Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

5. Avrasya Ekonomik Zİrvesi – ABD-Rusya Stratejik İşbirliği Konulu Konuşma
28 Eylül 2002
Onur Öymen’in 5. Avrasya Ekonomik Zirvesindeki Konuşması
ABD-Rusya Stratejik İşbirliği Türkiye’nin Avrasya Açısından Stratejik Önemi
Sayın Başkan, dost ülkelerin değerleri devlet adamları, değerli konuklar,
5. Orta Asya Ekonomik zirvesi dünyada, bölgemizde ve Türkiye’de önemli gelişmelerin cereyan ettiği bir dönemde yapılıyor. Bu bakımdan bu zirvenin gündemini oluşturan konuların çok isabetli bir biçimde seçildiğini düşünüyorum. Özellikle Orta Asya’nın stratejik boyutunun da bu vesileyle ele alınmasının ve Amerika ile Rusya arasındaki stratejik işbirliğine değinilmesinin düşünülmesinin çok yararlı olduğu kanısındayım. Bu konularda düşüncelerimi sizlerle paylaşma fırsatını bana verdiğiniz için ayrıca teşekkür ediyorum.
Amerikalı ünlü strateji uzmanı Brezezinski Avrasya’nın 500 yıldan beri dünyanın güç merkezi olduğunu söylüyor. Uluslararsı ilişkilerde nüfuz bölgelerine sahip olmanın başlıca hedef sayıldığı dönemlerde Avrasya’ya egemen olanın dünyaya da egemen olacağı düşünülüyordu. Bugün de böyle düşünenler olmakla birlikte soğuk savaşın sona ermesinden sonra, küreselleşen dünyada barış, istikrar ve işbirliği kavramlarının daha çok önem kazandığı görülüyor.
Avrasya stratejik açıdan niçin bu kadar önemlidir? Çünkü bu bölgede dünya nüfusunun % 75’i yaşıyor. Dünyanın toplam hasılasının % 60’ı bu bölgede üretiliyor. Dünya enerji kaynaklarının da yaklaşık % 75’i bu bölgede bulunuyor. Bu özelliklere sahip bir alanın stratejik açıdan dünyanın en önemli bölgesi sayılması şaşırtıcı değil.
Brzezinski’ye göre bu alanda beş stratejik oyuncu var: Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Hindistan. Onların yanı sıra kritik rol oynayan ülkeler de Brzezinski’ye göre şunlar: Ukrayna, Azerbaycan, Güney Kore, Türkiye ve İran. Brzezinski Türkiye ve İran’ın bir dereceye kadar stratejik oyuncu da sayılabilecekleri görüşünde. Brzezinski Türkiye’den söz ederken, ülkemizin Karadeniz bölgesinde istikrar sağladığını, Karadeniz’den Akdeniz’e geçişleri kontrol ettiğini, İslam köktendinciliğine karşı panzehir oluşturduğunu ve NATO’nun Güney Doğu kanadının sağlam bir dayanağını teşkil ettiğini söylüyor.
Avrasya’yı bir bütün olarak incelerken Orta Asya va Kafkaslara özel bir dikkatle eğilmek gerekiyor. Bu bölgeler yalnız zengin petrol, gaz ve diğer doğal kaynakları açısından değil, son Afganistan harekatının da gösterdiği gibi, strtatejik konumları açısından da büyük bir önem taşıyorlar. Dikkat çeken bir nokta da bu bölgedeki nüfusun hissedilir bir şeklilde artmakta oluşu. Bir ölçü olarak Türkiye’yi ve komşularını alırsak bu ülkelerin oluşturduğu bölgenin toplam nüfusu 1980 yılında 138 milyonken bu 1997 yılında 202 milyona çıkmış. Bu sayının 2010 yılında 254 milyona, 2050 yılında da 387 milyona çıkması bekleniyor. Ekonomik açıdan düşünüldüğünde bugünde AB nüfusuna eşit sayıya ulaşacak olan bu bölgenin ne kadar önemli bir pazar oluşturacağı görülecektir.
Sadece Türkiye ve Türki Cumhuriyetler düşünülecek olursa, o bölgenin nüfusu da önümüzdeki 50 yıl içinde 200 milyonu bulacak.
