Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Erkan Tan’la Başkentten Programı
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
TV 8 “Erkan Tan’la Başkentten” Programına Verdiği Mülakat
27 Mayıs 2009
Erkan Tan: Merhaba sevgili dostlar. Bugün programımızda stüdyo konuğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen. Günaydın efendim, programımıza hoş geldiniz.
Onur Öymen: Hoş bulduk efendim.
Erkan Tan: Sayın Öymen, bugünlerde gündemi meşgul eden iki konu var: faşizan yaklaşımlar ve mayınların temizlenmesi konusu. Aslında her iki konunun da birbiriyle ilgisi var. Kamuoyunu takip edenler bunu bilemiyor olabilir. Sayın Başbakan mayınlarla ilgili konudan bahsederken diğer konu ortaya çıktı. Siz bu konular hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Onur Öymen: Her iki konu da mayınlı konulardır. Mayınlar meselesi çok önemli bir konudur. İşin özü şudur ki, 1956 yılından itibaren Türkiye, kaçakçılığı önlemek için Suriye sınırını mayınlamıştır. Şimdi ise bu mayınların temizlenmesi gündemdedir. Çünkü Türkiye’nin de imzaladığı Ottawa Sözleşmesi’ne göre Türkiye 2014 yılına göre toprakları altındaki ve deposundaki bütün mayınları imha etmelidir. Ecevit Hükümeti zamanında dönemin Genelkurmay Başkanı Sayın Kıvrıkoğlu ile görüşülmüş ve Genelkurmay Başkanı bu mayınları iki yıl içinde temizleyebileceklerini, bunun için de 35 milyon dolarlık makine ve teçhizata ihtiyaç duyduklarını Hükümete bildirmiş. Hükümet de bunun üzerine Haziran 2001’de bir kararname çıkartarak bu görevi Türk Silahlı Kuvvetlerine vermiştir.
Sonrasında Genelkurmay Başkanı ve Hükümet değişmiş ve AKP Hükümeti İktidara gelmiştir. Bize verilen bilgiye göre de 2004 yılında askerler sözde “biz bu işi yapmayacağız, başkası yapsın” demişler. Bunun üzerine bu iş Maliye Bakanlığı’na havale edilmiş ve Maliye Bakanlığı bu konuda ihale açmıştır. Öyle ihaleler açmış ki, ihaleyi alan firma bu toprakları mayınlardan temizleyecek ve o toprakları 49 yıllığına işletecektir. Biz kararın iptali için Danıştay’a başvurduk. Danıştay bunu iptal etti ve yürütmeyi durdurma kararı verdi. Hukuka saygılı olduklarını söylüyorlar ama Danıştay’ın bu kararına saygı göstermek yerine bu kararın arkasından dolanmak için şimdi bir kanun çıkarttılar. Hükümetin Meclise sunduğu teklifte yer alan ihale kanunu bir tarafa bırakılarak, yeni kanunda bu araziyi temizleyecek olan firmaya beş yıl temizleme süresi ve 44 yıl işletme hakkı, toplamda 49 yıllığına işletme hakkı verilmesi öngörülüyor. Daha sonra Meclisteki tartışmalar sırasında kanun yumuşatılarak “önce ihale usulüne bakalım, olmazsa bu kanunu çıkartırız” şeklinde göstermelik bir değişiklik yapıldı.
Bizim itirazımız şudur; biz dünyada böyle bir şeyin örneğinin olmadığını söylüyoruz. Hiçbir ülke bunu böyle yapmamıştır. 55 ülke mayınlarını kendi silahlı kuvvetlerine temizletmiştir. Ayrıca NATO’nun lojistik destek birimi olan NAMSA diye bir kuruluş vardır. NAMSA karsız olarak, en ucuza, en etkili ve garantili biçimde mayınları temizlemekle görevlidir. Ayrıca BM ile Avrupa Konseyi’nde çalışan sivil toplum örgütleri, karsız olarak, sadece insani amaçlarla da mayınları temizlemektedirler. Mesela bu sivil toplum örgütlerinden biri yedi bin uzman çalıştırıyor ve bugüne kadar beş bin mayın temizlemiştir.
