Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Dışişleri Bakanlığı Bütçesi Hakkında Yaptığı Konuşma-11 Kasım 2010

CHP BURSA MİLLETVEKİLİ ONUR ÖYMEN’İN PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU’NDA DIŞİŞLERİ BÜTÇESİ HAKKINDA YAPTIĞI KONUŞMA
11 KASIM 2010

Sayın Başkan, Sayın Bakan, Plan Bütçe Komisyonunun çok değerli üyeleri, Dışişleri Bakanlığımızın güzide mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Biz, bildiğiniz gibi, öteden beri dış politika konularını iç politikanın dışında düşünüyoruz. Dış politika meseleleri millî meselelerdir, sadece bir hükümetin meselesi değildir, hükümetler gelir, hükümetler gider ama ülkenin menfaatleri devam eder. Dış politika süreklilik ve tutarlılık gerektirir. O bakımdan, biz, iktidarın dış politika alanında sağlayacağı başarılardan ancak memnunluk duyarız, başarısızlık olursa üzüntü duyarız, iktidarın başarısı Türkiye’nin başarısıdır. Hiç kimsenin bundan kuşkusu olmaması lazım.
Aynı şekilde iktidardan da küçük bir ricamız var: Bizim bazı gözlemlerimizi, tespitlerimizi, yeri geldiğinde eleştirilerimizi lütfen iyi niyetle değerlendiriniz ve bir küçük ricamız daha var: Lütfen yüce Meclisin çatısını sadece iktidarın her konuda ne kadar başarılı olduğunu anlatmakla yetinerek kullanmayınız, sorunları anlatırsanız, güçlükleri anlatırsanız, bu güçlüklerin çözümünde Meclisten destek isterseniz biz daha çok mutlu oluruz, size de daha çok destek veririz. Ama “Biz her konuda çok başarılıyız.” imajını verdiğiniz zaman acaba iktidar, muhalefetin, Meclis üyelerinin zekâsından şüphe mi ediyor diye bir kuşkuya kapılırız.
Şimdi, çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Hak etmediğimiz sorunlarla karşı karşıyayız. Bunun sorumlusu Türkiye değildir. Yani bir konuda güçlük varsa, sorun varsa, aşılamayan bir engel varsa bunu söylemekle iktidar görevini yapmadı diyeceğimizi zannetmeyin.
Bunu açıkça itiraf edelim, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizde çok büyük bir sıkıntı yaşıyoruz. Türkiye’nin millî meselesidir, arkadaşımız söyledi, 63 yılında anlaşmayı Cumhuriyet Halk Partisi, İsmet İnönü imzaladı, o günden bugüne bütün Türk hükümetleri tam üyelik hedefi için çalışıyor. Burada tartışmamız yok ama bize büyük bir haksızlık yapıldığını görüyoruz. Bakınız biz 3 Ekim 2005 tarihinde Hırvatistan ile aynı gün üyelik müzakerelerine başladık. Hırvatistan bütün başlıkları açtı, iki üç başlık hariç hepsini kapattı ve önümüzdeki yılın sonunda tam üye olacak. Biz, yaklaşık üçte 1’ini açabildik, sadece 13 başlık açabildik, 35 başlıktan. Niçin? Çünkü 18 başlık veto edildi, bir bölümü Kıbrıs dolayısıyla, bir bölümü Kıbrıs’la hiç alakası olmayan konular dolayısıyla. Fransa, 5 başlığı veto ediyor, niye? Çünkü diyor ki: “Bu 5 başlığı müzakereye açarsak bu Türkiye’yi tam üyeliğe götürür.” Yani açıkça, gözümüzün içine baka baka “Sizin üyeliğinizi o kadar istemiyoruz ki sizi üyeliğe götürebilecek başlıkların müzakeresine bile razı değiliz.” diyor. Kıbrıs Rum Kesimi 6 başlığı veto ediyor. Düşünebiliyor musunuz? Enerji dâhil, en önemli konularımızdan biri enerji dâhil. Bu noktadan sonra açabileceğimiz başlık sayısı 3’ten ibaret. Bize düşen bütün görevleri yerine getirsek, Meclisten istenen her kanunu, her yasayı çıkarsak topu topu 3 başlık açabileceğiz. Bu günahtır, yani Türkiye’nin hak etmediği bir durumdur. Üstelik Kıbrıs meselesinde sürekli olarak Türkiye’yi sorumlu, suçlu gibi göstermek bizim tahammül edebileceğimiz bir durum değildir. Kıbrıs meselesinde haklı olan taraf biziz. 1963’ten beri saldırıya uğrayan, devamlı olan hırpalanan taraf Türk tarafıdır ve sanki biz sorumluymuşuz gibi herkes Türkiye’den tek taraflı taviz bekliyor. Yapmazsak bize yaptırım uyguluyorlar. Kofi Annan Planı’nı biz kabul ettik, Rumlar reddetti; neticede ne oldu? Reddeden tarafı mükâfatlandırıp Avrupa Birliğine üye yaptılar, kabul eden tarafı cezalandırıyorlar bugün bile ve doğrudan ticaret tüzüğünü reddediyorlar. En son karar biliyorsunuz Avrupa Parlamentosu Hukuk Komisyonu, Rumların tam istediği gibi bir karar aldı ve Rumlara veto hakkı verdi ticaret tüzüğü konusunda. Ee, bunları konuşacağız burada.
