ART – Anayasa Değişikliği ve Merkel’in Türkiye Ziyareti Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
ART’ye Verdiği Mülakat
01 Nisan 2010

Sunucu: Sayın Öymen, siz CHP olarak Tekel işçilerinin mücadelesine başından beri destek veriyordunuz. Tekel işçileri geri dönmek istiyor ama Valilik izin vermiyor. Bu konu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Onur Öymen: Tekel işçileri aslında Türkiye için gurur kaynağı oldular. Aynı zamanda çalışanların, işçilerin haklarını demokratik ölçüler içerisinde nasıl arayabileceklerinin de bir örneğini verdiler. Tekel işçileri gerçekten çok saygı değer bir direniş sergilediler. Şimdi bu demokratik direnişlerine yeni bir yön vermek için Ankara’da toplanmak istiyorlar. Hükümetin tavrı açıkça ortadadır. Hükümet bir taraftan demokratikleşmeden bahsediyor, bir taraftan çalışanların demokratik haklarını kullanmalarını hazmedemiyor. Devamlı bir baskıyla, polis zoruyla, biber gazıyla, su sıkarak insanları caydırmaya çalışıyor. Bu insanlar şiddete başvurmuyor. Bu insanlar mala zarar vermiyor. Kimsenin özgürlüğüne engel olmuyor. Bu insanların bütün yaptığı, Hükümetin politikalarını demokratik bir anlayışla protesto etmektir. Bundan neden rahatsız oluyorsunuz?

Geçen defa CHP’yi ziyaret etmek istediler diye işçilere izin verilmedi. Biz gittik. CHP otobüsleriyle onları Genel Merkeze getirdik. Bir şey diyemediler. Vatandaşların demokratik haklarını savunmalarına, demokratik eylemler yapmalarına bir türlü razı olamıyorlar. Çünkü demokrasiyi içlerine sindiremiyorlar. Bir taraftan da bakıyorsunuz ki kendilerini demokrasi şampiyonu ilan ediyorlar. Anayasa değişikliğini demokratikleşme için yaptıklarını söylüyorlar. Türkiye’yi böyle mi demokratikleştireceksiniz? İnsanların üzerine tazyikli su ve biber gazı sıkarak mı demokratikleştireceksiniz?

Sunucu: Sizce Anayasa değişikliği paketi Avrupa Birliği kriterlerine uygun mu?

Onur Öymen: Bu tamamen çarpıtmadır. Avrupa’yı örnek göstererek hedeflerine ulaşmak istiyorlar. Avrupa’daki uygulama ve yapı, Türkiye’den son derece farklıdır. Biz Avrupa’daki bazı uygulamaları örnek gösterdiğimiz zaman hiç yanaşmıyorlar. Mesela Avrupa’da milletvekillerinin adi suçlara karşı Anayasayla korunması diye bir usul yoktur. Bir milletvekili dolandırıcılık, kalpazanlık yapmışsa ya da görevini kötüye kullanmışsa yargılanması gerekir. Bizde yargılanmıyorlar. Bu mu Avrupa’yı örnek almak? Avrupa Birliği yıllardan beri Adalet Bakanı ve Müsteşarının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan çıkarılmasını talep ediyor. Biz de aynı şeyi savunuyoruz. Bakıyoruz ki getirdikleri pakette bu da yok.

Belli ki bu İktidarın amaçları şunlardır: Birincisi, Anayasa Mahkemesinin yapısını değiştirecekler. İkinci olarak, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısını değiştirecekler. Üçüncüsü, parti kapatma konusunda Meclisi yetkili kılacaklar. Gerisi ayrıntıdır. Yapmak istedikleri, yüksek yargıya hâkim olmaktır. Yüksek yargının yapısını ve oluşumunu etkileyecekler. Bu sayede yüksek yargı bunların aleyhinde karar alamayacak. Bir Anayasa Mahkemesi Raportörünü Denizcilik Müsteşar Yardımcılığına tayin ediyorlar. Oradan da bir sonraki yedek üyeliğe tayin edecekler. Belli ki amaçları budur. Böyle yöntemlerle Anayasa Mahkemesi aleyhte karar alamayacak hale getirilmeye çalışılmaktadır.

