CHP Güngören Belediyesi – ABD’nin Irak Politikası Konulu Konferans

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in CHP Güngören Belediyesinin düzenlediği konferansta yaptığı konuşma
28 Ocak 2007

Sayın Başkan, çok değerli ilçe başkanımız, parti yöneticilerimiz, milletvekili arkadaşlarım, çok değerli izleyiciler; sizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Bazı güncel gelişmeler ve son olaylarla ilgili gelişmeleri sizinle paylaşmak istiyorum. Türkiye çok ilginç bir dönemden geçiyor, Türkiye üzerine çok büyük olaylar oynanıyor, bu konularda çok uyanık olmamız gerekiyor. Bir gazetecimiz katledildi ve bu Türkiye için gerçekten acı ve utanç verici, hiçbir şekilde kabul edilemeyecek bir olay. Biz buna ilk dakikadan itibaren çok kuvvetli tepki gösterdik, en büyük tepkiyi biz gösterdik. Çünkü biz CHP olarak yıllardan beri şunu söylüyoruz; yapan kim olursa olsun, sebebi ve gerekçesi ne olursa olsun biz bütün şiddet olaylarına ve terör eylemlerine kesinlikle karşıyız. Hiçbir mesele şiddetle, zorbalıkla çözülemez. Hiçbir düşünce şiddetle engellenemez. İnsanları öldürebilirsiniz ama fikirleri öldüremezsiniz. O bakımdan biz bu cinayeti büyük bir kararlılıkla kınadık. Sonra şunu gördük ki bazıları bu cinayeti toplum üzerinde bir psikolojik baskı yapma vesilesi olarak kullanıyorlar. Yani öyle bir hava yaratmaya çalışıyorlar ki; toplumda belli düşünceleri savunmayanlar, bu cinayetin ortağıdır. Siz eğer Hrant Dink’ten farklı bir şekilde düşünüyorsanız, bu cinayette sizin de sorumluluğunuz var. Bunu açıkça yazıyorlar gazetelerinde, başmakalelerinde yazıyorlar. CHPlileri suçluyorlar, emekli büyükelçileri suçluyorlar, bizimle katiller arasında manevi bir bağ kurmaya çalışıyorlar. Bu kadar insafsızlık, bu kadar ölçüsüzlük olur mu? 301. maddeye karşı çıkanlar, 301. madde olmasaydı bu cinayetler olmazdı gibi akla hayale gelmeyecek şeyler söylüyorlar. İşin ilginç tarafı şu; bu insanlar 301. maddenin kaldırılmasının savunuculuğunu yapanlar, bu maddenin fikir ve ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu ileri sürenler Türkiye’de çok yakın geçmişte ifade özgürlüğünü kaldıran insanlardır. Nasıl kaldırdılar? Kendileri gibi düşünmeyen ve iktidar gibi düşünmeyen insanları gazetelerinden atarak, işlerine son vererek, köşelerini kapatarak, televizyon programlarını kaldırarak son verdiler. Esas düşünce özgürlüğü ihlali budur, kaç tane gazeteci işinden oldu; bunlar soyguncu, sahtekar değillerdi. Bunlar iktidarı eleştirmişlerdi. İşte bunu tahammül edilemez buldular. Düşünce özgürlüğünü tahrip eden insanları arıyorsanız bunu muhalefette aramayın kendi içinizde, kendi yayın organlarınızda ve onların yöneticilerinde, yayın organlarınızı baskı altına alan hükümette arayın. Siz engelliyorsunuz düşünce özgürlüğünü. Sizin gibi düşünmeyen insanlardan kaç tanesi işinden kovdunuz sırf sizden farklı düşündükleri için.
