TV8 – Cumhurbaşkanlığı Seçim Süreci hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı ONUR ÖYMEN’in
TV 8’de “SAĞDUYU” programında yaptığı konuşma
1 Mayıs 2007

Sunucu: Efendim , cumhurbaşkanlığı seçimleri konusunda neden uzlaşma sağlanamadı? Bu günlere biz nasıl geldik. Cumhuriyet tarihinde galiba ilk defa bir cumhurbaşkanlığı seçimi mahkemede bit.yor. neden mahkemeye kadar gitti bu konu?

Öymen: Cevabı içinde var. niçin uzlaşmadık? Çünkü sayın Başbakan uzlaşmak istemedi onun için. Biz Başbakan’a dedik ki buyurun, cumhurbaşkanını uzlaşmayla seçelim. Demokratik ülkelerde usul budur, adet budur. Böyle bir şey yaparsak ülkeyi bir krizden de kurtarmış oluruz. Üzerinde birlikte mutabakata varacağımız, halkın da büyük çoğunluğunun benimseyebileceği bir cumhurbaşkanı adayını birlikte bulabiliriz.

Sunucu. sayın Başbakan da diyor ki, biz Cumhuriyet Halk Partisi’ne o ipleri köprüleri kestiği için gitmedik. Çok sert olduğu için gitmedik diyor.

