Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Flash TV – Deniz Baykal’ın Irak Açılımı, Suudi Kralının Türkiye Ziyareti, DTP’nin Politikaları Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Flash Tv’ye verdiği mülakat
14 Kasım 2007
Sunucu: CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa milletvekili Sayın Onur Öymen bizlerle birlikte, hoş geldiniz Onur Bey.
Öymen: Hoş bulduk efendim.
Sunucu: Uzun bir aradan sonra beraberiz ama bu uzun arada gündem inanılmaz şekilde yoğunlaştı, şimdi hemen dilerseniz Sayın Baykal’ın geçtiğimiz hafta özellikle Kuzey Irak konusunda yapmış olduğu açıklamalar var, Baykal çark etti, şimdiye kadar söylemiş olduğu sözler bu şekilde değildi, acilen sınır ötesi operasyon öneriyordu, birdenbire Kuzey Irak’tan öğrenci alalım, yetiştirelim, ikinci sınır kapısı açalım gibi dört maddelik yeni bir öneriyle geldi, bu değişiminin sebebi soruluyor, ne oluyor, CHP’de farklı görüşler mi var diye dillendiriliyor, ne oluyor efendim, Baykal görüş mü değiştirdi?
Öymen: Hiçbir görüş değişikliği yok, daha önce ne diyorsak bugün de aynısını söylüyoruz, terörle mücadele konusunda en küçük bir kırılma yoktur bizim tutumumuzda, teröre aynı derecede karşı olmaya devam ediyoruz, sınır ötesi operasyonun artık bir kaçınılmaz zorunluluk haline geldiği anlaşılıyor, ama bir sınır ötesi operasyon yapmakla işin bitmeyeceği konusunda herkes görüş birliği içinde. Sonra ne yapacaksınız? Bütün mesele sınır ötesi operasyon yapıp geri gelip PKK’nın tekrar toparlanıp yeniden saldırıya geçmesini mi beklemek, yoksa bu arada Kuzey Irak’taki halkı kazanmaya mı çalışmak? Teröristlerle alakası olmayan halkı, bir halkı siz terörist olarak nitelendiremezsiniz. Ne Türkiye’de ne başka bir yerde terör başkadır, masum vatandaşlar, halk başkadır. Şimdi biz Kuzey Irak’taki masum insanlara destek olalım diyoruz, bu bizim geleneksel politikamız. Öteden beri izlediğimiz politika, Atatürk devrinde başlamışız, biliyorsunuz Afganistan’a öğretmenler yollamışız, subaylar yollamışız, Afgan çocukları Türkiye’de eğitmişiz, burs vermişiz, okullar hastaneler yapmışız, yani cumhuriyetin ilk yıllarından beri izlediğimiz politika bu.
Sunucu: Aslında Osmanlı’nın da politikası bu.
Öymen: Tabi, sonra bu Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ni kurduk 60’lı yılların başında, niçin kurduk? Ortadoğu ülkelerinden gençler gelsin, Türk gençleriyle birlikte eğitim görsün diye. İşte sonra Orta Asya ülkeleri bağımsızlık kazanınca 10000 burs verdik oradaki çocuklara. Yani bu bizim Türkiye olarak geleneksel politikamız ve biz de bunu şimdi ifade ediyoruz ve herkes de çok iyi anlıyor ki bizim ne Irak’taki, ne Irak’ın kuzeyindeki ne de güneyindeki insanlara karşı bir olumsuz duygumuz yok, düşüncemiz yok. Türkiye için de aynı şeyi söylüyoruz, terör başkadır diyoruz, Güneydoğu Anadolu’da yaşayan vatandaşlarımız başkadır, bunları karıştırmamak lazım.
Sunucu: Terör konusunda bir dönemeç noktasına geldik, bir kırılma noktasındayız, Türkiye doğru kararlar alır ve bunları doğru biçimde hayata geçirebilirse her şey daha iyi olacak diye düşünüyoruz. Bu noktada, yapılanları ve yapılmayanları şöyle bir masaya yatırdığımızda, ne görüyoruz? AKP şu anda içinden geçtiğimiz süreci iyi kullanabiliyor mu? Elindeki olanakları imkânları iyi kullanabiliyor mu? Buradan devam edelim dilerseniz.
