Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği – Kerkük Konulu Konferans

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği’nin düzenlediği konferansta “Kerkük” konulu konuşması
11 Mart 2007

Belirtmek istediğim birkaç tane nokta var. Bizim bu Kerkük meselesini çok iyi anlamamız lazım. Bu meselenin en önemli boyutlarından beri Kerkük Türklerinin yaşadığı coğrafyadır. Belki Kerkük Türkleri dünyanın başka bir coğrafyasında yaşasalardı bugün çektikleri sıkıntıları çekmeyeceklerdi. Kerkük Türkleri bugün yaşadıkları bölgenin stratejik öneminin bedelini ödüyorlar. Bizim bunu Türkiye olarak çok iyi görmemiz ve çok iyi değerlendirmemiz lazım. Kerkük meselesini sadece Türklerin uğradığı sıkıntılar boyutunda değerlendirirsek varacağımız sonuç başkadır, bu sıkıntıların kökünü incelersek varacağımız sonuç başkadır. Kerkük meselesini Irak meselesinin bütününden soyutlamak mümkün değildir. Irak’ın bütününü de bölgeden soyutlamak mümkün değildir. Bugün bölgede yaşanan sıkıntıların, sorunların, çatışmaların kökeninde bir tek kelime var o da petroldür. Biz petrol boyutunu görmeden ne Irak ne de Kerkük meselesini anlayabiliriz. Bu petrol boyutu bölgenin coğrafyasını etkilemiştir, sınırlarını ve sınırlarının çizimini etkilemiştir ve bölgedeki çatışmaların kökenini oluşturmuştur.

Dünyada petrolün ilk bulunduğu bölgelerden biri Mezopotamya. O petrol bulunduğunda o bölge Türk bölgesi. Bölgede kurulan ilk petrol şirketinin, İngiliz kökenli petrol şirketinin adı Türk Petrolleri Şirketi. Sultan Abdülhamit o sırada bu işle ilgilenen İstanbul’da bankerlik yapan Ermeni asıllı Gülbenkyan’a  bana bir rapor hazırla, bölgede petrol olduğuna ilişkin haberlerin aslı nedir diyor. Gülbenkyan bir rapor hazırlıyor ve hakikaten bölgede önemli petrol yatakları olduğunu söylüyor ve ondan sonra Abdülhamit 1877 yılında bütün o bölgedeki petrol sahalarını kendi hazinesine dahil ediyor. Ondan sonra İngilizler bu bölgeye göz dikiyorlar, petrolün önemini anlıyorlar ve şunu kavrıyorlar ki kömürle çalışan gemiler ile İngiltere’nin deniz gücünün uluslar arası alanda İngiltere ile rekabet etmesi mümkün değildir. Petrolle çalışan gemiler üreteceğiz dediler. Petrol İngiliz donanmasının can damarı oluyor. O nedenle bu petrole de İngilizler bağımlı oluyor. Kökünde bu yatıyor. İngilizlerin çeşitli konuşma ve beyanları var. O kadar kıskançlıkla bu petrole sahip çıkıyorlar ki ABDliler ile dahi paylaşmak istemiyorlar. İkinci Dünya Savaşı’nda Churchill’in beyanları var; bu petrol bizimdir, Amerikalılarla paylaşmayız. Onun üzerine de Roosevelt de İngiliz büyükelçisini çağırıyor ve sizinle Irak ve İran petrolünü paylaşabiliriz ama Suudi Arabistan petrolü bizimdir diyor. Sanki kendi toprağı.