İşte, önünüzde tüm bu seçenekler vardır. Ya mayınları Türk Silahlı Kuvvetlerine, ya NAMSA’ya ya da kar amacı gütmeyen insani bir kuruluşa temizletebilirsiniz. Ama Hükümet bunların hiçbirine itibar etmiyor ve illa ki işi ticarete dökerek mayınları temizleyecek olan firmaya 44 yıl o toprakları işletme hakkı vermeye kalkıyor. Bu topraklar, orada yaşayan vatandaşlarımızın atalarının topraklarıdır. Bu toprakları nasıl olur da onların ellerinden alırsınız?
Belli ki Hükümetin amacı bu toprakları belli şirketlere vermektir. Bu durum başka türlü izah edilemez. Ottawa Sözleşmesi’ne göre 900 bin mayını temizlememiz gerekmektedir. Hâlbuki Hükümetin Meclise getirdiği kanun tasarısı sadece Suriye sınırındaki 600 bin mayını temizlemekle ilgilidir. Peki, 300 bin mayını kim temizleyecek? Bununla ilgili hiçbir tedbir, hiçbir tasarı yok. Belli ki bunları askere temizletecekler. Peki, asker bu 300 bin mayını temizler de Suriye sınırındakileri neden temizlemesin? Çünkü bu topraklar verimli topraklardır. Bu yüzden bu toprakları yabancı bir firmaya vererek ticari açıdan değerlendirmeyi planlıyorlar.
Bu karara AKP’li milletvekillerinden de itiraz edenler var. Bazı vekiller toplantılara katılmayarak itirazlarını belli ediyorlar ve karar sayısı için yeterli çoğunluk olmadığından karar bir türlü çıkmıyor. Başbakan bu yüzden bütün milletvekillerini baskı yapmak için parti binasında topladı ve toplantılara katılıp bu tasarıya oy vermeleri yönünde telkinlerde bulundu. Kendisi çok demokratik ya demokratik yöntemlerle milletvekillerine baskı yaparak bu kanunun illa ki çıkarılmasını istiyor.
Erkan Tan: Hafta başında programımızda AKP’li Bekir Bozdağ’ı misafir etmiştik. Kendisi bu 44 yılın en üst sınır olduğunu ve indirimin bu yıldan söz konusu olacağını söyledi. Yani ihaleye teklif verenler “ben iki yılda temizleyebilirim, on yıl işletme hakkı istiyorum” veya “ben üç yılda temizlerim, beş yıl işletme hakkı istiyorum” diyebileceklerdir.
Onur Öymen: Dünyada bunun örneği var mıdır? Böyle bir şey yapan var mıdır? Başbakan maalesef bilmeden konuşuyor. Biraz araştırsa, kendini güç duruma düşürmeyecek. Başbakan “Suriye nasıl bizim sınırımızı temizlemişse biz de onun yaptığı gibi yapacağız” diyor. Suriye bizim sınırımıza hiç mayın döşememiştir. Başbakanın bundan haberi yok. Suriye’nin temizlediği sınır Golan Tepelerindeki sınırdır. Ayrıca onları da Suriye ordusu temizlemiştir. Suriye ordusunun yapabildiğini bizim ordumuz yapamıyor mu?
