Flash TV – Papa’nın Açıklamaları ve Terörle Mücadele Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Flash TV’ye verdiği mülakat
4 Aralık 2006

Sunucu: Efendim hoş geldiniz. Günaydınlar.

Sn. Onur Öymen: Hoş bulduk efendim günaydın.

Sunucu: Türkiye’nin gündemi birikti ve özellikle geçtiğimiz hafta içerisinde Türkiye’de bulunan Papa’yla ilgili bugün de örneğin gazete manşetlerinde yer alan bazı gelişmeler var. Vatikan Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili tutumunu açıkladı. Papa’dan destek yok. Oysa buradayken Papa “Ben siyasi bir kurum değilim ama ona rağmen gönlüm sizin Avrupa Birliği’ne girmenizden yana” diyordu. Doğru mu efendim? Daha Papa Türkiye sınırlarını geçmeden fikir değiştirdi, söylem değiştirdi. Ne oluyor efendim?

Sn. Öymen:  Papa daha önce Kardinal iken Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğunu çok açıkça ifade etmişti. Hatta o zaman ben de bir demeç vermiştim ve Papalık da bir açıklama yapmıştı “Bu konu, Kardinal’in görev sahasına girmiyor. Papa’nın tutumunda bir değişiklik yoktur” diye. Türkiye’nin üyeliğine soğuk bakmayan bir yaklaşım sergilemişti. Buraya, Türkiye’ye, geldiğinde Sayın Başbakan’la görüşmesinde öyle anlaşılıyor ki, Sayın Başbakan destek istemiş, o da belki bazı nezaket cümleleri söylemiş. Sayın Başbakan kamuoyuna Papa’nın Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediği şeklinde açıkladı. Ya yanlış aldı mesajı ya da o nezaket cümlelerini bir politika değişikliği gibi yorumladı. Fakat daha sonra baktık ki yabancı basında, Alman Der Spiegel Dergisinde, başka gazetelerde Papa’nın tam böyle söylemediği anlaşıldı. Şimdi bugünkü basında da bu ifadeler yer alıyor. Yani Papa’nın tutumunda bir değişiklik yoktur. Zaten olsa bu bize çok önemli bir koz verecekti. Sırf din ve kültür farkı nedeniyle Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkanlar söyleyecek söz bulamayacaktı. Biz onlara ‘kraldan daha mı kralcısınız?’ diyecektik. ‘Papa’dan daha mı Hıristiyansınız?’ diyecektik. Ama öyle anlaşılıyor ki, şimdiki tablo Papa’nın Türkiye’nin üyeliğini desteklediği mesajını vermiyor.

Sunucu: Efendim, işin daha çok dinsel boyutu ön plana çıkarıldı. Dinler arası kardeşlik söylemleriyle birlikte. Bu gerçekten böyle mi yoksa basın bunu yanlış mı algıladı? Yoksa okuyucu popüler bir eğilim vermek anlamında mı bu işi öne çıkarttı? Sizce Papa’nın Türkiye’ye ziyaretinde hangi noktayı önemsemek gerekiyor? İşin dinsel boyutunu mu yoksa siyasal boyutunu mu?