Avrupa’dan örnek aldıklarını söylüyorlar. Hükümetin getirdiği sistemde Anayasa Mahkemesinin çoğunluğunun hukukçu olma zorunluluğu kaldırılıyor. Avrupa’da böyle bir usul var mı? Mesela Alman Anayasasına göre Anayasa Mahkemesi üyelerinin mutlaka hukukçulardan oluşması gerekiyor. İşte size Avrupa’dan bir örnek. Anayasa Mahkemesi Anayasa değişikliklerinin esasına bakamazmış. Avrupa öyle yapıyormuş. Yine Alman Anayasasına göre, Alman Anayasa Mahkemesi Anayasa değişikliklerini inceleme yetkisine sahiptir. Alman Anayasasında da değiştirilmesi mümkün olmayan maddeler var. Mahkeme yasalarda değiştirilemez maddelere aykırılık görürse bunları iptal etme hakkına sahip. Yani Avrupa’nın çeşitli Anayasalarından cımbızla bir madde çekip halkı yanıltmaya çalışıyorlar.

Sunucu: Adalet Bakanı, parti kapatma esasını Venedik Kriterlerine göre düzenlediklerini söyledi. Cumhurbaşkanı da “Parti kapatmaya Meclis karışmasın. Venedik Kriterlerine göre şiddet tek temel olsun” dedi. Venedik Kriterlerinin aslı nedir?

Onur Öymen: Doğu Avrupa ülkeleri, Varşova Paktı’nın yıkılması ile birlikte demokrasiye geçtikleri zaman, bu ülkelerin demokratik yasalar, anayasalar yapmalarına örnek olmak, onlara yardımcı olmak amacıyla Avrupa Konseyi şemsiyesi altında böyle bir komisyon kuruldu. Venedik Komisyonu’nun kararları tavsiye niteliğindedir. Ancak Venedik Komisyonu kararları ile bu Hükümetin yaptıkları taban tabana zıttır. Mesela, Venedik Komisyonu’nun 2006 yılında aldığı karara göre, bir referandum paketi içinde birbirleri ile bağlantısız konuların hepsine birden cevap istenemez. Ancak Hükümet, bu paketi insanlara bir hap gibi yutturmak istiyor. Bu, esası itibari ile Venedik Kriterlerine aykırıdır.

Komisyona göre şiddete başvuran partiler kapatılabilir. Ayrıca demokrasiye karşı faaliyet gösteren partilerin kapatılması esasını savunuyor. Nitekim Refah Partisinin kapatılmasına karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan müracaat üzerine AİHM aldığı kararda, laiklik karşıtı eylemlerde bulunan partinin Venedik Kriterlerine aykırı olmadığını hükmetti. Fakat Hükümetin yaptığı bu öneri ile parti kapatma kararı yasaklanmak isteniyor. Meclisten alınan yetki ile, partilerle ilgili alacağı kararda Anayasa Mahkemesine sadece para cezaları ile ilgili yetki veriliyor. Yani Anayasa Mahkemesinin parti kapatma yetkisi olmayacak. Bugünden daha açık bir şekilde, herhangi bir parti terörü desteklediğini açıklasa bile kapatılamayacak ve partinin hiçbir yetkilisi hakkında siyasi yasak kararı alınamayacak. Ya da bir parti açıkça şeriatı istediğini söylese bile kapatılması söz konusu olmayacak. Dolayısıyla, hiçbir koşul altında devletin düzenini ve rejimini tehdit eden görüşler ve eylemlere yasak gelemeyecek. Peki, Venedik Komisyonu bunu mu savunuyor? Hayır. Yani halkın bu konuların ayrıntısını bilmemesinden faydalanarak halkı kandırmaya çalışıyorlar. Bunların amacı yüksek yargıyı ele geçirmek, ileride kendilerinin yargı önünde hesap vermelerinin önünü tıkamaktır.

Sunucu: Cemil Çiçek “İktidar Partisine karşı kapatma davası açmanın hukuki bir mantığı yoktur” demiş. Bu sözleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Bu dikkate alınacak bir ifade midir? Yani Anayasa Mahkemesinin bugüne kadar yaptığı iş mantısız mıydı? Verilmek istenen mesaj bu mu? Asıl verilmesi gereken mesaj, bir İktidar partisinin kendi ülkesinin Anayasasının özüne aykırı faaliyetlerin odağı olmaması gerektiğidir. Hangi ülkenin büyük partilerinden biri kendi Anayasasının en temel ilkesini ihlal ettiği için mahkum edilmiştir? Dünyada bunun örneği yoktur. Siz Anayasanızın özü ile barışık değilsiniz. Bütün sıkıntılar bundan kaynaklanıyor. Yani demokrasiden faydalanarak Cumhuriyetin temel değerlerini tahrip etmeye çalışıyorlar. Yüksek yargı, İktidarın yaptığı işlere hukuki kılıf giydirmelerine engel olduğu için İktidar tarafından baltalanmaya ve önü tıkanmaya çalışılmaktadır. Kendi amaçlarına hizmet eden bir hukuk sistemi getirmeyi amaçlıyorlar.

