ART – Başbakanın ABD Ziyareti ve Tokat’taki Terörist Saldırı Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
ART’ ye Verdiği Mülakat
10 Aralık 2009
Sunucu: Sayın Öymen, programımıza hoş geldiniz efendim.

Onur Öymen: Hoş bulduk, efendim.

Sunucu: Açılımın ülkeye barış ve huzur getireceği söyleniyordu. Aynı zamanda tarihi fırsat olarak değerlendiriliyordu. Fakat son iki haftada yaşanan olaylara baktığımızda, pek de barış ve huzur getirmediğini görüyoruz. Ülke karıştı, sokaklar savaş alanına döndü. Molotof kokteyllerden dolayı on yedi yaşındaki masum bir kızımızı kaybettik. Üstüne Tokat’taki terörist saldırı eklendi. Size göre hangi hatalar yapıldı da Türkiye, son zamanlarda bu tür gerilimler yaşıyor?

Onur Öymen: Hükümetin başlangıçtaki politikası yanlıştı. Çünkü terörle mücadele yerine terörle müzakere ve terör örgütünü teskin etme yöntemini seçtiler. Teröristler silahları bırakmaya yanaşmadan, onlarla uzlaşma yoluna gittiler. Atılan adımların niteliği de ondan kaynaklanmaktadır. Yoksa Silopi’de yaşanan olaylar başka nasıl izah edilebilir? Belli ki daha öncesinden teröristlerle dolaylı temaslar sağlamışlar. Hükümet Silopi’ye gelenlerin silahlı eyleme karışmadıklarını ifade ediyor. Peki, bunu nasıl biliyorsunuz? Sizde silahlı eyleme karışan bütün teröristlerin sicili mi var? Belli ki teröristler, onların eyleme katılmadığını size söylüyor. Neticede, bu stratejinin en hatalı noktalarından biri buydu. Terörle uzlaşma ve terörü destekleyenleri muhatap alma yoluna gidildi. Başbakan önce, PKK’nın terör örgütü olduğunu söylemedikçe DTP ile görüşmeyeceğini belirtmesine rağmen DTP ile bir görüşme gerçekleştirdi. Demek ki siz teröristleri muhatap alıyorsunuz.

Sunucu: Sayın Öymen, biliyorsunuz ABD ziyaretinde Başkan Obama ile Başbakan Erdoğan bir araya geldi. Obama,  Afganistan konusunda Türkiye’den ek asker talep ederken, PKK’nın bir terör örgütü olduğunu ama silahlı çözüm değil, siyasi çözümden yana olduklarını söyledi. Obama, Norveç’in başkenti Oslo’da 2009 yılı Nobel Barış Ödülüne layık görülmüştü. Orada yaptığı konuşmada dünya barışına ilişkin sözlerini dile getirdi. Bütün bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Bu ödülün, Başkan Obama’nın yaptığı şeylerden çok yapacağı şeylerden dolayı kendisine verildiğini tahmin ediyoruz. Obama henüz görevinde bir yılını  doldurmadı. Dolayısıyla Başkanlıkta yeni sayılır. Tüm dünyaya barış adına birtakım umutlar verdi. Irak ve Afganistan’dan Amerikan askerlerini çekeceğini ve Guantanamo’yu kapatacağını söylerken, bir yandan da Afganistan’a otuz beş bin ilave asker göndereceğini ifade etti. Bu ödül, kendisine bu mücadeleden vazgeçtiği için verilmiş değildir. Ödülün, dünya barışına katkıda bulunacağı ümidini yarattığı için verildiği anlaşılıyor.

Obama Oslo’da bir konuşma yapmış ve savaşın yöntemlerinin de önemli olduğunu söylemiş. İlginçtir. Çünkü şu ana kadar Amerika’nın o topraklarda yürüttüğü savaşın yöntemleri bellidir. Amerika, İsrail’in Gazze’ye saldırısını da kınamamıştı. Terörle mücadelede masum insanların yaşamlarını korumak ve onlara özen göstermek gerekir. Özellikle, bugünün teknolojisinde devletlerin elinde teröristlerle masum insanları ayıracak yöntemlerin olması gerekir. Fakat buna rağmen İran’da yaşamını kaybeden masum insanların sayısı yüz binlerle ölçülüyor. Aynı şekilde Afganistan’da öldürülen masum insanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Dolayısıyla Başkan Obama böyle bir şey söylediyse bunu, en azından bundan sonrası için bir teminat olarak almak gerekir.