Ülkeler arasındaki nüfus dengeleri de değişiyor. Batı Avrupa ülkelerinin nüfusunda önümüzdeki yıllardan itibaren hissedilir bir düşüş bekleniyor. Bugün Batı Avrupa’nın nüfus açısından ikinci ülkesi olan Türkiye 2014 yılında Almanya’yı geçerek birinci sırayı alacak. Aşırı nüfus artışı ne kadar büyük bir sorunsa nüfusun azalması da o kadar ciddi bir mesele. Şimdi Avrupa’da tartışlılan konulardan biri de bu ve Almanya gibi ülkeler kalteli nüfus ithal etmeye başladılar bile. Son birkaç yıl içinde sadece Frankfurt bölgesinde istihdam edilmek üzere Almanya’ya davet edilen Türk bilgisayar uzmanlarının sayısı 2000’i buldu.
Stratejinin önemli bir unsuru olan askeri güç olarak Avrasya bölgesine baktığımızda görülen tablo şudur: Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte iki kutuplu dünya gerçeği de tarihe karışmıştır. Eski gerginliklerin, kuşkuların, tehdidlerin yerini şimdi diyalog, uzlaşma ve işbirliği almıştır. Bunun en somut göstergelerini NATO-Rusya işbirliğinde görüyoruz. 40 yılı aşkın süre birbirlerini en büyük hasım olarak gören NATO ile Rusya arasında 1997 yılından beri kapsamlı bir işibirliği yapılıyor. Bu işbirliğinin en somut örneklerinden biri, Bosna’da ve Kosova’da NATO’nun öncülüğünde oluşturulan Barış Gücüne Rusya’nın da katılması. Her iki bölgede de NATO askerleri ile Rus askerleri, diğer katılımcı ülkelerin birlikleriyle beraber tam bir uyum içinde çalışıyorlar. NATO Konseyi olarak Kosova’yı ziyaret ettiğimizde NATO komutanlarının yanı sıra bize brifing veren Rus askeri yetkilileri de bu işbirliğinden duydukları memnuniyeti belirttiler.
NATO’da Siyasi Ortak Komite adı verilen bir grup Rusya ile birlikte o tarihten beri düzenli olarak çalışıyordu. Ayda bir Büyükelçiler düzeyinde, yılda iki kere de Dışişleri ve Savunma Bakanları düzeyinde toplanan bu grup esas itibariyle bir danışma organı niteliğindeydi. Bu yıl daha da ileri gidildi. Mayıs ayında yapılan NATO Rusya zirvesinde bu komitenin yerine NATO-Rusya Ortak Konseyi kuruldu. Bu konseyin en önemli özelliği, eskisinden farklı olarak bazı konularda ortak karar alma yetkisine sahip olması. Bu çok ileri bir aşama teşkil ediyor. Saptanan bir yıllık program çerçevesinde bu konsey çeşitli konuları ele alıyor ve işbirli olanaklarını araştırıyor. Bu konuların başında terörizmle mücadele geliyor. Ayrıca kitle tahrip silahlarının yayılmasının önlenmesi, kriz durumlarında işbirliği, arama kurtarma gibi konular da Konseyin gündeminde.
Amerika ile Rusya arasında stratejik işbirliğinden söz edilirken NATO çerçevesinde yürütülen çalışmaları da gözardı etmemek gerekiyor. Ancak ABD ile Rusya arasındaki stratejik işbirliği bundan ibaret değil. ABD’nin bazı ülkelerin geliştirdiği balistik füzelere karşı Kuzey Amerika’yı koruyabilmek amacıyla bir füze savunma sistemi geliştirme gereğini duyması ve buna izin vermeyen ABM anlaşmasından çekilmeyi kararlaştırması başlangıçta ABD ile Rusya arasında bir gerginlik yarattıysa da daha sonra düzenlenen üst düzey toplantılarda ve yapılan zirvelerde bu alanda da uzlaşma sağlandı. İki ülke balistik füzelerinin sayısında önemli indirimlere gitmeyi kararlaştırdılar. Eski füzelerin ve kimyasal silahların imhasında da ABD ile Rusya arasında yakın bir işbirliği yürütülüyor.
Rusya şimdi savunma alanında köklü bir reform sürecinin içinde bulunuyor. Silahlı kuvvetlerin mevcudu azaltılıyor. Askerlik görevinden ayrılacaklara yeni iş sahaları yaratılması için de ABD ile Rusya ortak eğitim programları düzenliyorlar.