Şimdi, bu sorunları söylemekle biz Hükümeti mi suçlamış oluyoruz? Bize yapılan bir haksızlığı dile getiriyoruz. Sayın Bakan bu haksızlıkları burada dile getirirse bizden çok büyük sempati ve destek kazanır çünkü bunlar millî meseleler, ülkemize yapılan haksızlık Hükümete değil.
Değerli arkadaşlarım, şimdi uluslararası ilişkilerin temel bir kuralı var, Sayın Bakan, değerli arkadaşlarımız çok iyi bilirler: Size bir haksızlık yapılmışsa siz bunun karşılığını vereceksiniz. Haksızlık uluslararası ilişkilerde hiçbir koşul altında sineye çekilemez, kaybettiğimiz bir savaş durumu hariç. Size yapılan haksızlıklara tepki göstereceksiniz. Şimdi ben Sayın Bakana soruyorum: Kıbrıs Rumları 6 müzakere başlığını bloke etti, veto etti. Ne karşılık verdiniz, Türkiye olarak ne tepki gösterdiniz? “Efendim, protesto ettik.” Yetmez. Öyle bir tepki göstereceksiniz ki Güney Kıbrıs bir daha Türkiye aleyhine bir adım daha atamayacak. Fransa, demin söyledim, 5 başlığı Türkiye’yi üye yapmaya götürür diye veto etti. Siz Fransa’ya ne yaptınız, ne yaptınız? “Efendim, geçmişte yapmıştık…” Yapmıştık, yapmıştık. Ne yapmıştık ben size bir örnek vereyim. Mersin’deki Akkuyu nükleer santrali için Fransa 1 milyar dolarlık çok cazip bir teklif verdi bize, fakat o sıra Fransa Ermeni terörünü himaye ettiği için biz bu teklifi çöpe attık ve bunu da Fransızlara söyledik, on beş gün sonra Fransa geri adım attı ve o tarihten sonra bir tek Ermeni terör olayı görülmedi Fransa’da. Fransa Cumhurbaşkanı özel temsilci gönderdi “Biz hata ettik, kusura bakmayın dedi ve hatamızı düzelteceğiz, bir daha aynı hatayı yapmayacağız.” Devletseniz bunu yapacaksınız.
Şimdi ne yapılabilir, anlatıyorum. Eğer Dışişleri Bakanlığında yapılabilecek işlerin listesi yoksa çok şaşarım. Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama Dairesi…
Müsaade edin, şimdi ben bunların listesini açıklarsam Bakanlığın işini yapmış olurum ama şunu bilesiniz ki bu gibi durumlarda Türkiye’nin atacağı adımların listesi vardır. Bunların arasında mesela savunma sanayi alanında kırmızı listeye almak vardır. O ülke size bir kötülük yapıyorsa o ülkeden 1 kuruşluk askerî malzeme almazsınız; yapılacak işlerden bir tanesi, örnek merak ediyorsanız.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan Avrupa Konseyinden bahsetti. Şimdi Avrupa Konseyi çok önemli bir konudur. Türkiye’nin 1949’dan beri üye olduğu bir kuruluştur. Avrupa Konseyinin özü, insan haklarına dayanır ve biz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni kaleme alan ülkelerden biriyiz ve bugünkü durumumuza bakınız. Avrupa Birliğinin iki gün önce yayınladığı İlerleme Raporu’na bakınız, bir yıl içinde, beş yüzden fazla davada, 553 davada Türkiye mahkûm ediliyor Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, 553 dava. Bu ne anlama geliyor? Yani insan hakları alanında övünülecek bir durumda olduğumuzu mu gösteriyor? Açın İlerleme Raporu’nu, basın özgürlüğü bölümüne bakınız. Yani Türkiye açısından yüzümüzü kızartacak bir metindir, savunulacak tarafı yok. İşkence bölümüne bakınız, kabul edilebilecek tarafı yok. Yani, biz millet olarak kabul edemeyiz, bırakın Hükümeti. Şimdi buna benzer o kadar ağır eleştiriler var ki içinde kendine saygısı olan hiçbir Hükümet bu raporu benimsedim diyemez, içine sindiremez. Değerli Devlet Bakanımızın açıklamalarına bakıyoruz “Son derece olumlu ve dengeli bir rapordur.” diyor. Buyurun. Yani bunu gerçekten büyük bir üzüntüyle karşılıyoruz. Türkiye buna müstahak değil. Türkiye bu kadar kötü muameleye, bu kadar haksız suçlamalara müstahak değil. Merak eden arkadaşlarımız varsa ben size hangi noktalarda, nasıl Türkiye eleştiriliyor anlatırım.
