Beyaz TV’ye AB İlişkileri İle İlgili Verdiğim Mülakat

Beyaz TV

Şu andaki durumu maalesef çok parlak değil. Bunun Türkiye’den ve Avrupa’dan kaynaklanan sebepleri var. Önce Avrupa’dan kaynaklanan sebepleri söyleyelim. Benim kanaatimce Türkiye’nin üyeliğini engellemek için ileri sürülen çeşitli gerekçelerin çoğu birer bahanedir. Kıbrıs meselesi gibi. Esas mesele şu, AB’de kararlar  nüfus esasına göre alınıyor. Yani ülkelerin oy verme kabiliyetleri nüfus esasına göredir. Fransa, Almanya, İngiltere gibi devletlerin daha çok oyu var. Daha küçük devletlerin daha az oyu var. Şimdi Türkiye üye olduğu zaman büyük devletlerin arasındaki denge değişecek. AB’ye bir büyük devlet olarak girecek. Nüfusu en fazla olan ülkelerden biri olduğu için AB’nin kararlarının oluşmasında Türkiye çok etkili olacak bu rahatsızlık yaratıyor. Aynı şekilde AP’de  en büyük gruplardan biri Türk parlamentosu olacak ve AP’deki dengeler de değişecek. Üçüncüsü Avrupa bütçe dengeleri değişecek. Biz bugün üye olsak AB’nin bize karşılıksız olarak 16,5 milyar euro yardımda bulunması gerekecek. Biz 5 milyar euro ile katkı sağlayacağız. 11,5 milyar euro Türkiye’ye her sene para verecekler bu para yok.  Yani AB’de böyle bir para yok ve AB bütçesinin artırılmasına çok büyük itirazlar var. Türkiye’ye bu parayı vermek için başka ülkelerin payından kesmek gerekecek. Fransa’nın tarımda aldığı para çok büyük. Yani gerçek sorunlar biraz bunlar.

Türkiye tarafından baktığımızda farklı bir tablo var. Türkiye, AB’ye niye girmek istiyor? 1963’te Ortaklık Antlaşması’nı imzaladığımız zamandan bugüne kadar bütün hükümetler tam üyeliği desteklemiş niçin? Sadece parasal açıdan mı, piyasa yaratmak açısından mı? Sadece ekonomik açıdan mı? Hayır. Tabiî ki bunlar da var ama biz AB’yi bir değerler sistemi olarak benimsemişiz. Ne var bu değerler sisteminde? Demokrasi, insan hakları, kadın-erkek eşitliği, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı gibi bütün bu unsurlar AB’nin temel ilkelerini oluşturuyor. Türkiye bütün bu unsurları tam anlamıyla benimsediği takdirde Atatürk’ün başlattığı reform hareketini kökleştirmiş olacağız.

Bunun için ne yapılabilir? Avrupa standardına ulaşmak için kadın-erkek eşitliği, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü gibi konularda bugün gerilere düşmüş olan Türkiye’nin standardını değiştireceksiniz. İkinci olarak diplomasi alanında AB ülkelerini ikna etmek için daha etkili bir diplomasi uygulayacaksınız. Orada sizin menfaatinizi etkilemek için, üyeliğinizi engellemek için çalışan ülkelere  daha etkili tedbirler alacaksınız. Başta Fransa, kısmen Almanya, kısmen Avusturya olmak üzere. Yani diplomasi sadece güzel sözler sarf etmek değil. Diplomaside, birisi sizin hakkınızı engelliyorsa siz de bunun tedbirini alacaksınız. İşin esası bu.

Bugün hükümet maalesef AB ideallerini   yürekten benimsemediği için bu ideallerde geriye gidiyor. Yani AB üyeliğini engellemek isteyenlere koz veriyor. Avrupa’da da maalesef Türkiye’nin üyeliğini kendilerince engellemek isteyen bazı ülkelerde bazı katı çizgideki politikacılar iktidarda, Fransa ve Almanya gibi. Bu da bizim işimizi zorlaştırıyor. Diplomasi alanında zayıf kalıyoruz. Orta Doğu’da böyle her köyle her aşiretle ilişki kurmak gibi önceliklerimiz olduğu için bu hükümet zamanında, Avrupa’ya yeterince vakit ayıramıyoruz. Orta Doğu politikalarımız da ülkelerdeki gelişmeler nedeniyle sonuçsuz kalıyor. Sonunda diplomaside Türkiye biraz geri adım atıyor, patinaj yapıyor. Bunu değiştirmek için Türkiye’de yeni bir siyasi liderlik, hükümet ve anlayış lazım. Bu anlayış da CHP’de var diye düşünüyoruz biz.

