TRT Türk – Suriye Sınırındaki Mayınların Temizlenmesi Hakkında Mülakat

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
TRT Türk’e Verdiği Mülakat
1 Haziran 2009

Sunucu: Merhaba sevgili izleyenler. Bugün programımızda Türkiye-Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi tartışmalarını konuşacağız. Konuğumuz, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen. Sayın Öymen, programımıza hoş geldiniz.

Onur Öymen: Hoş bulduk efendim.

Sunucu: Mayınlı bölgenin temizlenmesi hakkında neden bu kadar tartışma yaşandı? Tasarı geri çekildi ve tekrar Meclis gündemine geldi. Bu süreç içinde neler yaşandı? Kısaca özetleyebilir misiniz?

Onur Öymen: 18 Eylül 1997’de BM çerçevesinde Ottawa Sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşme anti-personel mayınların kullanımının, depolanmasının, üretiminin ve devredilmesinin yasaklanması ve bunların imhası ile ilgili bir sözleşmedir. Sözleşme, daha sonra yeterli sayıda ülke tarafından imzalanıp onaylandığı için yürürlüğe girdi ve imzalayan ülkelerin, 2014 yılına kadar mayınlarını temizlemesi yükümlülüğünü doğurdu.

Başlangıçta Türkiye’de bir sorun yaşanmamıştı. Sayın Ecevit’in Başbakan olduğu dönemde Suriye sırındaki mayınların temizlenmesi kararlaştırılmış, silahlı kuvvetlere görev verilmiş, silahlı kuvvetler de bunu memnuniyetle yapacağını söylemiştir.  Bunun üzerine Hükümet, 11 Haziran 2001 tarihinde bir kararname çıkararak bu görevi Türk Silahlı Kuvvetlerine resmen vermiştir. O zamanki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu bu alanı iki yıl içinde temizleyebileceklerini, bunun için de 35 milyon dolarlık makine ve teçhizata ihtiyaçları olduğunu Hükümete söylemiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri bu çerçevede çalışmalarına başlamış, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda ilgili bir birim kurulmuş, deneme çalışmaları yapılmış ve birtakım makine ve teçhizat da sağlanmıştır. Fakat Türk Silahlı kuvvetlerinin talep ettiği esas makine ve teçhizat tam olarak sağlanamamıştır.

2004 yılında, gerekli makine ve teçhizatın Türk Silahlı Kuvvetlerine talep edildiği ölçüde sağlanamaması üzerine mayınların temizlenmesi işinin NATO’nun NAMSA kuruluşuna yaptırılmasına karar verilmiştir. Türkiye zaten NAMSA’ya üyedir. Hatta Türkiye, NAMSA’nın çeşitli ülkelerde yaptığı mayın temizleme çalışmalarının bir bölümüne öncülük yapmaktadır. Yani Türkiye’nin mayın temizleme işini yapamaması söz konusu değildir. Mesela NAMSA’nın Azerbaycan’da yaptığı mayın temizleme operasyonunun öncü ülkesi Türkiye, yani Türk Silahlı Kuvvetleridir. Öyle bir hava yaratılıyor ki, sanki Türk Silahlı Kuvvetleri bu işi Azerbaycan’da yapar ama Türkiye’de yapamaz. Böyle bir şey olabilir mi? Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi döşediği mayınları kendisinin temizleyemeyeceği gibi bir durum söz konusu bile olamaz.

Neticede mayın temizleme işi Maliye Bakanlığı’na havale edildi ve mayınların yabancı bir şirkete temizletilmesi ve bu arazinin işletme hakkının 44 yıllığına bu şirkete verilmesi yönünde bir kararname çıkarıldı. Biz bu kararnamenin iptali için Danıştay’a başvurduk. Danıştay da araziyi temizleyecek firma ile işletecek firmanın aynı firma olmasını hukuka aykırı bularak yürütmeyi durdurma kararı aldı. Hükümet, Danıştay’ın bu kararına saygı gösterip mayınların temizlenmesi işini NAMSA’ya veya Türk Silahlı Kuvvetlerine yaptırmak yerine yeni bir kanun çıkararak yine istediğini, yani araziyi 44 yıllığına kiralama karşılığında mayınları temizletme yöntemini benimsedi. Mecliste Plan Bütçe Komisyonu ile Milli Savunma Komisyonunda bazı tartışmalar yaşandı ve sonunda öyle bir formül bulundu ki iş, önce İhale Kanununa göre ihaleye çıkarılacak ama sonuç alınamazsa yine aynı firmaya verilecek. Belli ki esas amaç budur.