Değerli arkadaşlarım, içinde öyle hükümler var ki, mesela bizim Lozan’dan beri savunduğumuz Patrikhane’ye Ekümenlik sıfatını tanımamamızı kuvvetle eleştiriyor “Tanıyın.” diyor. Düşünebiliyor musunuz ve biz bunu çok olumlu ve dengeli buluyoruz. Yani protesto edeceğiniz şeyi içinize sindiriyorsunuz. Olacak şey değil.
Şimdi bu konuların daha ayrıntısını girmek istemiyorum, daha önemli sorunlarımız var. Füze Kalkanı Projesi. Sayın Bakan, Füze Kalkanı Projesi gibi Türkiye’nin güvenliğini çok yakından ilgilendiren bir konuyu eğer Mecliste Dışişleri Komisyonunda müzakere etmek, görüşmek, bilgi vermek lütfünde bulunsaydınız çok sevinecektik ama artık vakit kalmadı. Lizbon Zirvesi’ne gitmeden Meclise bilgi vermeye vaktiniz kalmadı. Oysa bu o kadar önemli bir konu ki Türkiye’nin güvenliğini birebir ilgilendiriyor. Türkiye’ye füze kalkanı lazım. Evet lazım. Niye? Çünkü komşularımızda saldırı füzeleri var. Komşularımızın niyetine bakmadan kendinizi korumak için gerekli silah sistemlerine sahip olacaksınız. Biz burada bu odada Sayın Millî Savunma Bakanımıza yıllardan beri defalarca söyledik, millî bir füze savunma sistemi kuralım diye. İsrail’in var, Türkiye’nin yok. Olacak şey mi? Belki mükemmel değil, İsrail’in sistemi henüz son aşamasına gelmedi ama yapıyor ve bitirmek üzere.
Şimdi, bu konuda bütün NATO ülkelerini kapsayacağı düşünülerek filan gibi gerekçeleri ileri sürerse Sayın Bakan belki kamuoyunu biraz yatıştırmaya yardımcı olur, İran’ı biraz yatıştırmaya yardımcı olur ama kimse kimseyi aldatmasın. Bu sistemi niçin Polonya’da kuramıyor NATO, niçin Çek Cumhuriyeti’nde kuramıyor? İlk proje buydu. Ruslar baskı yaptılar. NATO dedi ki: Bizim amacımız Rusya’ya yönelik değildir, sizi hedef saymıyoruz Soğuk Savaş bittiğinden beri. Onun için Polonya’dan ve Çek Cumhuriyeti’nden bu projeyi kaldırdılar, vazgeçtiler. Niçin Türkiye’de kuruyorsunuz? Yani bu artık saklanamayacak bir gerçek ki, hedef İran’daki füze saldırı silahlarıdır.
