Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TUSAM’da “Türk Jeopolitiği ve Türkiye’nin Yeni Ufukları” Konulu Konferans
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in TUSAM’ın organize ettiği “Türk Jeopolitiği ve Türkiye’nin yeni Ufukları” konulu konuşması
22 Mart 2007
Sayın Başkan, çok değerli konuklar,
Beni de bu önemli panele davet ettiğiniz için içtenlikle teşekkür ediyorum. Sözlerime başlarken rahmetli gazeteci Uğur Mumcu’yu hatırlamadan edemiyorum. Onun ünlü sözünü ne kadar tekrarlasak azdır. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar derdi. Türkiye’de fikir sahibi olanlar çok. Gazetelerde, televizyonlarda her gün görüyorsunuz ve izliyorsunuz ama bunların arkasında yeterli bilgi var mı doğrusu çok kuşkulu. Şimdi stratejik konular değerlendirilirken mutlaka bilgiye dayanacaksınız. Arkasında bir bilgi olacak. O bilgiye dayanarak değerlendirme yapacaksınız çözüm üreteceksiniz. Şimdi cumhuriyetimizin stratejik değerlerinin özü nedir? Bu notlar Lozan Antlaşmasında yer alıyor. Lozan Antlaşması ve ekleri 8 cilt boyutundadır ama özü 3 cümledir. Bir; egemenliğinizi koruyacaksınız. İki; eşitliğinizi koruyacaksınız. Üç; dış baskılara direneceksiniz. Bu üç cümle Lozan’ın tamamının temelidir. Lozan Antlaşmasının bir ara kesilmesinin arkasında yatıyor. Size eşit devlet muamelesi yapmıyorlar. Lord Cruzon İsmet Paşa’ya diyor ki “Paşa” diyor “senden bıktım. Laterne gibisin. Hep böyle egemenlik egemenlik diye söyleyip duruyorsun aynı şarkıyı söyler gibi. Başka laf bilmez misin” diyor. İsmet Paşa da diyor ki, “ben hep egemenlikten bahsediyorsam bunun sebebi bize egemen devlet muamelesi yapmayı bir türlü kabul etmemenizdir” diyor. “Başka devletlere tanıdığınız egemenlik, eşitlik haklarını bize vermek istemediğiniz içindir” diyor ve sonuna kadar direniyor. En sonunda açınız bakınız çıkan metne birinci maddesinde egemen eşitlikten bahsediyor. 1. Dünya Savaşında mağlup olduktan sonra bunu sağlaya bilen tek ülke Türkiye’dir. Biz mağlup olduğumuz bir dünya savaşından sonra eşit, egemen bir devlet olarak çıkmayı Cumhuriyeti kuran M. Kemal Atatürk’ün ve arkadaşının sayesinde başarmışızdır. Ondan sonra izlediğimiz dış politikada izlediğimiz stratejide ana unsur şu olmuştur, bunlar bazen gözden kaçıyor ama şunu söyleyeyim size ana unsur şu olmuştur: Türkiye kararını kendisi verir. Bu kadar basit. Bu size çok tabii gelir ama bugün 20.yy dünya politikasını izlerseniz devletler ikiye ayrılır. Kendi kararını verenler ve kendi kararını veremeyenler diye. Başkalarının dümen suyundan gidenler. Başkalarının talimatıyla hareket edenler. Onların sözüyle hareket edenler. İşte Türkiye 1. kategorideydi. Lozan’dan itibaren Türkiye Atatürk ve İsmet Paşa zamanında 1. kategorideydi. “Efendim ittifaklar yapmadılar mı?” Yaptılar. Bu ittifaka karşı olmak demek değil. Atatürk zamanında Balkan paktı’nı da yaptık. Sadabat Paktı’nı da yaptık. Hepsini yaptık ama karar veren ülke bizdik. Kendi kararımızı kendimiz verirdik.
Bu düzen maalesef 1950’den sonra adım adım erozyona uğramıştır. Şimdi biz NATO’ya girdik. Niye girdik? Onun sebepleri malum. Burada ayrıntısına girmeyeceğim. Türkiye 1952’de NATO’ya girdi ve çok yararlandı. NATO da Türkiye’den çok yararlandı. Bu işin bir tarafı ama demin söylediğim unsurlar açısından baktığımız zaman o devirde neler oldu? Türkiye’ye yakıştırılan sıfat sadık müttefik. Biz o zaman sevindik “ne güzel bizi sadık müttefik olarak görüyorlar” diye. Sadık müttefik olmak uğruna ne yaptık? Şunu yaptık mesela: Cezayir savaşı sırasında Cezayirliler göğüslerinde Atatürk’ün resmiyle savaşırken biz Fransa’dan yana yer aldık. Fransa’yı destekledik. BM’deki oylamalarda Türkiye daima Fransa2dan yana oy kullandı. Niçin? E NATO ülkesiyiz sadık müttefikiz. Peki, bütün NATO ülkeleri öyle mi kullandı? Kullanmadı. Yunanistan da mı böyle kullandı? Hayır, kullanmadı. Biz kullandık. Karşılığında ne aldık? Karşılığında şunu aldık: o devirde öyle oylamalar oldu ki bir keresinde Cezayir bir oyla bağımsız devlet olma hakkını kaybetti. O oy Türkiye’nin oyuydu ve bizi hiç affetmediler. Cezayirliler hiç affetmediler. 30 sene sonra Turgut Özal özür dile ama yine affetmediler. Bir oy yüzünden Cezayir o gün bağımsız olamadı.