Sn. Öymen: Papa’nın iki şapkası var. Birincisi, Vatikan Devleti’nin başkanıdır. Yani bir devlet başkanıdır ki, Türkiye’nin resmi muhatabı devlet başkanıdır. Bir de onun dışında Katolik dünyasının lideridir. Bu sıfatıyla da bazı temaslar yapar, ayinler yapar çeşitli ülkelerde. Türkiye’de de bunu yapmıştır. Ama öyle anlaşılıyor ki, Türkiye’de işin dini boyutu ön plana çıkarılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’yle Vatikan Devleti arasındaki ilişkiler çok az düzeye indirilmiştir. Esas ağırlığı Ortodoks kilisesiyle Katolik kilisesi arasında 1000 yıldan beri süren ayrılıkların yumuşatılması, bir barış yolunun açılması olmuştur, ağırlığı bu olmuştur gezinin. Verdiği mesajlarda da daha çok din unsurunun ön plana çıktığını görüyoruz. Burada bence en doğru mesajı bizim Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Bardakoğlu vermiştir. O Papa’nın daha önce Müslümanlığa karşı ifade ettiği sözlere karşı hak ettiği cevabı vermişti. Çok da ölçülü, düzgün ve iyi seçilmiş bir konuşma yapmıştır. Fakat onun ötesinde siyasi açıdan bizim söyleyeceğimiz fazla bir şey yok ziyaretle ilgili. Bir kazanç sağladığımızı söyleyemeyiz. Tam tersine önce bir umut yaratılmıştır kendileri açısından, hükümet açısından, Papa bizim üyeliğimizi destekliyor diye. Sonra bu umutlar suya düşmüştür. Efendim tanıtım açısında şöyle olmuştur, Türk Hava Yolları’ndan uçmuştur, onlar için bir reklam olmuştur, filan. Bunlar işin biraz magazin tarafı. Rum Patriği ekümenik sıfatını kullanmıştır. Bu bizim devlet politikamıza aykırıdır. Siz bir devlet başkanı olarak bir ülkeyi ziyaret ediyorsanız o ülkedeki duyarlılıklara hassasiyetlere saygı göstereceksiniz. Türkiye Lozan’dan beri kabul etmiyor Patrik’in ekümenik sıfatını ve buna rağmen ‘biz bu sıfatı kullanmakta bir risk görmüyoruz’ gibi bir hava yaratılarak Türkiye’nin bu konudaki tavrını dikkate almadıklarını anlıyoruz.
Burada çok şey yazıldı, söylendi. Fakat esas yazılması gereken şey bence Lozan’da bu konu konuşulurken –ekümenik sıfatı, İstanbul’daki Patrikhane’nin durumu- Türkiye’nin tavrı, Atatürk’ün politikası, İsmet Paşa’nın Orada ifade ettiği husus, Patrikhane’nin Türkiye’nin dışına çıkarılmasıydı. Biz Patrikhane’nin geçmişte oynadığı olumsuz rolleri dikkate alarak, siyasete fazla bulaştığını dikkate alarak Türkiye’ye karşı izlediği politikaları dikkate alarak Patrikhane’nin Türkiye’den çıkarılmasını istemiştik. Sonuna kadar İsmet Paşa çok büyük mücadele vermiştir. Hatta bir ara bunun gerçekleşeceği izlenimine kapılarak Yunanlılar bizim bildiğimiz Aynaroz Manastırı’nda da bir yer hazırlamışlar Patrikhane için. Fakat neticede İngilizler, İngiliz Dışişleri Bakanı her zamanki gibi bir uzlaşma formülü çıkarıyor ortaya ve diyor ki, ‘bu Patrikhane hiç bu işlere karışmayacaktır bundan sonra’. Sadece Türkiye’deki Ortodoksların ruhani lideri olacaktır. Bir milli lideri olmayacaktır. Yani Türkiye’nin bir dini kuruluşu olacaktır. Bu anlayışla Türkiye bunu kabul ediyor. Patriğin muhatabı Eyüp kaymakamıdır. Şimdi neredeyse adı konulmamış bir Vatikan haline dönüştürmek isteyenler var. Buna dikkat etmek gerekir. Bizi burada üzen nokta şudur: Patrikhanenin olduğu yer benim seçim bölgemdi. Şimdiye kadar da Patrik’ten herhangi bir şikayet duymadım. Ama nerde duyuyoruz Patriğin’in şikayetlerini? Brüksel’e gidince duyuyoruz, Atina’ya gidince duyuyoruz. Yani bir Türk milli kuruluşuna Türkiye’yi yabancılara şikayet etmek yakışmıyor. Türkiye’yle ilgili bir sıkıntınız varsa gelin söyleyin, biz de size cevabını verelim. Türkiye ile Yunanistan arasında bir denge kurulmuştur Lozan’da, İstanbul’daki Rumlarla Batı Trakya’daki Türkler arasında bir denge kurulmuştur. Lozan çok açık bir şekilde 45. maddesinde ‘İstanbul’daki Rumlara tanına haklar neyse Batı Trakya’daki Müslümanlara tanınan haklar da o olacaktır’ diye yazıyor. Ama orada tanınmıyor o haklar, yani siz tek taralı taviz istiyorsunuz İstanbul’daki Rumlar için ve Lozan’ın karşılıklılık ilkesini göz ardı ediyorsunuz. Şimdi bu ziyaret sırasında bunlar ortaya hiç çıkmadı. Yani bizim bunu dile getirmemiz gerekmez miydi? Bizim Batı Trakya’daki din adamlarına, dini kuruluşlara, camilerin inşaatına, tamirine getirilen kısıtlamaları dile getirmemiz gerekmez miydi? Böyle bir şey biz okumadık, görmedik Papa’nın ziyareti sırasında. Dini bir konu konuşacaksanız bunu konuşacaksınız.

