Habertürk – Basın Kulübü

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN
HABER TÜRK ‘BASIN KULÜBÜ’ PROGRAMINA VERDİĞİ MÜLAKAT
19 SUBAT 2006

Onur ÖYMEN: Biz Filistin halkının çektiği sıkıntıları çok iyi biliyoruz.Başından beri Filistin halkına destek veriyoruz.Onların bağımsızlığını destekliyoruz.Filistin halkına yapılan haksızlıklara da şimdiye kadar hep karşı çıktık.Filistinli’lere  karşı zaman zaman uygulanan şiddeti en kuvvetli biz eleştirdik.Bu işin bir tarafı.İkinci tarafı şu;Türkiye gibi ciddi ülkelerin dış politikaları belirli ilkelere dayanıyor.Bu ilkelerin en önemlilerinden biri şiddeti reddetmektir.Türk dış politikası yapan kim olursa olsun ,hedefi kim olursa olsun,uyguladığı yöntem ne olursa olsun şiddetin bir dış politika vasıtası olarak kullanılmasını kesinlikle reddeder. Şiddete başvuran örgütleri de Türkiye hiçbir zaman  muhatap kabul etmemiştir. Bu bizim ilkeli politikamızdır,dünyanın her yerinde biz bunu savunduk şimdiye kadar.Çeşitli milletlerarası toplantılarda bu görüşün çok kuvvetli savunuculuğunu yapmıştır Türkiye daima tüm Hükümetler zamanında .Bu Hamas örgütünün 2 tane özelliği var: Bir,bu örgüt Filistin’de şiddeti bir siyaset vasıtası olarak kabul ettiğini resmen tüzüğüne yazmış bir örgüttür.İkincisi aşırı İslamcı bir örgüttür. Şurası muhakkak ki;bugüne kadar Hamas örgütü şiddetten vazgeçtiğini hiç açıklamamıştır.Tüzüğünün ilgili maddesini değiştirme yoluna hiç gitmemiştir.

Spiker: Halid Meşal diyor ki:’’Mandela’ya da terörist diyorlardı.’’diyor.

Onur ÖYMEN:Şimdi böyle şeyler çok söylenirde , resmi politikası şiddete , canlı bombalara başvurmak olan bir örgütü Türkiye bir muhatap alamaz; işin gerçeğini çok açık konuşalım.Bunu yaptığınız takdirde , başkalarının da şiddete başvuran başka örgütleri muhatap almasına itiraz edemezsiniz. Filistin Devleti’nin İsrail’le arasında ki ihtilafı çözmek için kabul ettiği bir yöntem var. Şimdiye kadar resmen ’’Oslo Yöntemi’’ dedikleri müzakere yolu ile çözmeyi devlet politikası olarak benimsemişler.Bu örgütse şiddete başvurarak , müzakereyi ret ederek çözme yanlısıdır. Bunların 1988 tarihli statüsünü okuduğunuz zaman , orada görüyorsunuz ki orada açıkça müzakereleri reddediyor. İsrail’in varlığını reddediyor, barışçı çözümü reddediyor.Türkiye şimdiye kadar böyle bir örgütü muhatap almamıştı.Hiç bir zaman böyle bir örgütü Türkiye’ye