Sunucu: Sayın Öymen, Anayasa ile ilgili ilk gerilim imza ile başladı. CHP olarak siz değişiklik teklifinde Meclis Başkanının imzasını gördünüz. Bunu nasıl fark ettiniz ve teklifte Meclis Başkanının imzasının olması ne anlama gelir?

Onur Öymen: Meclis Başkanı, bir siyasi partinin temsilcisi, sözcüsü gibi hareket edemez. Tarafsız olmak durumundadır. Nitekim, Anayasa oylaması gündeme geldiğinde Meclis Başkanının oy hakkı yoktur. Yani oy hakkınızın olmadığı bir konuda bir tasarıya nasıl imza verebilirsiniz? Belli ki, bizim arkadaşlarımıza daha önce dağıtılan kağıtlardan ikişer tane vardı. İkincisinde Sayın Mehmet Ali Şahin’in de imzası var. Bu metin bizim elimizdedir. Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Burhan Kuzu sanki bu metin yokmuş gibi bir izlenim yaratmaya çalıştı ve savcılığa suç duyurusunda bulunacağını söyledi. Kimi suçluyorsunuz, kendi kendinizi mi suçluyorsunuz? Mehmet Ali Şahin’in imzasını biz mi attık? Bu sizin kendi belgenizdir. Hatanızın üstünü örtmek için saldırgan ifadelerle üste çıkma politikasına başvuruyorsunuz. Siz önce kendi adamlarınız hakkında suç duyurusunda bulunun.

Anayasa metninden habersiz ve bu konuda deneyimi olmayan insanlar tarafından hazırlanan bir Anayasa değişikliği paketi önümüze sunuldu. Yani ortada baştan sakat doğan bir metin var. Bu Anayasa projesinin usul yönünden sakat olduğu ortadadır. Anayasanın değiştirilemez ilkeleri arasında hukuk devleti ilkesi vardır. Siz hukuk devleti ilkesini çiğneyerek bir Anayasa değişikliği yapmaya çalışıyorsunuz. Ülkemizin en tanınmış hukukçuları da bu pakete tepki gösteriyorlar. Biz de aynı şeyleri söylüyoruz.

Sunucu: Cemil Çiçek, dün akşam bir televizyon programına verdiği mülakatta Muhalefete yüklendi. Uzlaşmaya kapalı bir tutum sergilediğinizden bahsetti. Sayın Çiçek’in açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Cemil Çiçek, söz konusu Muhalefet olunca etrafa kaktüs çiçeği atıyor. Söylediklerinin maalesef tutarlı bir yanı yok. Çünkü uzlaşmayı reddeden taraf biz değil, İktidardır. Cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşmadan yana tavır konulmasını talep eden bizdik. Sayın Başbakan o zamanlar “Muhalefetle uzlaşmak zaman kaybıdır” diyordu. Meclis Başkanı seçiminde yine benzer bir tavır sergilediler. Her zaman olduğu gibi, dayatarak bir çözüm bulmaya çalıştılar. Uzlaşmadan kastettikleri, dayattıkları metnin kabul edilmesinden ibarettir. İşin özünde bu kadar vahim bir hata yapan anlayış ile nasıl uzlaşacaksınız? Yüksek yargıyı ele geçirmelerine ses çıkarmayalım mı? Adalet Bakanının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun başkanı olması ve müsteşarının da kurulun üyesi olmasına ses çıkarmayalım mı? Bu durumun nesi ile uzlaşacaksınız? Özetle, dikkat edilmesi gereken üç temel madde var: Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı ve parti kapatma kararı ile ilgili sunulan öneriler.

Sunucu: Sayın Öymen, o halde “Ne olursa olsun, CHP uzlaşmak istemiyor” diye bir algı mı yaratılmaya çalışılıyor?

