Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

NTV – Neden Programı, Türkiye-ABD İlişkileri Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
NTV’de “Neden” Programında yaptığı konuşma
8 Ocak 2008
Can Dündar: Merhaba, Neden’e hoş geldiniz. Bugün beyaz saray 12 yıl sonra ilk kez bir Türk cumhurbaşkanını ağırladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Başkan Bush’la görüşmesi sonuçlandı ve iki lider biraz önce birlikte açıklama yaptılar. Şimdi de Cumhurbaşkanı Gül Türk gazetecilerle buluşacak ve basın toplantısı yapacak, biz de bu toplantıyı canlı olarak yayınlayacağız. Ancak toplantıdan hemen önce ve sonra da kendi konuklarımızla bu konuşmayı değerlendireceğiz. Şimdi Washington’a bağlanıyoruz ve Cumhurbaşkanı Gül’ün basın toplantısını izliyoruz.
Can Dündar: Ayrıca bu gece stüdyomuzda 100. yılını kutlayan İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden öğrenci arkadaşlar var. Onlar da konuklarımıza sorular yöneltecekler, onlara da hoşgeldiniz diyorum. Sizler de arzu ederseniz internet aracılığıyla programımıza görüş ve sorularınızı iletebilirsiniz, adresimiz; neden@ntv.com.tr Hemen sayın Onur Öymen’le başlamak istiyorum. Bakın toplantısını sıcağı sıcağına izledik birlikte. İlk tepkiniz nedir? Siz bu geziden ne çıktığını düşünüyorsunuz?
Onur Öymen: Evet maalesef bu geziden elle tutulur bir sonuç çıkmadığı anlaşılıyor. Sayın Başkan Bush’un yaptığı konuşmada daha önce söylediklerine ilaveten yenilik diyebileceğimiz bir unsur yok. Pkk’yı ortak düşman sayıyoruz diyoruz, sayın Erdoğan’ın başbakanı ziyareti sırasında da aynı şeyi söylemişti. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini destekliyoruz diyor, bunu daha önce defalarca söylemişti. Demokrasiyle islamiyetin bir arada olabileceğini söylüyor. Aslında kendisinden önceki Başkan Clinton Türkiye’de laikliğini önemini vurgulamıştı ama Başkan Bush anlaşılan o kelimeyi pek sevmiyor. Din ve demokrasi bir arada yürüyor gibi bir değerlendirme yapıyor. Onun dışında söylediği bir şey yok. Sayın cumhurbaşkanımızın söylediklerine bakacak olursak da orada da öze ilişkin, Türkiye’nin beklentilerine ilişkin bu konuda halkımıza ışık tutacak bir mesaj yok, dünya meselelerini görüşme …..
Can Dündar: Neydi Türkiye’nin beklentileri Sayın Öymen?
Onur Öymen: Türkiye’nin beklentileri şu; birinci önceliğimiz şu sırada terörle mücadeledir. Sayın başbakanı ziyareti sırasında Başkan Bush ve Pkk ortak düşmandır dedi, bir. Size anlık istihbarat sağlayacağız operasyonda kullanabileceğiniz istihbarat sağlayacağız dedi, iki. Genelkurmay ikinci başkanları arasında bir işbirliği mekanizması kuracağız dedi, üç. Bu üçünü de biz çok önemli bir gelişme olarak nitelendirdik ve bunu da kamuoyuna açıkladık, genel başkanımız da açıkladı bunu. Fakat şimdi uygulamada bakıyoruz ki bazı sıkıntılar var. İç basına ve dış basına baktığımız zaman şunu görüyoruz; 1-hava operasyonlarıyla ilgili sıkıntı var. Çünkü Türkiye öyle anlaşılıyor ki bu operasyonların düzenli yapılabilmesi için bir protokol imzalanmış ve öneriyor, Barzani buna itiraz ediyor, o yüzden Amerika sıcak bakmıyor bu protokole. Şimdi biz beklerdik ki mesela işte bu konu çözüldü, en azından hava operasyonları konusunda bütün pürüzler giderildi, bir mutabakata varıldı bu yok. 2-yabancı basın diyor ki; Amerika diyor sadece hava operasyonları için izin verdi, İngiliz Financial Times’ın 27 Aralık tarihli nüshasına bakarsanız kapsamlı bir kara operasyonuna engel olmaya devam ediyor diyor, buna izin vermedi diyor. Şimdi biz dilerdik ki bu yalanlansın bu ziyaret sırasında, hayır. Türkiye’ye terörle mücadelede ihtiyacı olan neyse bu izin verilmiştir. Türkiye engellenmeyecektir, bu mesaj da yok.