Bu nedenle I. Dünya Savaşı’nda bu bölge çok büyük çatışmalara sahne olmuştur. Savaş bitmiştir, 1918’da mütareke imzalanmıştır, askeri birlikler mütareke imzalandığı gün ve saatte neredelerse orada kalmaları lazımdı. Ama İngiliz birlikleri Kerkük’e girememiş o sırada. Üç gün daha sürdürmüşler yürüyüşlerini ve ondan sonra Musul’u işgal etmişler. O kadar önemli ki petrol, mütareke şartlarına uymak filan bir tarafa bırakılıyor. Lozan Antlaşması sırasında bu konu çok tartışılıyor. İsmet Paşa bu bölgenin Türk topraklarına katılması için büyük bir çaba sarf ediyor çünkü bu bölge Misak-ı Milli hudutları içindedir diyor. İngilizlerle İsmet Paşa karşılıklı olarak bölgedeki nüfus istatistiklerini değiş tokuş ediyorlar ve ikisinde de görülüyor ki Türklerle Kürtlerin toplamı Araplardan daha fazla. İsmet Paşa plebisit yapalım diyor. İngilizler buna yanaşmıyorlar. E hani siz demokrasiden yanaydınız? Hani siz halk oyuna önem verirdiniz? Yanaşmıyorlar. Biliyorlar ki bir plebisit olsa, Kürtler Türklerle birlikte Türk toprakları içinde kalmak için oy kullanacaklar. Biz Lozan’da hemen hemen bütün meseleleri hallettik, bir tek mesele açık kaldı; o da Türk-Irak sınırı meselesi. Bu çok önemli, bunun altında da petrol yatıyor. İngilizler bu işi Milletler Cemiyeti’ne götürmek için ısrar ediyorlar. Milletler Cemiyeti’ne Türkiye üye değil. O sırada çeşitli oyunlar yapıyorlar, siz bunu Milletler Cemiyeti’ne havale ederseniz orada tam söz hakkına sahip olacaksınız, veto hakkınız olacak filan. Halbuki yok. Neticede konu Milletler Cemiyeti’ne gidiyor. Meselenin Milletler Cemiyeti’ne havale edilmesi İngilizler tarafından tarihi 5 Ağustos 1923. 6 Ağustos 1923’te, tesadüf bu ya, Nasturi isyanı patlak veriyor. Hıristiyan Kürtlerin isyanı patlak veriyor. İngilizler bu yerel etnik çekişmeleri bir koz olarak kullanıyorlar Türkiye’ye karşı. Milletler Cemiyeti Musul’a bir heyet yolluyor, heyet Musul’dayken Şeyh Sait isyanı patlak veriyor. Bu yolla Türkiye’ye şu mesajı veriyor; sen bu bölgede benim istediğim gibi sınırı çizmezsen senin başına bela olurum, başına bu etnik meseleleri bela ederim diyor. I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere iki ajan yolluyor. Bir tanesi Lawrence, Arabistan’a gidiyor, Arapları ikna ediyor, Araplar da sırtından bıçaklıyor Türkleri. Bağımsız bir Arap devleti vaadi ile Şerif Hüseyin’i kandırıyorlar. İkinci ajan binbaşı Noel. Onu da Kürtlerin bulunduğu Mezopotamya’ya yolluyorlar; Kürt liderlerini ikna edecekler, Türkiye’den koparacaklar. Orada rapor yazıyor. İngiliz hükümetine ben beceremedim, oradaki Kürtler Türklerden ayrılmak istemiyor onun için bunların ayrı bir devlet olması mümkün değil diyor. Türkiye de Lozan’da ‘plebisit yapalım, bakalım sonuç ne olacak’ diyor. Bugünkü Türk-Kürt veya Türkmen-Kürt çatışması o devirde yok. Türkmenlerle Kürtler birbirine hasım değil ve Türk devleti inanıyor ki bunlar birlikte oy kullanacaklar. Fakat sonra ne oluyor? Yine bu etnik konular sürekli olarak istismar ediliyor ve Türkiye’nin orada birlik ve bütünlük içinde güçlü bir devlet olması insanları rahatsız ediyor. Emin olunuz Türkiye’ye yönelik bu terör faaliyetlerinin en önemli boyutu dış boyutudur. Türkiye’de en son isyan 1937’de çıkmış; Dersim isyanı. 1937’den 1975’e kadar Türkiye’ye yönelik bir terör faaliyeti yoktur. Peki nasıl oluyor da çıkıyor 1975 başında? Kıbrıs meselesinden sonra.

Kıbrıs meselesinde Türkiye Kıbrıs harekâtından sonra bazı Rum terör örgütleri ve Yunanlılar açıklama yapıyorlar; bütün dünyada hedeflerinizi vuracağız. Ondan sonra ASALA terör örgütü çıkıyor, 40’tan fazla diplomatımızı öldürüyor. Onun bittiği gün PKK terörü başlıyor. Şimdi meselenin bu dış boyutunu görmezsek çok yanılırız. İşte bugün Kuzey Irak’ta terörist faaliyetler devam ediyorsa bunun bölgeye yönelik dış boyutunu çok iyi görmek gerek. Dış boyutu olmazsa terörle Türkiye çok daha kolay baş ederdi. Terörü Türkiye’ye karşı bir silah olarak kullanıyorlar. Bir Yunan parlamento heyeti ziyaret ediyor Şam’da Öcalan’ı ve beraber resim çektiriyorlar. Tesadüf bu ya resmin arkasında Türkiye haritası var yunanca yazılı. Bir tek işaret var üzerinde Türkiye’den geçen petrol boru hatları. Bunlar da kırmızıya boyanmış. Tehdit ediyor.