Değerli arkadaşlar,
Biz bunları yaptık ya Fransa’ya Fransa bize ne yaptı? Şunu yaptı: Cezayir o zaman sömürgeci devlet, hâkim devlet. Cezayirliler o zaman pasaport veriyorlar. Pasaportta bir damga var. Diyor ki, “bütün devletler için geçerlidir Türkiye hariç.” Fransa’yı desteklemek için aramızda bu kadar yakın ilişkiler, din, kültür bağları olan Cezayir’i feda ediyorsunuz. Cezayir’de diyor ki “Cezayirliler bütün dünyaya gidebilir ama Türkiye’ye gidemez.” Niye? Türkiye’yle yakın ilişki kurmak istemiyor. İşte değerli arkadaşlar bu işler böyle olur.
Başka ne oldu? Yalnız Türkiye bağlamında düşünmeyelim. Yalnız Türkiye’den ibaret değil dünya. Başka ülkeler de birbirleriyle ilişkilerinde her şeyden önce kendi ulusal çıkarlarını koruyorlar. Bizim bunu çok iyi anlamazı lazım. Size bir örnek vereyim: 1956’da İngiltere, Fransa, İsrail Mısır’a ve Süveyş’e çıkartma yapıyor. Niçin? Çünkü Nazır Süveyş Kanalını millileştirmiş. Buna müsaade etmeyecekler. Askeri harekât yapıyor, çıkıyor, orayı sapt ediyor ve orada Nazır’ın kararını reddettirecek filan. Ne oluyor? Amerika diyor ki “yapamazsınız.” Amerika yakın müttefiki. İngiltere’nin, Fransa’nın NATO müttefiki. “Derhal çıkacaksınız” dedi. Sovyetler Birliği işbirliği yapıyor. İngilizler, Fransızlar, İsrailler Amerika’nın baskısına sadece 3 gün direnebiliyorlar. 3. gün çıkıyorlar. Yani demek istediğim şu ki, bir devlet ulusal çıkarının gereği neyse onu yapar. İşin özü budur. Şimdi Kıbrıs’ta olan bitenleri biliyorsunuz. Kıbrıs’ta ne oldu? 1960’da devlet kuruldu. 1963’te silahlı saldırıda bulunarak Rumlar Türkleri devletten attılar. İşin özü bu. Bir tane Türk kalmadı. Ne Hükümette, ne Meclis’te, ne yargıda bir tane Türk kalmadı. Oysa devlet bir Türk-Rum devleti olarak kurulmuş. Cumhurbaşkanı yardımcısı Türk olunca veto hakkına sahip. Hepsini attılar. Peki, hemen BM karar aldı. Ne kararı aldı? Rumları meşru devlet sayıyor. Türkiye NATO müttefikiniz değil mi? NATO müttefikiniz. Bütün NATO ülkeleri Türkiye’nin aleyhinde oy kullandı. Bir tanesinin bile istisnası yok. İşte yapılan bu. Sonra ne oluyor? Türklere saldırıya geçiyorlar. Türkiye’ye askeri müdahaleye kalkışılıyor. İsmet Paşa’ya bir mektup geliyor “eğer bu harekâtın sonucunda Rusya size saldırırsa NATO’nun 5. maddesini işletmeyiz” diyor. Yani sizi Rusya’ya karşı korumayız diyor. Düşünebiliyor musunuz? İsmet Paşa’nın ünlü sözü işte o zaman söylenmiştir “dünya yıkılıyor. Yeni bir dünya kurulur. Türkiye de o dünyada yerini alır.” O bakımdan bunları biz yaşadık. Şimdi yaşamış şeyleri unutursak böyle efendim “onlar işte o devir koşullarıydı” filan değil. Strateji bu. Görüyoruz ki devletler kendi çıkarlarını koruyorlar.
Bugüne gelmeden bir cümle daha söyleyeyim. Şimdi Amerika’yla meşhur Küba füze krizinde bakıyorsunuz işte Rusya füzeler yerleştirecek Küba’ya. Amerika da buna engel olmak istiyor Adalet Bakanı Robert Kennedy’yle Rus Büyükelçisi arasında bir iki görüşme oluyor. Anlaşmaya varıyorlar. Rusya füzeleri yerleştirmeyecek, Amerika da Türkiye’deki füzelerini çekecek. Türkiye’ye danıştılar mı? Hayır. Türkiye’nin haberi bile yok. Yani Türkiye sadece tabiri maruz görün yolgeçen hanı. İstediği gibi füzesini koyar veya çeker. Türkiye’nin de söyleyecek hiçbir lafı olmaz. Yani bu füzeler stratejik menfaatlere hizmet etmiyor idiyse niye koydun? Ediyorsa niye çekiyorsun? Ama başka daha büyük stratejik menfaatler onu gerektiriyor. Türkiye’nin esamisi okunmuyor. Dilediği gibi çekiyor füzeleri. İşte bunlar bizim hiç unutmamamız gereken olaylar.