Şimdi, İran’da 2.500 kilometre menzilli Şahap-3 füzeleri var. Bu füzelerle İran’ın vurabileceği iki ülke vardır bölgede. Bir tek NATO ülkesini vuramaz, Bulgaristan dâhil. Kimi vurabilir? Türkiye’yi vurabilir, İsrail’i vurabilir. Türkiye vurması için bir sebep var mı? Makul bir gerekçe var mı? O zaman belli ki burada Türkiye’de bu sistemin bir bölümünün, radar bölümünün mesela kurulmasının esas amacı İran’dan İsrail’e yönelik bir füze saldırısını havada durdurmaktır. Yani kimse kimseyi aldatmasın, işin gerçeği budur. Niye böyledir? Çünkü İsrail diyor ki: Lübnan’daki Hizbullah örgütü elindeki katyuşa füzelerinden bize saldırırsa biz de İran’ı vururuz. Yapabilir mi? Evvelce Irak’a yaptı, Irak’taki nükleer tesisi vurdu, Suriye’deki tesisi vurdu, yarın da İran’daki tesisi vurabilir. O zaman ne olacak? İran elindeki füze sistemlerini İsrail’e yönelik olarak kullanacak ve füzesavar sistemi de bunu havada yakalayıp imha edecek. İşin özü bu. Yani bunu siz kabul edersiniz etmezsiniz, öyledir böyledir, efendim biz İsrail’e yönelik sistemin kalkanı olamayız… İstediğiniz kadar söyleyin. Füze ateşlendiği anda mukabil füzenizi ateşlemezseniz o füzeyi havada durduramazsınız, ateşlendiği anda üstünde adresi yazmıyor, nereye gittiği. Komşunuzda bir füze ateşlendiyse o anda düğmeye basacaksınız. Kim basacak düğmeye? Sayın Bakana soruyorum, şunu bize söyleyebiliyor musunuz: Bu öyle bir sistem olacak ki Türkiye  istemediği zaman bu sistem kullanılmayacak ve Türkiye istediği zaman kullanılacak. Böyle bir imkân var mı? Yani burada dakikalarla ölçülüyor, reaksiyon süreniz dakikalarla ölçülüyor. O süre içinde NATO Konseyini toplayacaksınız, karar alacaksınız; mümkün…
İki acı tecrübemiz var değerli arkadaşlarım, bir: İkinci Körfez Savaşı’nda Türkiye’nin ihtiyacı olan füze kalkanı sistemini biz NATO’dan alamadık biliyor musunuz? Çünkü bir NATO ülkesi, Fransa veto etti, itiraz etti, NATO Konseyinden karar çıkaramadık. Son dakikada Fransa’nın üye olmadığı Savunma Planlama Komitesinden çıkartarak biz bu füzeleri alabildik geçici olarak. Şimdi bugün Fransa NATO Savunma Planlama Komitesine de üye. Yarın benzeri bir durum olsa, Fransa aynı politikayı izlese NATO’dan kendimizi korumak için geçici olarak füze alamayacağız. Geçmişte de –Sayın Bakan gayet iyi hatırlar- Jüpiter füzeleri Küba pazarlığı sırasında, Türkiye’deki Jüpiter füzeleri Türkiye’ye haber bile verilmeden Türkiye’den çekilmiştir ve İsmet Paşa acı acı bunu anlatır.
Değerli arkadaşlarım, çok fazla ayrıntısına girmeyeceğim, zaten vakit de çok sınırlı ama dilerdik ki, oturalım bunları burada açık bir şekilde görüşelim, tartışalım.
Şimdi, bir iki kısa birkaç cümleyle söyleyeceğim, sadece başlıklarını söyleyeceğim. Sayın Bakan Medeniyetler İttifakından bahsediyor. Kısa bir soru: Medeniyetler İttifakı Türkiye ve İspanya’nın öncülüğünde yürütülüyor. İspanya belli ki Batı medeniyetini temsil ediyor. Türkiye hangi medeniyeti temsil ediyor bu masada? Biz bu soruyu uluslararası bir toplantıda sorduğumuz zaman Sayın Devlet Bakanı Egemen Bağış dedi ki: “Biz de Batı medeniyetini temsil ediyoruz.“ Yani Medeniyetler İttifakı Batı medeniyetleri ile Batı medeniyeti arasında mı yapılıyor, yoksa biz İslam medeniyetini mi temsil ediyoruz orada? Laik bir ülke olarak biz masada hangi medeniyeti temsil ediyoruz?
Şimdi, bu meselelerin çoğunu anlattım, değerli arkadaşlarım da pek çok soru sordu. Yunan basınında 12 mil konusunda Türkiye’nin geri adım attığı yazıldı, bazı yerlerde Ege’de bazı koşullarda 12 mile taviz verebileceğimiz yazıldı. Bu doğru mu? Ben bir soru önergesi verdim ve buna cevap beklerim.