Kerkük bütün dünyadaki petrolleri %4,5’unu çıkarıyor. Kerkük Irak petrollerinin %40’ını çıkarıyor. Kerkük petrollerini eline geçiren bölgede büyük bir stratejik üstünlük kazanacak. Onun için Kerkük önemli. Niçin Irak anayasasında başka şehirler için özel bir hüküm yok da 140. maddede Kerkük ile ilgili hüküm var? Çünkü Kerkük’teki petrol yataklarını ele geçirmek istiyorlar. Petrol yataklarını ele geçirmek isteyenler sadece oradaki yerel aşiretler mi? Yerel etnik gruplar mı yoksa onların arkasındaki güçler mi? Buna çok iyi bakmak gerek. Petrol bugün dünyada pek çok çatışmanın temel sebebidir ve bu çok uzun yıllardan beri böyledir. Bu petrole hakim olmak devletlerin temel hedefidir. ABD yerel petrol üretimi düşmeye başladıktan sonra Ortadoğu petrollerine giderek bağımlı olmuştur. Başkan Bush’un da bu konuda çok demeci var. Churchill daha İkinci Dünya Savaşı’nda ‘petrol savaşın sonunda elimizde kalacak tek varlıktır’ diyor. Bunu ABDlilerle bile paylaşmayız diyor. İşte bu kadar önemli. İran’da hükümet devirdiler bu yüzden. Musaddık hükümeti bu yüzden devrildi, çünkü yabancı devletlerin elindeki petrolleri devletleştirdi Musaddık. Hemen ABDliler İngilizlerle beraber darbe düzenlediler CIA aracılığı ile onu devirdiler ve hapse attılar, petroller tekrardan yabancı şirketlerin eline verildi.
Bugün de sorun çok da farklı değildir. Bugün de dünyada petrol pek çok siyasi hesaplaşmanın da altında yatıyor. Bütün Bağdat yağmalandı, müzeler dahil. Bir tek yer çok iyi korundu; petrol bakanlığı. Şimdi Irak’ta kan gövdeyi götürüyor, birinci mesele Irak’ta can güvenliğini sağlamak, insanlar ölüyor fakat bütün bunlar bir taraftan cereyan ederken bir taraftan da alelacele Irak meclisinden bir petrol yasası çıkarılıyor. Bu yasada çok ilginç hükümler var; bütün bu petrol meselelerini yönetecek bir komite kuruluyor. Bunların içinde Irak petrol bakanlığı, Irak merkez bankası ve aynı zamanda yabancı petrol şirketleri var. Bir devletin petrol üretim mekanizmalarını karara bağlayacak bir komitenin içine yabancı petrol şirketlerini koyuyor. Ondan sonra yerel yönetimler söz hakkına sahip. Bu yasaya göre petrolün araştırılmasında, dağıtılmasında, taşınmasında ve bunlarla ilgili düzenlemelerin yapılmasında petrol gelirlerinin paylaşılmasında bu bölgelerin özel söz hakları var. Tesadüf bu ya işgal altındaki Irak’ta bunlar olurken bağımsız egemen bir devlet olan Türkiye’de de kaşla göz arasında bir petrol yasası çıkarılıyor. Irak’taki petrol yasası ile büyük benzerlikler taşıyor. Irak’taki petrol yasasından daha kötü Türkiye’de çıkarılan yasa. Irak’taki petrol yasasındaki bazı kontrol mekanizmaları bizim yasamızda yok. Irak petrol yasasının 11 c maddesi mesela Irak petrollerinin çıkarılmasında ve işletilmesinde Irak’ın milli menfaatlerinin korunacağını yazıyor. Türk petrol yasasında, daha önceki yasada mevcut olan Türkiye’nin milli menfaatlerinin korunacağı cümlesi çıkarılmıştır. Basının da yazdığı gibi, Türkiye’deki yasa da yabancı petrol şirketlerinin baskıları, beklentileri ve talepleri doğrultusunda çıkarılmıştır. Dünyada pek çok ülkenin petrol yasasını inceledik. Hepsinin içinde milli menfaatlerinin korunacağının lafı var. Türk yasasında yok. Dünyada örneğini bulamazsınız. Bir devletin yasa değişikliğini yaparken, milli menfaatlerinin korunacağı cümlesinin çıkartılmasının örneğini dünyada bulamazsınız. Biz bu yasaya tabi itiraz ettik, cumhurbaşkanı geri çevirdi. Şimdi tabii ısrar edecekler, biz de Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğiz. Öyle bir yasa çıkarılmış ki; Türkiye’de bulunan petrolün bir litresini bile Türkiye’de kullanmayı zorunlu kılan bir madde yok. Yani sanki Türkiye okyanus ortasında bir ada. Bunun savaşı, barışı, kıtlığı, kriz durumu var. En kritik dönemlerde bile bir yabancı şirket Türkiye’de çıkarttığı petrolün bir litresini bile Türkiye’de satmak zorunda değildir, çıkarılan yasa bunları söylüyor. Tamamını yurt dışına götürebilir. Sanki Türkiye bir sömürge devlet. Bütün bunlar niçin oluyor acaba? Bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye’de petrol yoktur, zaten çıkmaz diyorlar bazıları. Ama son gelişmeler bunun tam aksini kanıtlıyor. Türkiye’de petrol ve doğalgazın bulunduğuna dair her gün yeni bir bilgi alıyoruz.