Öymen: Biz Irak’ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine, bölünmezliğine çok büyük önem veriyoruz, Irak’ın bölünmesi, en az terör kadar zarar verir Türkiye’ye, herkes bunu çok iyi bilsin. Herkesin aklı Kuzey Irak’ta oluşabilecek bir devletle ilgili, peki Güney Irak’ta ne olacak bölünürse Irak? Güney Iraklı bir Şii devleti olacak. Bugün Irak nüfusunun yüzde altmışı Şii, Güneydeki Şii Irak devletinin nüfusunun yüzde doksan beşi Şii olacak. Şimdi düşünebiliyor musunuz İran’ın o devlet üzerinden hem körfeze hem de Türkiye’nin güneyindeki bütün Ortadoğu’ya yayabileceği nüfuzunu? O bakımdan bunu böyle çok dar çerçevede görmemek lazım. Biz ayrı bir devlet kurulmasına karşıyken Kuzey Irak’ta, yalnız Kuzey Irak’ı düşünmüyoruz, Irak’ın tamamını düşünüyoruz. Irak’ın bölünmesi, bölgenin geleceği açısından daha vahim durumlar yaratabilir, daha büyük istikrarsızlık yaratabilir, kim Irak’ın bölünmesini istiyorsa, gerçekten bunları çok iyi düşünmek zorundadır. Bizim politikamızda bu konuda hiç değişiklik yok, Irak’ın toprak bütünlüğüne her zamanki kadar, hatta daha fazla önem veriyoruz. Bugüne gelirsek eğer, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bu terörle mücadele konusunda başında itibaren yanlış bir strateji izlediğini düşünüyoruz. Yani zaten bu yeni hükümetlerde biraz tecrübesizlikten kaynaklanan bir hastalık vardır benden önce yapılanların hepsi yanlıştır, ben bambaşka işler yapayım diye; Kıbrıs’ta da böyle yaptılar, sonucunu gördünüz. Şimdi terörle mücadelede de böyle yaptılar maalesef, çünkü daha önceki bütün hükümetler gördü ki terörle mücadelenin en etkili yolu Kuzey Irak’a gerektiğinde asker göndererek sınırımızı kontrol altına almak. O sınırı Türkiye tarafından denetleyemiyorsunuz yeterince, çünkü sınır 3000 metre yükseklikteki dağlardan geçiyor, Irak tarafındaki ovalarda, yaylalarda sınırı koruyacak tertibat yoksa teröristler vızır vızır geçebiliyor, kuzeyde insanları öldürüyor Türkiye’de, ondan sonra geri dönüyor. Şimdi buna mani olmanın yolu oraya operasyon yapmak. Bundan önceki hükümetler zamanında 24 defa yapıldı. Fakat AKP’nin işbaşına geldiği son beş yılda bir kere yapılamadı; çünkü AKP bunun yanlış politika olduğuna inandı, doğrusu neydi? Doğrusu teröristleri teskin etmek onlara göre, onları tatmin etmek, böylelikle şiddetten vazgeçirmek. Sen müslüman ben müslüman falan gibi laflar ederek adamları hidayete getirmek. Bu tam bir başarısızlıkla sonuçlandı, eve dönüş yasası dediler, dağdan üç kişi indi. Geriye kaldı 3497. Yani buna mukabil hapishanede ne kadar PKK’lı varsa çıktı, dağa gitti. Ne kadar Hizbullahçı varsa çıktı dışarıda geziniyor. Şimdi hükümetin yaptığı yanlışlık burada. Bununla yetinmediler bu hatayı gördükleri halde, biz uyardık, mecliste dedik ki İspanya bu sizin yaptığınızı yaptı Franco’nun ölümünden sonra af çıkardı teröristlere, dört yılda tam on misli arttı terörizm. Biz bunu söyleyeli tam dört yıl oldu ve o zaman verdiğimiz şehit sayısına nazaran bugün verdiğimiz şehit tam on mislidir. Düşünebiliyor musunuz? Bir yılda altı şehit veriyorduk, şimdi bu yılın ilk yedi ayında bu kadar şehit verdik yılsonuna kadar baktığımız zaman yüz civarında şehit verdik, güvenlik kuvvetlerini kastediyorum; halkın verdiği şehitlerin sayısı, yani sivil halkın verdiği şehitlerin sayısı on mislinden fazladır. Yani bu politika yanlış. Ondan sonra efendim ne yaptılar? Gittiler bir terörle mücadele yasası çıkardılar, altıncı maddesinde