Öymen: Şimdi bunların hiç biri doğru değil. Sayın Başbakan’ın sözü şudur, dedi ki benim kaybedecek zamanım yok, muhalefet lideriyle konuşmak zaman kaybıdır. Biz şimdi burada Sayın Başbakan’ın muhalefet lideri ile ilgili söylediklerini söyleyemeyiz, yüzümüz kızarır. Sayın Baykal’ın söylediği sözlerin hepsini tekrarlarım. Ama sayın Başbakan’ın söylediği sözler son derece ağırdır. Bizim ahlakımıza da terbiyemize de hiç uygun düşmez. İktidarla muhalefet arasında olması gereken ortama da hiç uygun değildir. üstelik bizim yaptığımız işin de ne kadar doğru olduğu ne kadar haklı olduğu Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararla ortaya çıkmıştır. Bu kararı benimseyebilirsiniz, benimsemeyebilirsiniz. Tartışırsınız, burası demokratik bir ülke. Sizin kanaatinizce çok yanlış olabilir. Ancak netice itibariyle Türkiye bir hukuk devleti,Anayasa Mahkemesi’nin kararları Türkiye’deki bütün kurumları, bütün kuruluşları bağlar. Onun için biz de saygı göstermek zorundayız. Şimdi işin esası şu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaptığı müracaatı Anayasa Mahkemesi haklı bulmuştur. Üstelik 9’ a 2 çoğunlukla, yani tartışılmayacak bir çoğunlukla doğru bulmuştur. Hiç kimse şu veya bu gerekçeyle Anayasa Mahkemesi’nin şu veya bu etki altında kalarak karar aldığını düşünmesin. Bu bizim yargıya olan güvenimizi sarsar. Anayasa Mahkemesi bu güne kadar hiçbir zaman bizim bildiğimiz, şu ve ya bu baskı altında karar almamıştır. Biz hukukçularımızla iftihar ederiz. Türkiye’de yargıya güvenmezseniz, devlete güvenemezsiniz. Devlet çöker. O bakımdan herkesin yargıyla ilgili sözlerini dikkatle söylemesi lazım. Efendim, askeri tahrik ediyorsunuz da, asker öyle diyor, böyle diyor. Asker bu görüşleri söylemeden çok önce biz b konudaki görüşümüzü açıklamıştık. Yalnız biz değil, Türkiye’nin en ünlü anayasa hukukçuları, anayasa profesörleri bu konudaki görüşlerini dile getirmişlerdi. Bu görüşlerin hiç biri askerlerin açıklamasından sonra dile getirilmiş sözler değil. Bir başka madde Cumhuriyet Halk Partisi’ni darbe yanlısı gibi göstermek son derece büyük haksızlıktır. Darbelerden en büyük sıkıntıyı çeken partilerin belki de en başında Cumhuriyet Halk Partisi geliyor.Bizim iki eski genel başkanımız bundan önceki darbelerden sonra hapse girmiştir. Kimse unutmasın bizim bu gün mecliste görev yapan milletvekilimiz hapse girmiştir, sıkıntı çekmiştir, eziyet çekmiştir. Bunları burada hatırlatmak bile istemiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi kapatılmıştır askeri dönem zamanında. Ve bundan hem biz çok zarar gördük, başka partiler de kapatıldı. Türkiye çok zarar gördü. Yani bizi böyle darbe yanlısı bir parti gibi, politikacılar gibi yansıtmak son derece yanlıştır. Bizim söylediğimiz şu, biz dedik ki laiklikle ilgili düşüncelerimiz askerlerin açıklamasından sonra ortaya atılmadı. Biz yıllardan beri aynı görüşleri savunuyoruz. Yani askerlerin bu görüşü savunuyor olması bizim onlardan esinlenerek savunduğumuz anlamına gelmez. Bazıları bunu yanlış anlamış olabilir. Ama bizim savunduğumuz fikirler öteden beri bellidir, tutarlıdır. Zannediyorum ki, cumhuriyetin temel değerlerine de uygundur. Halkı da sokaklara biz dökmedik. Bu örgütler geçekten gerçek anlamıyla sivil toplum örgütleridir. Hiçbir siyasi partiden emir alarak hareket edecek örgütler değildir. bunlar halkın sesini yansıtıyor. Bu sesten korkanlar bindirilmiş kıtalar dediler. Yani 1,5 milyon insanı hangi kıtaya bindiriyorsunuz. Kime bindiriyorsunuz. Milyonlarca insan bütün Avrupa’nın, dünyanın şaşırdığı bir olayı gerçekleştirdi. bunu hiçbir siyasi parti tahrik etti, yönlendirdi, kıtalara bindirdi diye kimse küçültmeye kalkışmasın biz Amerika’ya gittik 14 Nisan mitinginden sonra. Amerikalılar bize Dış İşleri Bakanlığında yaptığımız toplantıda çeşitli partilere mensup milletvekilleriyle resmen halkın mesajını aldık dediler. Biz söylemeden, biz bu konuyu açmadan. 14 Nisan mitinginden sonra Amerika’nın en üst düzey yetkilileri bize Türk halkının mesajını aldık, ve Türkiye’deki laik demokrasiye saygılıyız dediler. Bu günde aynı şeyi söylüyorlar. Bu bakımdan hiç kimse böyle işleri çarpıtmaya kalkışmasın. Yok efendim, bindirilmiş kıtalardı, yok bilmem neydi, Cumhuriyet Halk Partisi şöyleydi. Şimdi size bu vesileyle şunu da söyleyeyim. Herkes kendine Cumhuriyet Halk Partisi kompleksinden kurtarsın. Cumhuriyet Halk Partisi bir muhalefet partisi. Bizim görüşümüzü benimsemek zorunda değilsiniz. Ama bizimle hiçbir ilgisi olamayan, tamamen hükümetin sorumluğunda olan konuları bakıyoruz bazı programlarda konuşmacılar evirerek çevirerek ucundan kenarından Cumhuriyet Halk Partisi’ni suçlayacak bir konu haline getiriyorlar. Biz buna itiraz ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’de meşru anayasanın öngördüğü çok önemli, çok şerefli bir grevi yerine getiren ana muhalefet partisidir. Kimsenin şamar oğlu değiliz biz. Olur olmaz partimize hiç alakasız konularda suçlamalar yöneltilmesini reddediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi hiç kimseni şamar oğlanı değildir. Herkes bunu böyle bilsin. Cumhuriyet Halk Partisi’ni benimsemezsiniz. Bir görüşüne itiraz edersiniz. Söyleyin, biz de cevabını verelim. Uygar bir ortam içinde. Böyle küçümseyen bir tarzda, hakaret eden bir tarzda konuşmak kimsenin haddine düşmemiştir.