Sunucu: Atina’da cami yok ve bu bir süredir bir tartışma konusu yapılıyor, özellikle bu hükümet tarafından. Heybeliada Ruhban Okulu’nun da gerekçesi olacak sanki Yunanistan Atina’da bir camiye izin verdiği zaman. Bu yolu da açtılar gibi duruyor ama henüz arkası da gelmiş değil. Bu doğru bir politika mı?

Sn Öymen: Değil. İstanbul’da Ruhban okulunun açılmamasının esas sebebi bizim anayasamızdır. Anayasamız özle nitelikte yüksek dini ve askeri okullar açılamayacağını söylüyor. O bakımdan buna izin verdiğiniz takdirde anayasanızı ihlal etmiş oluyorsunuz. Bir başkası gelip ben de özel bir Müslüman ilahiyat fakültesi açacağım dese ne diyeceksiniz? Hıristiyanların hakkı vardır da Müslümanların yok mudur, dese bir insan ne diyeceksiniz? O zaman bütün tarikatlar özel yüksek okullar açacak Türkiye’de. Bunları bizim düşünmemiz gerekir. Bu konuda Türkiye yıllardan beri düşünmüştür, incelemiştir ve bu konuda tavizkar bir tavır içine girmemiz son derece yanlış olur. Anayasamızı ihlal etmiş oluruz. Bunları düşünmeden Atina’da bir cami açılırsa bari biz de izin verelim. Milli Eğitim Bakanımız kalkıyor ‘bana kalsa yarın açarım bu ruhban okulunu’ diyor. Hiçbir şeyin farkında değil.

Sunucu: Aslında Türkiye’nin izin vermemesi gibi bir durum söz konusu değil, Türkiye’deki Ortodoksların dayatması söz konusu. Kendi şartlarına göre bir okul açmaya çalışıyor olmaları problem.

Sn. Öymen: Elbette. Bunu defalarca söyledi. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne bağlı bir yüksekokul olabilir, diye. Bunu istemiyorlar. İlla ki Patrikhane’ye bağlı olacak. Yani burada bir siyasi dayatma olduğu görüşünü doğrusu kimse inkar edemez. Açıkça siz din adamı yetiştirmek istiyorsunuz. Buyurun yetiştirin. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne bağlı bir yüksekokul kuralım. Bunu istemiyorlar. Ermeni Patriği buna yanaşıyor ama Rum Patriği yanaşmıyor. Bütün dünyayı da karşımıza dikiyorlar bu konuda. Avrupa Birliği’nin bütün ilerleme raporunda var bu. Yani açıkçası bir Türk dini kuruluşu Türkiye’yi Avrupa’ya şikayet ediyor. Bizi rahatsız eden budur.

Sunucu: Hazırlamış olduğunuz bir Güneydoğu raporu var. Bu raporun üzerinde uzun süreden beri çalışıyorsunuz ve sonuçta bir noktaya geldi. Orada birtakım verilere ulaştınız. Önce şuradan başlayalım. Bu raporu hazırlama ihtiyacı gereği nereden doğdu? Oradan başlayalım.