davet edip görüşmemişti.Bu Türkiye’nin şimdiye kadar izlediği Orta Doğu politikasından sapmadır. İkinci ilkemiz şudur bizim Orta Doğu’da: Orta Doğu’da ki tüm devletlerle iyi iletişim kurmaktır.Karşılıklı itimada dayanan  ilişki kurmaktır.Biz Filistinli’ lerin haklarını kuvvetle savunduğumuz zaman bazı ülkeler bize baskı yapmaya kalktılar bundan vazgeçin diye.Biz onlara direndik. Biz 1948’de kurulduğundan beri İsrail’i bölgede tanıyan halkı Müslüman olan tek devlettik.Bize çok baskılar yaptılar;’’İsrail’i tanımaktan vazgeçin’’ diye, ama biz direndik. Türkiye milli bir politika izlemiştir , bu politikanın özünde de bölgedeki tüm devletlerle iyi ilişki kurmak , karşılıklı itimada dayanan ilişki kurmaktır. Şimdiye kadar o kadar başarılı olmuştur ki Türkiye, geçmiş zamanlarda mesela  sayın Kandemir’le biz görev yaptık, onun müsteşarlığı döneminde İran-Irak savaşında biz İran’da Irak’ın menfaatlerini korurduk; Irak’ ta İran’ın menfaatlerini koruduk.Bunun dünya diplomasi tarihinde başka örneği yok. Aynı devletin savaşan iki tarafın menfaatinin başka örneği yok. Türkiye o kadar itimad kazanmış bir ülkeydi.Şimdi ne kazandık diye sordunuz;bunun cevabı çok basit şimdi düşmen kazandık.Burada izlediğimiz dengeli politika bundan ağır bir yara almıştır.Şiddeti reddeden Arap ülkeleri bundan rahatsız olmuşlardır.Şiddeti reddeden Filistinli’ler bundan rahatsız olmuşlardır.Bölge de İsrail bundan çok rahatsız olmuştur.Sayın İlter Türkmen’in dediği gibi başka ülkelerde ki lobiler, kongreler vb. yani Türkiye hiç gereksiz yere hasım kazanmıştır. Buna ihtiyacımız yoktu.Türkiye bunu niye yapmıştır? Sayın Başbakan diyor ki; arabuluculuk yapacağız biz diyor.Arabuluculuk yapmak için 2 temel koşul lazım:1, arabuluculuk için uygun bir zemin olacak,iki tarafın birbirine yakınlaştırılacağı uygun bir zemin olacak bu yok.

İkincisi, her iki taraf ta sizden arabuluculuk yapmanızı isteyecek, ikisi de istemiyor.İsrail kesinlikle reddediyor ,arabuluculuk  yapmanızı , Hamas’ın da açıklaması var; ’Türkiye’den arabuluculuk istemiyoruz’’diyor.Kendi kendinize gelin güvey oluyorsunuz açıkçası , biz arabulucu olacağız diye .Sayın Türkmen’in de dediği gibi,Çok aceleci davranılmıştır.Önce bekleyeceksiniz, bir Hükümet kuracak ,o Hükümet’in izleyeceği politikaya bakacaksınız, o Hükümet diyecek ki, Filistin Devleti’nin şimdiye kadar izlediği politikayı sürdürüyorum.Böyle derse düşünür değerlendirirsiniz.Veya diyecek ki; biz artık şiddete başvurmayı reddediyoruz barışçı yöntemlerle çözüm arayacağız.Sayın Başbakan diyor ki; seçimle gelmişlerdir herkes saygı göstersin.Avusturya’da ‘’HAYDER seçimle gelmedi mi?s ona saygı mı gösterildi?Öyle baskı yaptı ki uluslar arası toplum çekilmek zorunda kaldı.En son örnek ,ABD’liler diyor ki,Diyarbakır Belediye Başkanı Washington’a geldiğinde Türkiye bizden  rica da bulundu aman sakın görüşmeyin diye. Diyarbakır Belediye Başkanı seçimle gelmedi mi? Seçimle göreve gelmek tek ölçü ise o zaman Hayder ile de herkes görüşürdü .ABD’ye de böyle girişimde bulunmazdınız. Seçimle gelmek başka şey ,bir de barışçı yöntemleri benimsemek ve uluslararası yöntemleri benimsemek başka şey. Hamas’ın tüzüğünü okuyunuz. Bu Hamas’ın tüzüğünü değiştirmediği sürece Türkiye’nin böyle bir örgütle bir araya gelmesinin Türk dış politikası’nı şimdiye kadar geçerli olan kabul ettiği,tüm Hükümet’lerin kabul ettiği temel ilkelerle bağdaşmadığını göreceksiniz.Türkiye bölge de çok ağırlığı olan bir ülke ,yarın bir gün Orta Doğu’da etkili bir rol oynaması gündeme gelse böyle bir ortam oluşsa belki sırf bu yüzden Türkiye bu rolünü oynayamayacaktır.

Spiker: Hükümet’in böyle bir adım atması sizin içinde sürpriz oldu mu?