Sunucu: Sayın Öymen, Tokat’ta yaşanan olaylarla ilgili görüşlerinizi almak isterim. DTP dahil, Hükümet sözcüleri bu saldırıyı provokasyon olarak nitelendirdi ve derin devlet iması yapıldı. Ancak saldırılarla ilgili PKK’nın adı anılmadı. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Sizce PKK’nın adı neden anılmıyor?

Onur Öymen: Gerçekleri olduğu gibi görmeye çalışmazsak ve her birine farklı yaftalar yapıştırmaya çalışırsak yanlış yapmış oluruz. Terör örgütlerinin birbirine ne kadar bağlı olduğunu ve birbirleri ile ne kadar yakın çalıştığını bilmiyor muyuz? Evvelce, PKK’nın merkezi Suriye’de iken Beka Vadisinde, PKK’nın eğitim merkezlerinin hemen yanında başka terör örgütlerinin olduğunu ve bunların birbirleri ile sıkı bir işbirliği içinde olduklarını biliyoruz. Bu saldırıyı kimin düzenlediğinden ziyade, terör örgütünün silah bırakmamakta ısrar etmesi ve Türkiye’nin dört bir yanında eylem yapılması için provokatif faaliyetlerde bulunduğu gerçeği önem taşımaktadır.

Öcalan ve Kandil’dekilerin “ Türkiye beklediğimiz tavizleri vermezse, yıl sonuna kadar Türkiye’yi kan gölüne çevireceğiz” şeklinde sözleri var. Bu sözler ilk defa söylenmiyor. Saldırıyı başkalarının, derin devlet veya Ergenekon’un düzenlediğine dair söylemlerde bulunmak, gerçekleri halkın gözünden saklamaktan başka neye yarar? Devlet, Güneydoğu illerimizde yaşanan saldırıların sorumlusu olarak gösterilebilir mi?  Bu kadar gayri ciddi bir iddia olabilir mi? Ama belli ki, bazıları terör örgütünün sorumluluğunu gizlemek istiyorlar. Terör örgütünü mağdur göstermeye çalışıyorlar ki, yanlış başladıkları bu açılımı devam ettirebilsinler. Yanlış olan budur.

Halkın ve şahit ailelerin tepkisi ortadadır. Peki, tepkilerin bu kadar ileri boyuta ulaşmasının sebebi nedir acaba? Hükümetin daha fazla geç kalmadan, doğru bir değerlendirme yapması ve sokaklardaki şiddet olaylarını ve terörist saldırıları durdurması gerekmektedir. Bunları yapabilmesi için öncelikle terörün beyni olan Kuzey Irak’taki PKK karargahının tasfiye edilmesi adına somut gayretler sarf etmesi gerekir. Bunun yolu da diplomasidir.

Kendi topraklarındaki terörist örgütün çalışmalarına son vermesi için Irak Hükümetini ikna etmelisiniz. Yürüttükleri diplomasinin dünyada başka bir örneği olmadığını söyleyerek ve çok iyi diplomasi yaptıklarını iddia ederek övünüyorlar. Ancak diplomasilerinin ne olduğu ortadadır. Terörü tasfiye etme konusunda tek bir komşunuzu bile ikna edemezken, başarılı bir diplomasiden nasıl bahsedebilirsiniz? Amerika, PKK hariç, Irak’taki bütün terör örgütleri ile savaşıyor. Neden  Amerika’yı PKK ile mücadele için ikna etmeye çalışmıyorsunuz? Uzayda yirmi santimetrelik cisimleri bile görebilecek teknolojik imkanlara sahip olan Amerika, nasıl oldu da Tokat’taki teröristleri göremedi? Ya da gördü de bize mi bildirmedi? Yani, anlık diplomasiden bahsediliyorsa, işte bunların konuşulması gerekmektedir.