Ordunun bu mayınları temizleyemeyeceğini söylediğine inanmıyoruz. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu açıkça ifade ediyor. Bu mayınları temizleyebileceklerini ama bunun için özel makine ve teçhizat ile özel eğitim gerektiğini Hükümete bildirmişler. Askerler savaş zamanında bile mayın temizlemek üzere eğitiliyorlar. Ancak topraklarda tek bir mayın kalmayacak şekilde yapılan temizleme işinde çok özel eğitim ve özel makineler gerekmektedir. Bu makineleri alabilirdiniz, mayınları temizlemek için talimat da verebilirdiniz. Siz talimat verdiniz de askerler “hayır, biz bu talimatınızı yerine getirmeyiz” mi dedi? Türk Silahlı Kuvvetleri ne zaman Hükümetin böyle bir talimatını reddetmiştir? En tehlikeli görevleri bile üstlenen Türk Silahlı Kuvvetleri kendi döşediği mayınları mı temizleyemeyecek? Tunus Silahlı Kuvvetleri bile temizliyor da Türk Silahlı Kuvvetleri mi temizleyemeyecek?
Dün o mayınları döşeyen subaylardan biri ile konuştum. Emekli istihkam albayı olan bu kişi, orada bu işi yapan iki tabur olduğunu ve bu taburların mayınları döşedikleri gibi kaldırabileceklerini, bunun çok kolay bir iş olduğunu ve hiçbir tehlikesi olmadığını söyledi. Ayrıca Kolorduda bütün mayınların krokisinin olduğunu, krokisi olmayan yerlerdeki mayınları tespit edecek yöntemlerinin olduğunu da söyledi. Hiçbir risk almamak için daha hassas makineler getirmek gerekiyorsa onları da getiririz.
Maliye Bakanlığı bu konuda 1 milyar 400 milyon dolara kadar teklif olduğu açıklamasını yaptı. Hâlbuki NATO’nun NAMSA kuruluşu Arnavutluk’taki bir milyona yakın mayını 800 bin dolara temizlemiş. Ayrıca iki milyon veya üç milyon dolara mayınları temizlenen ülkeler var. NAMSA kuruluşu çeşitli ülkelerde yaptığı mayın temizleme işinde bu işi en iyi bilen bir ülkeyi öncü yapar. Örneğin NAMSA’nın mayın temizleme işini üstlendiği ülkelerden biri olan Azerbaycan’da öncülük görevi Türkiye’ye verilmiştir. Yani Türk Silahlı Kuvvetleri Azerbaycan’daki mayınların temizlenmesinin öncülüğünü yaparken Türkiye’deki mayınları temizleyemeyecek midir?
Biz Hükümete soruyoruz: Dünyada topraklarındaki mayınları temizletip yarım yüzyıllığına o toprakların işletme hakkını mayın temizleyen firmaya veren bir ülke var mıdır? Böyle bir örnek yoktur. Acaba bu hangi aklıevvel Başbakana ve Hükümete bu fikirleri veriyor? Milli Savunma Bakanının bu kanunun yanlış bir kanun olduğuna dair Başbakanlık’a yazısı vardır. Şimdi ise aynı Bakan Mecliste bu kanunu savunuyor. “Nasıl olur da bu kanunu savunursunuz” diyoruz. Eski fikrinde ısrar ettiğini ama yapacak bir şeyi olmadığını, bunun Hükümetin görüşü olduğunu söylüyor. Yani böyle bir konuda Hükümet, Milli Savunma Bakanının görüşünü kabul etmeyecek de spor bakanının mı görüşünü kabul edecek?
Erkan Tan: Sayın Öymen, CHP olarak bu konuda sizin bir öneriniz var mı?
Onur Öymen: Biz öncelikle sadece bu mayınları değil, Türkiye’deki bütün mayınların temizlenmesi ve imha edilmesi gerektiğini söylüyoruz. Bu işi yapabilecek en yetkili kuruluş da Türk Silahlı Kuvvetleridir. Gerekli makine ve teçhizat alınır, görev verilir ve yapılır. Şu veya bu nedenle yapılamazsa da Türkiye’nin de üye olduğu NATO’nun NAMSA kuruluşuna yaptırılır. Ona da yaptırılamazsa BM’nin veya AB’nin finanse ettiği kar amacı gütmeyen ve bu işi insani açıdan yapan sivil toplum kuruluşlarına yaptırılır.