Ancak burada aksayan bazı noktalar var. Ottawa Sözleşmesi’ne göre Türkiye’nin bütün topraklarındaki mayınları temizlemesi gerekiyor. Ama çıkarılan bu kanun sadece Suriye sınırındaki mayınlar için geçerlidir. Türkiye’deki toplam mayın sayısı 921 bin, Suriye sınırındakiler ise 615 bindir. Geriye kalan 306 bin mayın nasıl temizlenecek? Bu işi kime yaptıracaksınız? Bunu Türk Silahlı Kuvvetlerine yaptıracaksanız, TSK Türkiye’nin başka bölgelerindeki mayınları temizliyor da Suriye sınırındakileri neden temizlemesin? Belli ki amaç,  bu toprakları uzun süreliğine bir veya birkaç yabancı şirkete tahsis etmektir. Bunun mantıken başka türlü bir izahı yoktur. Hükümete “Bu tasarı neden sadece Suriye sınırındaki mayınlarla sınırlıdır da başka bölgelerdeki mayınları kapsamıyor?” diye sorduğumuzda hiçbir cevap alamıyoruz.

Bu işin yanlışlığı Meclisteki komisyon tartışmalarında o kadar ayyuka çıkmış ki askeri yetkililer de tasarının doğru bir iş olmadığını ifade etmişler. Milli Savunma Bakanı da Başbakanlık’a sekiz madde halinde görüşlerini sıraladığı ve bu tasarının son derece yanlış bir iş olduğunu belirten bir yazı yazmış. Kendi Savunma Bakanınızın itiraz ettiği bir tasarıyı Meclise getiriyorsunuz ve aynı Bakana bu tasarıyı savunma görevi veriyorsunuz. Burada çok ciddi bir çelişki var.

Bu tasarıda dikkat çeken unsurlardan biri de şudur; sadece mayınlı araziyi temizlemek karşılığında, işletmek için başka bir şirkete verileceği söylenmiyor. Bu araziye bitişik olan hazine arazilerinin de verilebileceği söyleniyor. Yani amaç sadece mayınlı araziyi temizleyip işletmek değil.  Orada mayınlı araziye bitişik bölgede Ceylanpınar çiftliği gibi çok geniş hazine arazileri var. Onları da verecekler. Belli ki amaç, bu araziyi yabancı bir şirkete uzun bir süre tahsis etmektir. Ne karşılığında? Niçin?

Biz diyoruz ki, Ottawa Sözleşmesi’ne göre Türkiye’de bulunan 920 bin mayının temizlenmesi gerekiyor. Oysa Meclise getirilen tasarı sadece 615 bin mayınla ilgilidir. Peki, geriye kalan 305 bin mayın nasıl temizlenecek? Bu mayınlar da 2014 yılına kadar temizlenmelidir. Hükümet niçin kapsamlı bir öneri getirmedi?

Öyle bir hava yaratılıyor ki sanki bütün dünyada esas alınan yöntem, mayınların firmalar tarafından temizlenmesidir. Dünyada bu Hükümetin Meclise önerdiği kanundaki gibi bir formülü benimseyen tek bir ülkeye bile rastlamadık. Dünyada “mayınlarımızı temizleyin de bu araziyi şu kadar yıl işletin” diyen bir ülke yoktur.