Sunucu: Açılıma karşı olanlar, açılımın ne olduğunu anlamak istiyorlardı. Ama açılımı anladığını savunan köşe yazarları, bugün açılımdaki hatalardan bahseder oldular. Dolayısıyla o kesimlerde bile bir değişim var. Siz bu değişimi neye bağlıyorsunuz?

Onur Öymen: Gerçekler artık yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Güneşi balçıkla sıvayamazsınız. AKP Grup Başkan Vekili, teröristlerin tatmin olup silahı bırakması için Anayasamızdan Türklük kelimesini çıkarmamız gerektiğini söylüyor. AKP’ye oy vermiş bir insan, “Ben de Anayasadan Türklük kelimesinin çıkarılmasını istiyorum” diyebilir mi?

Sunucu: Sizin de bildiğiniz gibi dün, yedi şehidimizden dördünü son yolculuğuna uğurladık. Bizim arkadaşlarımız da Ankara sokaklarında vatandaşlarımıza tepkilerini sordular. Baktığımızda herkesin ortak endişesi, Türkiye’de iyi şeylerin olmadığı ve iyi yöne doğru gidilmediği idi. Bu arada bir ekleme yapalım: Saldırıyı üstlenenin olmadığı belirtilmesine rağmen bugün internetteki haberler, Tokat’taki saldırının teröristler tarafından yapıldığını ortaya koymaktadır. Çünkü PKK’ya yakınlığı ile bilinen Fırat Haber Ajansı, PKK’nın bu saldırıyı üstlendiğini duyurmuş. Sayın Öymen, siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Bazıları bu olayın vahametini hafifletmek için derin devlet ve başka kaynakları sorguluyorlardı. Fakat saldırıyı kimin düzenlediği şimdi açıklıkla ortaya çıktı. Bunun üzerine acaba şimdi ne söyleyecekler? Yani belli ki PKK, Hükümetin izlediği bu politikalardan cesaret buluyor. Önce teröristlere ve onları destekleyenlere umut verdiniz, sonra bunu yapamayacağınız ortaya çıkınca Türkiye’yi onların daha büyük tepkisi ile karşı karşıya getirdiniz. Sonunda, Hükümetin hatalarını insanların canı ile ödüyoruz. Bu yüzden Hükümet, daha fazla gecikmeden hata yaptığını kabul etmeli ve sağlıklı bir politika izlemeye başlamalıdır. Bu politikanın esası, silah bırakmayan terör örgütü ile müzakere değil, mücadeleden yana tavır koymaktır.

Biz CHP olarak, her zaman bunu söyledik. Fakat Hükümet, anlamaya çalışmadı. Cumhurbaşkanı, Mecliste yaptığı konuşmada, bir fırsat penceresi açıldığını söyleyerek bu meseleyi hiçbir enerji ve para harcamadan çözeceklerini ifade etti. Bu ifadelerin üzerinden henüz birkaç hafta geçmişken ülke şehit haberleri ile sarsılıyor. Siz hayal dünyasında mıydınız? Bu iyimserlik nereden kaynaklanıyordu? Yani, bu umutları size kim verdi? Başbakan da iyimser demeçler veriyordu. Silopi’de yaşananlardan sonra, kendi partisinin Meclis grubunda bunu çok güzel bir tablo olarak nitelendirdi.  Başbakan daha işin vahametinin farkında bile değil.

Sunucu: Tokat’taki saldırının ardından  sizin ve MHP’nin buluştuğu ortak bir nokta var. Her iki parti de Başbakan Erdoğan’a, Amerika ziyaretini yarıda kesip, yurda dönme çağrısında bulunmuştu. Bu konu Amerika’da kendisine sorulduğunda basit bir sorun demeye getirmişti. Fakat bugün, gezisinin kültür bölümünü iptal ederek akşam saatlerinde Türkiye’ye döneceği haberlerini aldık.