Onur ÖYMEN: Türkiye ciddi bir ülke .Bu gibi kırılmalar beklemezsiniz.Temel ilkelerinizden  saptığınız ölçüde ciddi bir devlet olma özelliğini kaybedersiniz.Çünkü ciddi devletler tutarlı politikalar izlerler.Bütün ülkeler için bu geçerlidir.O bakımdan böyle temel dış politika özelliğinizden saptığınız ölçüde güvenilirliğinizi kaybedersiniz.Dışişleri Bakanlığı’nın böyle bir ziyarete yeşil ışık yaktığını destek verdiğini , hiç tahmin etmiyorum.Çok şaşırırım eğer öyle olmuşsa. Üstelik iktidar partisi olarak bunu yapıyorum diyeceksiniz ama aynı zamanda bu daveti yapmayacak parti yapacak , sanki iktidar partisinin dış politikası başka Hükümet’in başka olabilirmiş gibi.Partiye davet ediyorsunuz, kendi Dışişleri Bakanınız bu görüşmeye partinin arka kapısından giriyor.Bunlar hiç alışmadığımız şeyler.Adam basın toplantısı yapıyor,genelde her iki taraf birden çıkar basının önüne ,siz çıkmıyorsunuz.Daha enteresanı partinin amblemlerini örtüyorsunuz ki kimse görmesin diye ….Yanlış bir şey yaptıysanız bunu itiraf edin .Doğru bir şey yaptıysanız niçin böyle bir çekingenlik içine girdiniz de partinin ambleminin önünde basın toplantısı yapmasına izin vermiyorsunuz.Neresinden tutsak, gerçekten savunulacak bir tarafı yok bunun.