301. maddeyi cinayetin sebebi olarak gösteriyorlar. Cenazede ‘katil 301’ yazan pankartlar taşımışlardır. Bu pankartı taşıyanların kaç tanesi bu maddeyi okumuştur bilemem. 301. maddeyi iktidar getirdi, mecliste tartışıldı ve bugünkü şekle ulaştırıldı. 301. madde diyor ki; Türkiye’yi, cumhuriyeti veya TBMM’yi alenen aşağılayan kişi 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılır. Türkiye cumhuriyeti hükümetini, devletin yargı organlarını, askeri ve emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi 6 aydan 2 yıla hapis cezası ile cezalandırılır. Türklüğü aşağılama yabancı ülkelerdeki Türk vatandaşları tarafından olursa, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır. Şimdi gelelim maddenin en son cümlesine, diyor ki; eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Yani bu madde eleştiriyi yasaklamıyor, hakareti yasaklıyor. Bu maddenin kaldırılmasını isteyenler, iptalini isteyenler eleştiri hakları ellerinden alındığı için değil; hakaret etme hakları ellerinden alındığı için bunu istiyorlar. Yani istiyorlar ki Türkiye Cumhuriyetine, devlete, meclise, millete hakaret etsinler ve hiçbir şey gelmesin başlarına. Şu gazetelerde, köşe yazılarında, acaba diğer ülkelerdeki yasalar ne diyor bu konuda diye araştıran, merak eden var mı? AİHS var, bütün bu işleri düzenleyen ve neredeyse 60 yıldan beri yürürlükte olan. Bu sözleşmenin 10. maddesinin ikinci fıkrasında düzenleniyor ifade özgürlüğü. ‘Avrupa’da ifade özgürlüğü sınırsızdır, herkes her istediğini serbestçe söyler hiçbir şey olmaz, hiçbir düşüncenin açıklanması yasak değildir, hiçbir düşünce sınırlanmamıştır, Avrupa’da düşünce özgürlüğünün sınırı yoktur’ izlenimi veriliyor ama öyle değil. İşte bunu düzenleyen uluslar arası antlaşma da açık bir şekilde diyor ki; ifade özgürlüğü demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın ve başka insanların şöhret ve haklarının korunması için sınırlanabilir. Buna izin vermiyor. Peki Avrupa’nın diğer ülkelerinin yasaları ne diyor? Bunu da merak eden yok, bunu da tartışan yok. Yani öyle bir hava yaratılıyor ki; bütün toplumu sürükleyecekler kendi düşünceleri doğrultusunda. O kadar ucuz değil bu işler. Türkiye’de bir CHP var. Gerçekleri bilen, inceleyen, araştıran ve halka anlatan bir CHP var. Biz inceledik. İtalyan ceza yasasının 291. maddesi diyor ki; her kim kamu alanında İtalyan ulusuna saygısızlık yaparsa bir ila üç yıl arası hapis cezasına çarptırılır. Aynısı, İtalya’da var bu. Ondan sonra 293. madde eğer bu suç yabancı bir ülkede bir İtalyan vatandaşı tarafından işlenirse, cezası artırılır. Aynen bizim yasa. Biz oradan almışız zaten. Düşünebiliyor musunuz; kimse katil 291. madde diyor mu? İspanyol ceza kanunu; İspanya’ya ve özerk bölgelerine veya onların sembollerine karşı kamu alanında yazılı ve sözlü olarak veya hareket ile işlenen suçlar 7 ile 12 ay arasında hapis cezası ile cezalandırılır. İrlanda, İngiliz, Alman kanunlarında var. Hepsi bu gibi şeyleri; devlete, bayrağa hakaret gibi, cezalandırıyor. Siz ne diyorsunuz? Bunlar Avrupa’da yasak olsun ama Türkiye’de serbest olsun. Türkiye’de biz istediğimiz gibi hakaret edelim diyorsunuz.
Biliniz ki öyle şeyler yazıyorlar ve söylüyorlar ki. Geçmişinize ve tarihinize saygı göstereceksiniz. Bir profesör yurt dışında konuşma yapıyor; 1915li yılları kastederek o zamanki devlet adamlarımız katildi diyor. Soykırım vardır, işlenmiştir diyor. Ama kanıtlayamadılar elimizde belge yok diyor. Elinde belge yok ama devletini, tarihini, geçmişini, atalarını soykırım suçu işlemekle, yani bir halkın kitlesel olarak tahrip etmekle suçluyor. Türkiye devletinin Ermeni soykırımı ile ilgili politikası pisliktir diyor. Hiçbir dava açılmıyor, hiçbir soruşturma açılmıyor. Ona rağmen diyorlar ki Türkiye’de düşünce özgürlüğü yok. Bu kadarını söylemek yetmiyor, daha fazla hakaret edecek, yasa buna mani olduğu için yasayı kaldırın diyor. Genel başkanımız 301. madde ile ilgili görüşlerimizi çok açık bir şekilde ifade etti. Düşünce özgürlüğünü en çok biz savunuyoruz. Türkiye’de Avrupa’dan daha az düşünce özgürlüğü olsun diyenlere biz karşıyız. Avrupa’da ne kadar düşünce özgürlüğü varsa, Türkiye’de de o kadar olsun istiyoruz ve bir adım geride olmaya razı değiliz. Ama düşünce özgürlüğü ve insan hakları adı altında Türkiye’nin bir parya devlet, bir ikinci sınıf devlet haline getirilmesine, her önüne gelenin Türkiye’nin kafasına vurmasına da karşıyız. Buna razı olmuyoruz., buna göz yumamayız. Bu devlet bizim Atatürk’ten, Kurtuluş Savaşından devraldığımız bir devlettir. Bu devletin hakkını, haysiyetini, şerefini korumak en önce bizim görevimizdir. Biz Atatürk’ün kurduğu partiyiz.
