Sinop CHP İl Başkanlığı – Irak Konulu Panel

SİNOP CHP İL BAŞKANLIĞI TARAFINDAN DÜZENLENEN KONFERANS için KONUŞMA METNİ
23.02.2003 – Sinop

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar,
Nazik davetinize içtenlikle teşekkür ediyorum. İçinde bulunduğumuz günlerde, bir savaş ihtimalinin kapıda bulunduğu bir aşamada, görüşlerimizi sizlerle paylaşmak bizim için önemli bir görevdir.

Üzülerek söylemek isterim ki, Irak meselesinin yürütülmesinde hükümet iyi bir sınav verememiştir. Başından beri kararsız bir tutum sergilemiş, yanlış izlenimler uyandırmış ve öyle anlaşılıyor ki, şimdi yerine getirmekte zorlandığı  bazı vaatlerde bulunmuştur. Hiç değilse bazı beklentiler yaratmıştır. Daha işin başında hükümetin alması gereken önemli bir karar vardı. Bugünkü koşullarda, Irak’a karşı bir askeri harekat doğru mudur? Haklı mıdır? Meşru mudur? Hükümet defalarca barışçı bir çözüme taraftar olduğunu söyledi, bu amaçla bazı girişimler yaptı, toplantılar düzenledi ama açıkça halkın önüne çıkıp bu savaş yanlıştır, haksızdır, meşruiyet temelinden yoksundur demedi. İşte bunu biz söylüyoruz. Biz Irak’ın kitle tahrip silahlarını üretmesine, kimyasal silahları kendi halkına karşı kullanmasına her zaman karşı çıktık. Irak’ın Kuveyt’i işgaline de şiddetli tepki gösterdik. BM’nin şimdiye kadar Irakla ilgili olarak aldığı kararları destekledik. Ama şunu da söyledik, bugünkü koşullarda bir askeri müdahaleyi gerektiren bir durum yoktur. Zira, Irak BM denetçilerinin tam denetimi altındadır. Bu denetçilerin giremediği bir karış Irak toprağı yoktur, Başkanlık Saraylarına, camilere, evlere ve askeri tesislere girebiliyorlar. Son olarak Irak üzerinde U2 uçakları ile denetim yapabiliyorlar. Irak’ın kitle tahrip silahları üreten bilim adamlarıyla özel görüşmeler yapıyorlar.

Şimdi hal böyleyken, Irak’ın herhangi bir ülkeye askeri müdahalede bulunacağı söylenebilir mi? Askeri müdahalenin amacı Irak’ın bu silahları üretmesine engel olmak, mevcut silahları ortaya çıkarıp imha etmek ise bunun tek yolu Irak’a karşı savaş açmak mıdır? Değildir! Uluslararası barış ve güvenlikten sorumlu olan BM Güvenlik Konseyi de bugüne kadar Irak’a askeri bir müdahaleye cevaz veren, yeşil ışık yakan bir kararı kabul etmiş değildir. Üyesi bulunduğumuz NATO teşkilatı da bir askeri müdahaleyi destekleyen bir karar almamıştır. Bazı NATO müttefiklerimiz, böyle bir müdahaleye açıkça karşı olduklarını söylemişler ve Güvenlik Konseyine böyle bir önerge geldiği taktirde bunu veto edeceklerini belirtmişlerdir. Şimdi özetle Irak’ın bir saldırıda bulunması beklenmemektir. Bir savaşı meşru sayacak Güvenlik Konseyi kararı yoktur, NATO içinde bir savaşı haklı gören görüş birliği oluşmamıştır. Böyle bir durumda Türkiye’ye düşen savaşa karşı çıkmaktır. Ona rağmen, bir savaş çıkarsa bu savaşın dışında kalmaktır. Yapabileceğimiz en büyük yanlış, haklı ve meşru saymadığımız bir savaşa sürüklenmektir. Maalesef hükümetin tereddütlü tavrı bu tehlikeyi arttırmıştır.

