satamayacağınız hiçbir şey yoktur. İnanılır gibi değil. Türkiye’nin en kilit sektörlerinin sanayilerini haraç mezat sattınız. Bankalarını Yunanlılara, başkalarına sattınız. Her ülke yapıyor mu bunu? Başka ülkeler yapıyor mu? İtalya yapıyor mu? İtalya bir Fransız bankasına bankasını satmamak için büyük bir direnç gösterdi.
Bu yasa şu anda Irak petrol yasasının gerisindedir. İşgal altındaki Irak’ta çıkarılan petrol yasasından bile kötüdür. Niçin? Irak yasasının 11/c maddesinde görüyorsunuz ki ‘bu yasanın amacı Irak’ın menfaatlerini korumaktır’ diyor. Bizde çıkan yasada bu maddeyi çıkartmışlar. Bizim yasamızda da vardı ama bunu çıkarmışlar. Yani açıkça ilan ediyor; ben Türkiye’nin menfaatlerini korumaktan vazgeçiyorum diyor. Böyle hükümet olamaz. Kendi ülkenizin menfaatini korumaktan vazgeçtiğinizi ilan edeceksiniz ve sonra da diyeceksiniz ki ben Çankaya’ya çıkacağım. Bütün Türkiye’nin cumhurbaşkanı ben olacağım ki Türkiye’nin menfaatlerini korumayayım. Böyle bir şey olabilir mi? Çankaya’ya çıkacak birinin, birinci görevi Türkiye’nin menfaatini korumaktır. Yalnız Türkiye’de değil, dünyanın her hangi bir ülkesinde, bir kabilede bile, oranın menfaatini korumayacak adamın oranın başında yeri yok. Siz ilan ediyorsunuz ben Türkiye’nin menfaatini korumayacağım diye. Daha ne diyeceksin? Ondan sonra cumhurbaşkanı olacağım diyorsunuz. Mübarek olsun. Ama biz size izin vermeyeceğiz, CHPliler olarak biz Atatürk’ün koltuğuna bir karşı devrimcinin oturmasına izin vermeyeceğiz. Buna engel olmak için demokratik kurallar içinde elimizden geleni yapacağız. Başbakan bugün uzlaşmadan bahsediyor. Cumhurbaşkanı ile kavgalısınız, askerle kavgalısınız, meclisle kavgalısınız, yargı ve YÖK ile kavgalısınız. Sonra bugün kalkıp da Türkiye’yi germeyin, uzlaşın diyeceksiniz. Bunu nasıl söylüyorsunuz? Ayna ile konuşun, ona söyleyin bu lafları. Geren sizsiniz. Uzlaşmaktan bahsediyor. Kiminle uzlaşacak? Kendi grubu içinde uzlaşacak. Bir kere bile muhalefetle uzlaşarak cumhurbaşkanı seçeceğiz dedi mi? Dese biz bunu takdirle karşılardık. Sayın genel başkanımız açıkladı; uzlaşılacak bir aday olursa biz de onayımızı veririz dedi. Bizimle uzlaşmak gibi bir niyeti yok. Kendi başına uzlaşacak yani kendisini ya da yakın birini seçtirmeye çalışacak. İşte bunlar yanlış şeyler. Türkiye’yi germeyin. Bir kere daha uyarıyoruz, Türkiye’yi germeyin. Bir dedikleri diğerini tutmuyor. Bugün aynı gün içinde grup başkan vekili Salih Kapusuz diyor ki; ‘seçimler 15 Temmuz’da olabilir.’ Aynı gün içinde yurt dışından dışişleri bakanı demeç veriyor diyor ki; ‘seçimler zamanında yapılacaktır.’ Biz hangisine inanacağız. Aranızda bir irtibat, eşgüdüm, koordinasyon yok. Hanginize inanacağız biz? Dışişleri bakanı diyor ki; ‘Türkiye’de Avrupa’daki kadar demokrasi vardır.’ Bana bir tane Avrupa ülkesi gösterin ki o ülkede adi suç işleyen milletvekilleri meclis dokunulmazlığından faydalansın. Bir tane örneği yok. Hiçbir ülkede adi suç işleyen milletvekilleri yasalarla korunmaz. Türkiye hariç. Söz verdiniz kaldıramıyorsunuz ve bizde de Avrupa’daki kadar demokrasi var diyorsunuz. Bana bir tane Avrupa ülkesi gösterin ki adalet bakanı ve müsteşarı hakim ve savcıları tayin kurulunda görev yapsın. AB size resmen ‘bunları çıkarın, demokrasilerde böyle şey olmaz’ diyor. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Çıkarmıyorsunuz. Çıkartmadığınız gibi HSYK’nın çalışmasını engelliyorsunuz ve orada hakimlerin, Danıştay üyelerinin, Yargıtay üyelerinin tayinini aylarca geciktiriyorsunuz. Dünyanın neresinde görülmüş? İşte bakın HSYK Adalet Bakanı müsteşarı hakkında suç duyurusunda bulundu, görevini yapmıyor, savsaklıyor diyor. Neden? Bekliyorsunuz ki cumhurbaşkanı değişsin, sizden birisi gelsin oraya sizin istediğiniz insanlar tayin olsun. Ondan sonra adalet bakanı diyor ki, ‘adaleti siyasallaştırmak yapılabilecek en büyük kötülüktür’ diyor. Sen yapıyorsun bunu. Senin yaptığın işin başka bir izahı yok. Kendi istediğiniz adamları tayin etmek için aylardır adam seçtirmiyorsunuz, Yargıtay, Danıştay üyesi seçtirmiyorsunuz.