Onur Öymen: Demek ki en çok ihtiyaç duyduğu bölümü iptal etmiş. Zira, Başbakanın kültür işlerine biraz zaman ayırması lazım. Her şey bir yana, Başbakanın olayı duyar duymaz Washington’daki gezisini iptal ederek yurda geri dönmesi gerekmekteydi. Diğer ülkelerdeki devlet adamları böyle yapıyor. Ülkelerinde çok vahim bir olay yaşandığı zaman, gezilerini yarıda keserek yurda dönüp görevlerinin başına geçiyorlar.  Operasyonu yönlendirerek gerekli adımları atıyorlar.

Sayın Başbakanın hafızasının ne kadar güçlü olduğunu bilmiyorum ama bu konuları izleyen gazeteciler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını yaptığı dönemde Japonya ziyaretini neden yarıda kestiğini kendisine hatırlatıyorlar. Sakın Belediyespor maçının finali için olmasın? Peki, Sayın Sağlık Bakanı Afganistan’a yaptığı geziyi niçin iptal etmişti? Oğlu evde düşüp kolunu kırdığı için olabilir mi? Yani, öyle bir gerekçeyle ziyaret kesilebiliyor ama şehit verdiğimiz zaman buna ihtiyaç duyulmuyor. Sizce de son derece düşündürücü değil mi? Sonra da Başbakan bu konuda kendisini eleştirenleri suçluyor. Böyle durumlar olduğunda diğer devletler ne yapıyor, incelemenizi tavsiye ederim.

Sunucu: Bu konuyu konuşurken bir konuğumuz, Başbakanın dönmemekle iyi ettiğini ve eğer dönseydi terör örgütü amacına ulaşmış olurdu şeklinde bir yorumda bulundu.

Onur Öymen: Başbakanın esas görevi Ankara’dadır. Dış geziler istisnadır. Her gününü yurt dışında geçirmek, hangi ülkenin Başbakanının yaptığı bir şeydir? Elbette ki önemli temaslarda bulunmak üzere ve uluslararası toplantılar için yurt dışına gidilir. Ama öyle durumlar vardır ki, bir ülkenin Başbakanının görevinin başında olması gerekir. Başbakan güvenlik kuvvetlerinin başıdır. Bu durumda bu operasyonun başında olması gerekmez mi? Başbakanın mutlaka yapması gereken durumlar vardır ama ne yazık ki  vicdanı buna el vermiş ve gezisine devam etmiştir. Bence yanlış işler yapıyorlar. Türkiye’de ciddi bir yönetim problemi var. Devleti yöneten insanların, devlet adamlığı vasıflarını biraz daha geliştirmeleri lazımdır. Etrafınıza bakıp, diğer devlet adamlarının benzer durumlarda nasıl davrandıklarını incelemelisiniz. Onlar işin bir fiil yürütülmesini takip mi ediyorlar, yoksa hiçbir şey yapmadan oturuyorlar mı?

Sunucu:  Cumhurbaşkanı bugün resmi ziyaretle Arnavutluk’a gitti. Bu açılımın başladığını kendisinden öğrenmiştik. Sizce gerilimin bu kadar tırmandığı bir zamanda kendisinin devreye girmesi gerekmez miydi?

Onur Öymen: Bakıyoruz ki Cumhurbaşkanı, üstüne vazife olmayan konularda hemen devreye giriyor. Mesela Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesinin insanlık  suçu işlediği iddiası ile aradığı Sudan Devlet Başkanına ev sahipliği yapıyor. Onun davetini reddedenleri, eleştirenleri bu işe karışmamaları gerektiğini söyleyerek eleştiriyor. Ama ülkenin bu gerilim ortamında, bir dış gezi uğruna Türkiye’de kalma görevinden vazgeçebiliyor.

Şu sırada Türkiye’de bir yönetim boşluğu vardır. Bunlar olacak işler değildir. Üstelik bir devlet başkanının yurt dışı ziyareti istisnai bir olaydır. İngiliz Kraliçesi senede iki ya da en fazla üç defa yurt dışı ziyareti yapar. Bizimkiler neredeyse haftada iki – üç gezi yapıyorlar. Sizin yurt içinde hiçbir göreviniz yok mu?