Çok tehlikeli bir yola girmiştir Türkiye.Basının yazdığı doğruysa yalnız terörü bir siyaset vasıtası olarak kullanan , kullandığını açıkça ifade eden ve uygulayan , canlı bombalar patlatan bir örgütü muhatap olarak almakla kalmıyorsunuz; basını yazdığı doğruysa interpolün kırmızı bültenle aradığı bir zatı devlet adamları olarak kabul ediyorsunuz.Bu Türkiye’yi çok zor bir duruma düşürür.Kırmızı bültenle aranan birini bir yabancı ülkenin Dışişleri Bakanı kabul etse biz ne tepki gösteririz?Böyle kararlar alırken, nasıl bir emsal yaratacağını düşünmek lazım.Dünya’da Türkiye’yi ne duruma düşüreceğine bir bakmak lazım.Bu işin bir tarafı.İkinci bir tarafı, bazı şeyler dikkatten kaçıyor, Halid Meşal ayrılırken yaptığı basın toplantısında diyor ki; ’’ AKP’ den destek aldık ‘’diyor.Şiddeti siyasi bir vasıta olarak görenlere siz destek veriyorsunuz.AKP bence büyük bir yara almıştır.Türkiye yara almıştır.Bırakınız AKP’yi kimse iktidar da şu muydu diye düşünmez ilerde .Türkiye terörü resmen vasıta olarak kullanan bir partiyi muhatap olarak almıştır diye düşünür ve değerlendirir. İkincisi, bu işin az değinilen tarafı şu , Sayın Hüsnü Mahalli az önce dedi ki;’’ Efendim , bunlar Sünni bir örgüttür,Türkiye’de Sünni bir devlettir, o yüzden bir yakınlaşma olabilir.’’Madde bir, Türkiye Sünni bir Devlet değil.Yani Türkiye’de Sünni mezhebe mensup çok sayıda vatandaşımız var ,milyonlarca alevi de var.Ama Türkiye laik bir Devlet.Türkiye şu veya bu mezhebin iktidar da olduğu bir devlet değil Türkiye laik bir devlettir.Bu örgütün kendi yasasında yazıyor ki; biz Müslüman kardeşler örgütünden geldik .Müslüman kardeşler şiddeti meşru sayan , Mısır’da da çok vahim terör olaylarına başvuran bir örgüttür.Türkiye’de maalesef bu din faktörünü laiklikten uzaklaşarak  ön plana çıkartmak isteyen bazı siyasi partilerin yurt dışındaki islami örgütleri himaye etmeye çok meraklı olduğunu görüyoruz. O örgütler şiddete başvursa dahi , şimdi örnek vereyim size: Sayın Erbakan Başbakan olduğu zaman Türkiye’de Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü MÜBAREK bir ziyarette bulundu ,Sayın Erbakan benim de bulunduğum bir toplantı da dedi ki: Bu Müslüman kardeşlerle iyi geçinseniz onlarla bir uzlaşma arasanız…Hüsnü Mübarek müthiş bir tepki gösterdi:’’ Siz bunların isminde Müslüman yazdığına bakmayın , bu bir terör örgütü dedi. Bunlar bir sürü insan öldürüyor, siz böyle bir şeyi bizden nasıl istersiniz? ‘’ Dedi. Ne yazık ki; AKP Hükümeti işin içine bir din faktörü gelince bütün değerlerini ölçülerini bir tarafa bırakıyor.En son örneği ‘’zina meselesi’’.Zinayı suç sayma meselesi. AB konu da çok büyük tepki gösterdi. Başbakan hışımlandı , biz Türk’üz baskılara boyun eğmeyiz.Zinayı bir suç sayarız diyor. Brüksel’e gidiyor orada 3 gün sonra tepkiyi görünce tutumunu değiştiriyor.Vazgeçiyor.
Hamas’ın özelliği ne? Hamas’ın özelliği şu: aslında Hamas Filistin’i bir din devletine getirmek isteyen bir örgüttür. Bunların amacı Filistin’i bir İslam devleti haline getirmektir.O kadar ileri gitmişlerdir ki ; mesela Gazze’de bir İslam üniversitesi var bu Hamas’ın tutumu;kızlar ayrı kapıdan girecek erkekler ayrı kapıdan.Türban falan konusunda bizim Hükümet’in de ötesinde görüşleri var ama , bir otomobili taradılar Nisan ayında bir kızla erkek aynı araba da seyahat ediyor diye. Dinen caiz değildir diye. Karşınızdaki örgüt böyle bir örgüt.Efendim biz Filistin meselesine yardımcı olmak istemiyormuşuz. En çok biz istiyoruz.Biz Ramallah’a gittik , Sayın Genel Başkanımız Baykal’la Sosyalist Enternasyonal toplantısında ne kadar perişan bir durumda olduklarını Filistinli’lerin biz gözümüzle gördük. Batı Şeria’da halkın % 59’u yoksulluk sınırının altında, Gazze’de % 81’i .Bu yüzden bu kadar radikal unsurlar hem Filistin’de , hem de başka İslam ülkelerinde güç kazanıyor.Filistin’e ne mümkünse yapalım diyoruz.Bağımsız bir cumhuriyet haline getirmek için her şey yapalım.Ama böyle örgütler vasıtası ile hem şiddeti meşrulaştıracaksınız, ikincisi devlet rejimini değiştirip orayı bir laik devlet olmaktan çıkarıp , bir İslam devleti haline getireceksiniz ve Türkiye’de buna öncülük yapacak. Bunlara destek veriyorum diyecek işte bu olmaz .

Bunları eleştirmek kolayda çare göstermek lazım.Orta Doğu’ya barışın gelmesi için mutlaka demokrasinin de gelmesi lazım.Tüm dünya da kabul edilen temel bir ilke vardır.Demokrasi ile yönetilen ülkeler arasında savaş olmaz deniyor.O bakımdan biz Orta Doğu’ya demokrasinin gelmesini kuvvetle destekliyoruz.Ama demokrasi nasıl gelir?Bir ülkenin demokratik sayılabilmesi için iktidarın iki kere barışçı yoldan el değiştirmesi lazım.Halkı Müslüman olan bir ülke de laiklik olmadan demokrasi olmaz .Biz bunu her fırsatta dile getiriyoruz.Genel Başkanımız da Atina’da Sosyalist Enternasyonal’de açıkladı.Siz hem bir din devleti kurmak isteyeceksiniz, ve bütün şeriat kurallarını kesinlikle uygulayacaksınız, aynı zamanda da çağdaş bir demokrasi oldum diyeceksiniz , bu olmuyor. O bakımdan Hamas’ın şiddeti terk etmesi , hem de çağdaş ve laik bir dünya görüşünü benimsemesi halinde Filistin’in demokrasi alanında gelişmesi ve gerçek anlamda layık olduğu yeri alması kolay olacaktır diye düşünüyoruz.Biz başından beri Filistin halkının haklarını en zor şartlar altında savunmuşuzdur.Türkiye olarak ta savunduk , parti olarak ta savunuyoruz .Temel ilkemiz devlet olarak, şiddetin her türlüsünü reddetmektir. Biz şiddete hoşgörü göstererek Orta Doğu’da etkili bir rol oynayamayız. Tam aksine diğer ülkeler nezdinde ki itibarımızı da kaybederiz.AB ile ilişkilerimize ne etkisi olur? Bu örgüt AB tarafından Türkiye’nin de onayladığı liste de terör örgütü olarak gösteriliyor.Bunlar bu listeden çıkacak ki sizin muhatabınız olsunlar.Biz o nedenle Hükümet’e diyoruz ki: Bütün bu konuları ayak üstü kararlarla çözümlemeye kalkmayınız , TBMM’yi gözardı etmeyiniz.Türkiye’de en yüksek makam Meclis’tir.Meclis’ e hiç danışmadan siz Dış politikanız da dönüşler yaparsanız, sonucunda bunun  bedelini siz ödemekle kalmazsınız Türkiye’de öder.