‘Hepimiz Ermeniyiz’ sözü bizi çok rahatsız ediyor, çok rencide ediyor. Türk vatandaşı olan Ermeniler bu toplumun bir parçasıdır; onlara hem saygı, hem sevgi hem de şefkat gösteririz. Ailemizin bir parçası sayarız. Hiç ayrımcılık yapmadık. 1924 tarihinde çıkan anayasa diyor ki; hangi dinden, mezhepten, etnik kökenden olursa olsun Türkiye ahalisine Türk derler diyor. Din, mezhep, etnik köken farkı gözetmeden bütün vatandaşlarımız Türk’tür diyor. Atatürk ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ derken ‘ne mutlu Türk ırkındanım’ gibi bir şey kastetmiyor. Kendini Türk hisseden ve Türk vatandaşı olan herkesi kastediyor. O bakımdan hiçkimse bu ülkede ayrımcılık yapmıyor. Biz Ermeni kökenli vatandaşlarımızı dışlamadık, onları incitmedik. ASALA bizim 40 tane diplomatımızı öldürdü. Büyükelçilerimizi öldürdüler ve biz bu olaylar üzerine kalkıp da Türkiye’deki Ermeni azınlığını incitecek tek bir söz söylemedik, bu acımızı içimize attık. Ermenistan’da bir kişi kalkıp da biz ‘hepimiz Türk’üz’ dedi mi? Demedi. Almanya’da Solingen’de aşırı sağcılar, ırkçılar 5 tane çocuğumuzu, genç kızımızı canlı canlı yaktılar sırf Türk oldukları için. Yabancı düşmanı, çağdışı, ırkçı insanlar yaptılar bunu. Almanya’da büyük protestolar oldu. Ama bir kişi kalkıp da bugün biz Türk’üz demedi. Herkes kendi milletinin üyesi, mensubu ve sahibidir ve şerefle o sıfatı taşır. Ama biz böyle bir olaya ne kadar büyük tepki gösteriyorsak, milletimizin feda edilerek kendimizi başka bir milletin mensubu gibi göstermeye de bir o kadar tepki gösteriyoruz. Biz Türk’üz arkadaşlar ve Türk olduğumuz için utanmıyoruz, iftihar ediyoruz.
Bu meseleler aslında çok eski. Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı diye bir kitabı var. O kitapta çok acı şeyler var. Ben bir İstanbullu olarak biraz içim sızlayarak okuyorum. İstanbulluları eleştiriyor çünkü; bu işgal döneminde birçok insan yabancılara yaranmak için Kurtuluş Savaşına karşı çıkıyor o zamanki şeyhülislam fetva veriyor ‘Atatürk’ü idam etmek caizdir’ diye. İngiliz Muhipleri Cemiyeti kuruluyor. Atatürk  diyor ki bu cemiyet İngiliz başbakanı Lyold George’un himayesinde ve Türkiye’yi İngiltere’nin egemenliği altında sokma amacı güden bir cemiyetti. Bir numaralı üyesi padişah Vahdettin. Bakanlar, siyasetçiler filan da üye. Türk düşmanı, Türkiye’yi işgal eden bir milleti temsil eden derneğin üye sayısı 58 bin. İşte Türkiye buralardan geçti. Falih Rıfkı Atay diyor ki; vatan kaybı İstanbul’da çabuk unutulur diyor. Vatanınız parça parça gidiyor ama İstanbul’da insanlar o vatan parçalarını elinizden alanları destekleyecek derneğe üye oluyor. Geçmişte bunları biz yaşadık. “Osmanlı İmparatorluğunda iktidar, azınlığın iktidarı olduğu için ve Türk ulusu imtiyazsız olduğu için herhangi bir azınlığın çocuğu olmak, Türk olmaktan daha faydalıdır” diyor. Hicaz’da Türk müsün sorusunun birçok defalar cevabı: ‘Estağfurullah’. O kadar aşağılanacak bir şey ki. Biliniz ki Atatürk işte bu zihniyeti yıkmıştır, Türk olmayı ve Türklüğü yüceltmiştir ve Türk ulusunu kurmuştur. O zamana kadar Türk ulusu yoktur. Ulus devlet bizim 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışımızla kuruldu diyor. Böyle bir milleti, devleti, ulusu devraldık ve sokaklarda bir sürü insanımız biz hepimiz Ermeniyiz diyerek kimliğimizi reddediyor. Buna hayır diyoruz.