Ekonomik tablo da çok vahim. Türkiye’nin durumunda yaklaşık 25 tane ülke var; bunların adı gelişme yolundaki piyasa ekonomileri. Düzenli olarak Economist dergisinde bunlardan bahsedilir. Bütün bu listede yer alan devletler içinde bu kadar büyük dış ticaret açığı veren ülke yok, en çok Türkiye. Cari açık 32,6 milyar dolar Eylül ayı itibariyle. IMF’ye boğazınızdan bağlanmışsınız. Dünyada IMF’ye bağlı başka devlet kalmadı. Yıllardan beri Türkiye’de IMF’nin şampiyonluğunu yapan bazı köşe yazarları bile şikayet etmeye başladılar bizden daha akılsızı yok mu diye. Bütün devletler birer birer bitirdi IMF ile anlaşmalarını. Kala kala bir tek Türkiye kaldı. IMF de Türkiye’ye her istediğini empoze ediyor. Maaşı, emeklilik ücretini yükseltemezsiniz, işçiyi memuru işe alamazsınız. Öl diyecek de dili varmıyor. Nasıl yaşatacağız biz bu insanları? İşte sonunda böyle yolsuzluklar oluyor ve toplum düzeni alt üst oluyor. Değerli arkadaşlar bu kötü gidişi durduracağız. Size söz veriyorum CHP iktidarında bu kötülüklerin tamamını çok kısa bir zaman içinde sona erdireceğiz. Türk halkı bu kadar kötü bir yönetime müstahak değildir. Bütün bu anlattıklarımın özeti iki kelimedir; kötü yönetim. Türk halkı Atatürk’ün kurduğu demokratik, laik cumhuriyete ters düşen bu iktidara daha fazla tahammül edemeyecektir. Bu iktidar içerde gericidir, dışarıda vericidir, yakında gidicidir.
IMF, Türkiye’nin de üyesi olduğu bir uluslar arası kuruluştur. IMF’nin görevi kriz halinde bir ülkeye gelip yardımcı olmaktır, sonra gider. IMF bir itfaiye gibidir. Eviniz yanıyorsa çağırırsınız gelir yangını söndürür. Ama yangın söndükten sonra günlerce evinize su sıkarsa o evde bir daha oturamazsınız. Şimdi IMF Türkiye’ye yıllardan beri su sıkıyor. O yüzden de Türk ekonomisi belini doğrultamıyor. Hükümet IMF’ye teslim olmuştur. Biz CHP olarak ne IMF’ye ne de herhangi bir uluslar arası kuruluş ya da ülkeye teslim olacağız. Atatürk’ün Türkiyesi kimseye teslim olmaz. AB’nin durumu ortada. Almanya Başbakanı ne diyor? 50 sene Türkiye AB’ye giremez diyor. Bizimkiler de hiçbir olmamış gibi kapıda beklemeye devam ediyorlar. Fransa’nın iktidar partisi başkanı, Cumhurbaşkanı adayı Sarkozy “Türkiye bir Asya ülkesidir, Avrupa’da ne işi var?” diyor. Sen bunları duymazlıktan geleceksin, hiçbir şey yokmuş gibi kapıda beklemeye devam ediyorsun. Hayır! Türkiye’yi istemiyorlarsa biz bunların gözünün içine baka baka soruyoruz: Türkiye bütün koşulları yerine getirirse üye yapacak mısın yapmayacak mısın? Yapacağız diyemiyorlar. Türkiye’yi istemiyorsanız, bizim kapıda 73 milyonu bekletmeye hakkımız yok. O zaman ne yapacağız? Bazıları B planı yaparız diyor. Başbakan, Maastricht İstanbul kriteri yapacak, Kopenhag kriterlerini de Ankara kriteri yapacak. Yani Ben AB’nin dümen suyundan giderim demek bu. Hayır arkadaşlar, B planımız yok. CHP’nin