CNBC-E – AB ile Müzakereler Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
CNBC-E Kanalına verdiği mülakat
30 Kasım 2006

Soru: Karar açıklandı ve ilk tepkiler alındığı için bundan sonrasını konuşarak devam edelim. Öyle gözüküyor ki, müzakerelerde ciddi bir yavaşlama olacak. Böyle bir ortamda Ankara’nın tutumu ne olmalı sizce?

Öymen:  Müzakerelerde bundan daha fazla yavaşlama zaten mümkün değil. Müzakereler zaten hiç ilerlemiyordu. Şimdi bizim görevimiz halka doğru bilgi vermek. Halkı kandırırsak görevimizi yapmamış oluruz. Şimdi bize baştan ne dediler? ‘Tarama süreci devam ederken tek tek müzakere bölümlerini müzakereye açılacaktır’ dediler. Ne oldu? Avusturya döneminde bir tek madde açıldı ve kapandı, o da geçici olarak kapandı. Onun dışında tek bir madde bir kereden beri müzakereye bile açılmamıştır. O bakımdan hepsi sanki müzakereye açıldı da şimdi askıya alınıyor demek son derece yanıltıcıdır. Tek bir madde bile müzakereye açılmamıştır. Niçin?  Çünkü başta Fransa olmak üzere bazı ülkeler her teknik konunun müzakeresini siyasi bir boyut katmak istemişlerdir, siyasi koşullar katmak istemişlerdir o nedenle bu meseleler, bu bölümler bir türlü müzakereye açılamamıştır. İşin gerçeği budur.

Sunucu: Karar açıklandığına göre nasıl yorumlamak lazım liderlerinden gelen açıklamalar, Dışişleri bakanları toplantısı öncesi nasıl bir öngörü yaratıyor, liderler zirvesinde daha da yumuşatılması söz konusu olabilir mi?

Öymen: Bu kararın açıklandığı iddiası doğru değildir, daha dışişleri bakanlarından bir karar çıkmamıştır, zirveden karar çıkmamıştır. Önümüzdeki bir-iki hafta içinde AB Türkiye’ye ilave baskılar yaparak şimdiye kadar elde edemedikleri bazı tavizleri elde edebileceklerini ümit ediyorlar; altın gol dediği budur Olli Rehn’in. Aslında onların bizden beklediği kendi kalemize gol atmamızdır. Biz kendi kalemize gol atarsak bunu altın gol sayacaklar, belli ki hükümet şimdiden taviz vermeye hazır olduğu izlenimini vermiştir. Bunu da şuradan çıkarıyoruz; Finlandiya önerileri 26 Nisan 2004 tarihinde AB’nin KKTC’ye yönelik ambargoların kaldırılması konusunda verdiği kararın uygulanması için Türkiye’den ilave tavizler istenmesini öngörüyor, işin özü budur. Yani usulsüz olarak, bizim lehimize olan bir kararı uygulamak için bizden olağanüstü tavizler istiyorlar. Nedir o tavizler? Maraş’ı 2 yıllığına  BM’ye vereceksiniz, Magosa limanını 2 yıllığına AB yönetimine vereceksiniz; bu sürekli olarak demektir, verdiniz mi bir daha geri alamazsınız. Bizimkiler ne diyorlar: Maraş’a şimdilik itiraz ediyorlar ama Magosa limanına itiraz ettiklerini hiç duymadık, belli ki o konuda bir taviz vermeye hazırız. Nitekim Finlandiya Başbakanı benim de katıldığım bir toplantıda geçen hafta açıkça ‘Kimse bizim önerilerimize itiraz etmedi’ dedi. Sayın Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül de Meclis Plan Bütçe Komisyonu’nda çok açık bir şekilde ‘Bu öneriler dolayısıyla Finlandiya’ya takdirlerimizi sunuyoruz’ dedi. Yani bizi bu kadar baskı altına alan önerilerde bulunan ülkeye biz takdirlerimizi sunuyormuşuz. Yani Türkiye kendini hiç bu kadar küçültmedi, hiç hatırlamıyoruz. Size bu kadar ağır baskı yapacaklar ve siz baskı yapana övgüler yağdıracaksınız. Geldiğimiz nokta burası.