Sunucu: 14 Nisan Tandoğan mitingi sizin Abdullah Gül’ün adaylığına karşı çıkmanıza bir nedeni etkisi oldu mu?

Öymen: Hayır, efendim. Biz sayın Gül’ün adaylığına başından beri karşıydık.bir kere yöntem olarak karşıyız. Biz iktidara dedik ki, gelin, sizin milletvekillerinizin  arasından bir cumhurbaşkanı adayı seçelim. Daha ne diyelim? Yani bir muhalefet partisi bundan daha fazla nasıl bir uzlaşma isteyebilir. AKP’li olsun dedik. Bunu bile reddettiler. Bunu görüşmeyi bile reddediyor. Niçin? İlla benim seçeceğim aday olacak diye. Böyle şey olur mu? Siz diktatör müsünüz? Demokrasilerde böyle şey var mı? Ve son güne kadar saklayacağım adayın kim olduğunu ki kamuoyu tartışamasın. Nasıl bir adam? Evvelce ne demiş? Görüşleri neler? Başka aday çıkar mı, çıkmaz mı? Vatandaş ne diyor? Bunlar hiç tartışılmasın. Son güne kadar saklıyorsunuz. Dünyada böyle mi seçiliyor cumhurbaşkanları? Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimi var. Bir yıldan beri herkes biliyor kim aday. Televizyonlara çıkıyorlar, tartışıyorlar, gazetecilerin sorularına cevap veriyorlar, projelerini anlatıyorlar. Herkes adayları biliyor. Türkiye’de bilinmiyor. Son güne kadar saklayacaksınız, son günde bir tek aday çıkaracaksınız ve o da sizin şahsen seçtiğiniz aday olacak, kendi partinizim içinden başka bir adayın isminin çıkmasına tahammülünüz yok. Muhalefetle otursanız belki bizimde kabul edeceğimiz bir AKP’li çıkacaktı. Reddediyorsunuz. Bu şansı kaçırdınız.

Biz defalarca biliyorsunuz, mecliste yaptığımız konuşmalarda önerdik.Zabıtlara geçirdik. Cumhuriyet Halk Partisi’nin erken seçim talebinde bulunduğunu Türkiye’de bilmeyen kalmamıştır. Genel Başkanımız defalarca söyledi. Ama bizim sayımız tek başına mecliste bunu sağlamaya yeterli değil. Yazılı söylemişsiniz, sözlü söylemişsiniz.  İktidar yanaşmadığı sürece erken seçim yapmak mümkün değil. Onun için biz bu konuyu defalarca gündeme getirdik. Pek çok  konuda önerge verdik, gündeme bile almadılar. Hükümet muhalefeti yok farz ediyor mecliste, ne yazık. Fakat, uzlaşma kültürüne sahip olmamanın bedelini en ağır şekilde hükümet ödemiştir. Sonunda duvara çarpmışlardır.