Sn. Öymen: Biliyorsunuz ki sosyal demokrat bir parti olarak bizim önceliklerimiz arasında yalnız insanlar arasındaki aşırı gelir dağılımı bozukluğunu düzeltmek değil, bölgelerimiz arasındaki gelir uçurumunu düzeltmek, yaşam düzeyi uçurumunu düzeltmek de var. Biz defalarca söyledik. Biz iktidara geldiğimiz zaman en fakir bölgelerin kalkınmasında yola çıkacağız. En çok ihtiyacı olan insanlarımıza destek olacağız. Türkiye’de o kadar büyük bir uçurum var ki şaşarsınız. Ülkemizin zaten kendi ortalaması dünya standartlarının çok altında. Türkiye zengin bir ülke, dünyanın 18.- 19.  sırasında geliyor zenginlikte, Avrupa’da 6. sırada. Fakat bakıyorsunuz ki insan gelişme endeksi dedikleri insanların gelirini, eğitim düzeyini ve sağlık düzeyini gösteren endekste 92. sıradayız. Yani zengin bir ülkenin fakir çocuklarıyız. Bir de ülke içindeki dengesizliklere bakıyorsunuz ki ülkemizin doğusu özellikle -İç Anadolu’da da Karadeniz’de de var çok yoksul yerler ama- genel olarak ülkemizin doğusu ve güneydoğusu perişandır. Batı illerimizle kıyaslanmayacak koşullarda yaşatıyoruz oradaki insanlarımızı. En temel insan hakkı yaşama hakkıdır. Güneydoğuda yaşayan insanlarımız batıda yaşayan insanlardan ortalama 15 ila 16 yıl daha az yaşıyor. Bu çok vahim bir insan hakları ihlalidir. O insanın yaşama hakkını elinden alıyorsunuz. Buna hakkınız yok! Oraya siz devlet olarak yeterince sağlık hizmeti götüremediğiniz için, eğitim, altyapı götüremediğiniz için bu insanlar daha az yaşıyorlar. Haksızlık burada, devlet bunu yapamayacak durumda değil. Devletin bunu sağlayacak imkanları yoktur diyemeyiz. Çukurca ilçemizde bir tane doktor yok bugün. Bir ilçemizde bir tane bile doktor bulunmaması mümkün mü? Yollar karla kapandığı zaman Allah’a emanet. Askerin imkanı varsa var taşıyacak, yoksa yok! Bu insanları 21. yüzyılda kaderine terk edebilir misiniz? Ağrı’ya gidiyorsunuz, Türkiye’nin ortalaması zaten düşük hastane yatağı konusunda. 10.000 kişiye düşen yatak Ağrı’da Türkiye ortalamasının da beşte biri. Bu kadar olamaz. Bazı güneydoğu illeri arasında bile farklar var. Örneğin Hakkari, Şırnak gibi iller Diyarbakır standardının dörtte birine sahip.  Felaket!
Üniversiteye giriş sınavlarına bakıyorsunuz. Her sene Hakkari sonuncu! Hakkari’de yaşayan çocuklarımız zihin özürlü mü? Nasıl oluyor da onlar hep sonuncu oluyor? Demek ki doğru dürüst öğretmen gönderememişsiniz. Hep stajyer, hep stajyer. Onların da bir kısmı hemen geri dönüyor.

Sunucu: Efendim bu coğrafya özellikle devlet memurları açısından sürgün yeri muamelesi görüyor.

Sn. Öymen: Bu coğrafyaya sahip başka yerler yok mu dünyada? Ben Norveç’in kuzeyine gittim. İşte aynı coğrafya. Muazzam dağlar, müthiş bir soğuk, müthiş bir kar yağışı. Ama orada çok çağdaş bir devlet kurulu. Finlandiya’ya gittim. Diyorlar ki, en çok kar yağdığı gün ertesi gün bütün yollar tertemizdir. O bakımdan dünyada kar bir tek bizim ülkede yağmıyor! Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki bu sıkıntılı durumun adı kötü yönetimdir. Efendim terör varmış. Mücadele edeceksiniz! Terörün kaynağı Kuzey Irak’taymış, oraya gideceksiniz. Sizden önce hükümetler nasıl gittiyse orada bertaraf edeceksiniz. Amerika izin vermiyormuş.  Hangi ülke kendi güvenliğini başkasının iznine bağlar?