diyor ki bir terör örgütünü kuranlar pişmanlık yasasından yararlanabilir. Düşünebiliyor musunuz? Yani teskin edecek, teröre taviz verecek ki terör sussun. Susar mı? Bunu zaaf olarak görüyor, daha da beterini yapıyor işte, öyle de oldu. Yetmedi, gittiler Dubai’de Amerika ile anlaşma yapıyorlar, bir milyar dolarlık hibe karşılığında Kuzey Irak’a asker göndermemeyi Türkiye taahhüt ediyor. İşte bizim baskımız, zorlamamız, eleştirilerimizden sonra bunu onay için getiremediler meclise ama imzaladılar. Yani zihniyet bu zihniyet. Daha yeni, bu son saldırılardan birkaç gün önce Başbakan ne diyor? Dağdan insinler, siyaset yapsınlar. Yani teröristi alacaksınız meclise sokacaksınız. Bunu mu demesi lazım Başbakanın? Diyeceğiniz şu; dağdan inin, adalete teslim olun. Burası hukuk devleti, başbakanın bir teröristi affedip siyasete sokma yetkisi yok ki. Gidecek mahkemeye, aklanırsa, bütün vatandaşların haklarına sahip suç işlememişse. İşlemişse cezasını görecek, ondan sonra toplumla bütünleşir. Ama siz dağdan indirip siyasete sokarız diyorsunuz. Ne yetkiyle, hangi yetkiyle? İşte bunlar hükümetin terörle mücadeledeki yanlışları. Şimdi şu anda yaptıkları yanlış şu; bizim zorlamamızla, istemeyerek de olsa meclisten bir yetki aldınız, tezkereyi çıkardınız, bu saldırıdan sonra hemen bunu uygulamaya geçireceksiniz, askere talimatı vereceksiniz, siyasi direktifi vereceksiniz, asker de sürpriz unsurunu da kullanarak en etkili müdahaleyi yapacak.
Sunucu: Olayın bundan sonra müdahale yapılacaksa bile sürpriz unsuru kalmadı.
Öymen: Kalmadı, şimdi siz ne yapıyorsunuz, meclisten aldığınız karar yetmiyormuş gibi gidip bir de Amerika’ya onaylatıyorsunuz bu kararı. Yani sanki Amerika bizim Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden daha üst bir makammış gibi, Amerika’dan icazet alacaksınız. Gittiniz, Amerika’da size şu ifadeyi kullandı ki, biz size mani olmayacağız, terör bizim de ortak düşmanımızdır, istihbarat vereceğiz filan. Ne dedi Başbakan? “Hamdolsun tatmin olduk.” dedi. Demek ki oradan da bir kırmızı ışık görmemişsiniz, peki daha ne bekliyorsunuz? Bugün hala Başbakan diyor ki “Karşı taraftan beklediğimiz adımları göremezsek askeri müdahale yaklaşıyor.” Bu ne demek? Yani karşı taraftan bir iki laf duysalar vazgeçecekler demek. Veya böyle “Yaklaşıyor.” Diyerek karşı tarafa mesaj veriyorsunuz siz, “Kaçın.” Diyorsunuz, o hedefleri boşaltın ki biz gittiğimizde orada kimseyi bulamayalım. Yani baştan aşağı yanlış yaptıkları, her söyledikleri bir öncekinden daha büyük bir yanlış.
Sunucu: Askeri müdahale, emekli askerlerin de görüşü o ki sorunu kökten çözecek bir yöntem değil, ama kamuoyunun beklentisi verdiğimiz şehitlerin hesabının sorulması yönünde. Böyle bir kamuoyuna da psikolojik desteği olacak operasyonun. Operasyonun bunu dışında hangi sonuçlar sağlayacağını düşünüyorsunuz? Yani bir sihirli değnekmiş gibi algılanıyor toplumda operasyon.
Öymen: Şimdi bakın, ben size kendi kanaatimi söyleyeyim; yani bir operasyon olsa da başarıya ulaşamayız, bu işi bitiremeyiz demek bir zaaf alameti. Devlet zaaf göstermez. Biz bir operasyona girişirsek, bu işi bitirmek amacıyla girişiriz. Nitekim 2002 yılında bu işi bitirmek noktasındaydık, bir yılda topu topu altı şehit veriyoruz, o bile fazla ama bir onu düşünün şimdi bir operasyonda bunun iki misli şehit veriyoruz bir de bunu düşünün. Geldiğimiz noktaya bakın.
Sunucu: Ama 2003 yılında Amerika’nın Irak’a girmesinin getirdiği sonuçlar da var.