Son zamanlarda Türkiye’de sadece şehit olayları değil, bir siyasi partinin kapatılması da gündemdedir. Bunun doğurabileceği siyasi çalkantılar gündemdedir. Yani, Türkiye şu sıralar kaynamaktadır. Sokak gösterileri, şiddet eylemeleri hızla artmaktadır. Ülkede güvensizlik kol geziyor. Siz ise hiçbir şey olmamış gibi yurt dışı seyahatine çıkıyorsunuz. Uğurlar olsun, başarılar diliyoruz.

Sunucu: Milliyet gazetesinin  manşetinde Baykal ile Erdoğan’ın üç buçuk yıldır baş başa görüşmediğine dair bir haber vardı. Tansiyonun düşmesi için  liderlerin bir araya gelerek baş başa görüşmeleri konusunda bir çağrıda bulunuluyordu. Bu çağrı konusunda siz ne söylemek istersiniz?

Onur Öymen: Bu krizler olmasa da, zamanında içinde benim de bulunduğum ikili görüşmeler yapılıyordu. Fakat bu temasları kesen Başbakanın kendisidir.  Başbakan “Muhalefetle uzlaşmak zaman kaybettirir” diyerek Cumhurbaşkanlığı ve Meclis Başkanlığı seçimlerinde uzlaşma önerimizi reddetti. Aynı şekilde Anayasa değişikliği konusunda bizimle uzlaşmayı aklına bile getirmedi. Yani, Başbakanın kendisi uzlaşmaya ihtiyaç bile duymuyor. Çünkü Muhalefetle uzlaşmayı, Muhalefete taviz vermek olarak görüyor.

Değerli gazetecilerimizin şunu anlaması gerekir ki, bu sıkıntı Başbakandan kaynaklanıyor. Son olarak, Kürt açılımı hakkındaki görüşmenin kayda alınmasını istediğimiz için bizimle görüşmekten vazgeçti. Bu durumda görüşmek istemeyen taraf biz mi oluyoruz? Maalesef Başbakanın, Muhalefetin görüşlerini almak ya da onunla temas kurmak gibi bir adeti yoktur. Bu yüzden bu konularda Sayın Başbakana çok büyük görev düşüyor. Bağırıp çağırarak, Muhalefeti suçlayarak devleti iyi yönettiğini zannediyor. Bilirsiniz, otomobile binen bir insan, sadece kornaya basarak otomobili yürütemez. Aynı şekilde devleti yürütmek istiyorsanız gaza, debriyaja ve frene basmasını bileceksiniz. Sayın Başbakanın yaptığı, bağırıp çağırmaktan öteye gitmiyor. Dediğim gibi, böyle yaparak devleti iyi yönettiğini zannediyorsa çok yanılıyor.

Sunucu: Sayın Öymen, biraz da DTP’nin tavrından bahsetmek istiyorum. DTP Meclise ilk girdiği zamanlarda bazı gerginlikler yaşanmasından korkuluyordu. Ancak DTP’li milletvekilleri MHP milletvekilleriyle el sıkıştılar ve Mecliste Türkçe yemin ettiler. Bugün gelinen noktada ise Türkiye’nin birçok ilinde taşlı sopalı eylemlerle karşı karşıyayız. DTP bu süreçte, bölücü başının ceza evi koşullarını bahane ederek kitlesel eylem çağrısında bulundu. Sizce DTP neden bu kadar sertleşti?

Onur Öymen: DTP çok yanlış işler yaptı. Kendi kararlarını kendilerinin verip vermediğini bilecek durumda değiliz. Bunu onlar bilirler. Ancak DTP maalesef, kendini terör örgütüyle çok fazla özdeşleştirdi. Mesela Hükümete İmralı’yı adres göstererek, terör örgütünün başındaki kişiyle görüşmesini önerdiler. Peki siz ne işe yarıyorsunuz? Halkın seçtiği temsilciler olarak sizin söyleyecek bir lafınız yok mu? Sizin adresiniz, bir terör örgütü liderinin bulunduğu yer midir?