Bir kere demokrasi yalnız uzlaşma kültürü değil, aynı zamanda karşılıklı saygı kültürüdür. Birbirimize saygı göstereceğiz. Yani hem siyasi partiler birbirine saygı gösterecek hem de hepimiz Türkiye’nin bütün kurumlarına saygı göstereceğiz. Birbirimizi eleştirebiliriz, o ayrı. Ama üslubumuza dikkat etmemiz lazım. Şimdi biz şahsen deminden beri söylüyoruz askeri darbelerden Cumhuriyet Halk Partisi’nin neler çektiğini. Kalkıp da buna rağmen Türkiye’nin bugünkü ortamında bugünkü koşullarında darbeci asker denmesini uygun görmüyoruz, yakışmıyor. Türkiye’nin bir tane ordusu var. bu ordu hepimizin ordusu. Yıpratmamak lazım. Sahip çıkacaksınız. Bu gün ordu ülkenin güvenliğini savunuyor. Sayın Gül ne diyor? Asker sussun, konuşmasın. Asker silahıyla konuşur. Ne demiş asker? Size önemli bir istihbaratını anlatıyor.Barzani’yle Talabani  PKK’ya silah ve patlayıcı veriyor diyor. Bize kalsa biz onlarla görüşmeyiz diyor. Kim ne yaparsa yapsın diyor. Çok kızmışlar. Siz susun, siz konuşmayın, karışmayın diyor. Peki İngiliz Genel Kurmay başkanı nasıl oluyor da İngiliz hükümetinin Afganistan politikasını eleştirebiliyor? İngiliz eleştirir. Amerikalı generaller nasıl eleştiriyor? Onlar da konuşur. Bizimki konuşmayacak. Böyle şey olur mu? Bunlar yanlış şeyler. Üstelik ülkenin güvenliği ile ilgili konular bunlar. Bizim bütün bunlara dikkati çekmek görevimiz. İkincisi sayın Baykal çalışma tehlikesinden bahsetti. Yani bunu asker müdahale eder manasında mı anlıyorsunuz? Siz eğer Anayasa Mahkemesinden şöyle bir karar çıkarsa ihtilal olur mu demek istedi? Toplumu germeyin diyoruz. Biz aylardır bunu söylüyoruz. Toplumu germeyin. Gererseniz ne olur? İşte dün olanlar olur. Şimdi kamuoyunun haberi bile yok. Biz bu gün Afyon’dan geliyoruz. Afyon’da bütün Türkiye’de yaptığımız gibi 15 kişilik bir parlamento heyetiyle gittik. İl il dolaşıyoruz Türkiye’yi. İlçelerine gidiyoruz, vatandaşla konuşuyoruz, ticaret odalarını ziraat odalarını ziyaret ediyoruz, köylülerle görüşüyoruz. Bir grup arkadaşımız dün Bolvadin’e gitti. Bir de öğreniyoruz ki, Bolvadin’de bir gün önce bir gazete çıkıyor.Başlığını koymamış. Ama aynı gazete, bütün referansları aynı. Başlığını koymuyor. Orada oylamaya katılmayan milletvekillerini hedef gösteriyor fotoğraflarıyla. Ve tahrik ediyor halkı resmen.