Meselenin bir başka boyutu da var. Böyle bir savaşa Türkiye’yi sokmak anayasamıza da aykırıdır. Anayasanın 92. maddesi ülkeyi savaşa sokmak, yabancı asker kabul etmek ve yurt dışına asker göndermek konusunda TBMM’yi yetkili kılıyor. Ancak bir kayıtla, sadece uluslararası hukukun meşru saydığı hallerde TBMM’nin bu kararı verebileceğini söylüyor. Yani meclisin iradesini de sınırlıyor. Uluslararası hukukun meşru saymadığı hallerde bir savaş kararı verilmeyeceğini söylüyor. Biraz önce de söyledim. Şu anda böyle bir savaşı uluslararası hukuka göre meşru saymak mümkün değildir. BM’den böyle bir askeri müdahaleye izin verecek yeni bir karar çıkmadan yapılacak askeri bir müdahalenin hukuki meşruluğu olmayacaktır. Bu nedenle, bizzat Amerika ve İngiltere bile BM’den yeni bir karar çıkartmaya çalışıyorlar. Ayrıca BM denetçilerinin hazırladıkları ve Güvenlik Konseyine sundukları rapora baktığınız zaman, o raporlarda da bir askeri müdahaleyi haklı gösterecek bir durum sergilenmiyor. BM denetçileri bazı noktalarda Irak’ı eleştirmekle birlikte, bu ülkenin genelde kendiline yardımcı olduğunu ve denetlemelere engel olmadıklarını söylüyorlar. BM Güvenlik Konseyi bu konuda karar alırken bu denetçilerin raporlarını kuşkusuz önemle dikkate alacaktır. İşte genel tablo budur.

Bu tabloya bakarak bir savaş koşulunun oluşmadığını, savaşın meşru bir temelinin olmadığını, buna rağmen TBMM’den bir savaş kararı çıkartmanın Anayasaya aykırı olacağını biz CHP olarak her vesilede dile getiriyoruz.

Bir noktaya daha işaret etmek istiyorum. Bütün bunlar Türkiye’nin kendi güvenliğini düşünmemesi gerektiği anlamına gelmemeli. Gayet tabi ki, biz sınırlarımızın güvenliği konusunda gerekli her türlü tedbiri almalıyız. Bildiğiniz gibi Irakla olan sınırımız güneyinde Irak devletinin fiili bir otoritesi ve mevcudiyeti yoktur. Bu nedenle Türkiye yaklaşık 10 yıldan beri Irak sınırının güneyine asker kaydırarak o bölgede üslenen teröristlerle mücadele etmiş ve sınır güvenliğini korumuştur. Şimdi yine böyle bir ihtiyaç varsa biz CHP olarak sınırımızın güvenliğini korumak, teröristlerle mücadele etmek ve muhtemel bir mülteci akının engellemek için bölgeye asker gönderilmesine olumlu oy vereceğimizi söyledik. Hükümet bu çerçevede, bu meseleyi ayrı bir tezkere olarak meclise sunduğu taktirde olumlu oy vereceğimizi bildirdik. Bazıları bunu bir çelişki olarak nitelendirdiler. “CHP savaşa karşı çıkarken, ABD askerlerinin Türkiye  üzerinden Irak’a gönderilmesine olumsuz oy vereceğini açıklamışken, nasıl olurda Türk askerinin o bölgeye gönderilmesine destek verir” dediler.

Arkadaşlar,
Bunda hiçbir çelişki yoktur. Asıl bunun aksini yapsaydık çelişki olurdu. Mademki biz savaşa karşıyız, o zaman sınırımız güvenliğinin korunmasına da karşıyız deseydik, bunun bir mantığı olur muydu? Böyle bir davranış Türkiye’nin çıkarlarına ters olmaz mıydı? CHP’nin bu konudaki tutumunu eleştirenler çelişkiye düşmüşlerdir ve mantık açısından tutarlı bir tavır sergileyememişlerdir.

Biz bir şey daha söylüyoruz. Irak’ın toprak bütünlüğü korunmalıdır diyoruz, bölgedeki siyasi coğrafya değiştirilmemelidir diyoruz. Irak’ın geleceği konusunda ancak Irak halkı karar verebilir diyoruz. Kuzey Irak’ta ayrı bir devletin kurulmasına karşı olduğunu söylüyoruz. Irak’ta yaşayan soydaşlarımızın haklarının da korunmasını istiyoruz. Bütün bunlar bizim Cumhuriyet döneminin başından beri savunduğumuz temel dış politika  ilkelerine uygundur. CHP dış politikada, milli çıkarların korunmasını en önemli hedef saymaktadır. Eğer hükümet bu çizgide bir politika izleseydi hiçbir iç politika kaygısı duymadan hükümeti desteklerdik. Ama ne yazık ki, hükümet diğer dış politika konularında olduğu gibi burada da kararlı ve istikrarlı bir tutum izleyememiştir.