Peki, yöntemler nelerdir? Dünyada 55 ülke, mayınlarını kendi silahlı kuvvetlerine temizletmiştir. Sayın Başbakan Suriye’yi örnek vererek “Suriye nasıl temizlediyse biz de öyle temizleyeceğiz” dedi. Oysa Suriye’nin mayınlarını temizleyen, Suriye silahlı kuvvetleridir. Başka bir yöntem de NAMSA’ya temizletmektir. NAMSA, 10 ülkede mayınların temizlenmesine öncülük yapmaktadır. O ülkelerde mevzuat bunu nasıl sağlamışsa biz de sağlayacağız. Bu konuda bir problem yok. Zaten Türk Silahlı Kuvvetleri de NAMSA’yı adres gösteriyor. Ama belli ki şimdiye kadar NAMSA ile bu konuda hiç görüşülmemiş, teklif alınmamış. Bir diğer yöntem de BM’nin bu konuda ihtisaslaşmış kurumları ve sivil toplum kuruluşlarına temizletmektir. Bu sivil toplum kuruluşları mayın temizleme işini karsız ve hiçbir ticari menfaat gütmeden sadece insani yardım amaçlı yapmaktadırlar. Ancak Hükümet bu kuruluşlarla hiç temas kurmamış.

Mesela bu kuruluşlardan biri olan HALO Vakfı, dünyada beş milyon mayını temizlemiş, yedi bin mayın temizleme uzmanı çalıştırıyor ama bu işten beş kuruş kar almıyor. Bu işin finansmanı da BM’nin bunun için ayırdığı fondan, UNDP’den, Avrupa Birliği’nden sağlanıyor. Ayrıca Amerika, İngiltere, Hollanda, Japonya gibi ülkeler de mayın temizleme faaliyetlerine mali olarak katkıda bulunuyorlar. İşte, Hükümet bunların hiçbirinden yararlanmayıp bu işi illa bir yabancı şirkete yaptırmak istiyor.

Peki,  mayınları İsrailli bir şirkete temizletmek nereden çıkmıştır? Hükümet biri Mardin’de diğeri de Şırnak’ta olmak üzere iki ihale açmıştı. Bu iki ihaleye müracaat eden firmaları gördük. Çoğu İsrail firmaları veya İsrail bağlantılı firmalardır. Hem mayın temizleme işini hem de tarım üretimi yapabilecek kuruluşlar sadece İsrail’de vardır. Bu yüzden İsrail’den bahsediliyor. Ama Hükümet bu işi İsrail değil de Japon firmasına verse ona da itiraz ederdik. Çünkü biz diyoruz ki; bu topraklar, orada yaşayan insanların atalarının topraklarıdır. Bırakın, bu toprakları bu insanlara teslim edelim. Bu iş kaça mal olabilir ki? En kabaca tahmin, metre karesinin 1 Euroya mal olacağıdır. Bu para, devletin ödeyemeyeceği bir para değildir. Devlet her şeye para ayırıyor, Güneydoğu Anadolu bölgesine 12 milyar dolar harcayacağını söylüyor, bu bölge için 200 bin dolar harcayamıyor. Bu mümkün müdür?

Aslında bütün mesele şu; siz bu toprağı önümüzdeki dönemde orada yaşayan insanlara vermeye hazır mısınız, değil misiniz? Yoksa o insanlar o topraklarda işçi olarak çalışacak, toprağın sahibi de yabancılar mı olacak? Bunu mu istiyorsunuz? Bu toprakları vatandaşlara vereceğinizi, onları örgütleyeceğinizi, eğiteceğinizi, kooperatifler kuracağınızı, organik tarım yaptıracağınızı söylerseniz size en büyük desteği biz sağlarız. Ama toprakları vatandaşa değil de yabancı bir şirkete vereceğinizi, o şirketin 44 yıl bu toprakları işleyeceğini, o toprakların esas sahiplerinin de 44 yıl boyunca orada işçi olarak çalışacağını söylerseniz biz buna itiraz ederiz.