Öymen: İşte girmesinden önce, 2002 yılının Şubat ayında Genel Başkanımız açıkça ifade etti; hemen siz de daha önceki hükümetler gibi gidin, sınırı kontrol edin dedi. Asker geçirin dedi, yapmadılar. Şimdi netice itibariyle ne sonuç verir? Şu sonucu verir: terörün belini kırarsınız, ondan sonra da sınırı kontrol altına alırsınız, kontrol altına almanıza bir engel durumu varsa, Irakla müdahale edersiniz, aynen Atatürk devrinde İran’la yaptığımız gibi dağlık bölgeyi Türk sınırı içine alırsınız, bir sınır düzeltmesi yaparsınız müzakerelerle tabi, zorla değil.
Sunucu: Onur Bey şimdi bir soru sormak istiyorum ama bu soruyu siyasetçi kimliğinizden çok diplomat kimliğinize yöneltmek istiyorum, çünkü yıllardan bu yana siz de diplomaside emek verdiniz. Amerika’nın bu son yaptığımız görüşmede yaklaşımlarını öne çıkardınız, onlar bile bu konuda sesini çıkarmadı diyorsunuz ki Sayın Baykal da Bush Erdoğan görüşmesinde Amerika’nın “PKK Türkiye’nin, Amerika’nın ve Irak’ın ortak düşmanıdır.” Sözlerini önemsiyoruz dedi ama bizce kamuoyuna baktığımızda bunun çok da önemi yok, kamuoyunun genel yaklaşımı bu işin arkasında Amerika var, hatta ve hatta devletin temel noktalarındaki kişilerin de yaklaşımı, görüşü bu yönde. Yani sıcak istihbarat falan topu orta sahada çevirme, Türkiye’yi oyalama. Bu durumu böyle görüyor musunuz ve bu böyleyse Türkiye bunu nasıl aşacak efendim?
Öymen: Bakın, ben size çok açık bir dille, diplomatik dille değil de çok samimi açık bir dille cevabını vereyim. Eğer Amerika, PKK örgütünü bir terör örgütü olarak ilan etmişse, düşman olarak ilan etmişse, ama el altında bir NATO müttefikine karşı terörü kullanıyorsa, terörü bir tehdit unsuru, bir baskı unsuru, ceza verme unsuru gibi kullanıyorsa, NATO bitmiştir. Hiç kuşkunuz olmasın. NATO çünkü ülkeler arası dayanışmaya dayanır. Ne oldu Amerika’ya saldırı olunca? Ben NATO’da büyükelçiydim, 11 Eylül saldırıları olunca biz bir gün içinde NATO’nun beşinci maddesi olarak çıkardık.
Sunucu: Peki Amerika’nın terör örgütünü kullandığı kanaatinde misiniz?
Öymen: İşin ince noktası şurası; nereden geliyor bu iddialar? Şuradan geliyor, PKK aslında iki tane örgüt, ikiz örgüt. Bir tanesi PKK, Türkiye’ye karşı faaliyet gösteren, saldırıda bulunan, bir tanesi ise karargâhı aynı, yöneticileri aynı, merkezi aynı olan PEJAK denilen İran’a karşı saldırıda bulunan örgüt. Şimdi Amerika PKK’yı terör örgütü olarak kabul ediyor, PEJAK’ı etmiyor. Niye? Çünkü Amerika’nın düşmanı olan İran’a saldırıyor. Düşünebiliyor musunuz? Siz bir operasyon yaptığınız zaman, yani PKK nerede PEJAK nerede bunu ayırt etmeniz mümkün bile değil. O bakımdan Amerika kendisinin menfaatlerine hizmet eden PEJAK’ın da bundan zarar görmesinden rahatsızlık duyuyor. Onun için size diyor ki “Size nokta istihbarat veririz.” Yani onun anlamı şu; şu noktaya gidip vurun, bunun dışındaki bir yeri vurmayın.
Sunucu: Onur Bey hemen bir dipnot düşmek istiyorum şimdi en son Dağlıca katliamında, yani 200 kişi sınırı geçiyor, hadi Türkiye bunu göremedi diyelim, ama bize sıcak istihbarat vereceğim diye bunu diplomatik bir koz olarak önümüze koyan ülke görmüyor mu? Buna sizin aklınız yatıyor mu efendim? Hafıza tazelemesi de yapalım, yani PEJAK dediğimiz yapılanma çok yeni bir yapılanma ama ‘91 Körfez Harbinden sonra Çekiç Güç’ün kurulması ve Çekiç Güç’e ait helikopterlerin PKK terör unsurlarına lojistik destek sağladığına ilişkin olay esnasında çekilmiş görüntüler, fotoğraflar, tutulmuş zabıtlar ortada.