Sunucu: Dün İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu Yalova’da bir açıklamada bulunmuş, ‘Türkiye’ye giren mayınların tamamına yakını Kuzey Irak’tan geliyor’ demiş. Şimdi siz bunu devlet olarak tespit ediyorsunuz. Bunu biliyorsunuz ve yıllardan bu yana da bu akışın devam ettiğini biliyorsunuz, o zaman neden müdahale etmiyorsunuz?

Sn. Öymen: İşte biz de bunu söylüyoruz. Sayın Genel Başkanımız Amerikan müdahalesinden önce söyledi hükümete. Derhal Kuzey Irak’ın sınır bölgesine asker gönderin, dedi. Oradaki teröristleri bertaraf edin, dedi. Orada 3 binden fazla terörist var. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir güvenlik bölgesi yok teröristler için. Uluslar arası standart şudur ki, bir terörist bir yerde yarım saatten fazla güvenlik içinde olmayacak, kendini güvenlikte hissetmeyecek. Burada aylarca yıllarca güvenlik içinde yaşıyorlar. Ne Irak bir şey yapıyor buna ne Amerika ne Barzani ne Talabani. Ne de Türkiye’nin yapmasına izin veriyorlar. Bu ne demek oluyor?
Afganistan’da Amerika’ya yönelik terörist saldırıları bertaraf etmek için Türk askerini cepheye sürün, diyorlar. Ama biz burnumuzun dibinde, sınırımızın dibinde kendimize yönelik teröristlerle mücadele etmek için askerimizi kullanamayacağız. Böyle bir şey olur mu? Hükümetin bu konudaki etkisizliğinin sonucudur bu. Ne yapılmıştır? Söyledik Amerika’ya, yapmıyorlar kardeşim. Böyle bir yaklaşım olur mu? Devlet böyle mi idare edilir? Dünyanın hangi devleti kendi güvenliğini korumak için başka bir ülkeden izin alır? Meclisten iki kere yetki aldınız, neden kullanmadınız? Bunun bedelini kim ödüyor? İşte güneydoğudaki insan ödüyor. Geliyor teröristler yalnız insanlara saldırmıyor. Tavuk çiftliğini basmışlar; 12 bin tavuğu imha etmişler Hakkari’de. Ne oldu şimdi? Gittik, Baktık yıkıntı halinde duruyor, perişan. Orada elle tutulur tek ekonomik işletme idi bu, yok oldu bir anda. Bir kere bunun güvenliğini neden sağlamadınız? Bunun sigortası yok muydu?  Yerine yenisini neden yapmadınız? Terörist gelecek, sizin bir ekonomik tesisinizi imha edecek, siz bir şey yapmayacaksınız. Orası özel teşebbüsün de değil; devletin. İl Özel İdaresi’nin kurduğu, içinde 12 bin tavuk olan bir çiftliği gelip yakıyor. Siz de seyrediyorsunuz. Üzerinden aylar geçiyor, yenisini de yapmıyorsunuz. Yani terör, ben istediğim ekonomik tesisinizi imha ederim, diyor. Nasıl gidecek insan orada yatırım yapacak? Bu madalyanın bir tarafı.
21. yüzyılda birçok okulunuz tezekle ısınıyor. Siz buna inanır mısınız? Öğrenciler sabah okula giderken bir ellerinde çanta bir ellerinde bir öbek tezek öyle gidiyorlar. O tezekle devletin okulu ısınıyor. 21. yüzyılda yüzkarası Türkiye için. Yani biz bu kadar mı perişan olduk? Bu kadar mı fakiriz? Bunu nasıl yaparsınız? Üstelik Milli Eğitim Bakanımız da o bölgeden seçilmiş, Van milletvekili. Maşallah yani. Tebrik ederiz. Kendi bölgenizin hiç değilse okulunu ısıtın. Hiçbir şey yapamıyorsunuz. Şimdi biz bunları teker teker Meclise getireceğiz.
Birçok tesis kapatılmış. Devlete ait birçok mandıra, süt fabrikaları vs. kapatılmış. Özelleştireceğiz diyorlar. Özelleştiremiyorlar. Bir devlet bu kadar kötü yönetilemez.
Hakkari’nin girişinde 3 km’lik bir yol var. Kayaları biraz temizleyip o yolu genişleteceksiniz. Senelerden beri bitiremiyorlar. İki tane çürük makine koymuşlar, hiçbir çalışma yok. Bu kadar ilgisiz olamazsınız vatandaşınıza.
Sunucu: Orada barajı geçememesine rağmen etkin bir siyasi güç var. Peki, oradaki siyasal fotoğrafı nasıl çektiniz?