Bunda bir mantık var mıdır? Az önce sözünü ettiğim uluslararası kuruluşlardan sıfır karla çalışan, uzmanları olan ve kaynaklarını da çoğu zaman BM fonlarından, Avrupa Birliği’nden, çeşitli ülkelerden veya bölgesel kuruluşlardan sağlayan sayıları belki 15’ i bulan kuruluşlar vardır. Neden bunlarla hiç temas etmeyip bu yolu hiç denemediniz? Niçin NAMSA ile görüşmediniz?

Ben NATO’da beş yıl büyükelçilik yaptım. NAMSA’nın ne kadar güçlü ve etkili bir kuruluş olduğunu biliyorum. Niçin bu işi NAMSA ile yapmıyoruz? Yapılacak o kadar çok seçenek varken biz en son akla gelebilecek ve başka hiçbir ülkenin denemediği bir yöntemi ilk yöntem olarak düşünmüşüz. Böyle bir kararname çıkarıyoruz, o kararname de Danıştay’da reddedilmiş. Danıştay’ın ret kararının arkasından dolanmak için de siz aynı işi bir kanunla yapmak için Meclise geliyorsunuz. Meclisteki komisyonlarda tepki görünce ara formüller bulmak yoluna gidiyorsunuz ama bu yöntemden kopamıyorsunuz. Bu işi illa ki şirketlere yaptırmak istiyorsunuz.

Sunucu: Sayın Öymen, NATO’da görev yaptığınız için NAMSA’nın çalışma şartlarını ve koşullarını daha iyi biliyorsunuz. NAMSA bu ihaleye doğrudan girebilir mi?

Onur Öymen: Bu soruyu cevaplandırmadan önce şunu söyleyeyim ki, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu işi yapamayacağını söylediği doğru değildir. Bizde bu yönde bir bilgi yok. Tam tersine Türk Silahlı Kuvvetleri bu işi yapabileceğini söylemiştir. Sayın Ecevit’in Başbakanlığı sırasında Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu görevi memnuniyetle yapacağını ve bu işin iki yıl süreceğini, bunun için de 35 milyon dolarlık makine ve teçhizata ihtiyaç duyduklarını söylemiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu görevi yerine getiremeyeceğini söylemesi gibi bir şey söz konusu değildir.  Türk Silahlı Kuvvetleri’ne haksızlık yapmayalım.

Bu görev, 11 Haziran 2001 tarihli kararname ile Türk Silahlı Kuvvetleri’ne resmen verilmiş ve bu görev Türk Silahlı Kuvvetleri’nin asli görevi olmuştur. Bunun için Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda bir birim oluşturulmuş, bazı makine ve teçhizatlar getirilmiş, çeşitli çalışmalar ve denemeler yapılmıştır. Ancak bildiğimiz kadarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu iş için istediği paranın tamamı kendilerine verilmemiş. Bizim anladığımız kadarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri bu yüzden bu işin NAMSA’ya yaptırılmasını öneriyor.

NAMSA konusuna dönecek olursak, NAMSA bir NATO kuruluşudur. Türkiye NATO üyesi bir ülke olduğu için NAMSA’ya da dahildir. NAMSA bir  ihaleyi aldığı zaman o ülkeden bu işi yapacak bir devleti öncü devlet tayin eder. Mesela Azerbaycan’ın mayınlarını temizleme işinde NAMSA, Türkiye’yi öncü ülke tayin etmiştir. Yani Türkiye, NAMSA adına Azerbaycan’da mayınları temizlemekle görevlidir. Demek ki bunu yapacak gücü vardır. Başka bir ülkede mayınların temizlenmesine öncülük yapacak gücü olan Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye’de kendi döşediği mayınları temizleyecek güce sahip değildir diyebilir miyiz?

Diğer sorumuza hiç cevap yok. Geriye kalan 305 bin mayını kime temizleteceksiniz? O konudan herhangi bir bahis bile yok. Kimse o konuyla meşgul değil. Çünkü o mayınların temizleneceği bölge, Suriye sınırındaki gibi verimli bir arazi değil. O arazilerde kimsenin gözü yok. Dağda bayırda döşenmiş mayınları daha zor koşullar olduğu için “asker temizlesin” diyorlar. Daha kolay koşullarda temizlenebilecek Suriye sınırındaki mayınlara gelince “asker bunu yapamaz” diyorlar. Neden yapamasın?