Bir de Sayın Bakandan küçük bir ricam var. Bu soru önergelerini lütfen ciddiye alsınlar yani soru önergelerine on beş gün içinde cevap vereceksiniz ama altı ay sonra, üç ay sonra, beş ay sonra cevap alırsak doğru değil. Bir de bir sene önceki basın açıklamasını cevap diye bize gönderirseniz bizi ciddiye almadığınız bir sonuca varırız biz. Lütfen ciddiye alın sorularımızı ve lütfen cevap verin.
Şimdi, Orta Doğu’daki başarılarımızı anlata anlata bitiremiyoruz. Biliyor musunuz siz bizim bu Hamas’la ilgili söylemlerimizden sonra Filistin Kurtuluş Örgütü Başkanı Mahmud Abbas Güney Kıbrıs Rum kesimini ziyaret etti ve Türk kesimine geçmedi, geçmeyi reddetti ve ortak basın toplantısında Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas Kıbrıs’ta Rum tezlerini desteklediği için Mahmud Abbas’a teşekkür etti. Sonra tevil edildi, Ankara’ya çağrıldı, öyle demedik de, böyle olmadı… Ama gerçek şu ki adam Güney Kıbrıs’a gitti ve Türk tarafına geçmedi. Şimdi bu bizim başarımız mı oluyor? Bizim başarımızsa Sayın Bakan desin ki “Çok başarılı olduk.” Biz Türkiye’nin…
Irak konusunda bir cümle… Sayın Bakan, Irak Hükûmetinin oluşumuna Türkiye katkıda bulunduysa memnun oluruz ama bizim Irak’tan beklediğimiz en önemli şey Irak topraklarındaki PKK terör örgütünün tasfiye edilmesidir. Bunu sağlayabildiniz mi? Amerika’yı, Irak’ı bunu yapmaya ikna edebildiniz mi? Dünyada bana bir ülke gösterin ki orada bir terör örgütü olacak ve onunla mücadele etmekle görevli bir güvenlik gücü olmayacak. Kuzey Irak’tan başka dünyada bir örnek biliyorsa Sayın Bakan ben bunu öğrenmekten çok mutlu olacağım.
Değerli arkadaşlar, bu meseleleri aslında daha ayrıntılı olarak görüşmeyi arzu ederdik, daha çok söyleyeceklerimiz var ama şu aşamada şu kadarını söyleyeyim: Bunlar Hükümetin kusuru olduğu için ortaya çıkmış meseleler değildir. Yunanistan’a gidiyoruz, “Efendim yirmi iki anlaşma imzaladık.” Bana şunu söyleyin, ben büyük çözümlerden vazgeçtim: Rodos’ta ve İstanköy’de yaşayan 3 bin soydaşımızın çocuklarının gittiği yedi tane ilkokul kapatıldı. Bir tanesini açtırabildiniz mi? Atina’daki camilerden bir tanesini açtırabildiniz mi? İskeçe’deki Osmanlı devrinden kalma, 17’nci yüzyıldan kalma camiler için tamirat izni alabildiniz mi? Yani bırakın hava sahasının, dünyanın hiçbir yerinde örneği olmayan bir şekilde 6 millik bir deniz sahasının üzerinde 10 millik hava sahası gibi bir garabeti değiştirmeyi, kıta sahanlığını, karasularını çözmeyi bırakın, bir okul açtırabildiniz mi? Yani anlaşma imzalamak filan çok güzel şeyler de sonuç mühimdir.
Size şunu söyleyeyim bitirirken, ünlü sözdür: Diplomaside başarı uçuş milleriyle ölçülmez, ne kadar çok seyahat ettiniz, ne kadar çok toplantıya katıldınız, kim size geldi, siz nereye gittiniz, bunlar güzel şeyler de sonuç getirmez. “Sıfır sorun” diyoruz, Ermenistan, Kuzey Irak, Kıbrıs, Ege, Patrikhane’nin talepleri, bana bir konu bunların içinde söyleyiniz ki bu konuların içinde bir tanesinde küçük bir başarı elde ettik.
Değerli arkadaşlarım, bunun sorumlusu biz değiliz yani bu olumsuzlukların sorumlusu biz değiliz. Komplekse kapılmamıza da gerek yok ama bize düşen, bu gerçekleri Meclisin çatısı altında açıkça ortaya koymaktır, tartışmaktır ve Meclisin desteğiyle çözüm aramaktır. Yoksa “Her şey iyiye gidiyor, merak etmeyin.” dediğiniz zaman biz çok huzur içinde ayrılmıyoruz buradan.
Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.