Öymen: Şimdi, bu PEJAK bir kere sanıldığı kadar yeni değil bu bir. İran’da faaliyet gösteriyor, Kuzey Irak’a karşı çalışıyor, ondan sonra Kuzey Irak’a geçiyor, İran’a karşı çalışıyor, o bölge böyle bir bölge. Şimdi size şunu söyleyeceğim, yani 90’lı yıllar için bir cevap vereyim; 90’lı yıllarda Barzani ve Talabani’nin birlikleri bizimle beraber PKK ile savaş yapıyordu. Koşulları öyle ve bize gelen bilgilere göre bu savaşta, bu mücadelede Barzani 4000 tane Peşmerge’yi kaybetti, Talabani 2000 tane kaybetti. Yani o dönemde sanıldığı gibi Amerika’nın güdümündeki Kürtler PKK’yla bir olup Türkiye’yle savaşmıyordu. Tam tersine bizimle birlik olup onlarla savaşıyordu ve bizim, yani Türkiye, Amerika ve İngiltere’nin ortak başkan olduğu bir Ankara süreci vardı ve ben de eş başkandım orada. Ve o zaman Türkiye büyük ağırlık sahibiydi bütün bölgede olup bitenler hakkında. Çekiç Güç ayrı bir konu, onun ayrı bir tartışması yapılır. Şimdi bir kere gözümüzde Amerika’nın istihbarat kabiliyetini çok büyütmeyelim. Eğer Amerika’nın bu kadar istihbarat kabiliyeti varsa, altı yıldır Usame Bin Laden’i neden yakalayamadı? Zevahir’i niye yakalayamadı? Neden Sırp kasabı Karaciç’i bulmuyorsunuz Bosna’da? O zaman böyle istihbarat olur mu? Ne işinize yarıyor? Usame Bin Laden Amerika’nın en büyük düşmanı, onu bulmak istemiyor, böyle şey olur mu? Neticede, yani uzaydan tespit edilen teknoloji önemlidir ama bunun sınırları var, insani istihbaratta bin yıldır bu bölgede oturan Türkiye Amerika’dan daha gerideyse, bizim için çok utanılacak bir durumdur. İnsani istihbaratta ben inanıyorum ki Türkiye Amerika’dan daha ileridir.
Sunucu: Afganistan’da ABD NATO operasyonu öncesinde ve sırasında en büyük istihbaratı Türkiye’den aldıklarını belirtmişti.
Öymen: Evet, fazla mübalağa etmeyelim ama uzaydan dünyanın nasıl göründüğünü çok merak ediyorsanız Google Earth’e girersiniz internette ve otomobillere kadar tek tek orada görürsünüz. O bakımdan yani fazla mübalağa etmeyelim ama burada siyasi irade önemli, yani Amerika’nın “Sıcak istihbarat vereceğim, düşman sayacağım.” demesi sizin bu operasyona karşı olmadıklarının işareti, aksi takdirde “Ben size istihbarat vereyim ama siz katiyen bir iş yapmayın” demesi nedir? Tarihi bilgi olsun diye mi veriyorsunuz? Genel kültürümüzü genişletmek için mi veriyorsunuz? Nedir bunu manası? Demek ki operasyonumuza karşı amaçları önemli, yoksa ben inanıyorum ki Türkiye bir operasyon yaparsa her şeyden önce kendi istihbaratına dayanır, Amerikan istihbaratının faydası olursa yararlanırız ama biz Amerika istihbarat versin de operasyon yapalım dersek yanlış olur. 24 defa operasyon yaptık, Amerika’nın istihbaratıyla mı yaptık?
Sunucu: Peki Onur Bey, bir başka sıcak gelişme daha, bu DTP konusu çok sıcak bir gündem, dünkü grup toplantılarına bakıyoruz, Ak Parti’de, CHP’de, MHP’de gündem bu, hatta DTP’nin kendi grup toplantısında bile gündem bu. Ne oluyor DTP’de? DTP Türkiye’nin beklediklerini veremedi mi? Yani başka bir tercihte mi bulundu?