planı A planıdır. A planı dediğimiz Atatürk’ün planıdır. Yani milli bağımsızlık planıdır, ekonomik bağımsızlık planıdır. Bütün dünyayla dilediğim gibi ekonomik ve ticari ilişkilerimi geliştiririm, sana bağlı olmam, kararımı ben veririm. CHP iktidarında göreceksiniz ki çok şey değişecek. Ya Avrupalılar hizaya gelecekler ve Türkiye’yi diğer bütün adaylarla eşit koşullarda, şerefimizle tam üye yapacaklar ya da bugünkü politikalarına devam edecekler. O zaman da Türkiye’yi çok ararlar. Türkiye gibi bir müttefik, Türkiye gibi bir ortak bir daha bulamazlar kolay kolay. 73 milyonluk bir pazarı, Avrupa’nın ikinci büyük askeri gücünü, dünyanın en kritik coğrafi bölgesindeki bir ortak ve en kritik petrol boru hatlarının geçtiği bir ülkeyi, Avrupa’nın enerji güvenliği açısından kilit ülkeyi zor bulursunuz bir daha. Teslimiyetçi iktidarlar kapınıza geldiği zaman siz zannediyorsunuz ki bütün Türkiye böyledir, her istediğiniz zaman her istediğinizi kabul ettirirsiniz. Kıbrıs’ta da boğazlarını sıkarız, her istediğinizi yaptırırsınız. Bunu yaptıramazsınız. Bakın biz geçenlerde Almanya’ya gittik bir parlamento heyetiyle, üst düzey bir yetkili dedi ki: “Siz yine de şükredin, sizi biz kurtardık. Son zirve toplantısında, Türkiye’yle ilgili bütün ilişkilerimizi askıya alıyorlardı. Biz kurtardık sizi, bu sene seçim yılıdır, şimdi taviz veremezler, seçimden sonra alırız tavizleri dedik”. Diyor ki seçimler biter bitmez derhal Kıbrıs’la ilgili isteklerimizi derhal yapacaksınız. Neymiş onlar? Güney Kıbrıs’ı bütün Kıbrıs’ın meşru hükümeti olarak tanımamız. Neymiş onlar? Ek protokolü onaylayacakmışız. Rum gemilerini, uçaklarını alacakmışız. Ben söz aldım, dedim ki: “Boşuna seçimleri beklemeyin, seçimi kim kazanırsa kazansın, bu istediğiniz tavizlerin hiçbirini vermeyeceğiz. Ne Güney Kıbrıs’ı tanıyacak bir hükümet çıkar Türkiye’den, ne ek protokolü onaylayacak hükümet, ne bu gemileri bu uçakları alacak bir hükümet. Bunu yapan hükümet bir gün dayanamaz, ertesi gün devirirler”. Bunu diyecek adam lazım Türkiye’ye. Diyemiyorlar. Avrupalılar, Amerikalılar karşısında ellerini ovuşturuyorlar. Niçin? Çünkü seçimde onlara ihtiyacı var. Onlar da ancak kendilerine taviz verecek insanları desteklerler. İşte buna güveniyorlar. Boşuna, hayaldir. Türk hükümetini Avrupalılar seçmeyecek, Türk halkı seçecek. Türk halkı da teslimiyetçileri iktidar yapmayacaktır. Atatürk’ün ilkelerini benimsemeyenleri iktidar yapmayacaktır. Bunu huzurunuzda bir kere daha çok açık söylüyorum. Hiç boşuna heveslenmesinler. Antalya’da kanalizasyon açmış sayın Başbakan. Önce siyaseti arındıracağız kanalizasyonlardan, bütün kirliliğinden, yolsuzluğundan arındıracağız. CHP iktidarıyla bambaşka bir Türkiye göreceksiniz. Size buradan, Antalya’dan söz veriyorum. Biz halkımıza inanıyoruz, güveniyoruz, Antalyalılara da büyük bir güvenimiz var.