Sn. Öymen: İlden ile durum değişiyor. Sınıra hemen bitişik illerde terörün baskısını daha çok hissediyorsunuz. Ama kuzeye çıktıkça bu baskı azalıyor. İkincisi, terörü destekleyen siyasal partinin gücünün azaldığını görüyoruz. Birçok yerde azalıyor. İktidar partisinin gücü hızla aşağı iniyor, çünkü hiçbir hizmet götürememiş. Bir insanın bu koşullarda bu partiye oy vermesi için aklını peynir ekmekle yemesi gerekir. CHP’nin gücünün yükseldiğini görüyoruz. Ama daha da fazla olacak. Bu gidiş o gidiştir. Bize çok sayıda insanla birlikte PKK’yı destekleyen bir partiden istifa eden insanları tanıştırdılar. Orada durum buradan görüldüğü gibi değil.

Sunucu: O noktada sizin çözüm önerileriniz nedir?

Sn. Öymen: Çözüm önerileri çok basittir. Oraya bir kere yeterli sağlık ve eğitim hizmeti götüreceksiniz. Devleti götüreceksiniz. Yollarını yaz kış çalışır duruma getireceksiniz. Siz biliyor musunuz ki Sağlık Bakanlığı’nın emrinde bir tane bile sağlık helikopteri yoktur? Acil durumlarda helikopterleri kullanacaksınız. Birçok insanın köyünde su yok. Dereden geçen suyu içiyorlar. Böyle olmaz.

Sunucu: Güneydoğu dediğimizde aklımıza yıllardan beri aşiret yapısı geliyor. Bu aşiret yapısının hala etkili olduğunu ve yönlendirildiğini gördünüz mü? Tespit ettiniz mi?

Sn. Öymen: Evet vardır aşiret etkisi. Bize dediler ki Güneydoğu bir ara canlandığı zaman, ekonomik kalkınma olduğu zaman, insanların cebine para girdiği zaman aşiretlerin etkisi azalmıştı, dediler. Şimdi ise bu olağanüstü fakirlik ortamında vatandaş orada büsbütün aşirete bağlanıyor dediler. Yani bu gelişmelerin bir sonucu da aşiretlerin etkisinin artmasıdır. Yani Türkiye’nin bu sorunlarına eğilmek gerekir. Oradaki insanların kalkınması için para harcayacaksınız. Oradaki yöneticilerinize, valilerinize, kaymakamlarınıza yeterince kaynak vereceksiniz, hedef göstereceksiniz, sorumluluk vereceksiniz. Devlet böyle idare edilir. Ayrıca güvenlik sağlayacaksınız. Batıda ne yapıyorsunuz? Özle güvenlik şirketleri var. Doğuda neden yok? Köy korucularını siz niye tutuyorsunuz hala? Siz güvenliği nasıl sağlayacaksınız? Devletin polisiyle mi, jandarmasıyla mı, kolluk kuvvetleriyle mi, koruculara mı? Hiçbir şey yapamıyorsanız batıda olduğu gibi özel şirketlerle mi? Bunun bir yolunu mutlaka bulacaksınız. Bir yerden bir yere giderken on tane barikattan geçiyorsunuz. Türkiye’nin hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Neden yapıyorlar? Mecbur olduğu için, güvenlik bunu gerektiriyor. Demek ki, daha köklü güvenlik tedbiri alacaksınız. Bu işler aslında ciddi bir devletin yapacağı işler. Ama bu iktidar, öyle anlaşılıyor ki, bu yükün altından kalkamamış. Hükümet ezilmiş.
Oraya eğitim götüreceksiniz. İnsanlar çaresiz, insanlar yoksul. 50 yıl öncesi gibi. Büyük İskender zamanından kalma eserler var. Bir o zamanın mimarisini görüyorsunuz, bir de bugün oraya götürdüğünüz çirkinlikleri görüyorsunuz. Bu kadar olamaz canım! Orada yaşayan insanın standardı emin olun dünyanın geri standardına yakındır.