Şimdi daha yakın tarihe gelelim ve geçmişi bir kenara bırakalım. Türkiye’nin stratejik boyutu deyince akla hep soğuk savaş dönemi gelir. NATO – Sovyetler Birliği çatışması v.s. filan. Şimdi daha yakın tarihe gelelim. Daha yakın tarih şu: Soğuk Savaş bitti. Soğuk Savaş bitince yeni bir dünya düzeni çıktı ortaya. Yenidünya düzeninde baktık ki devletlerin Türkiye’ye karşı tavrı özellikle NATO ülkelerinin bir bölümü hiç değilse Türkiye’ye karşı tavrında hissedilebilir bir değişiklik var. Şimdi Türkiye Batı Avrupa Birliğine resmen üye değildi ama fiilen üye gibiydi. Batı Avrupa Birliği de aslında NATO’dan önce kurulmuş. Avrupa ülkeleri arasında önemli bir güvenlik teşkilatı NATO’dan daha kuvvetli ve karşılıklı tavizleri var. Türkiye zaman içinde buna fiilen üye haline gelmiş adı resmen tam üyelik olmasa da. Ne oldu? AB dedi ki Soğuk Savaş bitince “ben kendi AB’ye özgü bir savunma ve güvenlik örgütü işbirliği kuruyorum. Batı Avrupa Birliğinin güvenlik boyutunu da devir alıyorum.” Peki, biz ne olacağız? Biz NATO ülkesiyiz ama AB üyesi değiliz. “E siz giremezsiniz” dediler. Uzun müzakereler ve mücadeleler yaptık. Neticede Türkiye 1999’da Washington Zirvesinde kendi istediği doğrultuda bir sonuç aldık. Çok uzun bir mücadeledir. O kadar baskı yaptılar ki bize yani bugünkü koşullarda baskılar yapılsa Türkiye ne kadar direnir bilemem. O kadar baskı yaptılar ve bir gün bana dediler ki 19 üyesi var ben de NATO büyükelçisiyim dediler ki “18 ülke bir yerde Türkiye bir yerde. Artık direnmeyi bırakın ve çoğunluğun görüşüne siz de uyun.” Ama bizim hiç kabul etmeyeceğimiz önerilerle çıkıyorlar. Bize daha önce verdikleri sözleri geri alacaklar. İşin özü bu. Ben dedim ki “NATO’da 18 birden büyük değildir. Kabul etmiyoruz. Türkiye’ye haksızlık yapılmasına boyun eğmeyiz” dedim. Niçin? Çünkü Türkiye’yi kuranların politikası buydu.
Değerli arkadaşlarım,
Hükümetler gelir hükümetler geçer. Türk diplomatları talimatlarını Atatürk’ten alırlar. Herkes bunu böyle bilsin. Sonunda bizim istediğimiz çizgiye geldik ama değerli arkadaşlar maalesef adım adım zemin kaybetmeye devam ettik. Geçen hafta Meclisten Dışişleri Komisyonuna bir anlaşma geçti. Orada ne diyor biliyor musunuz? Bu konuda AB ile bir anlaşma yapmışız biz. İşte bu AB’nin önceliğindeki operasyonlarına katılmakla ilgili ve o anlaşmada diyor ki “Türkiye bu operasyonlara katılırken herhangi bir AB ülkesi yani Kıbrıs’ı kastediyor ile ilgili bütün rezervlerini kaldırır diyor. Haberiniz var mı? Bunları okudunuz mu gazetede? Okumadınız. Yazmıyorlar. Yazmak işlerine gelmiyor. Bunun ötesinde AB yine AB çerçevesinde bir Avrupa silahlanma ajansı vardır. Bu ajans bütün AB ülkeleri o zaman Batı AB ülkeleri ama Türkiye dâhil ortak silahlanma faaliyetlerini düzenliyor. Şimdi gene bu AB’ye bağlandı ve Türkiye dışarıda kaldı. Ne yapılsın? Çare aransın. İşte Türkiye’yle Norveç buna girsin. Oylama yapılıyor Norveç giriyor. Kıbrıslı Rumlar Türkiye’yi veto ediyor. Bundan haberiniz var mı? Niye yok acaba? Biz bunu söylemediğimiz için mi acaba? Hayır. Biz bunu söylüyoruz. Türkiye’de bunu size açıklıkla söylüyorum bazı çevrelerin hoşuna gitmeyen haberlere sansür uygulanıyor. Haberiniz olsun. Hiç kuşkunuz olmasın. Bu bir sansürdür. Basmıyor. Yazmıyor. Bir şey daha söyleyeyim: Türkiye Euro Kontrol örgütüne üyedir. Avrupa sivil havacılık örgütüne üyedir. Son derece önemli bir örgüttür. Siz bu örgütün Kıbrıslı Rumlarla bir anlaşma imzaladığını biliyor