Niye geçmişinizle yüzleşmiyorsunuz diye soruyorlar bize. Bana Fransız radyosunda sordular geçenlerde Paris’e gittiğimde böyle halkın da katıldığı bir programda. Bana geçmişinizle yüzleşin dediler. Soykırım iddialarını kastederek. Dedim ki; ‘bizim geçmişle yüzleşmemizden kastınız ne; geçmişte olup bitenleri çocuklarımıza anlatalım bunu mu istiyorsunuz?’ Siz bizim geçmişimizde ne olduğunu biliyor musunuz diye sordum onlara. ‘Bizim geçmişimizde; masum insanlarımızı, kadınları, çocukları, camilere doldurup canlı canlı yaktıklarını biliyor musunuz? Bunu mu anlatalım çocuklarımıza? 508 bin insanımızın nasıl katledildiğini mi anlatalım bunu mu istiyorsunuz?’ Bakın size bir fotoğraf göstereyim, bu orijinal bir belgedir. 24 Kasım 1895 tarihli bir dergide yayınlanan resim. Bu resim bir caminin önünde Müslümanları katleden Ermenilerin resmidir. Bunu mu anlatalım halkımıza dedik. Biz gençlerimiz, çocuklarımız birbirine düşman olmasın diye tarihin bu karanlık sayfalarını anlatmadık, yanlış bir iş mi yaptık acaba? Bütün bunları anlatarak gençlerimizde kin ve düşmanlık mı yaratsaydık? Yaratmadık, yanlış mu yaptık? Böyle birkaç genç çıkıyor ve aşırı tepkiler içinde bizi utanç içine sokan eylemler yapıyorlar biz de bunlardan çok derin üzüntü duyuyoruz. Ama bilesiniz ki arkadaşlarım, biz bu konularda çok duyarlı, dikkatli politikalar izlemişizdir yıllardan beri. Benim çok değerli arkadaşım Belgrad büyükelçisiydi, Ermeni teröristleri tarafından öldürüldü. Cenazesi İstanbul’a getirildi uçakla, onun cenazesini kimseler karşılamadı. Bir tek ailesi ve dışişleri mensupları vardı. Ermeni iddialarını desteklemek için Avrupa’nın çeşitli yerlerinde, Fransa’da filan anıtlar dikiliyor. Bizde bir tane yoktur. ASALA terörüne kurban giden diplomatlarımız için maalesef bir tek anıt dikemedik. Bunlar bizim çok acı veren sayfalarımızdır. Bu insanlarımıza da sahip çıkacağız. Hrant Dink öldürüldüğü zaman tepki göstereceğiz, fazlasını göstereceğiz. Bu tepkileri göstermek bizi küçültmez aksine büyütür. Genel başkanımız da söylüyor; bütün millet eksiksiz bu cinayeti kınamıştır. Bu bize güç verir ve bizim kökenlerimize ve geleneklerimize göre bir tepkidir. Ama öbür tarafını da unutmayacağız. Bizim insanlarımızı katledenlere karşı da tavır alacağız. Ermenistan’da yaşıyor bugün bizim diplomatlarımızı öldüren canilerin bir kısmı. Ama bir tanesi yakalanmamı, mahkemeye verilmemiş ve cezalandırılmamıştır. Avrupa’da da bir iki tanesini yakaladılar, hapse attılar, iki senede çıktı hapisten. Atina’da yaşıyor bugün bir tanesi ve basına demeç verdi; ‘bugün olsa bir daha öldürürüm’ diyor. Bu kadar kin ve hınç dolu karşınızdaki insanlar ve siz kalkıp biz Ermeniyiz diyeceksiniz. O Ermeniler ki bugün Azeri topraklarının %20’sini işgal ediyorlar, yüzlerce insanı öldürdüler. 1 milyon Azeri göçmen var o topraklardan sökülen. Bunlara tepki göstermeyecek miyiz?
Biz bunları söyleyince; ‘acaba bunlar gerici mi faşist mi?’ diyorlar. Değiliz, biz Atatürk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin temelinde Atatürk milliyetçiliği yatar. Bunu herkes bilsin. Nereden biliyoruz biz bunu? Anayasamızın değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek maddelerinin içinde diyor ki; Türkiye Cumhuriyeti anayasasının temeli Atatürk milliyetçiliğine dayanır. Bugün milliyetçilik gericiliktir diyenler anayasayı okusun. Anayasaya yemin eden bütün milletvekilleri, sayın başbakanımız dahil, Atatürk milliyetçiliğini savunmak için de yemin etmiştir. Bunu unutmayalım. Hiçbir zaman yabancıların baskısı altında, zorlaması altında temel değerlerimizi feda etmeyelim. Maalesef bazı sivil toplum örgütlerimiz, iş adamları örgütlerimiz aynen yabancıların istediği gibi ve onların sözcüsü gibi bu doğrultuda demeçler veriyorlar. 301. madde kaldırılsın diyorlar ama bu maddeyi okudunuz mu? Genel başkanımız bir an önce seçim yapılsın deyince buna karşı çıkıyorlar, işlerine gelmiyor. Bu hükümetle çok iyi geçiniyorlar anlaşılan. Ama demokrasiye sahipseniz, ülkenizin haklarını çıkarlarını haysiyetinin korunmasına da sahip çıkacaksınız. Aynen Avrupa ülkelerinin yaptığı gibi. Avrupalılar ne diyorsa onu yapıyorlar. Kıbrıs’ı verin diyor yabancılar veririz diyorlar. 