DTP, terörle arasına bir türlü mesafe koyamadı. Parti toplantılarında terör örgütü liderinin posterlerini açmaya devam ettiler. Bugün aklı başında bir insan, artık DTP ile PKK arasında ciddi bir fark olduğunu söyleyebilecek durumda değildir. Maalesef büyük bir şansı kaçırdılar. Meclise girdikleri zaman çok yararlı bir görev yapabilecekleri umudunu taşıyorduk ama maalesef bunu yapamadılar. Hiçbir yerde PKK’nın bir terör örgütü olduğunu söyleyip onu kınayamadılar, araya mesafe koyamadılar.

Ayrıca şunu da söylemek isterim ki, Kürt kökenli vatandaşlarımızın PKK tarafından temsil edilmediği gerçeğini halka iyi anlatmamız gerekir. PKK bir terör örgütüdür ve şiddet yanlısıdır. Şiddet yanlısı teröristlerin dünyanın her yerinde küçük bir destekçi grubu olabilir. Ancak sayıları milyonlarla ölçülen ve terörle hiçbir alakası olmayan, terörü kınayan Kürt asıllı vatandaşlarımızı sanki onların emrinde ve onların talimatıyla hareket eden, onlara destek veren insanlar olarak göstermek, öncelikle Kürt asıllı vatandaşlarımıza kötülük yapmaktır. Buna hakkımız yoktur. Biz diyoruz ki, teröristlerle teröre hiç bulaşmamış Kürt kökenli sade vatandaşlarımızı ayırt edelim. Türkiye’nin herhangi bir yerinde, onlara karşı bir tepki gösterilirse çok haksızlık yapılmış olur. Bizim en büyük tehlikemiz budur.

Sunucu: Aslında DTP bu süreçte pek de yapıcı bir rol üstlenemedi. En azından sağ duyulu davranmadığını söyleyebiliriz. Gündemdeki başka bir konuya geçelim istiyorum. Akşam saatlerinde gelen bir habere göre Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy emekliliğine 6 ay kala sürpriz bir şekilde istifa etti. Kulislerde, Dışişleri Bakanı ile arasında geçen bir görüşme krizi istifasına gerekçe olarak gösteriliyor. Emekli bir büyükelçi olarak, bu size inandırıcı geldi mi? Tetikleyen başka nedenler olabilir mi?

Onur Öymen: Hayır, bana inandırıcı gelmedi. Makul değil. Çünkü bir Başbakanın ABD Başkanı ile görüşmesi haftalar önceden planlanır ve hazırlanır. Sayın Başbakan Washington’a gitmeden önce, ziyaretin bütün özellikleri, gündemi, kimin kiminle görüşeceği, hangi görüşmeye kimin katılacağı önceden belirlenmiştir. Son dakikada “Bu görüşmeye ben de katılayım” demek olmaz. Yani, ciddi devletlerde böyle olaylar yaşanmaz. Belki Sayın Dışişleri Bakanının sık sık gittiği bazı ülkelerde böyle durumlar olabilir ama ciddi devletlerde programlar önceden bellidir. Belki Amerika tarafı Dışişleri Bakanlarının toplantıya katılmasını istemiyordur. Belki de Sayın Başbakana çok özel mesajlar vermek istiyordur, belki sadece onun bileceği çok önemli bir şey söylemek istiyordur. Dünyada bunun örneği çoktur. Niçin illa Dışişleri Bakanları da toplantıya katılsın? Belki başka konular  konuşacaklardır. Bunu sağlayamadığı için bir büyükelçinizi nasıl suçlarsınız? Görevini yapmamış gibi onu nasıl kınarsınız?