musunuz? Bu anlaşmayla Kıbrıslı Rumlara para yardımı yaptığını biliyor musunuz? Bu paranın bir kısmının Türkiye’nin bütçesinden çıktığını biliyor musunuz? O parayla Kıbrıslı Rumların Rum Kesimi’nde çok büyük bir hava kontrol merkezi inşa ettiğini biliyor musunuz? Bu hava kontrol merkezinde bütün Doğu Akdeniz’in ve Türkiye dahil bütün bölge ülkelerinin askeri ve sivil hava uçuşlarının izleneceğini biliyor musunuz? Ve Türkiye’nin bunlara hiçbir tepki göstermediğini de biliyor musunuz? İşte değerli arkadaşlar durum budur. Bu gerçekleri bilmezsek bugünün stratejik konumunu da kesinlikle anlayamayız. Değerli arkadaşım biraz önce bahsetti. Çok önemli bir şey söyledi. İki önemli noktayı herhalde bana bıraktı söylemem için. 6 ekim 2004 tarihinde Avrupa Birliği’nin hazırladığı İlerleme Raporu var. bir bölümü Türkiye’nin tam üyeliğinin Avrupa Birliği’ne etkileri. Orada diyor ki, Dicle ve Fırat nehirleri stratejik açıdan büyük önem taşımaktadır. Hatta diyor, bu nehirler, söylemediği noktası İsrail’in stratejik güvenliği için önem taşır. Ve diğer bölge ülkelerinin stratejik güvenliği açısından önem taşır. Onun için diyor, Türkiye üye olursa biz bu nehirlerin üstündeki barajları ve sulama sistemlerini uluslar arası yönetime sokmak durumundayız diyor. Sokmayı öngörürüz diyor.söylemediği diğer bir unsur herhalde nezaketinden olacak bu rapor yayınlandıktan 2 saat sonra Sayın Başbakanımız bir açıklama yapıyor.’Bu rapor son derece olumludur ve dengelidir’ diye.şimdi biz bunlarla uğraşıyoruz. Türkiye’nin stratejik konumu diyince bunları görmek lazım. Şimdi değerli arkadaşlar, Irak’tan bahsedildi ben de bir iki cümle söyleyeyim. Irak’ın durumu, Irak’taki gelişmeler Türkiye’nin stratejik menfaatleri açısından son derece önemlidir. Ve orada dünyada hiç örneği olamayan kimsenin tek bir örneğini bulamayacağı bir olay gerçekleşmektedir. O da şudur: orada sayıları3500’ü bulan bir terör örgütü serbestçe faaliyette bulunmaktadır, ve hiçbir güvenlik gücü bu teröristleri bertaraf etmekle görevli değildir. dünyada bunu hiçbir örneği yoktur. Sadece dünyada teröristlerin serbestçe hareket edebileceği tek yer orasıdır. Amerikan Başkanı Bush ne diyordu 11 Eylül saldırılarından sonra. Diyordu ki:’bizim gri sahamız yoktur. Ya bizden yanasınız, ya teröristlerden yanasınız.’Şimdi biz aynı şeyi söylüyoruz Amerikalılara. Ya bizden yanasınız, ya teröristlerden yana. Gri sahamız yoktur. Biz kim? Biz parti olarak söylüyoruz. Ama hükümet söyleyecek. Hükümet söyleyecek. Şimdi bakın yıllardan beri onlar orada serbestçe hareket ediyor,sınırı vızır vızır geçiyor. Türkiye’de insanları öldürüyor, ekonomik tesislere saldırıyor,Türkiye’nin en stratejik hedeflerini vuruyor oradan hareket ederek. Ve biz hiçbir şey yapamıyoruz. Daha acısını size söyleyeyim. Şimdi bunları paylaşmak zorundayız sizle. Bunları bilmezsek, anlatmazsak çok eksik bir iş yapmış oluruz. 22 Eylül 2203. Türkiye bir anlaşma imzalıyor Amerika’yla Dubai’de. İmzalayan devlet bakanı Ali Babacan, Amerika’dan haine bakanı. Ne diyor bu anlaşma? Türkiye’ye 8.5 milyar dolarlık kredi verilecektir ama diyor Türkiye’de Kuzey Irak’ta sınırını korumak ve terörle mücadele etmek için asker göndermeyecek. Düşünebiliyor musunuz? Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir kredi karşılığında sınırlarımızın güvenliğini koruma hakkından kendimizi mahrum ediyoruz. Biz buna çok tepki gösterdik. Olay içinde size getiremediler bereket yürürlüğe girmedi ama bunu imzaladılar. Siz taahhüt ediyorsunuz. Ve nitekim hükümet iki kere yetki almasına rağmen meclisten, Kuzey Irak sınırını korumak için asker gönderme konusunda ikisinde de gönderemedi. Yani size mesaj şu: Ne Irak ordusu koruyacak sınırı, ne Amerikalılar, ne Barzani. Zaten Genel Kurmay Başkanı diyor ki, Barzani, Talabani PKK’ya yardım ediyor. nasıl koruyacak? Ve sizin de korumanıza izin verilemeyecek. Çok değerli konuklar,Türkiye askeri açıdan dünyanın 7. en büyük ülkesidir. NATO’nun 2. en büyük ülkesidir. Ekonomik açıdan dünyanın 19. en büyük ekonomisidir. Böyle bir ülke olacaksınız siz ve sınır güvenliğinizi koruyamayacaksınız. Bu olmaz. Yani cumhuriyeti kuranların karşısında bu durum bizi çok mahçup ediyor. Ne yapacaklar size? Yani sınırınızı korumak için sizden önceki bütün hükümetlerin yaptığı gibi sınırın güneyine asker gönderirseniz size harp mi ilan edecekler? Çiçekle karşılamayız diyor Barzani, sesiniz çıkmıyor, tepkiniz yok. Olacak şey midir? Hangi ülkedir ki dünyada sınırını korumak izin başkasından icazet alır. Efendim, kendi tarafınızdan koruyun. 3000 m yükseklikten geçiyor sınır. 3000 m yüksekten sınır korunmaz. Mümkün değil. 32 tane dağ var Hakkari’de yalnız. 3000m den yüksek. Nasıl koruyacaksın? Mecbursunuz güney tarafından korumaya. Onun için biz 1926 da Ankara Anlaşması’nı imzaladığımız zaman Irak sınırıyla ilgili olarak orada hüküm var. sınırın iki taraftan 75 km derinliğinde eşkıya barındırılmayacak, taraflar işbirliği yapacak, ortak komisyon kurulacak vs.. vs.. bu yürürlükte mi? Yürürlükte. Uygulanıyor mu? Uygulanmıyor. Siz ne yapıyorsunuz bunu uygulamak için? Hiçbir şey yapamıyorsunuz. Daha kötüsünü yapıyorsunuz. Diyorsunuz ki, Amerika’yla Ortak Stratejik Vizyon Belgesi imzalayacağız. Ve imzalıyorsunuz. İşte bu olmaz. Ortak stratejiniz yok ki ortak strateji vizyonunuz olsun. Yani siz Amerika’nın Irak’ la ilgili stratejisini benimsiyor musunuz Türkiye olarak? Önleyici müdahale stratejisi Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne aykırı. Birleşmiş Milletler Yasası’na aykırı. Önleyici müdahale stratejisi demek, bir ülke bana saldırmadan ben ona saldırabilirim demek. Siz de aynı görüşte misiniz? Değilsiniz. O zaman nasıl ortak strateji oluyor bu. İran’a askeri müdahale planım masanın üstündedir. Sizde mi aynı görüştesiniz? Değilsiniz. Kıbrıs Rum Kesimi bütün Kıbrıs’ın yegane meşru hükümetidir diyor Amerika. Sizde mi aynı görüştesiniz.değilsiniz. Nasıl oluyor ortak strateji belgeniz o zaman? Kıbrıslı Rumların son marifeti arkadaşımız söyledi. Lübnan’la Yunanistan’la Mısır’la anlaşma imzalıyor. Kıta sahanlığını ekonomik bölgeyi paylaşıyor. 15 Şubat tarihinde uluslar arası ihale açtılar. Norveç şirketleri Kıbrıs’ın kıta sahanlığında 8 milyar varil değerinde petrol bulmuşlar. 450 milyar dolar değerinde. Türkiye bir iki inat edecek oldu. Hemen Avrupa Birliği Kıbrıslı Rumlara arka çıktı. Hemen Almanya Kıbrıslı Rumlara arka çıktı. Değerli arkadaşlar, Türkiye hiçbir şey yapamadı. Buna mani olamadı. Eskiden nasıl oluyordu bu işler? Eskiden şöyle oluyordu. Kıbrıslı Rumlar Sovyetlerden Rusya’dan S 300 füzelerini alıp konuşlandırmak için anlaşma yaptığında ve parasını ödediğinde ve füzelerin parçaları Kıbrıs’a geldiğinde Türkiye öyle bir tepki gösterdi ki füzeleri sandıklarına koyup gerisin geriye yolladılar. Bir mermi atmadılar. Ama o zaman Türkiye devletti. Türkiye’de devlet adamları vardı. Şimdi sesimiz çıkmıyor. Geldiğimiz nokta burasıdır.