301. maddeyi kaldırın diyor yabancılar kaldırırız diyorlar. Ne taviz istiyorlarsa hepsini veririz diyorlar. Niçin? AB’ye girmek için. AB’ye Türkiye’nin girmesini engelleyenler içinde bir kişi çıkıp da ‘Kıbrıs’ı feda ederseniz, biz sizi üye yaparız’ dedi mi? Demedi. Ne Fransa cumhurbaşkanı adayı Sarkozy, ne Alman başbakanı Merkel ne Avusturya başbakanı bir kere demediler bunu. Hepsi ‘Türkiye’nin Avrupa’da yeri yoktur istemiyoruz’ diyorlar. Siz ona tepki göstereceğinize onların Türkiye’de borazanlığını yapıyorsunuz. İşte bu yakışmıyor. Türkiye artık mütareke dönemi Türkiye’si değildir. İstanbul mütareke devrinin İstanbul’u değildir. İstanbul’da yaşayan vatandaşlarımız İngiliz Muhipleri Cemiyetinin üyesi değildir. Kendi devletinizin çıkarlarını ve haysiyetini bilelim. Bizim söylediklerimizin hiçbiri çağdaş dünyada insanların sahip olduğu ulusal çıkarları koruma anlayışından bir milim faklı değildir. Her ülke kendini savunacak, Türkiye’ye gelince biz savunamayacağız. Bizi bir anlamda sömürge yapmak istiyorlar, biz farkında değiliz. Bir Fransız çıkarına toz kondurmayacak, bir Alman, İngiliz, Amerikalı çıkarlarını koruyacak ama bir tek ben yapamayacağım. Böyle şey olur mu? Amerikalılar limanlarının işletmesini bir Dubai şirketi üstlenmeye kalktı da hemen reddettiler; ikiye karşı 62 oyla Amerikan Kongresinde. Niye? Bu bizim stratejik menfaatimizin gereğidir diye. Türkiye’de böyle bir gerek yok mu? Niçin siz limanlarınızı yabancılara işlettireceksiniz? Neyiniz var neyiniz yoksa satacaksınız. Niçin İtalyanlar bankalarını sattırmıyorlar yabancılara, niçin İspanyollar enerji şirketlerini sattırmıyor, İngilizler BP’nin hisselerinin %10’undan fazlasını sattırmıyor yabancıya? Herkes koruyacak çıkarını, Türkler hariç. İşte bu iktidar Türkiye’yi bu noktaya getirdi. Onun için diyorum ki bu iktidar gidicidir diyorum. Başka hiçbir suçu olmasa bile Türkiye’nin çıkarlarını, haklarını, haysiyetini yeterince koruyamadığı için gidicidir. Bunlar bir kere daha Türkiye’de iktidar olamayacaktır, haberiniz olsun.
Irak’ta durum çok kötüdür. Irak’ta iç savaş kapıdadır. Hatta Irak’ta bir iç savaşın fiilen başladığı ama adının henüz konmadığı söyleniyor. Irak’ta şu anda günde ortalama 94 kişi öldürülüyor. Geçen sene öldürülenlerin sayısı 34 bin kişi. Orada tam bir din ve mezhep savaşı var. Bir taraftan Amerikalılarla çarpışan 12 tane grup var Bağdat’ta, bir taraftan da aralarında çarpışıyorlar. Sünniler, Sünnilere ve Şiilere saldırıyorlar, camilerini yakıyorlar. Perişanlık. Bu çatışma, korkuyoruz ki, yakında Türk sınırına kadar gelip dayanacak. Şimdiye kadar kuzeyde Kerkük’e saldırılar oluyordu ama nispeten Bağdat’taki ve diğer bir takım bölgelerdeki kadar olmuyordu. Şimdi bu tehlike var. Niçin var? Çünkü  Amerikalılar baş edemediler bu saldırılarla, tuttular Kürtlerle anlaştılar. İki tane Kürt peşmerge tugayını getirdiler Bağdat’a. Bağdat’ta şu anda direnişlerle çarpışanlar Kürt peşmergeler. Kürtler de bu direnişçilerin hedefi olacak. Bu ne demek? Bu, çarpışmaları kuzeye yani Kürtlerin yaşadığı bölgelere taşıyacak demek. Orada aynı zamanda Türkmenler de var. 3 milyona yakın Türkmen soydaşımız var. ayrıca Türk sınırını bitişiği olan bölgedir. Irak’ta bu çatışmalar yakında bütün Irak sathına yayılabilir. Irak’ın parçalanması ihtimali çok ciddidir. Kuzeyde Kürt devleti, ortada bir Sünni devlet ve güneyde bir Şii devlet. Şu anda Irak’ta halkın %60’ ı Şii. Parçalanırsa daha küçük bir Şii devleti olacak ama orada halkın %95’i Şii olacak. İran da Şii. Ne olacak? İran’la bu yapı arasında çok yakın bir bağ olacak. Üstelik bu Şii devleti hemen Basra Körfezinin dibinde olacak. Yani İran bir yandan Basra Körfezi’ne yönelik bir egemenlik açılımı yapacak. Bir adım ilerde Bahreyn’de halkın %75’i Şii. Suriye’de halkın çoğunluğu Sünni ama yönetim Şii. Lübnan’da Hizbullah örgütü var, Şii. Oradaki Müslümanların yarısı Sünni yarısı Şii ama gücü elinde bulunduranlar Şii. Yarın İran’dan Akdeniz’e kadar bir Şii çember olacak. Bunlar son derece önemli stratejik gelişmelerdir. Türkiye’nin bunu düşünmesi lazım. Bunları düşünen, yazan var mı? Esas meseleler bunlar. Biz bunları anlatıyoruz ama basınımız maalesef başka şeyleri yazdığı için bunları yazmaya tenezzül etmiyorlar. İşin gerçeği bu. Yani halkımızın bunu bilmesi lazım. Bu Türkiye ile çok ciddi çatışmalara sürükleyebilir.