Geçmişte biz çok çektik. Önce 7- 8 kişi, 10 kişi, sonra 150 kişi. Yani partinin otobüsünü kaçırmasak taşlıyorlar. Zor kurtardık son dakikada. Bir sürü insan göz altına alındı.Türkiye’de çatışma ortamı bu işte. Gerginlik yaratırsanız sonunda olacağı bu. Yani geçmişte ne oldu? İsmet Paşa’nın başına taş attılar. İşte çatışma bu. Kaba kuvvet siyasete girmeyecek. Türkiye’de bütün politikacılar, bütün siyasi partiler Türkiye’nin en ücra köşesine kadar gidip serbestçe çalışmalarını yapabilecekler. Türkiye’de muhalefet için güvenlik ortamı olmazsa işte o zaman rejim tehlikeye girer. Bizim milletvekillerimiz, MHP, DYP, AKP bütün siyasetçiler ülkenin her köşesinde güvenlik içinde çalışacaklar. Çatışma ortamı nasıl çıkar? Sürekli olarak toplumu gererseniz, hakaret ederseniz, Türkiye’nin bütün kurumlarıyla kavga ederseniz, hedef gösterirseniz çıkar. Bunlar yanlış şeyler. Şimdi biz bunu anlatmaya çalışıyoruz. Arkadaşlarımızı Allah korudu, başlarına bir şey gelmedi. Gelebilirdi. Oradaki insanların üç tanesi kendine hakim olamasa üç tane taş atsa buyurun size trajedi. Bunlardan Türkiye’yi kurtarmak lazım. İkincisi bu cumhurbaşkanlığı seçiminin makul ölçülerde halledilmesi lazım. Her ihtilaf çıkınca sistemi değiştirmek aklınıza gelmesin. Geçen defa Demirel’in son döneminde bazıları diyorlardı ki Demirel gitmesin, napalım yapalım rejimi değiştirelim.cumhurbaşkanı iki defa 5+5 başımızda kalsın. Böyle şey olur mu? Demirel gitti, yerine Ahmet Necdet Sezer geldi. Fevkalade başarılı bir cumhurbaşkanımız oldu. Bu gün ne diyor başbakan? Açıklaması: sistemi değiştirelim, halk seçsin cumhurbaşkanını. Şimdi mi aklınıza geldi? Türkiye’de bir rejim var. Anayasada cumhurbaşkanının nasıl seçileceği belli. Şimdi siz makul uzlaşmalarla seçeceğinize sırf uzlaşmazlığınızı sürdürebilmek için sistemi değiştirelim diyorsunuz. Her gün sistem değiştireceksiniz. Oturmuş bir devlette bu böyle olmaz. Başkanlık sistemi yapalım. Siz biliyor musunuz Fransa’da başkanlık sistemi nasıl işliyor? Bütün Fransız anayasa hukukçuları Fransız başkanlık sistemini eleştiriyor. Açık bakın. Öyle bir sistem kurulmuş ki cumhurbaşkanı adeta bir diktatör gibi. Fransız anayasasının 16. maddesinde istediği zaman meclisi fesheder, 6 ay süreyle devletin kararnamelerle idare eder. Bunu mu yapalım biz? Yani nasıl bir sistem istiyorsunuz? Amerika’da öyle bir sistem ki halk seçiyor başkanı ama bir tane bakan yok seçilmiş parlamentodan. Hepsini dışardan sokaktan, eşitli kesimlerden, iş adamlarından seçiyor. Devleti böyle yönetiyor. Böyle mi yapalım. Yani