Öymen: Şimdi operasyonun sonucu şudur, eğer Türkiye Kuzey Irak’ta sınır bölgesinde etkili bir operasyon yaparsa ve PKK’yı bir daha operasyon yapamayacak duruma getirirse, bu bizim için büyük bir başarı olur, ondan sonra PKK’nın tekrar toparlanmasını önlemek için de Sayın Baykal’ın söylediği bölge halkına yönelik bir el uzatma çalışmasına girmemiz lazım, yani oradaki gençleri eğiteceksiniz ki teröristin peşinden gitmesin. Ekonomik kalkınma sağlayacaksınız ki aşırı işsizlik olup da insanlar çaresizlikten dağa çıkmasın. O bölgeye yönelik sınır kapılarını çoğaltacaksınız ki ticaret artsın, bölge refaha kavuşsun. Aynı şekilde Türkiye’nin güneydoğusu için de bunu düşünmek kabil; yani şimdi güneydoğuda yatırım yapmıyor devlet diyoruz, insaflı olalım; neden yapmıyor? Yaptığını geliyor PKK tahrip ediyor da onun için yapmıyor. Yani devlet kötü niyetli olduğu için bunu yapmıyor dersek, geçmiş bütün hükümetlere haksızlık yaparız, kaç tane mühendis öldürüldü güneydoğuda, niçin mühendisleri öldürüyorlar orada? Çünkü mühendis orada baraj inşaatı yapıyor. Baraj kime hizmet edecek? Bölge halkına? Hangi mühendisi öldürürsün? Petrol mühendislerini öldürürsünüz. Niye? Türkiye oradan petrol çıkaramasın diye. Bir tane tesis var topu topu Hakkâri’de, vardı; PKK onu da tahrip ediyor, 12000 tavuğu öldürüyor. Niçin? Orada ekonomik kalkınma olmasın, insanlara geçim hakkı olmasın ki millet aç işsiz kalsın, dağa çıksın, adamın stratejisi bu. Şimdi Kuzey Irak’ta da böyle. Siz Kuzey Irak’ı kalkındırırsanız, eğitirseniz, oradaki insan niçin terörün peşinden gitsin? Türkiye için de, Kuzey Irak için de teröristle sivil halkı, masum insanları ayırt etmek lazım. O bakımdan, bizim böyle tavrımız oradaki bir devlet oluşumunu desteklemek, yok efendim terör destekçilerine prim vermek filan gibi kesinlikle anlaşılmamalı. Bizim desteğimiz doğrudan doğruya halkadır. Biz böyle öneriyoruz. Bunu düşünüyoruz.
Sunucu: Peki DTP konusu efendim?
Öymen: DTP konusu şöyle, bunu cevabı gayet basit ve kısa; Türkiye’den iki şey yapılamaz: demokrasimizin çerçevesi içinde iki şey yapılamaz; bir, din esasına göre bir din devleti kurmayı amaçlayan bir parti kurulamaz, iki, bir etnik esasa göre siyasi parti kurulamaz, yasaktır. Şimdi Türkiye’de her ikisi de var, ama buna karşı yargı çalışmıyor, açıkça söyleyelim. AKP’nin mesela din konusundaki tavrı benim kanaatimce Türkiye’nin Siyasi Partiler Yasası’nın, Anayasası’nın çizdiği çerçeveyi çok aşıyor. Kapatılmalı demiyorum, buna mahkeme karar verir. Dört sene önce Cumhuriyet Başsavcısı dava açmış bu konuda, dört yıldır bu dava görülemiyor. DTP aynı şekilde, eğer siz etnik esasa göre bir parti kuruyorsanız, bu parti Anayasamızın ve Siyasi Partiler Kanunumuzun bizce çerçevesi içine girmiyor. Kimdir bu işi takip edecek olan? Biz değiliz. Biz mahkeme değiliz, savcı da değiliz, onların yerine de kendimizi koyamayız. Ama Türkiye’de savcılar var, Türkiye’de hâkimler var, herkes görevini yaparsa, bütün siyasi partiler Anayasa çerçevesinde görevini yapar hale gelir.
Sunucu: Bu söylediklerinizden şöyle tuhaf bir sonuç çıkacak; 16 milyon AKP’nin oyu, 2 milyon da bağımsızların oyu, 18 milyon seçmenin oy verdiği iki siyasi hareketin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan davalarla bir adli yargılamadan geçmesi gerekiyor.