İşin başka bir boyutuna bakalım. Topraklarınızı, kira veya satış yoluyla başka bir ülkenin firmalarına verirseniz ne olur? Bunun örneğini Latin Amerika’da görüyoruz. Latin Amerikalılar kendi topraklarını yaklaşık 150 yıllığına bazı tarım işletmelerine verdikleri için inanılmayacak sıkıntılar çekmişlerdir. Ne zaman bir hükümet veya bir lider bu tarım şirketleri ile ilgili en küçük bir kısıtlama, vergi tedbiri, kontrol veya bir miktar kısıtlaması getirmeye kalksa o ülkede derhal dış destekli bir ihtilal oluyor veya doğrudan doğruya yabancı devletlerin gemileri geliyor, limanları bombardımana tabi tutuyor, liderleri devirip iktidarları değiştiriyorlar. Sonunda o firmanın yetkilerini kısıtlamayacak bir yönetimi iş başına getiriyorlar. Latin Amerika’da birçok ülkede bunun örneği vardır. Oradaki hükümet darbelerinin çoğunun sebebi, tarım topraklarının yabancılar tarafından işletilmesidir. İşte bu durum, bu kadar ciddidir.

Sunucu: Sayın Baykal bu konuda referandum yapmayı önerdi. Siz bu öneriyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Sayın Baykal geçen hafta o bölgeye gitti ve oradaki köylülerle görüştü. Bu insanlar ekonomik olarak perişan durumdadır. Birçoğu mayın patlaması dolayısıyla yaralanmıştır. Bu topraklar, işte bu insanların atalarının topraklarıdır. Sayın Baykal da “Referandum yapalım, bakalım halk ne istiyor; bu toprakları kendisi mi işletmek istiyor, yoksa yabancı bir şirkete vermek mi istiyor? Demokrasi, halk iradesi ise, referandum da demokratik yöntemlerden biri ise buyurun yapalım” dedi. Halk, basın, muhalefet partileri ve Türkiye’deki birçok kurum mayınların yabancı bir firmaya temizletilmesine karşı iken, Hükümet referanduma da yanaşmıyor.

Bizim Hükümetin önerdiği yap-işlet-devret formülünün dünyada örneği yoktur. Danıştay bunu hukuka aykırı bularak iptal etmiştir. Yani bunun tutacak tarafı yoktur. Anladığım kadarıyla Hükümet bu tasarıyı tekrar gözden geçirmeye hazırlanıyor. Eğer öyle olursa memnuniyet duyarız. O zaman yapılacak iş, bu görevi Genelkurmaya vermektir. Genelkurmay da NAMSA’nın temizlenen toprakları denetlemesini önerirse bu da kabul edilebilir bir formüldür. Başka bir seçenek de bu işin BM ile çalışan sivil toplum kuruluşlarına verilmesidir.

İşte, tüm bunlar uzlaşma konularıdır. Ancak illa ki şirkete vereceğiz derlerse biz de diyoruz ki “Bunu yapmayın, bu iş önümüzdeki yarım yüz yıl için başımıza büyük sıkıntılar yaratır”. Mecliste de bunu defalarca anlattık. Sonunda baktılar ki Muhalefetten büyük bir direnç var, bir geri adım atma ihtiyacı hissettiler ve geri adım attılar. Biz de bunu memnuniyetle karşıladık. Demokrasi de zaten budur.

Uzlaşma ararlarsa, uzlaşma bulunur. Ama hem uzlaşma aradıklarını söyleyip hem de aynı kanunu aynı içerikle bir kez daha Meclise getirirlerse gerçekten çok sıkıntılı bir duruma yol açarlar. Bunu tavsiye etmiyoruz.

Sunucu: Sayın Öymen, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.