Bütün bu örnekler ABD ile Rusya’nin stratejik alanda başlattıkları işbirliğinin örneklerindan bazıları. Ama iki ülke arasındaki işbirliğinin başka boyutları da var. Bunların başında enerji alanındaki işbirliği geliyor. Putin’in Başkanlığa seçilmesinden sonra ekonomi alanında büyük hamle yapan Rusya petrol alanında da önemli yatırımlar yaptı ve üretimde kayda değer bir artış gerçekleştirdi. 1990’ların ortalarında günde 6.1 milyon varile düşen petrol üretimi yeniden 7.7 milyon varile yükseldi. Bu yaklaşık olarak Suudi Arabistan’ın üretim düzeyidir. Tabiatıyla Suudi Arabistan’in iç tüketiminin Rusya ile kıyaslanamayacak derecede düşük olması bu ülkenin Rusya’dan daha fazla ihracat yapmasına olanak tanıyor. Herşeye rağmen bugün petrol ve doğal gaz Rusya’nın en önemli ihraç ürünüdür ve bütçe gelirlerinin % 25’i bu ihracatttan sağlanmaktadır. 2000 yılında Rusya petrol ve doğal gaz ihracatından 11.3 milyar dolar kazandı. Aynı yıl Rusya GSMH’sını % 7.5 arttırdı. Bunda dünya petrol fiyatlarındaki artışın da önemli payı var. Rusya aynı yıl kişi başına milli gelirde de % 9 artış sağladı. Dış ticaret fazlası 50 milyar doları buldu. Altın rezervleri 12 milyar dolardan 28 milyar dolara çıktı. Yabancı yatırımlar bir yılda % 15 artarak 2000 yılında 11 milyar dolara ulaştı
Rusya’nın dostu ve komşusu olan Türkiye bu gelişmeleri memnunlukla izlemiştir. Rusya’nın ekonomik açıdan güçlenmesi Türkiye Rusya arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin gelişmesine de katkıda bulunmaktedir.
Ancak 2001 yılında dünya petrol fiyatlarındaki düşüşe ve yabancı ülkelere sermaye kaçışına paralele olarak Rusya’nın bazı sıkıntılar yaşadığını da görüyoruz. Türkiye gibi Rusya da dış borç yükünün ağırlığını hissetmektedir. Sovyet döneminden kalan 144 milyar dolarlık borcun ödenmesi ekonomiye ciddi bir yük yüklüyor. Geçmiş yıllarda IMF’den sağlanan kaynaklar bu borçların ödenmesine yardımcı olmuştu. Ama Rusya artık dış borçlarını kendi kaynaklarından ödemek durumundadır. 2003 yılına kadar Rusya Paris Kulübü çerçevesinde kendisine kredi veren ülkelere 18 milyar dolar ödeyecektir. Bu rakam Rusyanın devlet bütçesinin üçte biri düzeyindedir.
Bu sorunlara rağmen Rusya’nın geleceğe ümitle bakmasını sağlayan olumlu gelişmeler de var. Bunlardan biri, gene stratejik boyutu da olan enerji alanındaki ABD-Rusya işbirliğidir. Bu yılın Masyıs ayında Başkan Bush ile Başkan Putin arasında imzanan enerji işbirliği anlaşması iki ülke için de yeni ufuklar açıyor. Rusya Murmansk’da yeni bir derin su limanı inşa etmeyi planlıyor. Bu Rus petrolünün kısa yoldan ABD’ye ihracına olanak verecek. Halen ABD’ye hemen hemen hiç petrol satmayan Rusya günde 1 milyon varil satabilecek duruma gelecek. Bu ABD’nin toplam petrol ithalatının % 10’una tekabül ediyor. Rus petrolünün ithali ABD’nin Orta Doğu petrollerine bağımlılığını da azaltacak. ABD Enerji Bakanı “Rusya’nın küresel enerji güvenliği açısında kilit rol oynayacağını” açıkladı. Bu ABD’nin Rusya ile enerji alanındaki işbirliğine bakış açısını yansıtıyor. ABD pazarı Rus petrol ihracatçısı şirketler açısından büyük bir cazibe merkezi. Halen Rus şirketi Lukoil’un ABD’de 1,300 petrol istasyonu bulunuyor.