Ben Sayın Nabi Şensoy’u çok iyi tanırım. Kendisi çok tecrübeli, bilgili ve başarılı bir diplomattır. Onun meslek kariyerinin sonunda böyle bir muameleye tabi tutulması çok üzücü olmuştur. Kendisi bunu hak etmemiştir. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, zaten yaş haddinden dolayı birkaç ay sonra emekli olacağını söylemek de çok yanlış olmuştur. Yani, sanki büyükelçimiz zaten son kullanma tarihini doldurmak üzere ve orada kalmasında bir yarar yokmuş gibi bir anlam çıkıyor. Bu çok yanlıştır. Dışişleri Bakanlığı’nın görevi, görevlerinin son günlerine kadar bütün büyükelçilerine sahip çıkmaktır. Hem burada yapılan açıklama, hem de oradan basına verilen bilgiler yanlıştır. Büyükelçi şerefli bir tavır sergilemiştir, üzerine düşeni yapmıştır ama ona yapılan muamele büyük bir haksızlık olmuştur. Diplomatlar devleti temsil ederler. Büyükelçiler devletin şeref ve haysiyetini temsil ederler.

Sayın Başbakan bir süre önce Berlin’de, halkın önünde o zamanki büyükelçimiz Mehmet Ali İrtemçelik’i küçük düşürücü sözler söylemişti. Yani, bütün dünya ülkeleri devletimizin temsilcilerine saygı gösterecek, sadece bizim Hükümet saygı göstermeyecek. Böyle bir şey olabilir mi? Maalesef bunlarda devlet anlayışı yoktur. İnsanlarımızda devlet adamlığı vasfı olmalıdır. Devletimizin temsilcilerine saygı göstermelisiniz. Siz istediğiniz makamda bulunun. İsterseniz Başbakan olun ama kendi devletinize ve o devletin temsilcilerine saygı göstermek zorundasınız. Böyle bir tavır sergilemek Dışişleri Bakanına yakışmamıştır. Orada büyükelçiye en fazla sahip çıkması gereken insan Dışişleri Bakanıdır. Basın haberlerinden öyle anlaşılıyor ki, bizzat Dışişleri Bakanı Sayın Büyükelçiyi incitici bir tavır sergilemiştir. Bu çok yanlıştır.

Sunucu: Nabi Şensoy’un istifası üzerine, Başbakanın Obama ile görüşmesinin hemen ardından, Başbakan daha o coğrafyadayken istifa etmemesi gerektiği tartışıldı. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Mecbur kalmasa istifa etmezdi. Ancak şunu da söyleyeyim ki, bir süreden beri Hükümetin Washington’a kendilerine, partilerine yakın birini tayin etme niyetinde olduğu söyleniyordu. İnşallah bu duyumlarımız yanlıştır. Şimdi göreceğiz bakalım; Sayın Nabi Şensoy’un yerine tarafsız, profesyonel, değerli bir diplomatımız mı gönderilecek, yoksa Sayın Başbakan ve Hükümete yakınlığıyla bilinen, belki de dışarıdan biri mi tayin edilecek.

Bir büyükelçiden beklenen görev, devletlerarası ilişkilerin geliştirilmesidir, yurt dışında partinin menfaatlerini savunması değildir. Böyle insanlar arıyorsanız bunları Dışişleri Bakanlığı’nda aramayın. Dışişleri Bakanlığı’nın bütün memurları devletin menfaatini korumak için yetiştirilmişlerdir. Hangi Hükümet gelirse gelsin. Dolayısıyla buna benzer tertipler peşindelerse ve bu amaçla o kadroyu boşaltmak için böyle suni bir bunalım yaratılmışsa, bu da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Washington Büyükelçiliğine kimin tayin edileceğini dikkatle takip edeceğiz.

Sunucu: Nabi Şensoy’un istifası ile Turgut Özal dönemindeki Dışişleri Bakanının istifasının benzerlik taşıdığını söyleyenler var. Siz bir benzerlik taşıdığını düşünüyor musunuz?

Onur Öymen: Bu ikisi ayrı olaylardır. Nabi Şensoy’un istifasında Sayın Başbakan ile Sayın Obama arasındaki görüşme, ikili bir görüşmedir. Bildiğimiz kadarıyla, Amerikan tarafından görüşmeye katılan başka bir yetkili yoktur. Özal dönemindeki istifa krizinde ise Amerikan Başkanı Bush’un yanında Dışişleri Bakanı da vardı. Görüşmede bizim Bakan yoktu. Benim hatırladığım kadarıyla Bakan Bozer o anda istifa etmek yoluna gitmedi ama basındaki tepkiler ve incitici yayınlardan sonra kendi şahsiyetini korumak için istifa etti.