Onur Öymen: Bu konularda bizim başından beri yaptığımız öneriler var. Yedi yıldan beri milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması için uğraş veriyoruz. Ancak bunu sürekli reddediyorlar. Yeni tasarıda bu talebimiz yine göz önünde bulundurulmamış. Yani bizimle uzlaşmak demek, kendi bildiklerini okumak demekse biz tabi ki buna karşı çıkacağız. Sayın Başbakan bir zamanlar milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması vaadinde bulunmuştu. Fakat tasarının hiçbir yerinde böyle bir madde göremiyoruz. Adalet Bakanı ve Müsteşarının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan çıkarılması önerisi de yine taslakta yer almıyor. Bunların niyeti, uzlaşma ile bir Anayasa hazırlamak olsaydı dayatmacı bir üslup içinde hareket etmezlerdi. Anayasa değişikliği için hem Meclisteki siyasi partiler arasında, hem de kamuoyunda bir uzlaşma olmalıdır. Ancak tüm bunlar olmaksızın, büyük bir yarış içinde aceleye getirip referandum süresini de kısaltarak taslağı geçirme telaşındalar. Peki, neden? Çünkü seçim yaklaşıyor ve seçimi kaybetme ihtimallerinin yüksek olduğunu kendileri de görüyor. Yüce Divanda hesap vermemek için Anayasayı alelacele değiştirip kendi istedikleri biçime sokmayı amaçlıyorlar. Vatandaşın da bu oyunu görmesi gerekiyor.

Sunucu: Başbakan Erdoğan, bu süreçte CHP’yi süreci tıkamakla ve halkın iradesine saygı duymamakla suçluyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Onur Öymen: Baştan beri söylüyoruz. Halktan kaçan biz değiliz. Erken seçime gitmeyi öngören bir partinin halktan kaçtığı söylenebilir mi? Yani referandumu Anayasaya uygun olarak gerçekleştirebilirseniz buna kim itiraz eder? Anayasanın değiştirilemez ilkeleri ile çelişmeyen bir tasarı, eğer Meclisten geçemezse o zaman kaçınılmaz olarak referanduma götürürsünüz. Bizim tüm söylediğimiz, İktidarın hukukun ilkelerine aykırı bir metni halka götüremeyeceğidir. Usul olarak kurallara uymadıkları için bu işlemi yapamazlar. Başbakan işi basite indirgeyerek, mahalle kahvesinde konuşur gibi “halka danışalım, bakalım ne diyor” şeklinde bir üslup benimsemiş. Bunu halka götürmenin kuralları vardır. Bu konu ile ilgili Anayasamızda yer alan hükümlere uyuyor musunuz? Hayır. Anayasamızda kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır. Siz kuvvetler ayrılığı ilkesini tahrip etmek için yola çıkmışsınız. Bu da Anayasada değişmesi mümkün olmayan maddelerin ihlali anlamına gelir.

Geçenlerde Başbakan “Anayasa Mahkemesinin on bir üyesi var. Mecliste dört yüz küsür milletvekilinin aldığı kararı, on bir kişi nasıl iptal edebilir” diyor. Yani, sayı hesabı yapıyor. Dünyanın bütün ülkelerinde Anayasa Mahkeme üyeleri on – on altı kişidir. Anayasa Mahkemesinin üyelerinin, parlamentoların aldığı kararları iptal etme hakkı vardır. Bütün dünyada böyledir. Ancak kendisinin aklı bunu almıyor. Yani tek adam olma zihniyeti olduğu için ne kanuna, ne mahkemeye, ne de başka kurumlara tahammülü yok.

Sunucu: Bu arada onuncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer uzun süren sessizliğini bozdu. Yakın çevresine söylediği iddia edilen bazı sözler var. Yürütmenin, yasamaya ve şimdi de yargıya hükmettiğini söylüyor. “Yargı ayaklar altındadır” şeklinde bir açıklaması var. Bir başka açıklamasında da “Paket Meclisten geçtikten sonra iptal davası açılamaz. İptal davası referandumda evet oyu çıktıktan sonra açılabilir” diyor. Siz CHP olarak Cumhurbaşkanı onayladıktan sonra paketi Anayasa Mahkemesine götürmeyi düşünüyorsunuz. Bu görüşle ilgili ne söylemek istersiniz?