Rusya ayrıca Adria petrol boru hattını ters yönde çalıştırarak Ukrayna, Macaristan ve Hırvatistan üzerinden de dünyaya petrol ihraç etmeyi planlıyor. Böylece Türk boğazlarından büyük tankerlerin geçişinin yaratığı tehlike de azalmış olacak.
Öte yandan birkaç gün önce temeli atılan ve bu zirvenin açılış toplantısında sözü edilen Bakü-Ceyhan boru hattı, diğer avantajlarının yanı sıra boğazların güvenliğine de büyük katkı yapacak. Bu boru hattı Türkiye’nin Orta Asya ve Kafkaslar açısından taşıdığı önemi de arttıracak.
Gerek Bakü-Ceyhan boru hattı gerekse Türkiye’nin Orta Asya Cumhurtiyetleri ile işbirliğinden söz edilirken çoğu zaman Türkiye ile Rusya birbirine rakip olarak gösterilmiştir. Oysa Türkiye ile Rusya arasında gerek bu bölgede gerek dünyanın diğer bölgelerindeki ortak çıkarlar menfaat farklılıklarından daha büyüktür. Türkiye ile Rusya’nın işbirliğinden başta Orta Asya ülkeleri olmak üzere büyün bölge ülkeleri kazançlı çıkacaklardır.
Artık eski ön yargıları bir tarafa bırakmanın zamanı gelmiştir. ABD ve diğer bütün NATO ülkeleri Rusya ile daha yakın işbirliği için çaba gösterirken Türkiye eski ideolojik ayrılıkların esiri olarak kalmaya devam edemez. Rusya’nın demokratik siyasi rejimi ve piyasa ekonomisini benimsemesi ülkelerimizi birbirine yakınlaştırmıştır. Türiye nasıl Rusya’daki olumlu gelişmeleri memnuniyetle karşılıyorsa, inanıyorum ki, Rusya da artık Türkiye’nin Orta Asya da dahil olmak üzere bölgesinde etkin bir rol oynamasından rahatsızlık duymayacaktır.
Türkiye’nin Kafkas ülkeleri ve Orta Asya ülkeleri tarafından bir model ülke olarak görülmesi bölgede barış, istikrar ve güvenliği arttıracaktır. Türkiye bu ülkelerin birçoğuna savunma yardımı yapmakta, bu ülkelerin savunma gücünün geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ankara’da açtığımız “NATO Barış İçin Ortaklık Askeri Eğitim Merkezi”nde bugüne kadar, başta Orta Asya ve Balkan ülkeleri olak üzere, çeşitli ülkelerden yüzlerce subaya NATO standardında eğitim verdik.
Bütün bunlardan daha önemli olan Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgeye demokratik değerleri yayma alanında sağlayabileceği katkıdır. Gerçekten Türkiye’nin en önemli ihraç ürünlerinden biri demokrasidir. Maalesef Türkiye’nin komşu olduğu bölge bugün demokrasi alanında dünyanın en geride kalmış yörelerinden biridir. Bölgeye zaman içinde, mütevazı adımlarla da olsa demokrasinin yayılması barışa, refaha ve istikrara büyük katkı yapacaktır. İşte o zaman bölgenin stratejik değeri daha da artacak ve bütün ülkeler bundan kazançlı çıkacaktır.
Umuyorum ki, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama konusunda yakında karar alması beklenen Avrupa Birliği de bütün bu unsurları dikkatle değerlendirecek ve Türkiye’nin üyeliğinin bütün bu alanlarda Avrupa’ya neler kazandıracağının bilinci içinde hareket edecektir. 3 Kasım seçimlerinden sonra işbaşına gelecek Türk hükümeti işte bütün bu konularda önemli kararlar almak, atılımlar yapmak zorundadır. İzleyeceği aktif ve dinamik dış politika ile Türkiye Kafkaslarda, Orta Asya’da, Orta Doğu’da birçok alanda öncü rol oynayabilecek birikime, deneyime ve olanaklara sahiptir.
Sayın Papandreu’nun Perşembe sabahı burada yaptığı konuşmada dile getirdiği güzel düşünceleri memnuniyetle karşılıyoruz. Umuyoruz ki, Yunanistan şimdi yeni bir yaklaşımla Türkiye ile ortak çıkarlarının farkına vararak ikili düzeyde ve Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde yapıcı bir yaklaşım benimsesin. Sözlerimi bir Rus atasözü ile bitirmek istiyorum: “Güven ama denetimi elden bırakma.”
Teşekkür ederim.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.