Sizlere bütün bu anlattıklarımdan daha vahim bir şey söyleyeceğim. O da şudur: bunlarda basında çıkmıyor ama bilesiniz. Şubat 1993 de çok büyük petrol şirketlerinden biri Türkiye’ye bir mektup yazıyor. Enerji Bakanlığı’na yazıyor. Ve diyor ki Türkiye’de petrol çıkarmak için çalışıyoruz vs falan. Ondan sonra petrol kanunuzu değiştirin, şunları şunları koyun diyor kanununuza. 2 Kasım 1993 tarihinde bir mektup daha yazıyor ve diyor ki biz Karadeniz’de bir milyar varillik petrol rezervi bulduk diyor. bunu çıkartmak için petrol yasanızda aşağıdaki değişiklikleri yapacaksınız diyor.o zamanki hükümet kabul etmiyor. Ondan sonrakilerde etmiyor, ondan sonrakilerde. Şimdi çıkan Petrol Yasası’na bakıyoruz o zaman bizden ne istenmişse onları koymuşuz. Yabancı petrol şirketlerinin baskısıyla Türkiye’de Petrol Yasası çıkıyor. İnanabiliyor musunuz? Ve şuna dikkatinizi çekerim. Ne diyor bu Petrol Yasası, daha doğrusu ne demiyor? Eski yasada olan hangi hükmü çıkarmışız bu yasadan? Eski yasada diyor ki Türkiye’nin milli menfaatleri koruncaktır. Bu lafı çıkartmış. Yeni yasada Türkiye’nin milli menfaatleri korunacaktır lafı yok. Bakınız Irak’ta askeri işgal altındaki Irak’ta iki hafta önce çıkan Petrol Yasası’nda bir çok tabi yabancı şirketlerin baskısı hissediliyor ama 11c maddesini açın Irak’ın milli menfaatleri korunacaktır diyor. Irak kadar olamadık. Açın bakın. Biz dünyanın bütün petrol yasalarını inceledik. Hepsinde var milli menfaatler korunacaktır diye. Danimarka Yasası’nda var, Kanada Yasası’nda var, Japon Yasası’nda var, Meksika Yasası’nda var, hepsinde var. Bir tek bizde yok. Başka ne diyor? Türkiye’de üretilen petrolün tamamı yurtdışına satılabilir diyor. Tamamı diyor. Örneği yok. Petrol şirketinin bize yazdığı mektupta bile insafa gelmiştir. % 45 ini Türkiye’de bırakabiliriz diyor. şimdi siz % 0. Hazine payı % 2. Danimarka Parlamento Başkanı geldi buraya geçen hafta. İşte bunları konuşuyoruz. Sizde hazine payı ne kadar diye sordu. Dedik % 2. adam gülmeye başladı. Bizde dedi % 70. ama bizimki bir şey değil. Norveç’te % 90. bizde % 2. işte yapılan işler bunlar. Bunları niçin söylüyorum. Çünkü petrol stratejik madde. Yıllardan beri Türkiye’de petrol yoktur diye halkı kandırdık. Adam resmen devlete yazdığı mektupta bir milyar varillik petrol rezervinden bahsediyor. Resmen doğal gaz rezervinden bahsediyor. Başka bir bilgilerde var. hepsini paylaşacak vaktimiz yok. En temel stratejik maddeler neler? Petrol. Petrol üretimimiz düşüyor. 4 milyar varile çıkmışken, şimdi 2 milyar varile düştü nedense. Bir şey daha söyleyeyim yine bunla bağlantılı olarak. Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz Suriye sınırındaki mayınlı arazinin temizlenmesi tartışmaları ortaya çıkınca bu araziyi biliyorsunuz Genel Kurmay Başkanlığı 35 milyon dolarlık malzeme karşılığında temizleme sözü verdi devlete. Toprağı vatandaşa vereceksiniz. Hayır diyor hükümet iki gizli kararname çıkarttılar. Biri geçen Ocak ayında bir tanesi Haziran’da. Bunları da bilmiyorsunuz tabi. Bu gizli kararnameler diyor ki yabancı şirketlere açık ihale açacağız, ve bu şirketler 3 yıl içinde bu mayınları temizledikten sonra 49 yıl bu topraklara sahip olacaktır. 49 yıl Suriye sınırında. Şimdi biz buna baktık. Büyük tepki gösterdik. İki ihale açmışlardı, bizim tepkimiz üzerine iptal ettiler. Şimdi dava açtık. Baktık ki bu sınırın hemen güneyi 300 m. Türkiye 300 m mesafede Kamışlı’da Suriye petrol çıkarıyor. Ne kadar? Günde 600 bin varil. Allah Türkiye’ye bu kadar haksızlık yapmış olamaz. 300 m ötede petrol var. bizde yok. Böyle şey olmaz. Ne oldu? Türkiye petrolleri küçücük adacıklar halinde toprakları mayından temizletti. Ve orada sondaj kuyusu açtı. Kaç tane kuyu açtık? 14. Kaçında petrol çıktı? 14 ünde birden. İşte Türkiye’nin gerçekleri bunlar.Başka stratejik madde hangisi? Kömür. Türkiye’de en değerli taş kömürü rezervlerimiz Zonguldak’ta. 1970 de yılda 5 milyon ton kömür üretiyorduk orada. Şimdi ne kadar üretiyoruz? 