Onur Öymen: Bunlar hukukçular arasında tartışılan konulardır. Biz Sayın Sezer’in görüşlerine her zaman saygı gösteririz. Fakat işin şu noktası önemlidir: Sayın Sezer, İktidarın yasamayı ve yargıyı ele geçirme arzusu içinde olduğunu tespit etmiştir. Diğeri usul tartışmasıdır. Bir Anayasa değişikliği metni, Meclisten geçip Cumhurbaşkanı tarafından onaylandığı andan itibaren belli bir sayı alır ve kanun niteliği taşır. Sayın Sezer ile bunları medya aracılığı ile tartışmamız uygun olmaz. Hukukçuların genellikle kabul ettiği görüş, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan bir metnin kanun niteliği taşıdığı ve bir kanuna karşı ancak Anayasa Mahkemesine gidilebileceği için o aşamada mahkemeye başvurulabileceğidir. Biz Sayın Sezer’in çevresine yaptığı açıklamaların tartışmasına girmek istemiyoruz. Bunlar bizim konumuz değil. Biz, Anayasanın değişmez maddelerine aykırı metin hazırlanır ve Meclisten geçerse bunu Anayasa Mahkemesine götüreceğimizi ve bunun da hakkımız olduğunu söylüyoruz.

Sunucu: Sayın Öymen, Almanya Başbakanı Merkel’in Türkiye ziyareti ile ilgili olarak Melih Aşık “Merkel neden geldi neden gitti? Biz pek anlayamadık” dedi. Sizce neden gelmiş olabilir?

Onur Öymen: Aslında bu tür ziyaretler belli amaçlarla yapılır. Artık bu devirde nezaket ve dostluk ziyaretleri çok yapılmıyor. Belli ki Merkel, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı olan politikasını Türkiye’ye kabul ettirmeye çalışıyor. Bundan yaklaşık iki ay önce Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediklerini söyledi. Merkel ise özel statü sözünü bir kez daha yineledi. Bu görüşü Türk Hükümetine kabul ettirmek istiyor.

Sunucu: Peki, bu sözü söylemekle koalisyon ortağını yok saymış olmuyor mu?

Onur Öymen: Demek ki aralarında görüş farkı var. Almanya’da Hıristiyan Demokrat Partinin geçtiğimiz yirmi yıl içinde Türkiye’nin AB üyeliği lehinde söylediği bir tek sözü hatırlamıyorum. Yani bu partinin önceki başkanları da üyelik sözü vermemişlerdir. Parti olarak duruşları budur. Son yapılan ziyarette Merkel de Türkiye’yi bu yönde ikna etme çalışmalarına girmiştir. Türkiye’de ne İktidar, ne de Muhalefet partileri özel statüde bir üyeliği onaylamıyor.

Sunucu: Türkiye’nin Almanya’da Türk okullarının açılması yönünde bir talebi var. Ancak Almanya’daki gençlerin asıl sorunu bu mu? Yani sıkıntılar okullar üzerinden mi kaynaklanıyor? Yoksa aksine bu okullar açılırsa orada yaşayan Türk gençlerin sorunları daha da artar mı?

Onur Öymen: Elbette ki asıl sorun bu değil. Aslında Başbakan Türkiye’nin ne istediğini tam olarak açıklayamadı. Sanırım kendisi de meseleyi tam olarak bilmiyor. Almanya’da beş yüz elli bin civarında Türk öğrenci var. Bu öğrencilerin en önemli sıkıntılarından biri, çoğunun ana okuluna gidememesidir. Çünkü ana okullarının bir kısmı kilisenin kontrolünde ki, vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu çocuklarını bu okullara göndermek istemiyor. Bir kısmı pahalı olan özel ana okullarıdır. Yani iki – üç çocuğu olan insanların bunu karşılayacak maddi gücü olmayabiliyor. O yüzden sorunun temelinde çözüme gitmek için Türk – Alman ana okulları açılması gerekiyor. Biz bu konuyu açtık. Almanya’nın buna itirazı yok, hatta finansal olarak da destekliyor. O dönemde Türk – Alman Eğitim Derneği vasıtası ile kurduğumuz, yöneticisi Türk olan ve içinde Alman öğretmenlerin de bulunduğu karma ana okulları açtık. Bu, finansmanına Alman belediyelerinin katkıda bulunduğu çok güzel bir proje idi.