Kuzey Irak’ta Türkiye’ye saldıran bir terör örgütü var. Orayı karargah yapmış. 4000-4500 tane terörist var. Bunlar Kuzey Irak’ta hiçbir güvenlik gücünün takibatına uğramadan rahatlıkla yaşıyorlar ve saldırılarını düzenliyorlar. Her ülkenin görevidir teröristlerle mücadele etmek ama etmiyorlar. Irak hükümetinin bu teröristlerle mücadele eden hiçbir birliği yoktur. Bir tek operasyon yapmadılar. Amerikalılar, en büyük müttefikimiz, 150 bin Amerikan askeri var 20 bin daha geldi şimdi. Siz yapın diyoruz hayır biz de yapamayız diyorlar. O zaman bırakın biz yapalım diyoruz hayır siz de yapmayın diyorlar. Kim yapacak o zaman? Kimse yapmayacak. Böyle şey olur mu? Başkan Bush ‘PKK’yı bir terör örgütü olarak kabul ediyoruz, dünyanın neresinde bir terör örgütü varsa sonuna kadar çarpışacağız’ dedi. Ya bizden ya da teröristlerden yanasınız, gri sahanız yoktur, ortada olamazsınız diyor. Şimdi Amerika nerede duruyor Irak’ta? Tam gri sahada. Benden yanaysan teröristle savaşacaksın, teröristten yanaysan açıkça söyle. Ne öyleyim ne böyle. Peki nesin? O yok. Özel temsilci tayin ederek bu işi halledeceğiz. Niye edemediniz? 5 ay geçti. Bir terörist yakalayıp Türkiye’ye iade ettiniz mi, etmediniz. Özel temsilci tayin ederek bu iş hallediliyorsa niye Afganistan’a askeri birlik gönderip çarpışıyorsunuz da özel temsilci göndermiyorsunuz? Yani orada öyle burada böyle. Irak’taki durum son derece ciddidir.
Kerkük 1000 yıldan beri bir Türk şehri ve Türkmenlerin çoğunlukta olduğu bir şehir olmuştur. Şimdi Kerkük’ün niteliğini değiştirmek istiyorlar. Bunun için Irak anayasasına bir hüküm koydular; Kerkük’le ilgili üç aşamalı bir plan olacak, birinci aşama durum normalleştirilecek, ikinci aşama sayım olacak, üçüncü aşama referandum olacak. Normalleştirme Kerkük’teki nüfus ve tapu dairelerine baskın düzenlediler ve bütün nüfus kayıtları ve tapuları yaktılar. İkinci aşama 600 bin Kürdü yerleştirdiler. Bütün dengeler alt üst oldu. 800 bin olan Kerkük’ün nüfusu 1 milyon 400 bine çıktı. Kürtlere bir itirazımız yok ama orada Türkmenlerin maruz kaldığı baskılara Kürtler maruz kalsa aynı şiddetle karşı çıkarız biz ayrımcılık yapmıyoruz. Ama baskıya direnen halklara da dayanışma göstermek görevimiz. Vali Kürt, belediye başkanı da Kürt, 24  yöneticinin bir tanesi galiba Türkmen. O da eğitimden sorumlu daire başkanı. Biz buna müdahale edelim, bu meseleyi öne çıkaralım, dünyada dile getirelim bunun mücadelesini verelim diyoruz. Sonunda başbakan son birkaç hafta içinde Kerkük lafını telaffuz etmeye başladı. Amerikalılar da bunun üzerine siz karışmayın bu işe dediler. Bu Irak’ın iç işidir siz karışmayın dediler. Amerika’nın Bağdat büyükelçisi; “Türk başbakanının söylediğini ciddiye almıyoruz” diyor. Bu kadar kötü laflar ediyorlar. Siz bu laflara bir cevap bile veremiyorsunuz. ABD Dışişleri Bakanı bütün bölgeyi dolaşıyor ama size gelmiyor. Bütün bölgenin dışişleri bakanlarıyla toplantı yapılıyor siz yoksunuz, bir karar çıkarıyor. O kararda kimse Irak’ın içişlerine karışmasın diyor. Yani sizi kast ediyor. Niye karışmayacakmışım? Kerkük’te bütün bu olup bitenler bir insan hakları ihlali değil midir? İnsan hakları ne zamandan beri iç mesele sayılıyor? Hangi ülke insan hakları benim iç meselemdir; istediğimi asarım, keserim diyor? Böyle bir şey var mı dünyada? Eğer böyleyse siz neden karışıyorsunuz Türkiye’deki insan hakları meselelerine? Niçin siz Türkiye’de en küçük bir olay olsa hemen protesto ediyorsunuz, toplantı yapıyorsunuz, seminer düzenliyorsunuz, heyetler gönderiyorsunuz? Diyorsunuz ki insan hakları iç mesele değildir biz karışırız. Biz de size itiraz etmiyoruz; doğrudur insan hakları iç mesele sayılamaz. O zaman bırak ben de karışayım orada olup bitenlere, ben de söyleyeyim. Hayır sen söyleme diyorlar. Türkiye’yi ikinci sınıf bir devlet haline getirdiler işte biz bunu kabul etmiyoruz. Bu hükümet de gıkını çıkaramıyor, tepki gösteremiyor. Türkiye böyle değildi.