Başbakan, sadece eleştirdiğimizi ve hiçbir çözüm önermediğimizi söylüyor. Buyurun, size üç tane çözüm önerisi sunuyoruz. Ama hiçbirini kabul etmiyorsunuz. Çünkü ticari bir amaç güdüyorsunuz. Kuşadası Limanı’nı ve Türk Telekom’u da aynı zihniyetle verdiler. Hükümetin bu konularda sabıkası var. Biz esas amacın, bu toprakları işletme hakkını bir veya birkaç firmaya vermek olmasından endişe ediyoruz. Çünkü önümüzde esas olarak tüm mayınların temizlenmesini öngören bir kanun yoktur. Sadece Suriye sınırındaki mayınlardan bahsediliyor. Çünkü oradaki topraklar organik tarıma o kadar müsait ve verimli ki bir yılda üç mahsul alınabiliyor. İşte bu toprakları yabancı bir şirkete verip orada onlara uzun bir imtiyaz süresi tanıyacaklar. Bu, akla aykırı bir durumdur. “Bunu nasıl yaparsınız” diyoruz. Cevap yok. Tek cevapları muhalefet olarak her şeyi eleştirdiğimiz ve hiçbir çözüm önermediğimiz şeklinde oluyor.
Erkan Tan: Sayın Başbakan mayınların temizlenmesi ile ilgili konuşurken faşizan yaklaşımlardan bahsetti. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Onur Öymen: Bu çok ciddi bir iddiadır. Bildiğim kadarıyla şimdiye kadar hiçbir yabancı ülke tarafından, hiçbir yabancı ciddi bilim adamı tarafından Türkiye’ye söylenmemiş bir laftır. “Faşizan uygulamalar” yapıldığı çok ciddi bir iddiadır. Faşizm, bir ideolojinin adı ve aslında kapitalizmi otoriter ve totaliter yöntemlerle uygulayan, bütün özgürlükleri kısıtlayan bir rejimin adıdır. “Faşizan yaklaşım” lafıyla Cumhuriyet tarihimizden bu yana olan hangi dönemi kastediyorsunuz? Atatürk dönemi mi faşistti? Atatürk faşizme en kuvvetle karşı çıkan insandır. İnönü de yüz bin Yahudiyi faşizmin zulmünden kurtaran dönemin Cumhurbaşkanıdır. İnönü, Menderes, Demirel, Ecevit, Özal mı faşisttir? Kimdir faşist olan? Türkiye hangi dönemde faşizan uygulamalar yapmıştır?
Her ülkenin geçmişinde Hükümetlerin yanlışları vardır. Mesela Menderes dönemindeki 6–7 Eylül olayları yanlış uygulamalardır. Size faşizan bir uygulama örneği vereyim; Yunanistan, Helen kökenli olmayan, yani Türk soyundan gelen vatandaşlarını, yurt dışına çıkıp uzun süre orada kalmaları halinde vatandaşlıktan çıkarıyordu. Eski vatandaşlık yasasının 19. maddesi gereğince 60 bin Türk’ü böylece vatandaşlıktan çıkardılar. Başbakanın azınlıkları kapı dışarı atmaktan kastettiği aslında budur. Batı Trakya’daki Türklerin uğradığı bu zulme tepki göstermiyorsunuz, kendi ülkenizin tarihini ve Hükümetlerini faşizanlıkla suçluyorsunuz. Bu çok yanlıştır.
Rumlar Kıbrıs’ta 103 Türk köyünü tamamen boşaltıp orada yaşayan Türkleri evlerinden kovmuşlar, üç Türk köyündeki Türklerin ise tamamını katletmişlerdir. İşte, ırkçılık ve faşizm budur. Bunlara hiçbir sözünüz yok, hep geçmişteki Türk Hükümetlerinin hatalarından bahsediyorsunuz.
Erkan Tan: Bunları sadece Başbakan da söylemiyor. Bu cümlelere destek veren çok sayıda köşe yazarı, düşünür ve bilim adamı da var.