Sunucu: Peki efendim siz dışişleri bakanları zirvesinden neler bekliyorsunuz? Yani bu tavsiye kararı orada nasıl bir yansıma bulacak? Bu haliyle kabul edilir mi yoksa daha mı yumuşar, ya da daha mı sertleşir?

Öymen: Finlandiya Başbakanı niye geliyor cuma günü? Türkiye’nin Helsinki’de verdiği tavizlerden daha fazlasını alabilir miyiz diye bakmaya geliyor. Eğer sizden istedikleri ilave tavizleri alırlarsa, Maraş konusunda mesela, o zaman belki lisanını, üslubunu bir parça yumuşatacaklar. Ama bunun bedeli Türkiye’nin hiç ödememesi gereken haksız bir bedel olacak. Ne yazık ki hükümet şimdiye kadar hep böyle baskılara karşı dirençsiz bir tutum sergilediği için bu sefer de daha fazla taviz vermesi endişesini biz taşıyoruz açıkçası. Şu sırada Magosa limanının AB yönetimine verilmesi kabul edilebilir mi? İnsanın aklı almıyor; bu tavizler nasıl verilebilir, ne karşılığında, niçin veriyorsunuz?

Sunucu: Son olarak şunu da soralım; Olli Rehn ısrarla bu bir dondurma, askıya alma değildir diyor, başbakan da öyle olduğunu iddia ediyor ama siz nasıl niteliyorsunuz, bundan sonra müzakerelerin seyri nasıl nitelenmeli, dondurma ya da askıya alma değilse bile aksama mıdır bu örneğin?

Öymen: Müzakere Çerçeve Belgesine göre eğer siz vahim bir insan hakları ihlali yaparsanız müzakereler askıya alınacak. Müzakerelerin askıya alınması demek salt çoğunlukla müzakerelerin durdurulması demek, tekrar başlatmak için oybirliği lazım. Yani siz bunu müzakerelerin o çerçevede askıya alınması diye yorumlarsanız bu maddelerin tekrar görüşmeye başlanması için bütün ülkelerin oybirliği gerekecek. Şimdi ben inanıyorum ki ilerde bunu tartışması yapılacaktır. Şimdi bu askıya almak mıydı değil miydi, oybirliği gerekir miydi gerekmez miydi diye bunlara hiç gerek yok. AB hiç karar almasaydı zaten fiilen askıya alınmış gibiydi, fiilen zaten hiçbir bölümü başlatmamışsınız yani zaten bundan daha kötüsünü yapabilir misiniz Türkiye’ye? Zaten fiilen müzakereleri durdurmuşsunuz, bir tek maddeyi açmıyorsunuz görüşmeye daha ne yapacaksınız yani Türkiye’ye bundan daha büyük bir kötülük yapabilir miydiniz?

Sunucu: Fiilen durmuş haliyle devam edecek diyorsunuz?

Öymen: Zaten durum buydu. Bu şekilde devam edecek. Fransa gibi ülkeler yine her teknik meseleye siyasi konular sokuşturacaklar. Yani eğer biz en üst düzeyde siyasi iradenin oluşmasını sağlayamazsak bu gibi teknik meselelerle boğuşarak uzun bir zaman kaybedeceğiz. Yani gerek Kıbrıs, gerekse 301. madde gibi konular olsun bunlar Türkiye’nin önüne çıkarılmış bahanelerdir; siyasi irade olmadığı için Türkiye ile üyelik müzakerelerini ilerletmek istemiyorlar her defasında önümüze başka bahane çıkarıyorlar. Yani dikkat ediniz Türkiye’nin üyeliğine karşı olan Avrupalı liderlerden hiçbiri ne Sarkozy ne Merkel, ne Schüssel bunlardan hiçbiri bugüne kadar, ‘Kıbrıs meselesi çözülürse tutumumuzu yumuşatırız’ demediler. Onların derdi başka. Biz yanlış gündemle meseleleri tartışıyoruz. Zannediyoruz ki, Kıbrıs’ta onların istediği tavizi verirsek bütün kapılar açılacak. Hiçbir şeyin olacağı yok; siyasi irade oluşmadıkça hiçbir şey olmayacaktır herkes bunu çok iyi bilsin ve böyle haksız taleplere karşı en önemli milli davalarımızdan, Kıbrıs gibi, tek taraflı tavizler verme yoluna gitmeyelim bizim hükümete önerimiz budur.

Sunucu: Çok teşekkür ediyoruz efendim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.