1959’da Kerkük’te bir saldırı oluyor ve 30 tane Türkmen öldürülüyor. Türkiye hükümeti o zaman Fatin Rüştü Zorlu dışişleri bakanı, muazzam bir tepki gösteriyor ve Irak’ın o zamanki cumhurbaşkanı El-Kasım bunun üzerine özür diliyor ve çok ağır sözler söylüyor bu saldırıyı yapanlar hakkında. ‘Aynı vatanın çocukları olan kimselerin yaptıkları bu vahşi hareketlere bakın. Demokrasi istiyoruz diyorlar. Nasıl bir demokrasi? Buna benzer anarşist düşüncelere sahip olanlar alçak, şerefsiz ve vicdanı olmayan kimselerdir.’ Bu sözleri Irak cumhurbaşkanı söylüyor. Şimdi geçen hafta Kerkük’te yine 30 Türkmen öldürüldü, böyle bir tepki duydunuz mu Irak devleti yöneticilerinden? Tam tersine Irak’ta Türkiye’ye yönelik hakaretlerin biri bin para. En olmayacak şeyleri söylüyorlar. Barzani Türkiye’de gazetelere demeç veriyor diyor ki; “Türkiye’deki Kürtler ayrı bir millet sayılmalıdır.” İşe bakın. 1924 yılından beri geçerli olan anayasa anlayışımızı yırtıp atacağız, Barzani öyle diyor diye Kürtler ayrı millet olacak. Yani Türkiye’yi parçalayacak da neresinden başlayayım ona bakacak. Peki buna karşı Türk hükümetinin bir sözünü duydunuz mu? Siz ne hakla böyle bir şey söylüyorsunuz? Türkmenler konusunda biz bir şey deyince kıyameti koparıyorlar, içişlerimize karışamazsınız diye. Ama o kalkıyor Türk milletini parçalayacak, bölecek laflar ediyor ama Türkiye’den gık çıkmıyor.
Bu Türkiye’nin Irak’la sınırı nasıl çizilmiş acaba? Bu sınır 5 Haziran 1926’da Ankara’da İngiltere ile imzalanan antlaşma ile çizilmiş. Maalesef bu sınır yüksek dağlardan geçiyor, bu sınırı Türkiye tarafından korumak kabil değil, Irak tarafından da koruyacaksınız. Bu sınırdan teröristlerin filan geçmemesi için bir taraftan Irak tarafından sınırı korunacak, diğer taraftan da Türkiye ile Irak çok yakın işbirliği yapacak. Antlaşma bunu söylüyor. Sınır antlaşmalarında genellikle ne yazar? Sınır şuradan geçiyor buradan geçiyor, o tepeden geçiyor, bu tepeden geçiyor bunlar yazar. Sınırın yeri tayin edilir, çizilir. Bir harita konur, kroki konur, sınır anlaşmalarında böyledir. Türkiye ile Irak arasındaki sınırı çizen anlaşma böyle değil. Şimdi anlaşmada birçok madde var bu bizi çok yakından ilgilendiriyor. Mesela madde 6 diyor ki taraflar bir veya birkaç silahlı kişinin sınır politikasında yağmacılık veya eşkıyalık yapmak maksadıyla giriştikleri hazırlıklara, sahip oldukları bütçeye karşı koymayı ve bunların sınırdan geçmelerine mani olmayı taahhüt ederler. Yani sana görev veriyor bu sınır anlaşması Iraklıya diyor ki “bu insanları geçirmeyeceksin Türkiye’ye”. Türkiye’ye de “sen de Irak’a geçirmeyeceksin” diyor. Ve birçok hükmü var, 20nci madde, 8nci madde, 12nci madde hep bununla ilgili. Nerede bu geçerli olacak?. Sınırın iki taraftan 75 kilometrelik bir kısmında geçerli olacak. Yani  sınıra 75 kilometre yaklaştırmayacaksın bu eşkıyaları, teröristleri. Yakalayacaksın, mücadele edeceksin, bunun için de bir hudut   komisyon kurun diyor. Türkiye’de nerede bu hudut komisyonu , hiç duydunuz mu böyle bir şey var mı? Değerli arkadaşlar, bunlar kamuoyunda tartışılmayan şeyler. Bunlar aslında herkesin bilmesi ve tartışması gereken fakat maalesef tartışılamayan konulardır.   Bunun sonucunda ne oluyor, sınırımızdan vızır vızır geçiyor teröristler, insanlarımızı öldürüyorlar, bomba koyuyorlar, sabotajlar düzenliyorlar, ve gerçekten çok büyük zarar veriyorlar milletimize. Bir ton C4 patlayıcısı geçirmişlerdir sınırımızdan; bu inanılır şey değil. Ne için, çünkü sınırı tutamıyorsunuz. Şimdi biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki ya sen koru sınırı, koruyamıyorsan Amerikalı korusun  hiçbiriniz yapamıyorsunuz madem, biz askerlerimizi sınırın güneyine geçirip, bu sınırı koruyacak teröristlerle mücadele edeceğiz. İşte bunu söylüyor Cumhuriyet Halk Partisi. Hükümet bunu yapamıyor. İki sene önce meclisten yetki aldılar, 20 Mart 2003 , ve 7 Ekim 2003 tarihinde, uygulayamadılar. Bir mermi atamadılar teröristlere, bir bomba atamadılar uçaktan .