Öymen: Şimdi bunun sayıyla alakası yok, yani Türkiye’de 16 milyon insan “Padişahlığı geri getirelim.” dese getirecek misiniz? Yani Cumhuriyetin kurduğu rejimin belkemiğini tahrip etmek için nüfusun çoğunluğu bunu istiyor demek yeter mi? Yani Başbakanın eskiden sözü var, “Halk isterse gayet tabii ki laiklik gidecek.” diyor, onun zihniyeti bu. Öyle mi, gitsin mi? Yani bir referandum yapsak laikliği kaldırıp hilafeti tekrar getirelim desek ve halk da buna oy verse yapacak mıyız bunu? Halkın talebinin olup olmadığını halka sorduğunuz zaman anlarsınız; halktan gelmez böyle talepler, halkı yönlendirmek isteyen siyasi partilerden gelir. Vaktiyle Menderes de söylemişti bunu, grup toplandığında çok sıkıştığında “Siz isterseniz hilafeti de getirebilirsiniz.” demişti kendi meclis grubuna. Bunları unutmadık. Yani Türkiye ya Atatürk’ün kurduğu laik demokratik bir cumhuriyet olarak yaşayacaktır veya halkı şu veya bu yöntemle etkileyerek siz bu doğrultudan Türkiye’yi saptırıp, çağdaş olmayan, laik olmayan, gerçek anlamıyla demokratik olmayan bir ülkeye dönüştüreceksiniz, bunu mu istiyorsunuz?
Sunucu: Efendim DTP işine geri dönecek olursak, biz burada defalarca söylemiştik DTP’nin meclise girmesi bir şanstır, eğer bu şansı iyi kullanırlarsa siyasi çözümlerin siyasi platformun üretilmesi noktasında yakalanmış iyi bir şanstır; ama öyle görülüyor ki DTP sadece belli bir bölgenin ve belli bir etnik grubun partisi olma iddiasını taşıyor ve sürdürecek gibi görünüyor.
Öymen: Efendim şimdi bakın, sizin söylediğinizi vaktiyle İspanya’da da söylemişlerdi, ETA terör örgütünün bir siyasi destekçisi olan siyasi parti vardı Herri Batasuna diye, onlar da seçimlere girdiler ve İspanya parlamentosunda yer aldılar, bir kısmı dedi ki “Aman ne güzel, işte bu demokratik bir gelişme.” Sonra ne oldu? Sonra bunlar terörü destekleyen bir siyasi parti hüviyetini sürdürdükleri için İspanyol adaleti üç yıllığına kapattı partiyi. Ondan sonra ne oldu? Geçen ay bu partinin 23 tane üst düzey yöneticisini tevkif ettiler ve bunlardan 17si şu anda hala hapiste. Avrupa’dan bir kişi kalkıp da İspanya’ya “Ne yapıyorsunuz siz, bu demokrasiyle bağdaşmaz.” dedi mi? Sadece Türkiye’ye söylüyorlar. Yani Türkiye’de çünkü bu tip bölücü faaliyetlerin sürdürülmesi yabancıları çok fazla rahatsız etmiyor. Ama İspanya’da rahatsız ediyor. İspanya’da ETA’yı destekleyen bir siyasi partiyseniz siz, sizi kapatabiliyorlar; Avrupa’dan gık çıkmıyor. Türkiye’de açıkça mahkeme kararıyla açıkça terörü desteklediği tespit edilen insana Avrupa Parlamentosu Sakharov ödülünü veriyor. Bu kadar adaletsizlik, bu kadar insafsızlık olur mu? Bir taraftan siz PKK’yı Avrupa Birliği olarak ilan edeceksiniz, bir taraftan da onu destekleyenleri baş üstünde taşıyacaksınız.
Sunucu: DTP geçtiğimiz günlerde, bu hafta içerisinde çok ilginç bir çıkış yaptı, “Laiklik konusunda biz de askerler gibi düşünüyoruz.” diyerek ilginç bir laik açılım yaptı; bunu nasıl anlamak lazım?
Öymen: Şimdi bakınız, laiklik ve laik karşıtlığı konusunu biz AKP ile ilgili değerlendirme yaparken ele alırız, öbür tarafla ilgili değerlendirme yaparken de etnik esasa göre kurulup kurulmadığını, terörü destekleyip desteklemediğini dikkate alırız. Siz kalkıp da parti kongrelerinizde bir terör liderinin posterlerini asarsanız size kim demokratik parti der? Öyle bir parti laik olmuş olmamış ne fark eder? Sovyetler Birliği de laikti. O nedenle biz Sovyetler ile büyük bir muhabbet içinde miydik siyasi açıdan? Yani laik olmak başka iş; şiddeti, terörü, demokrasi karşıtı eylemleri desteklemek başka iş.