Onur Öymen: Maalesef öyle. Biz bunu üzüntüyle karşılıyoruz. Ben hiçbir ülkede kendi tarihini bu kadar acımasızca ve ağır ifadelerle suçlayan birilerine rastlamadım. Mesela Türk bir profesör bir süre önce Ermenistan’da verdiği bir konferansta Türklerin soykırım yaptıklarını ve o dönemdeki devlet adamlarımızın katil olduğunu söylemiş. Bu zihniyeti savunan ve bunları söyleyebilen insanlar kim bilir daha neler söyleyebilirler? İşte bugün görüyorsunuz; “Başbakan ne derse doğrudur” yaklaşımıyla tutarlı bir tarafı olmasa bile Başbakanı nasıl savunacaklarını şaşırıyorlar. Cesaret edip de “Eskiden Yunanlılar 60 bin Türk’ü vatandaşlıktan çıkardı. Türkiye’nin yaptığı faşizmse Yunanlıların yaptığı nedir?” diyebiliyor musunuz? Yunanlılara bir kez bile faşizan uygulamalar yaptıklarını söyleyebildiniz mi? Başbakan bir kez bile Kıbrıslılara faşizan uygulamalar yapıldığını söyledi mi?
Bize yapılan her türlü zulüm tepkisiz kalacak fakat bizim geçmişte devlet politikası olarak uygulamadığımız ama son derece hatalı olaylar olunca kendimize en ağır suçlamaları yapacağız ve geçmişimizi faşistlikle suçlayacağız. Bu olacak şey değildir.
Biz İktidar partisi milletvekilleri ile yurt dışına gittiğimizde orada her zaman Türkiye’yi savunuyoruz. Geçmiş Hükümetleri ve bugünkü Hükümeti de savunuyoruz. Yunanistan, Başbakanın bu sözleri üzerine Başbakanın itiraf ettiğini söylüyor. Yurt dışına gittiğimizde bize “faşizan uygulamalar yaptığınızı siz kendiniz söylüyorsunuz” deseler biz onlara ne diyeceğiz, Türkiye’yi nasıl savunacağız? Sizin Başbakan olarak göreviniz kendi geçmişinizi suçlamak ve geçmişinize hakaret etmek mi, yoksa geçmişinizi ve bugününüzü savunmak mıdır?
Erkan Tan: Yurt dışında size böyle bir şey sorduklarında siz de, onlarla aynı görüşte olmadığınızı ve rakip parti olduklarını söylersiniz.
Onur Öymen: Öyle şey olur mu? Bu konuda suçlanan kendi geçmişimizdir. Bunu nasıl yaparsınız? Evet yanlış uygulamalar olmuştur. Ama sadece gayri Müslimlere değil. Sivas katliamı ve Kahramanmaraş olayı gibi olaylar gayri Müslimlere karşı mı oldu? Geçmişte utanacağımız, hatırlamak bile istemeyeceğimiz pek çok olay var ama bunlara bakıp da böyle olaylar oldu diye geçmişimizi faşistlikle suçlamamız doğru mudur? Geçmişimizi Hitler, Mussolini, Franco veya Salazar’a mı benzeteceğiz? Onların ideolojileri resmen faşistti. Mussolini’nin partisi faşist parti olarak kurulmuştur. Faşizm kelimesi zaten İtalyanca kökenlidir.
Peki, bugün Türkiye’de faşizmi andıran uygulamalar olmuyor mu? Faşizmin özelliği, özgürlükleri kısıtlayan, halka baskı yapan, muhalifleri tasfiye eden bir rejim olmasıdır. İlla ki bir uygulamayı faşizan olarak nitelemek isterseniz telefon dinleme de faşizan bir uygulamadır. İçişleri Bakanının bizzat kendisi, 70 bin kişinin telefonlarını dinlediklerini itiraf etti. Maşallah, mübarek olsun. Böyle demokrasi olur mu? İlla ki faşist kelimesini kullanmak gerekiyorsa işte asıl bu faşizan bir uygulamadır. Hükümete “Kendinize çeki düzen verin. Geçmişinizi suçlayacağınıza aynaya bakın” diyoruz.