Ben iki hafta önce Akçakoca’daydım. Orada ilk defa olarak, Karadeniz’de doğalgaz bulundu ve 15 gün sonra işletmeye alınıyor biliyor musunuz? Kamuoyunun haberi yok. Denizin içinde platformlar yapıldı, borular döşendi, kıyıdaki tesisler bitti. Buradan Bolu’ya 16 kmlik gaz boru hattı döşendi ve önümüzdeki 15 gün içinde günde 2 milyon metreküp doğalgaz üretimi başlıyor. Yine uluslar arası şirketlerle aynı bölgede petrol araştırması için antlaşma imzalandı ve etütler yapıldı, 2009 yılında kuyular kazılacak denizin içine. Aynı zamanda güneydoğu sınırına bitişik Nusaybin bölgesinde petrol çıktı. Orada mayınlı arazi var. Bunun mayınlardan temizlenmesi karşılığında bu bölgeyi İsrail şirketlerine 49 yıllığına vereceklerdi. Bu konuda iki tane gizli antlaşma ve kararname çıkarttılar. Biz bunların iptali için Danıştay’a müracaat ettik. İki tane ihale açmışlardı, bizim baskımız sonucunda iptal etmek zorunda kaldılar. Biz bu çalışmaları yaparken bir de baktık ki sınırımızın 300 metre ilerisinde petrol var, Kamışlı’da. Küçük adalar halinde bazı yerler mayından temizlendi ve orada 14 tane petrol sondaj kuyusu açtık ve 14ünden de petrol çıktı. Türkiye üzerine oynanan oyunlar bunlar. Irakla şu alakası var. Bütün bu petrol işleri tartışılırken, pazarlıklar yürütülürken I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, bir banker devamlı devrede. Bütün bu işlerden %5 alırmış, bütün petrol imtiyazlarından. Onun kalemi ile bir kırmızı çizgi çiziyorlar. Bunun adı kırmızı çizgiler antlaşması; bu kırmızı çizgi ile çizilen toprakların içinde Irak, Türkiye ve Kuveyt hariç birkaç yer daha var. Kerkük petrolleri ile Türkiye’de bulunabilecek petroller aynı rejime tabi. Dünyada petrol üreten 7 tane dev firma var. Bunların yedisi birden anlaşmadan bu bölgelerde petrol çıkarılmayacak diyor. İşte biz cumhuriyeti kurduğumuzda böyle bir miras devraldık. Bağımsız Türkiye bu güç koşullarda kuruldu.

Biz kendi petrolümüzü ilk defa 1940’ta Raman petrollerini bulduk. 1930larda bir yabancının yazdığı bir kitap var, orada önemli bir şey var. Dünyada büyük petrol şirketlerinin satın alamadığı iki tane devlet adamı vardır diyor. Bunlardan bir tanesi Kemal Atatürk. Düşünün bu şirketlerin devlet adamlarını satın alma gücü var.