1.5 milyon. Onun bitişiğinde demir çelik üreteceğiz. Niye orada kurduk? Zonguldak’ın kömüründen yararlanacaktık. Ne yapıyoruz? Senede 20 bin ton alıyor Zonguldak’tan Ereğli, 1.5 milyon ton ithal ediyor aynı kömürden. İnanılır şey mi? Biz kömür üretimimizi düşüreceğiz, Ereğli’den alacağız. Ben 3 gün önce Afşin Elbistan’daydım. Afşin Elbistan’daki kömür rezervi dünyanın 5. rezervi. Ve burada sadece Afşin Elbistan’da Türkiye’nin bütün enerji ihtiyacının % 24 ünü karşılayacak kömür var ve üretim kabiliyeti var. Ne kadarını sağlıyoruz şu anda? % 6 sını. İşte bütün bunların özeti kötü yönetimdir.Türkiye son derece kötü yönetilmektedir. Ve bu nedenle hem içerde stratejik boyutu olan konularda hem dış ilişkilerimizde hem Irak’ta hem Kıbrıs’ta hem Ege’de aklınıza gelecek her konuda maalesef Türkiye stratejik menfaatlerini koruyamamaktadır. Stratejik madenlerinizi, petrolünüzü üretemiyorsunuz, kömürünüzü üretemiyorsunuz, dış politikada sınır güvenliğinizi sağlayamıyorsunuz, Kıbrıs’ta ulusal çıkarlarınızı koruyamıyorsunuz, Kerkük’te orada Kıbrıs’taki Türk soydaşlarımızın 15 katı Türk yaşıyor. Dünyada sizden başka güvenebilecekleri hiç kimseleri yok. Ağzınızı açamıyorsunuz. Bir kere söylüyor Başbakan Amerikan Büyükelçisi kalkıyor, Bağdat’ta diyor ki Irak’ın iç işlerine karışmayın diyor. Yani Kerkük’te insanların öldürülmesi, yakılması, evlerinden zorla atılması bu kadar büyük insan hakları ihlali olacak ve iç mesele sayılacak. Ne zamandan beri dünyada insan hakları ihlalleri iç mesele sayılıyor? Karışmayın diyor. Siz de susuyorsunuz. Değerli arkadaşlar, son olarak söyleyeceğim söz belki bunlardan da önemli. Şimdi Türkiye Orta Asya ülkeleri bağımsızlığına kavuştuktan sonra olağanüstü bir ilgi gösterdi bölgeye. Dünya tarihinde ben bir örneğini daha duymadım. Varsa da ben bilmiyorum. 10 bin burs verdi. O insanların çocuklarını geliştirmek için 10 bin burs verdik. Askeri öğrencilere verdik, sivil öğrencilere verdik. Bir çok yatırım yaptık. Bütçemizi zorladık. Devlet adamlarımızı Orta Asya’ya yolladık, iki yüz anlaşma yaptık. Bir çok ziyarete bizzat bende katıldım. Ve orada Türkiye’nin yarattığı havayı gördüm. Bütün dünya endişeye kapıldı. Bize yabancı diplomatlar diyor ki, aman , Nasıl bu kadar etkili olabiliyorsunuz? Nereye gitsek herkes Türkiye’den bahsediyor. Sonra ne oldu? O sırada Rusya perişan. Soğuk savaş bitmiş. Açlık, kıtlık, sefalet falan. Biraz Rusya kendini toparladı. Amerika bir anda politika değiştirdi. Neymiş yeni politikanın adı? Russia First. Önce Rusya. Yani Orta Asya’ya önce Rusya etkili olacak. Ve bunun mimari benim meslektaşım, arkadaşım , Strop Talbott bu konudaki politikalarını bir kitap halinde yayınladı. Merak edenler okuyabilir. Russian Hand. Rusya’nın eli. Rusya sayesinde Rusya vasıtasıyla Amerika Orta Asya’ya nüfuz edecek, etkili olacak. Türkiye NATO müttefiki ama Orta Asya’da Türkiye desteklenmeyecek. Azerbaycan’daki arkadaşlarım bu işleri gayet iyi bilirler. Şimdi orada bakıyorsunuz Azerbaycan- Ermenistan istilasında Türkiye’nin sesi çıkmıyor. Adı anılmıyor herhangi bir yerde. Azerbaycan topraklarının % 20 si Ermeni işgali altında. Bir milyon Azeri soydaşımız göçmen durumunda. Oradaki çatışmalarda yüzlerce Azeri öldü. Kimse adını ağzına almıyor. Efendim 80 yıl önceki olaylar dolayısıyla Türkiye sanık sandalyesine oturtuluyor. Bir kişi kalkıp da 80 yıl önce nasıldı sonra konuşalım şu anda durum nedir bunu sormuyor. 40 dan fazla diplomatımızı öldürdü Ermeni teröristler. Kaç tanesinin suçlusu sanığı yakalandı, yargılandı. Bunu kimse sormuyor. Bunlar gündemde yok. 1915 ‘te ne oldu o var. Ama şu anda Azeri soydaşlarımızın, kardeşlerimizin çektiği ızdırabı kimse hatırlamıyor bile. İşte Türkiye bunu hatırlatacak. Türkiye öyle bir strateji izleyecek ki Türkiye’nin sesi duyulacak. Türkiye’nin sesi duyulacak. Biz sesimizi duyuramıyoruz. Avrupa Birliği’nde aynı şekilde. Gözümüzün içine baka baka Fransa’da iktidar partisi başkanı Sarcosy Türkiye asker ülkesidir, Avrupa’da işi yoktur. Diyor. Türkiye’den tepki mepki yok. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac Erivan’da konferansta konuşma yapıyor gazetecilere. Türkiye diyor Ermeni soykırımını kabul etmeden AB’ye giremez.Türkiye ne tepki gösteriyor? Hiçbir tepki göstermiyor. Başbakan ne diyor? hiçbir şey demiyor. Dış İşleri bakanı? O da bir şey demiyor. Şimdi bunlar bizi küçülten şeyler. Angela Merkel kalkıyor , 50 sene giremezsiniz diyor. Tepki?Tepki yok Türkiye’den. Sanki bunlar hiç söylememiş gibi, Genel Başkanımız söyledi, biz yolumuza devam edelim. TÜSİAD bizi ziyaret etti. Aman diyor, hevesinizi kaybetmeyin, aynı şekilde devam edin Avrupa Birliği için. Düşünebiliyor musunuz? Değerli arkadaşlar, diplomaside bir kelime unutuldu Türkiye’de. O kelime hayır. Hayır demesini bileceksin. Ulusal çıkarlarımız tehlikeye giriyorsa, sizin temel stratejik menfaatlerinize zarar veriyorsa, tepki göstermesini bileceksin. Bakın size daha hazinini söyleyeyim. Ve bu şekilde de sözlerimi sona erdireceğim. Ama Avrupa Birliği ile ilgili olarak şunu son olarak söyleyeyim, değerli arkadaşlar. Bütün bunlardan sonra bazılarının artık biraz gözü açılmış gibi oldu. Efendim, B Planını uygulayacakmış. Neymiş B Planı? B Planı şuymuş. Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri yapacak, ondan sonra Maastricht Kriterlerini İstanbul kriterleri yapacak…yani onlar istediğini yapacak. Ne diyor Avrupa Birliği’nin Zirve kararında?. Diyor ki, Türkiye üye olamazsa demir bağlarla Türkiye’yi Avrupa’ya demirleyeceğiz.
Değerli arkadaşlar,
Ben üye olamayacağım ama sonra ne olacağıma onlar karar verecek. Hayır. Bunu kabul etmiyoruz diyeceksin. Biz gittik, Alman parlamenterlerle görüşüyoruz. Onlara çok basit bir soru sorduk. Dedik ki, Türkiye bütün koşulları yerine getirirse, Polonya’nın,Bulgaristan’ın, Macaristan’ın bütün yaptığını yaptık. Bizi üye yapacak mısınız? Yapmayacak mısınız? Bir tanesi bütün koşulları yerine getirirseniz sizi üye yaparız diyemedi. En üst düzeyde bir yetkili diyor ki bize size çok büyük bir hizmet yaptık, haberiniz olsun. Geçen aralıkta zirvede Türkiye’yle bütün ilişkileri donduracaklardı, biz yardımcı olduk, aman yapmayın Türkiye’de seçim yılı. Diyerek güç bela ikna ettik diyor. 8 madde donduruldu, geri kalan hepsi Kıbrıs’a bağlandı onu söylemiyor. Seçimlerden sonra derhal diyor, bizim sizden Kıbrıs konusunda istediklerimizi yapacaksınız. Derhal. Bizim beklemeye tahammülümüz yok. Ve orada şunu yapacaksınız. Güney Kıbrıs’ı meşrulaştıracaksınız, normalleştireceksiniz. Yani Kıbrıs Devleti olarak tanıyacaksınız. Ek Protokolü onaylayacaksınız. Gemileri, uçakları alacaksınız. Bende ona dedim ki, çok değerli Devlet Sekreteri hiç boşuna seçimleri beklemeyin. Seçimden sonra hangi parti kazanırsa kazansın, bu söylediklerinizin hiç birini yapmayacak. Şimdi değerli arkadaşlar Türkiye’nin B Planı falan diyorlar. B Planı buymuş. Türkiye’nin A Planı olacak. Türkiye’nin A Planı Atatürk Planı dır. Atatürk’ün planı tam bağımsızlık planıdır.Biz tam bağımsız bir ülke olarak kurulduk. Türkiye Cumhuriyeti tam bağımsız bir ülke olarak yaşayacak. Türkiye’nin stratejisini özü bu olacak. Ama bunun için de hiçbir zaman alttan almayacaksınız, boğun eğmeyeceksiniz. Barzani çıkıyor, Türk basınına demeç veriyor. Türkiye’deki kürkler ayrı millettir diyor, gıkınız çıkmıyor. Bir buçuk sene önce bu konuda yazılı soru önergesi verdik. Ne oldu tepkiniz diye? Bir buçuk senedir Dış İşleri Bakanı’ndan cevap gelmiyor biliyor musunuz? Türkiye de kürklerin ayrı millet olduğu lafına tepki gösteremiyor. Türkiye böyle mi kuruldu? 1924 Anayasasına bakın. Değerli arkadaşlarım fazla vaktinizi almayacağım. Size söz veriyorum, bu sene Türkiye’de çok şey değişecektir. Ve bu senenin sonunda bambaşka bir Türkiye gelecek. Atatürk’ün Türkiye’si yeniden canlanacaktır.
Teşekkür ediyorum.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.