Sunucu: Bu söylemiş olduklarınızdan şunu çıkartmak mümkün mü? Bu sadece CHP’nin, sadece AKP’nin, A partisinin, B Partisinin değil Türkiye’nin bütün parlamentonun sahiplenmesi gereken bir sorun. Bu daralan sürede bir çağrınız olacak mı?

Sn. Öymen: Gayet tabii. Oradaki vatandaşların bizlere verdiği mesaj şudur: Başbakanlık yan gelip yatma yeri değildir, diyorlar. Çalışacaksınız.  Biz bugünden itibaren bu konuların hepsi hakkında hükümete yazılı soru önergesi vereceğiz.
Van Gölü’nün etrafındaki birçok ilçe kanalizasyonunu Van Gölü’ne boşaltıyor. Bundan büyük bir çevre kıyımı olamaz. Bu Van Gölü 30 sene sonra devreden çıkacak, elden gidecek. Biyolojik ömrünü tüketecek. Devletin 4-5 ilçenin kanalizasyonuna arıtma tesisi yapacak gücü yok mu? Orada doğa da felaketle karşı karşıya.
Hakkari Yüksekova’ya havaalanı yapacaksınız. Araziyi tespit etmişsiniz, parasını da ödemişsiniz sonra durmuşsunuz. Ne bir ihale var ne bir çalışma var. Hiçbir şey yok. Aynı şekilde Tatvan’a yapacaksınız. Araziyi tespit etmişsiniz, parayı teslim etmişsiniz, durmuşsunuz. Ne ihale var ne bir şey! Umurunuzda değil.
Siz Van’la Hakkari arasındaki yolu biliyor musunuz? Orada bir Güzeldere Dağı var. Hava günlük güneşlik olduğu zaman bile biz en az on tane kaza gördük. Yer buzlanıyor ve kayıveriyor arabalar uçurumdan aşağı. Ne bir tedbir var ne bir yolu koruyacak demirler var. Hiçbir şey yok. Yani halkı kaderine terk etmişsiniz. Bu kadarını yapamazsınız. Emin olun, bir insan olarak söylüyorum, bir bölge bu kadar ihmal edilemez. Bu kadar kötülük yapamazsınız kendi halkınıza. Orada yaşayan insanlarımız adına utanç duydum. Devlet olarak utanç duydum.
Bakın buradan sizin aracılığınızla mesaj veriyorum. Güneydoğu insanımızın, doğu insanımızın Türkiye’nin her yerindeki fakir insanımızın bugün bulunduğu bu utanç verici durumdan kurtarılması bizim boynumuzun borcudur. Biz iktidara gelir gelmez, ilk işimiz birinci gün buraya el atmak olacak. Bakın bakalım bu memlekette bu sorunlar çözülebiliyor mu çözülemiyor mu? Sizin beceriksiz politikalarınız yüzünden bir insanın hayatını kısaltacaksınız, sağlıksız bırakacaksınız, ondan sonra da çok başarıyla ülkeyi yönetiyorum diyeceksiniz. Kimse size inanmaz.

Sunucu: Efendim çok teşekkür ediyoruz.

Sn. Öymen: Sağolun.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.