İşin bu boyutlarını bilerek Türkiye’nin stratejik değerlendirme yapması lazım. Terörü mutlaka önlemesi, bölgeye demokrasi getirmesi, Irak’ın bağımsızlığını sağlamaya yardımcı olması lazım. Çok ümitsiz de olmayın, ümit verici bir tablo da var ortada. Amerikan Kongresindeki Demokrat çoğunluk bir yasa tasarısı hazırladı. Bu 2008 yılının Ağustos ayına kadar Irak’taki Amerikan birliklerinin çekilmesini öngörüyor. Bu birlikler çekilince Kerkük Türklerine baskı yapanlar acaba ne duruma düşecek? Bunu hesap eden var mı? İngilizler yakında 1600 asker çekeceklerini açıkladılar. ABD çekilirse Kongre kararı ile ne olacaktır Irak’ta? Yepyeni bir durum çıkacak ortaya. İşte Kerkük Türklerinin bunu hesap ederek planlarını yapması lazım. Amerikalılar çekilince bugün sırtını Amerikalılara dayayarak size baskı yapmaya kalkışanlar bu gücü kendilerinde bulamayacaklar ve bölgenin en büyük ve güçlü ve tek demokratik ülkesi olan Türkiye’ye yaklaşmak zorunda kalacaklar. Türkiye de hepinize destek oluruz ama orada Türkmenleri ezdirmeyiz diyecek. Türkmenlere sayı göstermeyi bileceksiniz, Irak’ta gerçek bir demokrasi kuracaksınız, Irak’ta laik bir devlet kurarsanız, barış şartlarını artırırsınız. O zaman bu çatışmalar olmaz. Bu işin kilit kelimesi demokrasidir. Çünkü dünyada demokrasiler arasında hiç savaş olmamıştır. Siz demokrasiyi Ortadoğu’da yayabilirseniz, orada istikrarın anahtarı olur. Neticede bundan herkes yararlanır. İşte Türkiye bölgeye demokrasi ihraç edebilecek tek ülkedir. Halkı Müslüman olan 54 ülke içinde laik demokratik modeli uygulayabilmiş tek ülke Türkiye’dir. Başkaları da böyle yola çıktılar ama aşırı İslamcıların baskılarına direnemediler. Şimdi Irak’ta da laik devlet anlayışını geçerli kılmak lazım, burada da Türkmenlere büyük iş düşüyor. Çünkü onlar laik dünya görüşüne sahip insanlar. İşin insan hakları boyutunu ön plana çıkaracağız. Mevcut antlaşmalardan doğan haklarımızı kullanacağız. Bütün dünyayı ayağa kaldıracağız. Dünya nasıl Kerkük’te Türkmenlerine yapılan insan hakları ihlallerine göz yumar. Bunu bütün insan hakları örgütlerinde ve uluslar arası kuruluşlarda dile getireceğiz ve uluslar arası insan hakları örgütlerini sıkıştıracağız. Siz belli siyasi tercihlerin uzantısı olarak mı insan hakları ile uğraşıyorsunuz yoksa gerçekten bütün dünyanın neresinde olursa olsun bu insan hakları ihlalleri sizi ilgilendiriyor mu? İlgilendiriyorsa niçin yoksunuz? Türkiye’de yaprak kımıldasa bazı iç ve dış yerli ve yabancı insan hakları örgütleri temsilcileri niçin bugün bu salonda yoklar? Onları ilgilendirmiyor mu? Sadece bir tek etnik grubun insan hakları ile ilgilenirseniz, bunun adı ırkçılıktır. Hiçkimse bunu başka türlü yorumlamaya kalkışmasın, bunun adı ırkçılıktır ve cumhuriyet Türkiyesi buna hep karşı olmuştur. Biz Kerküklü Türkleri insan oldukları için korumak zorundayız. Dünyaya bunu böyle anlatmak zorundayız.

Petrol boyutunu mutlaka göz önünde bulundurmak zorundayız aksi takdirde vereceğimiz mücadelenin başarı şansı çok az olur. Doğru teşhis koyarsanız, doğru çözüm bulursunuz. Doğru teşhis de bu bütün söylediğim unsurları dikkate alan teşhistir.

Teşekkür ediyorum beni dinlediğiniz için.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.