Erkan Tan: “Siz de Anayasanın değişmesini ve Türkiye’nin önündeki bu engeli kaldırmayı bir türlü istemiyorsunuz. Siz de faşizan uygulamaları andıran bir tavır içinde değil misiniz?” derlerse?
Onur Öymen: Biz yıllardan beri Anayasada değiştirilmesi gereken bazı maddeler olduğunu ve ilk önce bu maddelerin değiştirilmesini savunuyoruz. Avrupa Birliği de bunu istiyor ama İktidar karşı çıkıyor. Bu maddeler milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bağımsızlığının önünde engel olan, başındaki Adalet Bakanının çıkarılmasıdır. İşte biz bu iki konuda Anayasa değişikliği yapmayı öneriyoruz. Ne yazık ki Hükümetin hazırladığı Ulusal Programda bundan bir kelimeyle bile bahsedilmiyor. Başbakanın ağzından da bu konuyla ilgili hiç bahis yok.
Anayasa değişikliğini, partilerin kapatılmasını zorlaştırmak için yapmak istiyorlar. Venedik Komisyonu’nun önerilerine göre sadece şiddete başvuran partilerin kapatılması gerektiğini söylüyorlar. Peki, şiddete başvurmadan Türkiye’ye şeriat getirmek isteyen partiler ne olacak? Onlar serbest olsun istiyorlar. Peki, Anayasa Mahkemesi ile ilgili ne öneriyorsunuz? Anayasa Mahkemesinin üyelerinin bir kısmını Meclis seçsin, yani Anayasa Mahkemesi İktidarın adamı olsun ki İktidara karşı bağımsız hareket edemesin istiyorlar. Başka? Askeri Şura kararlarını yargı denetimine tabi tutmak ve böylece bazı şeriatçıların ordu içinde kalmasını istiyorlar.
İşte, bunun için Anayasa değişikliği yapmak istiyorlar. Yoksa halkımız daha özgür olsun diye değil. Halkımızın daha özgür olmasını isteyenler 70 bin kişinin telefonlarını dinler mi? Siz bu zihniyetle mi Türkiye’yi daha özgür yapacaksınız? Kadın-erkek eşitliğinin daha iyi olmasını istediğiniz için mi Anayasa değişikliği istiyorsunuz? Türkiye’deki kadınların haline bakın. Bunlar hep sizin döneminizde oldu. Bütün uluslararası istatistikler bunu gösteriyor. Anayasa değişikliği yapmayı basın daha özgür olsun diye mi yapmak istiyorsunuz? Dünya ülkeleri arasında basın özgürlüğünde 106. sıradayız. Yani 105 ülkede basın bizden daha özgür. Adaletin daha bağımsız olması için mi Anayasa değişikliği istiyorsunuz? Yargı bağımsızlığında dünyada 64. sıradayız. Bazı Arap ülkeleri ve Afrika ülkeleri bile yargı bağımsızlığında bizden daha iyi durumda.
Bütün derdiniz bir kez daha AKP aleyhinde kapatılma davası açılmamasıdır. Bu yüzden Anayasa Mahkemesi’ni kontrolünüz altına almak istiyorsunuz. Anayasa değişikliğini kim istiyor? Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasanın en temel ilkesi olan laikliğe karşı davranışları dolayısıyla mahkum edilen bir parti istiyor. Dünyada hangi ülkede bir İktidar partisi, Anayasaya aykırı faaliyetlerin odağı olduğu için mahkum edilmiştir? Dünyada bunun örneği yoktur. Şimdi de tekrar mahkum edilmemesi için Anayasayı değiştirmek istiyorlar. Bizden de bunun için destek istiyorlar.
Erkan Tan: Sayın Öymen, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.
Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.