Soru: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP’yle uzlaşabileceğinizi düşünüyor musunuz?
O.Öymen: Efendim bizimle uzlaşmak istiyorlar mı istemiyorlar mı, birinci soru bu? Bizimle uzlaşmak istemiyorsa kendi kendimize gelin güvey olacak halimiz yok. Sen benimle uzlaşma halinde bir aday mı arıyorsun, yoksa ben ne desem diyeyim kendi bildiğin adayı mı seçtireceksin? Onu istiyorsan, bir dene bakalım diyoruz. Uzlaşmak isterlerse oturacağız masaya. Meclis dışından sayın Sezer gibi bir aday bulursak fena mı olur? Türkiye sayın Cumhurbaşkanımız sayesinde 7 yıldır rahat etti. Böyle bir aday bulursak ülkemize iyilik yapmış olmaz mıyız? Biz bu düzeyde, bu kalitede, bu tarafsızlıkta, bu yüksek vatanseverlik duygusuna sahip bir aday bulmak isteriz. Böyle bir aday çıkartmak için her türlü gayreti sarf etmeye hazırız, her türlü uzlaşmaya da hazırız. Ama AKP’nin kendi istediği bir adayı başa geçirtmek için değil. Biz Mecliste lastik damga değiliz. Aksi takdirde ne olur? Sayın Erdoğan ısrar ederse ne yaparız? Katılmayız. Anayasamızın 102. maddesini unutmayınız. Ve size şunu da söylüyoruz, Ankara’da hakimler var, kimse unutmasın. Başka soru var mı?
Soru: Sayın Öymen, Sayıştay’ın atanmayan yedi üyesi var. Bu geciktirme hakkındaki yorumunuz nedir?
O. Öymen: Sayıştay’ı geciktiriyor, Danıştay’ı geciktiriyor, Yargıtay’ı geciktiriyor. Yargı müessesiyle barışık değil. Yargıdan rahatsız. Bugün Adalet Bakanı sayın Çiçek diyor ki: “Bir ülkeye yapılabilecek en büyük kötülük, yargıyı siyasallaştırmaktır”. Sen yapıyorsun! Niçin başka hükümetler zamanında böyle bir sıkıntı yaşanmadı da şimdi yaşanıyor? Çünkü yargının tarafsızlığından rahatsızsın. Başbakan kalkıp, türban konusunda istemediği karar çıktı diye Avrupa’daki yargıçlara bile “bunlar bu işten anlamaz, ulemaya sormak lazım” diyor. Senin kafanda yargıç yok, senin kafanda ulema var. Sen devleti ulema idare etsin istiyorsun. Yani Türkiye’yi din devleti yapmak istiyorsun. Buna izin vermeyeceğiz arkadaşlar. Türkiye laik bir ülke olarak kalacaktır. Dine en büyük saygımız var, din en kutsal duygudur ama dini siyasete alet etmenizi, yargıya, eğitime din unsuru sokmanızı engelleyeceğiz.
Soru: Partinizin taş ocakları ve orman arazileri konusundaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
O.Öymen: Bu konuda tutumumuza çok açıkça ortaya koyduk. Bir taraftan doğayı koruyacaksınız, bir taraftan da bu ormanlık alanda yaşayan insanlarımızı köylülerimizi koruyacaksınız. Ormanlarımızı peşkeş çekmeyeceksiniz. Biliyor musunuz geçen sene iki kararname çıkarttılar bunlar. Gizli kararname, biri Ocakta, biri Haziranda. Bu gizli kararnamelerle Suriye sınırındaki mayınlı araziyi yabancı ülkelerin firmalarına peşkeş çekiyorlar. Üç yılda iki Kıbrıs büyüklüğünde arazideki mayınları temizleyeceklermiş, 49 yıllığına yabancı firmalara teslim edecekler bu araziyi. Türk çiftçisinin toprağı bu. Senede üç mahsul veren en değerli topraklarımızı yabancılara peşkeş çekecekler. İki ihale açmışlar. Biz buna öyle bir tepki gösterdik ki ihaleleri iptal etmek zorunda kaldılar. Şimdi bu gizli kararnameleri iptal etmek için Danıştay’a müracaat ediyoruz. Doğa için yaptıkları, toprak için yaptıkları budur, insan için yaptıkları hepsinden beterdir. Bu toprakların altında petrol var. Yabancılara 49 yıllığına verecekleri toprakların altında petrol var. Son zamanlarda bizim girişimlerimizden sonra 14 tane kuyu kazıldı, 14’ünden de petrol çıktı, haberiniz var mı? Bunları yazmazlar, boşuna not tutmayın, gazetelerinizde bunları yazmazlar, muhalefetin söyledikleri şeyleri yazmama konusunda prensip kararı var. Yakında Basın Ahlak Yasasına da koyacaklarmış, muhalefetin görüşleri yayınlanmaz, aksini uygulayanlar cezaya tabi tutulacaktır. Antalya basını değil de büyük basından bahsediyoruz. İstisnalar hariç tabi, bütün gazetecileri kastetmediğimi siz de biliyorsunuz. İstisna çok az, yerel basınla beraber büyük basından da bir iki isim var. Gerisi malum, bu kadar anlattık, bir satır yazmıyorlar.