İşte Türkiye’nin geldiği durum burası. Ama bunda önceki bütün hükümetler bunu yapıyordu. Teröristlerle mücadele ediyorlardı. Siz yapamıyorsunuz. Sıkıntı buradan kaynaklanıyor. Biz de bunu açıklıyoruz, bunu anlatıyoruz . Değerli arkadaşlar, siz Mahmur kampını duydunuz mu hiç. Mahmur kampı denen yer aslında 12 bin Türk vatandaşının dikenli teller arkasında yaşadığı bir yerdir. 1993 yılında bunları kaçırdılar Türkiye’den  , ve bu insanları PKK kendi egemenliği  ve baskısı altında yaşatıyor ki bunları terörist yapıyor. Şimdi bunları …. Kampına yerleştirmişlerdir. Kuzey Irakta ve orada bulunan Birleşmiş Milletlere biz çok ciddi girişim yaptık. Ben Dışişleri Müsteşarıydım. Çok ciddi girişim yaptık, dedik bu kampı hemen dağıtacaksınız. Bu kampın tepesine Birleşmiş Milletler bayrağı asamazsınız çünkü o bayrak aynı zamanda bizim bayrağımızdır. Onlara yardım yapamazsınız, bu bir terör kampıdır. İşte öyledir, böyledir, kabul ediyoruz ama çıkaramıyoruz, dağıtamıyoruz dediler. Bakın dedik önümüzdeki Çarşamba gününe kadar bu kampı dağıtamazsanız askeri müdahale yapıyoruz. Hemen dağıttılar.Salı günü dağıttılar kampı. İç.indekilerden bir kısmını Türk sınırına yakın yerlere getirdiler, onlar Türkiye’ye iltica ettiler. Şimdi Irak’ta durum aynı. O zaman Saddam Hüseyin’în bölgesinde olan şimdi Irak’ın içinde olan Mahmur kampına taşıdılar. Mahmur kampına kimse bir şey yapmıyor. Biz bir araştırma yaptık, bu kadar önemli bir şey, 12 bin vatandaşımız yurtdışında mahsur durumda , sayın Başbakan ve sayın Dışişleri Bakanı  bir tek kere Mahmur Kampını ağzına bile almamış. Ne iç basında ne Birleşmiş Milletlerde ne Avrupa Konseyi’nde ne Avrupa Birliği’nde ne Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’nda adını bile ağzına almamış. Yok farz ediyor bunları. İşte bunlar yanlış şeyler. İşte değerli arkadaşlarım, Irak ile ilgili olarak benim size bugün anlatacaklarım bunlardır. Bu iktidar maalesef Türkiye’yi dış politikada son derece etkisiz, edilgen, teslimiyetçi bir çizgiye getirmiştir. Sonucunda işte ülkemiz güvenlik açısından da terörizmle mücadelede de, Kıbrıs’ta da perişan duruma gelmiştir. Şimdi son olarak şunu söyleyeyim, sayın Kılıçdaroğlu sosyal güvenlikten bahsetti ve son sosyal güvenlikle ilgili bir şey söyleyeyim, siz biliyor musunuz ki PKK terör örgütünün Bingöl’de evinden alarak dağa götürdüğü ve sonra dağda öldürdüğü bir öğretmenimizin karısına tazminat olarak Sosyal güvenlik teşkilatının sadece 22 YTL vermiştir. Eski parayla 22 milyon. Lokantaya gittiğimiz zaman bahşiş vereceğimiz para, bir insanın hayatının bedelidir Türkiye’de. Sosyal güvenlik budur. Ve maalesef şehit ailelerine verdiğimiz sosyal güvenlik yardımı 242 YTL dir. 242 YTL evladını şehit vermiş bir annenin ve babanın aldığı para. Utanç verici. Şehitlerine bu kadar az para veren bir devlet normal vatandaşlarına hangi sosyal yardımı yapacak. Şehidine sahip çıkamıyorsun. Türkiye bu durumda. Değerli arkadaşlarım, bütün bunları değiştireceğiz, bütün bunlar bu yıl değiştirilecektir. Bu yıl yeni bir hükümet gelecektir. Bu yıl bu iktidar gidecektir. Türkiye beklediği özlediği bütün bu konuları Türkiye’nin haklarına, çıkarlarına, haysiyetine uygun Atatürk’ün çizdiği doğrultuda yönetecek bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelecektir. Ve Türkiye’de çok şey değişecektir. Baştan da söyledim şimdi de söylüyorum, bunu hiç unutmayın, değerli arkadaşlarım, biz ilerliyoruz , bu Hükümet içeride gericidir dışarıda vericidir yakında da gidicidir.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.