Sunucu: İki olay arasında bir farklılık vardı, değil mi? Özal bu olayın ardından Sayın Dışişleri Bakanını ikna etmek için çok yoğun bir çaba sarf etmişti. Ancak Sayın Başbakana Amerika’da bu sorulduğunda “Hayırlısı olsun” açıklamasını yapmakla yetindi.

Onur Öymen: Başbakan sıradan bir olaymış gibi davrandı. Çok yanlış yapıyorlar. Türkiye’de siyaset adamından çok devlet adamına ihtiyaç vardır. Ülkeleri ayakta tutanlar devlet adamlarıdır. Devlet adamları da devlet adamı gibi hareket ederler. Maalesef bizdeki davranışlar Türkiye’ye yakışmayan davranışlardır. Türk Devleti siyasetçiler tarafından daha iyi temsil edilmeye layıktır.

Sunucu: Sayın Öymen, Nabi Şensoy’un büyükelçilik görevi süresince, Ermeni soykırımı yasasının Amerikan Kongresinden geçmemesine yönelik yoğun çalışmaları vardı. Şimdi yerine gelecek yeni bir isme kadar o çalışmalarda bir boşluk doğar mı? Çünkü Ermenistan’la imzalanan protokollerin Meclisten geçmesi için Obama’nın baskıları artıyor. Türkiye üzerinde  baskılar varken ve 24 Nisan yaklaşırken, bu istifa sizce süreci nasıl etkiler?

Onur Öymen: Elbette ister istemez bir boşluk doğacaktır. Çünkü bir büyükelçi hemen tayin edilemez. Önce bir isim tespit edilir, Cumhurbaşkanına kadar bütün devlet makamları bunu benimser, sonra agreman istenir. Çoğu zaman agremanın gelmesi bir aydan fazla sürer. Daha sonra bu kişi, Başkana itimatname mektubunu sunmak üzere oraya gider. Ancak bunun için randevu verilir ve uzunca bir süre beklenilir. Yani bir büyükelçinin fiilen göreve başlaması uzun bir zaman alır. Bu geçecek süre içinde oradaki değerli diplomatlarımız çalışmaları yürütürler. Fakat büyükelçinin eksikliği her zaman hissedilir.

Ancak öyle anlaşılıyor ki AKP İktidarı, bu işleri zaten danışmanları vasıtasıyla yürütmeyi tercih ediyor. Dış politikaya yeni bir üslup getirdiler. Dışişleri Bakanlığı’nı sık sık devre dışı bırakarak işleri kendi danışmanlarıyla yürütmeye çalışıyorlar. Bazen  bu danışmanların kendilerini güç durumda bıraktığı da oluyor. Biliyorsunuz bu danışmanlardan biri Amerika’da gazetecilerin önünde “Bizim Başbakanımızı delikten aşağı süpürmeyin, onu kullanın” demişti. İşte, danışmanlar bu kadar büyük gaflar yapabiliyorlar. Hükümete Allah kolaylık versin. Böyle danışmanlarla çalışmayı sürdürürse çok yanlış işler yapar.

Nabi Şensoy’un istifası Türk Dışişleri anlamında önemli bir kayıptır. Dışişleri Bakanlığı’nın ve oradaki bütün arkadaşlarımızın kendisine sahip çıkmasını tavsiye ediyoruz. Bu bir meslek yükümlülüğüdür. Hükümet böyle bir tavır koydu diye bir meslektaşınızı ortada bırakamazsınız. Bütün Bakanlık teşkilatının Sayın Nabi Şensoy’a içtenlikle sahip çıkacağına inanıyorum.

Sunucu: Sayın Öymen, yayınımıza katıldığınız ve gündeme ilişkin değerli tespitleriniz için çok teşekkür ediyoruz.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.