Bu toprakları teslim ettikten sonra nasıl petrol arayacaksın? Büyük ihtilaf çıkacak bu konuda. Yeni petrol yasasını bir okuyun, ne yazıyor bu konularda. Süre sınırını kaldırıyor. Yani eskiden 20 yıllık, 30 yıllık ruhsatlar verilirdi, şimdi vatan toprağını ebediyen veriyoruz.
Soru: Efendim seçimlerdeki adaylarınızla ilgili ne diyeceksiniz?
O.Öymen: Bazı yerde ön seçim yapıyoruz, bazı yerde merkez yoklaması yapıyoruz. Fakat ister ön seçimle olsun, ister merkez yoklamasıyla olsun, her yerde seçilecek adayların her partimizin, en önemlisi de Türkiye’nin temel çıkarlarına hizmet edecek, Atatürk’ün düşüncesine gereken bağlılığı gösteren insanlar olmasına özen göstereceğiz. Geçmişte her iki yönde de başarılı ve başarısız uygulamalarımız oldu. Öyle yerler oldu ki ön seçimde seçtik adayı, adam istifa etti AKP’ye girdi. Öyle insan var ki merkez yoklamasıyla seçtik, çok da mutlu olmadık. Ama neticede biz en iyisini seçmek için elimizden gelen her türlü gayreti göstereceğiz. Her halükarda Antalyalıları mahçup etmeyeceğiz. Antalya’dan seçeceğimiz adaylar Antalya halkına layık insanlar olacak. Nerede ön seçim olacak, nerede olmayacak buna Parti Merkez Yönetim Kurulu karar verecek, bu yüzden bunu aramızda görüşmedik. Asma bilesiniz ki ön seçim de olsa, merkez yoklaması da siz kazanacaksınız, Antalyalılar kazanacak.
Soru: Başbakanın oğlunun aldığı gemi konusunu sormak istiyorum.
O.Öymen: Ben Başbakanın oğlunun gemisini bilmem de, Başbakanın kaptanlık yaptığı gemiyi bilirim. Bu gemi su alıyor. Denizcilerin tabiriyle pervanesi görünmüştür. Burada suya gömülen gemiye pervanesi çıkan gemi derler. Bu iktidarın pervanesi görünmüştür. Hiç kimse batan bir gemiye bilet almasın. Oğlunun gemisi hakkında fazla bilgiye sahip değilim. Biz oğullarla uğraşmıyoruz, babalarla uğraşıyoruz. Hiç kimsenin ailelerinin iç meselelerine girmeyiz, Başbakan kendini kurtarsın.
Soru: Sayın Öymen, taş ocaklarına tekrar gelirsek, burada siz de gerçekten önemli açıklamalar yaptınız. Antalya iki aydır bu konuyla uğraşıyor, eylemler gerçekleştiriliyor. Antalya milletvekilleri de bu konuda hassas davranıyorlar. Ortada çözüm önerileri konusunda İl Genel Meclisinde bir yasa tasarısı hazırlandığı yönünde ifadeler kullanılıyor. Özellikle bazı milletvekillerinin bu konuda çalışmalar yaptıklarını ve yeni bir yasa tasarısı hazırladıklarını söylüyorlar. Sizce Ankara’da bu kanun tasarısının yakında çıkma ihtimali nedir.
O.Öymen: Ağaçlar kesildikten sonra siz istediğiniz yasayı çıkarın. Ba’de Harabil Basra derler; Basra harabe olduktan sonra. Ağaçları kestikten sonra siz yasa çıkaracaksınız. O yasa bir anda ortalığı yeşertiyor mu?