Türkiye’nin yerleşmiş bir demokrasisi var, parlamenter bir sistemi var, devlet yapısı var. Bu devlet yapısını niçin bozuyorsunuz? Sırf siz uzlaşma kültürüne sahip değilsiniz diye devletin yapısını tahrip etmek doğru bir şey midir? Hukukçular akademisyenler tartışsın. Bir şey değil. Ama böyle kriz dönemlerinde devletin yapısını alt üst etmek aklınıza gelecek ilk fikir olmamalı. Bizce. O bakımdan biz diyoruz ki birbirimize saygı göstereli.m uzlaşma içinde olalım. Bir şey daha söylüyoruz. Bizim kanaatimizce, herkes paylaşmayabilir, Türkiye’de yeni bir dönem başlamıştır. Tarihimde ilk defa milyonlarca insan sokağa dökülmüşse, bunun mesajını Amerikalı anlamış biz de anlayacağız. Başbakan ulusa sesleniş konuşması yapıyor, bunu küçümsüyor. Bir gün önce iki milyon insan toplanmış belki daha çok, bir kelimeyle bile bahsetmiyor. Yok sayıyor. Bu yanlış. Halkın nabzını tutacaksınız. Siyasetçinin işi bu. Ben halkı önemsemiyorum, milyonlarca insan yürümüş bana ne. Bazıları geçmişte yollar yürümekle aşılmaz diyordu. Sonra Türkiye’nin başına neler geldi. O bakımdan halkın nabzını tutacaksınız. Halk size ne mesaj veriyor? Halkın verdiği mesaj çok kısa. Cumhuriyetin değerlerine biz sahip çıkıyoruz. Cumhuriyetin değerlerine karşı siyasi eylemleri kabul etmiyoruz. Bu cumhuriyete sahip çıkma, laikliğe çıkma mesajıdır. Başka mesajlarda var. herkes onları dinleyecek saygı gösterecek. Özü bu. Biz diyoruz ki bu mesajlardan sonra Türkiye’de artık yeni bir dönem başladı. Türkiye’de hiç kimse bundan sonra cumhuriyetin temel değerlerine aykırı politikaları egemen kılmaya teşebbüs etmesin. Karşısında halkı bulacak. Demokrasilerde herkesle münakaşa edersiniz. Cumhurbaşkanıyla, askerle, yargıyla, üniversitelerle edersiniz. Bir makamla edemezsiniz. O da halk. Halkı karşınıza almayacaksınız düşman görmeyeceksiniz. Halka saygı göstereceksiniz. Çünkü siz kim olursanız olun, % 90 oy alın, halk sizden büyüktür. Halk bütün politikacılardan büyüktür, başbakandan da büyüktür. Siz padişah değilsiniz. Siz halkın seçtiği, halkın hizmetinde bir insansınız. Halkın duygusuna düşüncesine tepki göstermek zorundasınız. Bu halk diyor ki bizim çimentomuz Atatürk’tür. Halkın size verdiği mesaj bu. Bunu anlayacaksınız. Atatürk’ün getirdiği laik, demokratik cumhuriyetten biz vazgeçmeyeceğiz diyor.  İşte bunu zorlamayacaksınız, anayasanın sınırları içinde görevinizi yapacaksınız. Başarılı olursanız halk sizi bir daha seçecek. Olmazsanız sizi gönderecek başka birini seçecek. Halkla kavga edemezsiniz. İkincisi de halkı yok farz edemezsiniz.