Biz dış politika konularını tamamen iç politikanın dışında düşünüyoruz. Bunlar Milli meselelerdir, ortak sorunlarımızdır. Biz dış politikada Hükümet’in başarılı olmasını isteriz, elimizden geldiğince Hükümet’e dış politika’da destek veriyoruz. Ne yazık ki 3 yıldır izlenen politikalara bir bütün olarak baktığımız zaman Hükümet’in başarılı olduğunu söyleyebilecek durumda değiliz. Çok kaygı verici durumlar vardır. Hükümet’in birinci görevi vatandaşlarını barış, huzur içinde yaşatmaktır. Bildiğiniz gibi Türkiye 1 Mart tezkeresini kabul etmiş olsaydı ülkemiz bir savaş ülkesi olacaktı. Bu da Hükümet’in sayesinde engellenmedi Hükümet’e rağmen engellendi. Meclis’te 100 civarında AKP’li vekilin bizimle beraber oy vermesi sayesinde. İkincisi Türkiye için çok ciddi bir güvenlik  tehdidi teşkil eden K.Irak’taki terörist varlığını engellemek için hükümet maalesef bir şey yapmamıştır, yapamamıştır. ABD’lileri ikna edememiştir. Oradan bir tek teröristi ABD yakalayıp Türkiye’ye iade etmemiştir.Bu teröristler son zamanlar da K.Irak’ı lojistik merkez olarak alıp, Türkiye’deki eylemlerini arttırmışlardır. Birçok insanımız hayatına mal olan terör faaliyetleri artmaktadır. AB ile ilgili ilişkilerde biz Türkiye’nin eşit şartlarda üye olması için çaba sarf ettik ama ne yazık ki; Hükümet’in kabul ettiği metinler Türkiye’yi tam üyelikten çok 2. sınıf bir devlet durumuna götürmektedir. Kıbrıs konusunda da     Türkiye’nin büyük baskısı ile Kıbrıslı Türk’lerin kabul ettiği Kofi Annan planı sakınca ve eksiklere rağmen  hiçbir olumlu sonuç vermemiştir, Türkler evet dediği halde baskılara hala maruzdurlar, ambargolar kalkmamıştır.Rumlar hayır dediği halde mükafatlandırılıp AB’ye üye yapılmıştır ve Türkiye’de buna seyirci kalmıştır.

Bütün bunları biz Hükümet’i eleştirmek için söylemiyoruz, eğer Hükümet bu konuların herhangi birinde başarılı olsaydı ilk biz alkışlayacaktık. Nitekim iş başına geldiklerinde bu konuda farklı tutumları vardı, başta Kıbrıs olmak üzere ilk biz alkışladık. Gittik tebrik ettik, her türlü desteği de verdik. Ama bugün dış politikada karşılaştığımız tablo ne yazık ki Türkiye’nin hak ettiği bir tablo değildir.Ümit ediyorum ki Hükümet bu geçmiş sıkıntılardan ders alarak önümüzdeki dönem de  daha başarılı sonuçlar alacaktır. Bunun yolu da TBMM’yi devre dışı bırakmamaktır.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.