Soru: Bana göre bir değer varsa bir yerde, ondan fayda görenler o değerle en ilgili olanlar olmalıdır. Antalya bölgesinde, doğal varlıklarımızla ormanlarımızla en ilgili olması gereken çevreler turizm çevreleri olmalıdır. Öte yandan golf sahaları için de binlerce dönümlük ormanlık alan feda edildi. Dolayısıyla hangi turizmciyle konuşsak, “bu sektörü korkunç bir sona getiriyor ama biz bundan söz edemiyoruz” diyor. Sizin de acaba turizmcilerle beraber bir çalışmanız var mıdır?
O.Öymen: Doğrusu bunu bu sabah değerlendirdik arkadaşlarımızla. Golf sahaları yapılırken bazı yerlerdeki bütün ağaçların kesildiği yolunda bilgilerimiz var. Biz bu konuyu çok yakinen izliyoruz. Her meseleyi kendi boyutu içinde değerlendireceksiniz. Bir taraftan bir taş ocağı açacağız bahanesiyle, yüzlerce dönüm arazideki ağaçları kesme işi var, bir kere bunu hemen durduracaksınız. Golf meselesini de ayrıca konuşacaksınız. Golf sahalarındaki ağaçların kurtarılması başka bir sorundur. Onunla da kesinlikle ilgileniyoruz. Ama bu taş ocaklarına mazeret gibi ileri sürülemez. Taş ocakları açacağız diye siz bu kadar ağacı kesemezsiniz, yüzlerce dönüm araziyi ağaçtan arındıramazsınız. Aynı mantıkla gidin, Türkiye’nin her yerindeki ormanların altında taş ocağı ihtimali vardır. O zaman bütün ormanlarımızı keselim. Böyle bir mantık olur mu? Siz ne biçim çevrecisiniz, ne biçim Çevre Bakanlığınız var, ne biçin Orman Bakanlığınız var? Göz göre göre kesilir mi bu ağaçlar? Antalyalılar ayaklanmış. Ben buraya gelmeden haftalar önce, Antalya’dan devamlı fakslar, e-mail mesajları aldım. Buradaki arkadaşlarımız bir doğa katliamı yaşandığını, halkın ayaklandığını, sokağa döküldüğü söylediler. Biz de milletvekili arkadaşlarımla bu işin peşine düştük Ankara’da. Merak etmeyin, bu memleketin doğasına da sahip çıkacağız. Ama değerli arkadaşlar, bir kere daha söylüyorum, bu iktidarın ülkenin başında kaldığı her gün, her saat ülkeye büyük bir zarardır. Petrol kanunundaki örneği verdim size. Bir hükümet ulusal çıkarları korumaktan vazgeçtiğini alenen ilan ederse, siz ne beklersiniz bu hükümetten? Doğada ne beklersiniz, ormanda ne beklersiniz, insanda ne beklersiniz, güvenlikte ne beklersiniz, ekonomide ne beklersiniz, dış politikada ne beklersiniz? AKP iktidarı Türkiye’nin tarihine karanlık bir sayfa olarak şimdiden girmiştir. AKP iktidarı dönemi ileride çocuklarımızın utanç duyacağı bir dönem olacaktır. Hiç kuşkunuz olmasın bu dönem bitecektir, yurt içinden yurt dışından bazı ekonomik çevrelerin, bazı medya kuruşlarının bütün pompalama gayretlerine rağmen bu iktidar gidecektir. Biz her hafta Anadolu’nun bir köşesindeyiz. Bir Allahın kulu kalkıp da bunlar iyi işler yapıyorlar, bunların dış politikasının destekliyoruz, Kıbrıs politikasını destekliyoruz, Irak’ı, AB’yi politikalarını destekliyoruz, işsizlikle mücadele yatırım politikasını destekliyoruz demedi. Köylü perişan. Aç diyorum size, aç! Aç bir insan buna hâlâ oy veriyorsa, onun aklından şüphe etmek lazım. Ama vatandaşın aklından şüphe etmeye hakkımız yok. AKP iktidarı gidicidir. Bir daha gelmemek üzere gidicidir. Bu zihniyet bir daha Türkiye’de iktidar olamayacaktır. Biz Atatürk’ün Türkiye’sini yeniden iktidar yapacağız. Haberiniz olsun, CHP’li milletvekilleri, CHP, bu konudaki talimatını Atatürk’ten almıştır.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.