Sunucu: Bu soruyu ilk fırsatta onlara da sormak düşüncesindeyiz ama niçin böyle bir laiklik açılımı yapmak ihtiyacı hissettiler?
Öymen: Çünkü Türkiye’de geniş kesimlerin, sol kesimlerin, laikliğe bağlı olduğunu biliyorlar, bunlar da kendilerini sol bir parti olarak takdim etmek istiyorlar ve o kesimlerin bir bölümünün hiç değilse. Türkiye’de aykırı fikirli çok insan var, aydınlar arasında AKP’yi gönüllü destekleyenler, her gece televizyonlarda boy gösterip bu hükümetin ne kadar haklı, muhaliflerin her konuda ne kadar haksız olduğunu söylemeye gönüllü çok insan var, başka ülkelerde de olmuştur bu maalesef, ama sonuçlarını biliyorsunuz. Size bir tek örnek vereyim; böyle çevreleri destekleyerek parasal açıdan, başka açılardan, Amerika 1948 yılında İtalyan seçimlerini etkilemiştir. Tam 65 milyon dolar harcamıştır Hıristiyan Demokratları iktidar yapmak için ve ondan sonra da tam 48 yıl Hıristiyan Demokratların seçimleri kazanması için çalışmıştır ve bu 48 yıldır Hıristiyan Demokrat Parti iktidarda olmuştur.
Sunucu: Efendim Suudi Kralının Türkiye’ye gelişiyle birlikte ortaya çıkan fotoğrafa ne diyorsunuz?
Öymen: Evet, o fotoğrafı çok hazin bir fotoğraf olarak görüyoruz, çok üzüntü verici bir şey olarak görüyoruz; bir yabancı devlet adamının Türkiye Cumhurbaşkanı’nı ayağına çağırmasını çok üzüntü verici görüyoruz ama beterin beteri var, ya geldiklerinde bizimkiler ayakkabılarını çıkarıp Kralın önünde diz çöküp otursaydı? Geçmişte bunun da örneklerini gördük; Hikmet Yar’ın ziyareti sırasında. Öyle anlaşılıyor ki bu hükümete büyük bir muhabbet duyuyorlar, Allah muhabbetlerini artırsın, demek ki bir bekledikleri var.
Toparlarsak, Perez ile Mahmud Abbas buluşmasını olumlu karşılıyoruz, fakat bunun sonuç vermesi için biraz daha beklemek lazım. Simon Perez Sayın Baykal’ı davet etti, kendisini ziyaret ettik, Sayın Baykal uzun bir görüşme yaptı ve orada da bize söylediği şudur, “Bu çok olumlu bir başlangıçtır ama zamana ihtiyaç var.” bundan sonraki gelişmeleri görmek lazım, yani bir anda böyle bizim basının yaptığı gibi hemen her iş bitti Ortadoğu problemi Türkiye’deki bir toplantıda çözüldü, ortalık güllük gülistanlık dememek lazım, daha dün Hamas ile El Fetih arasındaki çatışmalarda altı kişi öldü, onun için yani Ortadoğu’yu böyle bir toplantıyla çözülebilecek bir mesele gibi görmemek lazım, eğer öyle olsa, kaç tane toplantı oldu Camp David’den bu yana, şimdiye kadar çözülürdü; yani özetle her şeye rağmen biz bunu olumlu bir adım olarak görüyoruz, bu doğrudur, bu toplantının yapılmış olması doğrudur. Şimdi Annapolis’te yapılacak toplantının vereceği sonuçları göreceğiz, aşırı iyimserliğe kapılmıyoruz ama bunu doğru yolda atılmış bir adım olarak görüyoruz, Türkiye Odalar Birliği’nin de Filistin’de bir serbest bölge inşası için sarf ettiği çabaları destekliyoruz, olumlu karşılıyoruz. İşsizliğin giderilmesi, hafifletilmesi oradaki siyasi çözüme de katkıda bulunacaktır. Perez de böyle düşünüyor.
Sunucu: Efendim çok teşekkür ederiz, sağ olun Onur Bey.
Öymen: Ben teşekkür ederim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.