Evet AB zaman zaman böyle krizlere giriyor, dünya krizleri ile de bu çıktı ortaya. Onun dışında da dünyadaki ekonomik dengeler içinde AB’nin göreceli payının azaldığını öteden beri biliyorduk.Yani  önümüzdeki 20-25 yıl içerisinde AB’nin dünya ekonomisindeki nispi önemi azalacaktır. Onun yerine Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya gibi ülkeler daha fazla ağırlık kazanacaktır. Ama buna rağmen AB bizim için çok büyük avantajlar da içeriyor ekonomik açıdan baktığınız zaman. Mesela biz şimdi sadece sanayi ürünlerinde gümrük birliğindeyiz. Buna hizmetler sektörünü de eklediğiniz zaman tarım sektörünü ve işçilerin serbest dolaşımını da eklediğiniz zaman Türkiye’ye çok büyük bir avantaj çıkıyor. Yani demin de söylediğimiz gibi siyasi değerler unsurunun yanı sıra bütün bu anlattığımız konularda Türkiye’ye büyük bir avantaj sağlanacak.  Sadece tarım sektörüne senede 8,5 milyar euro para alacağız biz, AB’den. Yani bu anda üye olsak. Bütün bunları düşündüğünüz zaman Türkiye’nin AB’ye sırtını çevirmesi akıllıca bir politika olmaz. Özellikle özgürlükler, basın, yargı, kadın-erkek eşitliği konusunda çok ciddi eleştirileri var AB’nin . Hükümet bunlardan rahatsız oluyor çünkü bu hükümetin işine gelmiyor. Eğer bu konularda gelişme yaşanırsa Türkiye demokrasi alanında büyük bir sıçrama yapacak. Ama bu da hükümetin işine gelmiyor çünkü hükümetin başarısını azaltacak. Daha güçlü eleştiriler olunca hükümetin iktidarda kalması zorlaşacak. Aynı şekilde yargı bağımsızlığında da böyle. Yani bütün bular bir araya geldiğinde şunu görüyoruz. Bugünkü hükümetin genel politikaları ile AB politikaları arasında kan uyuşmazlığı var. Böyle bir hükümet Türkiye’yi AB’ne taşıyamaz, işin gerçeği bu. Şimdiye kadarki hükümet, tarihinde iş başına gelmiş hükümetlerle karşılaştırdığımız zaman, en muhafazakarı, en tutucusu, en dincisi. Bundan daha başkası hiç gelmedi iktidara. İki dönemdir böyle bir hükümet iktidarda ve bir dönem daha gelmeye çalışıyor. Bu Türkiye’nin dokusunu değiştiriyor. Bunların hedefindeki, idealindeki Türkiye AB normlarına uyan bir Türkiye değil. Bunun ötesindeki tartışmalar ayrıntılarla ilgili tartışmalar haline geliyor. Şimdi siz bir Avrupalı olmak istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Şimdi açıkçasını söylemek gerekirse Türkiye 7-8 seneden beri çok daha gerilemiş durumdadır. 8 sene önce bugün Türkiye’de yaşanan olaylar yaşanmıyordu. Demokraside dünya ülkeleri arasında 89. Sıraya indik. Kadın – erkek eşitliğinde 129.sıradayız. Basın özgürlüğünde 112. sıraya düştük. Şimdi bu durumdaki bir Türkiye ben AB şartlarını yerine getirdim diyebilir mi? İstadiğiniz kadar uyum yasası çıkarın uygulamada durum budur.

Halkın desteği azaldı. Halkın %72’si AB’ye üyeliği destekliyordu birkaç sene evveline kadar şimdi %32’ye indi. Niçin? Çünkü AB’den gelen bu olumsuz sinyaller, Türkiye’nin istenmediği gibi ifadeler,  bütün bunlar maalesef  Türk halkının hevesini, ilgisini azalttı. Yani Türk halkının da desteğini kazanmak lazım.


Bu belge Basın arşivinde bulunmaktadır.