Anladığım kadarıyla şimdi bunu pek sürdüremiyorlar. Neden sürdüremediklerini de bilmiyorum. Ama esas istenen budur. Ana okuluna gitmeyen Türk çocukları, ilkokula gittiklerinde ailelerinden yeterince Almanca bilgisi alamadıkları için orada dersleri izlemekte zorlanıyorlar. Bunun üzerine öğretmenler çocuklarda öğrenme güçlüğünü gerekçe göstererek onları Sonderschule denilen Öğrenme Özürlüler Okuluna gönderiyorlar. Kısa bir süre önce otuz bin Türk çocuğu Sonderschule’ye gönderildi. Böyle bir okula gidenlerin istikbali de olmuyor. Bu öğrencilerin toplumda yükselebilme ve kariyer yapma şansları olmuyor.

Sunucu: Türkçe’nin Alman eğitim sisteminde yer alması mümkün olabilir mi?

Onur Öymen: Öncelikle şuna açıklık getirmek istiyorum. Hiçbir mesleği küçümsemiyoruz ama bu çocukların daha iyi bir yaşama sahip olma imkanı varsa buna neden engel oluyorsunuz? İşin esası budur. Bunun ötesinde yapılan tartışmalar da biraz fuzulidir. Bu kadar çok öğrenciniz varsa kaç lise açabilirsiniz? Ayrıca birçok Alman okullarında Türkçe eğitim dersi veriliyor. Türkiye’den gönderdiğimiz öğretmenler bazı eyaletlerde Türkçe dersi veriyor. Bazı eyaletler bunu kabul etmiyor, Almanya’da yetişmiş Türk öğretmenleri tercih ediyorlar. Kaldı ki eğitim Almanya’da merkezin değil, eyaletlerin yetkisindedir. Merkel istese bile Almanya çapında böyle bir uygulamayı kolay kolay başlatamaz. Her eyalet eğitim konularında karar almakta bağımsızdır. Başbakanın bütün bunlardan haberdar olmadığı anlaşılıyor. Onun kafasında belki de belli cins bir liseyi Almanya’ya kabul ettirme düşüncesi vardır.

Eğitim konusu en önemli konularımızdan biridir. Ama yaklaşım ve proje yanlıştır. İşin başka bir ucundan tutacaksınız. Anadolu Üniversitesinin Almanya’da şubesi var. Köln’deki Açık Öğretim Fakültesi Almanya’daki gençlerimizin üniversite eğitimi görmesine destek oluyor. Yani, öncelikle Almanya’daki tabloyu tam olarak öğreneceksiniz, sonra konuşacaksınız. Anlaşılan Sayın Başbakan önce konuşuyor, sonra bilgi almaya çalışıyor.

Sunucu: Sayın Öymen, bildiğiniz gibi sözde Ermeni Soykırım yasa tasarısı ABD Temsilciler Meclisi Alt Komitesinden geçti. 4 Mart’ta büyükelçimiz geri çağrılmıştı. Şimdi Namık Tan’ın gelecek hafta geri dönme ihtimali var. Başbakan’ın Nükleer Zirveye katılıp katılmayacağı yönünde tartışmalar da basında yer alıyor. Sizce Başbakan Washington’daki zirveye gider mi?

Onur Öymen: Bizce gitme ihtimali kuvvetlidir. Türkiye orada kendilerini destekleyenleri bile mahcup etmiştir. Çünkü oylama sırasında tasarıya karşı çıkan Amerikan Kongre üyeleri, tasarıyı kabul ettikleri takdirde Türkiye’den ciddi tepki görecekleri ve bu durumun Amerika’nın stratejik ve ekonomik menfaatlerini etkileyebileceği ihtimali ile ret oyu kullanmışlardır. Ancak Türkiye, bunların hiçbirini yapamadı. Türkiye’nin Amerika’ya ve İsveç’e karşı tepkisi sıfırdır. Bütün yapabildiğiniz büyükelçinizi geri çekmek oldu. Sonra da geri gönderiyorsunuz. Yani Türkiye, bu konuda çok yara almıştır. Dostlarının da güç durumda bırakılmasına yol açmıştır. İzlenen politika çok yanlıştır. Türkiye sıfır sorun politikası ile sıfır dostluk politikasına gitmektedir. Artık dostlarımızla da ihtilaflı bir ülke haline geldik.

Sunucu: Sayın Öymen, bizlere vakit ayırdığınız ve değerlendirmelerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. İyi çalışmalar efendim.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.