5 sene önce çok yüksek bir oranda oyla seçilmişseniz bile % 90 bile alsanız fark etmez. Bugün ne düşünüyor, dikkate almak zorundasınız. Bir kere bana oy verdiler yeter. Değil. Her gün halkın nabzını tutacaksınız. Dünyada kaç tane örneği var milyonlarca insanın katıldığı gösterinin? Bunu hafife alamazsınız. Efendim, başka insan da başka türlü düşünüyordur. Ben Afyon’a gittim. Afyon’da Işıklar Beldesi’nde bir konuşma yaptım. O kadar aç o kadar fakir bir belde ki, benim önümde 5 liraya ayakkabı satılıyor, alamıyor. Bir açık hava toplantısı yaptım. Anlatıyorum fakirlik, fukaralık, tarım, çiftçi falan. Ne tepki gösterdiler bilseniz muazzam bir koro halinde bütün vatandaşlar Çankaya laiktir laik kalacak diyor. Halkın sesi bu. Herkes anlasın. Şimdi mesele şudur. İktidarı destekleyebilirsiniz, bu iktidar her şeyi çok iyi yapıyor, bundan iyisi olamaz diyebilirsiniz. Fakat iktidarı desteklerken sabahtan akşama kadar muhalefeti suçlarsınız bu yanlış. Muhalefet gayet tabi görevini yapacak. Halk bizi muhalefet görevi yapmakla görevlendirdi. Bu görevi yapmamız sizi niye rahatsız ediyor? eğer biz yasalara aykırı bir iş yapıyorsak, devletin yasaları mahkemeleri var. Eğer yapmıyorsak o zaman kimseye bir şey düşmez. Muhalefet ne diyeceği konusunda kimseden icazet alacak değil. Hangi sözü söylersem acaba karşı taraf uygun görür, onu söyleyeyim. Böyle muhalefet olur mu? Kraliçenin sadık muhalefeti. Biz görevimiz neyse onu yapıyoruz. İkincisi biz bu görevi yaparken ülkenin menfaatlerini düşünerek yapıyoruz. Kalkıp da Cumhuriyet Halk Partisi’ne sırf hırçınlık olsun diye suçlamasın. Biz görevimiz neyse onu yapıyoruz. Efendim, Anayasa Mahkemesi’ni etki almak. Bu bir kere Anayasa Mahkemesi’ne saygılı bir davranış değil. Anayasa Mahkemesi’nde görev yapan yargıçlar hiçbir koşulda hiçbir etki altında kalmadan görev yapmak üzere seçilmişler. Hiç kimse Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını şu veya bu siyasi etkiyle alınmış kararlar diye değerlendirmesin. Herkes Anayasa Mahkemesi’ne saygı gösterecek. Başka türlü hukuka saygımız kalmaz. Siz bu gün böyle dersiniz, yarın başkası mahkemenin kararı başka siyasi etki altında alınmıştır der, bu da yanlış. Üçüncüsü bu kadar büyük bir miting oluyor, görmezden geliyorsunuz. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne mensup pek çok bakan bu mitingle ilgili yorum yaptı, mesajı anladık dediler, önemlidir dediler, halkın hakkı var dediler. Başbakan yok farz ediyor, doğaldır diyoruz. Başbakanın iki milyon insanın sokakta yürüyüp, çok önemli mesajlar vermesini görmezlikten gelmesi demokrasilerde doğaldır. Yani dünyanın hangi ülkesinde böyle bir miting olur da siyasetçiler başını çevirir, geçer gider? Bunlar yanlış şeyler. Şimdi daha önemli sorunlarımız var. onlarda şunlar. Biz bu ülkede demokrasiyi doğru anlamak zorundayız. Yani demokrasi şu mu demek? Demokraside  bir parti iktidara gelmişse, halkın oyunu da almışsa, meclisin çoğunluğunu da eline geçirmişse heri istediğini yapabilir. Bu mu demokrasi? Eğer öyleyse Anayasa Mahkemesi’ni kaldıralım. Rahmetli Menderes ne dedi? Çıktı grubunda gergin bir ortamda siz arkadaşlar isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz. Getirebilir mi? Yani siz diyor musunuz ki Türkiye’de çoğunluğu ele geçiren iktidar isterse hilafeti geri getirebilir? Bu mudur? Çok açık konuşalım. Her ülkede demokrasinin anayasa çerçevesinde çizilmiş bir sınırı var. Anayasa Mahkemeleri de bunun için var. Yani çoğunluğu elde eden iktidar her istediğini yapamaz. Anayasaları meclis yapıyor, halk referandumla onaylıyor. Bizim anayasamızın öyle hükümleri var ki, değiştirilmesi teklif bile edilemez. Mesela laiklik bunlardan biri. Ankara’nın başkent olması bunlardan biri. Siz kalkıp da Erzurum başkent olsun diye teklif edemezsiniz. Şimdi bu demokrasiye aykırı mıdır? Özetle anayasal sistemin sınırlarını çizen unsurlar bütün anayasalarda var. Türkiye bir anayasal cumhuriyet. Padişahlık olusunuz, astığın astık, kestiğim kestik, kimse bana karışamaz. Türkiye öyle bir devlet değil. Türkiye onun için bir demokrasi. Cumhurbaşkanın nasıl seçileceğini Anayasa Mahkemesi ortaya koydu. Bir daha tartışmaya gerek yok. Eğer biz Anayasa Mahkemesi’ne gitmeseydik, meclis başkanı Anayasa Mahkemesi’ne tamamen zıt bir zihniyeti AKP çoğunluğuna oylatarak kabul ettirdi. Eğer biz bu müracaatı yapmasaydık, anayasayı yanlış yorumlayan bir usul ile Türkiye’nin cumhurbaşkanı seçilecekti. Buna mani olduk. Her bir cumhurbaşkanının seçilme yöntemini ayrıca tartışırız. Ama şu anda meclis başkanı yönteminin yanlış ve anayasaya aykırı olduğu tecil edildi. Nokta. Demek ki çoğunluğun iradesiyle hareket ediyorum her istediğimi yaparım diyemezsiniz.