Son olarak sunu söyleyeyim. Irak konusundaki gelişmeler ne olursa olsun, Amerika günün birinde bu bölgeden ayrılacaktır, ama biz kalacağız. 100 yıllar boyunca Irak halkıyla komşu olarak yaşayacağız, onun için biz bu halkın dostluğuna önem veriyoruz. Türkiye üzerinden Irak’a yapılacak bir saldırı sonucunda ister istemez yüzlerce, binlerce masum Irak vatandaşı hayatını kaybedecektir. Iraklılar, Türkiye’nin bu saldırılarda bir sorumluluk payının olduğunu düşünmeyecekler midir? Türkiye’ye karşı kin ve nefret duyguları beslemeyecekler midir? İşte biz Irak halkının ülkemize karşı böyle duygular beslemesini istemiyoruz.

Geçmişte Cezayir’in bağımsızlık savaşı sırasında maalesef bu hatayı yaptık. Sırf müttefikimiz olduğu için Fransa’yı destekledik ve bunun için büyük bir bedel ödedik. Yunanistan gibi bazı müttefik ülkeler, BM’de Cezayir lehinde oy kullanırken biz Fransa’ya oy verdik ve neticede Cezayir halkı Türkiye’ye karşı büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Cezayir BM’de Kıbrıs’la ilgili bütün oylamalarda Yunanistan’ı destekledi. Senelerce sonra Türk başbakanı, Cezayir halkından özür diledi ama gene de ilişkilerde arzu ettiğimiz derecede ilerleme sağlayamadık. Peki Fransa bu desteğimizin kıymetini bildi mi? Bize vefalı davrandı mı? Tam tersine. Biz BM’de Fransa lehine oy kullanırken, Fransızlar Cezayir basının Türkiye lehinde tek bir yayın yayınlanmasına izin vermiyorlardı. Cezayir vatandaşlarına verilen pasaportlarda, “bütün dünya için geçerlidir, Türkiye hariç” ibaresi vardı. Yani Cezayir halkı ile yakın dostluk ilişkileri kurmamızı istemiyorlardı. Daha sonraki yıllarda Marsilya’da Ermeni anıtı açarken ve Türkiye’ye yönelik Ermeni terörist faaliyetlere karşı kayıtsız kalırken, Türkiye’nin Cezayir konusundaki tutumunu hatırlarına bile getirmediler.

İşte bir müttefiki körü körüne desteklemenin bedeli budur. Hiç kimse bizim bu tavrımıza bakarak, Amerika’ya karşı bir husumet beslediğimizi zannetmesin. Tam tersine Irak meselesi nasıl çözülürse çözülsün Türkiye-Amerika dostluğu ve işbirliği ileride de devam edecektir. Çünkü, bu ilişkiler geçmişte de değerini kanıtlamıştır. İleride de ortak menfaatlere hizmet edecektir. Bir konuda bir müttefik ülkenin tutumuna karşı çıktığınız için o ülkenin sizi bir hasım gibi göreceğinden endişe etmemek lazımdır. Amerika’nın savaş gayretlerini desteklemezseniz ABD hükümeti üzülebilir, bazı konularda beklediğiniz desteği size vermeyebilir, ama sizi düşman saymaz. Tecrübeli devletler dış politikalarını duygularına göre yönlendirmezler, akılcı hareket ederler. Akıl, Türkiye Amerika’nın Irak savaşını desteklemese de, bu iki ülkenin dostluk ve işbirliği içinde yaşamalarını gerektirir.

İşte biz CHP olarak Irak konusundaki tavrımızı bu genel ilkelere dayanarak savunuyoruz ve halkımızın çıkarlarını en iyi şekilde koruduğumuz kanısındayız.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.