Sunucu: Bundan sonra neler olur seçim ittifakları olur mu?

Öymen: Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaklaşımı şu. Biz diyoruz ki gerçekten cumhuriyetin temel değerleri bu hükümet altında tehdit altına girmiştir. Bizim görüşümüz budur. Türkiye’nin çok ciddi çok köklü gazeteleri aylardan beri her Allah’ın günü tehlikenin farkında mısınız diye manşet atıyorsa ve milyonlarca insan sokağa dökülmüşse burada ciddi bir durum var demektir. Çaresi ne? Çaresi birlikte bir durum değiştireceğiz. El birliğiyle çalışacağız, biz yalnız soldaki partileri değil merkezdeki ve sağdaki partilere de çağrıda bulunuyoruz. Genel Başkanımız dün yine açıkladı gelin birlikte bu sıkıntıyı giderelim, bu iktidarı değiştirelim. Bu iktidar bir taraftan cumhuriyetin temel değerlerini, laikliği, çağdaşlığı tehlikeye düşürüyor, bir taraftan da ülkemizi varlığını haraç mezat satıyor. En değerli tesislerimiz, limanlarımız, fabrikalarımız, bankalarımız birbirinin peşi sıra gidiyor. Yunanlı geliyor bankanızı alıyor,  bir Arap firması geliyor limanlarınızın işletmesini alıyor. Aynı Arap firmaları ABD’nin limanlarını da işletmeye taliptiler, niye vermediler. ABD kongresi karar almış, stratejik değeri var vermem diyor. Bu iktidarın yaptığı kötülüklerin haddi hesabı yok. Ama ben Afyon’dan örnek vereyim size oradan geldiğim için. Afyon’daki SEKA selüloz fabrikası haraç mezat satılmış. Ne yapmış alan adam? Makineleri hurdacıya satmış, arazisini başka birine satıyor, fabrika gitti elden. Orada çalışan 650 insan da işinden oldu. Bunun için mi halk size bir daha oy verecek? Ama hepsini bir tarafa bırakın. Eğer siz bu ülkede terör belasını bertaraf edemezseniz Türkiye’ye Kuzey Irak’tan yönelen PKK teröristleri ile baş edemezseniz, yabancı ülkeler izin vermiyor diye oradaki terörü bertaraf edemezseniz, sınırınızı koruyamazsanız, görevinizi yapmamış olursunuz. Başka bütün yaptıklarınız bir yana Türk halkını terörden koruma görevini yapmak zorundasınız. Yabancı ülkeler size diyorlar ki; ne biz bunları temizleriz ne de size müsaade ederiz. Bu olmaz. Bunu yapmak zorundasınız.

Ben iki hafta önce Sivas’a gittim. Sivas’ta şehit ailelerini ziyaret ettim. Orada küçük bir müze yapmışlar. Görseniz içiniz sızlar. Gencecik çocuklar 20-21 yaşlarında. Elbiselerini, eşyalarını, mektuplarını sergiliyorlar. Bu insanlar bizim insanımız. Annesine mektup yazmış diyor ki; “anneciğim sana şu insanla 1,5 milyon lira gönderdim, eline vardı mı?” Mektubun en önemli mesajı bu. Annesi yoksul, babası yoksul. Bir canı var verecek o canı da vermiş vatan için. Günah değil mi memleket evlatlarına. Bunlara yönelik terörden Türkiye’yi kurtaramadıysanız, yaptığınız hiçbir işin kıymeti yok. Bunun yolu da belli. Gideceksiniz terörün odağında mücadele edeceksiniz. Bunu yapacak cesaretiniz yoksa, bu iktidar yolu size kapalıdır. Türk halkı size bir daha oy vermeyecektir. Biz diyorduk ki sayın başbakan cumhurbaşkanı olmamalıdır, olamaz ve olmayacaktır. Şimdi diyoruz ki sayın Erdoğan başbakan da olmamalıdır, olamaz ve olmayacaktır.

Anayasamız seçim ittifakına izin vermiyor. Bazıları diyorlar ki; ‘sizin partiden aday olalım, seçime girelim kazanalım ertesi gün de istifa edelim ve kendi partimize dönelim.’ Bunun adı hülle. Biz bu işte yokuz. Bizim partimizin çatısı altına girmek isteyen kimseyi reddetmedik. Sayın İsmail Cem, rahmetli İsmail Cem CHP’ye katıldığı zaman, biz bundan sevinç duyduk. Katılmak isterseniz başımızla beraber. Ama kalkıp da bir hülle partisi haline getirmek isterseniz CHP’yi olmaz. Bunun dışında sağda solda ya da ortada olsun Cumhuriyetin değerlerine inanan bütün partilerin güç birliğine varız.

Ben bir müjde vereyim müsaadenizle. Seçimlerden sonra CHP iktidar olacaktır.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.