Can Dündar: Türk hükümetinin böyle bir talebi oldu mu acaba?
Onur Öymen: Türkiye’nin böyle bir hükümetin talebi yoksa terörü toptan tasfiye etmek gibi bir niyeti de yok demektir. Çünkü bizim bildiğimiz kadarıyla geçmişte teröristlerle sadece hava operasyonuyla mücadele edip başarı sağlayan bir ülke yoktur. Amerika işte Afganistan’da Torabora dağlarını bombardıman etti, fakat sonra kara birlikleriyle teröristlerle mücadele etti. Tek başına hava operasyonuyla sonuçlanan benim bildiğim tek savaş Kosova savaşıdır. Orada da teröristlerle değil düzenli orduyla savaşıyorsunuz. Gittiniz Belgrad’ta efendim elektrik santrallerini bombaladınız, köprüleri yıktınız vs. filan karşı tarafı teslim olmak zorunda bıraktınız, bu terörle mücadele. Kara unsuru olmadan olmuyor. Şimdi bu açıklamalar çıkınca bu haberler yabancı basında Türk hükümetinin de bir tekzip biz işitmedik. Şimdi o bakımdan biz isterdik ki, beklerdik ki bu ziyaret sırasında kamuoyunu çok yakından ilgilendiren bu konuda elle tutulur bir şey söylensin, bir mesaj alalım. İkincisi, sayın cumhurbaşkanımız diyor ki; efendim şu terörle mücadeleyi bitirsek biz on misline çıkarız Kuzey Irak’a yardımımızı. Demek ki tek beklentisi bu. Peki, orada 3 milyona yakın Kerkük’te yaşayan Türk soyundan gelen insanların durumu ne olacak? Şimdi bakın ne Sayın Bush’un, ne sayın Erdoğan’ın Kerkük’le ilgili hiçbir cümlesi yok. Hâlbuki orada çok hayati bir dönemeçten geçiliyor, orada bir referandum yapılması söz konusu Irak anayasasına göre. 6 ay ertelendi ama o referandum olursa muhtemelen Kerkük kürt bölgesine girecek. 1000 yıllık bir Türk kenti kürt bölgesine girecek, bundan bahis yok. Şimdi buna benzer pek çok beklentilerimiz vardı.
Can Dündar: Bunlar karşılanmadı?
Onur Öymen: Bunlar karşılanmadı. Belli ki bu daha ziyade bir protokol ziyareti, karşılıklı güveni ortaya koymayı amaçlayan bir ziyaret oldu ama öze ilişkin elle tutulur bir sonuç ortaya çıkmadı.
Can Dündar: Peki izin verirsen diğer konuklarımızdan da bu değerlendirmeleri alayım, tekrar ayrıntılara girelim.
Onur Öymen: Tabi.
(…)
Can Dündar: Peki çok teşekkür ederim. Eğer ayrılmayacaksanız bu konuyu tam da sayın Öymen’e sormak istiyorum. Belki tekrar dönebiliriz. Burada siz bir çıkar birliği görüyor musunuz ve bu Amerika’nın şimdi sizde siyasi çözüm yönünde adımlar atın beklentisini bir Türkiye iç politikasına müdahale olarak mı görüyorsunuz?
Onur Öymen: Evet şimdi umumi laflar söylemek çok kolaydır. Terörle mücadelede sizi destekliyoruz, sizinle müttefikiz, dostuz, stratejik ortağız bunlar kulağa hoş gelen laflardır ama içeriği nedir? Şimdi 4 seneden beri Amerika Türkiye’nin Kuzey Irak’a terörle mücadele için sınır ötesi bir operasyon yapmasına engel oluyor. Acaba niçin oluyor? yani 4 seneden beri Amerika Türkiye’nin terörle mücadelesine karşı mıydı? Değildi ama kendi çıkarları öylesini gerektiriyordu. Şimdi niye kısmen bir tutum değişikliğine gitti. Çünkü gördü ki artık terörist saldırılar Türk halkını tam bir galeyana getirmiştir. Yani on binlerce insan Türkiye’nin bütün şehirlerinde sokağa döküldü ve Amerika gördü ki zaten Türkiye’de yüzde 8’e inmiş olan kamuoyundaki Amerikan desteği yüzde sıfıra inecek ve onun için ….
Can Dündar: Bundan dolayı mı bugünkü ilişki…
Onur Öymen: Başka ne olabilir? Yani 4 seneden beri yapmadığı bir işi şimdi niye yapsın? İkincisi yaptığı nedir? Şimdi biz böyle çok kolay sevinmeye alışmış bir milletiz. Yani küçücük bir olay olsa, birisi bizim yüzümüze gülse sizinle dostuz, sizinle müttefikiz, işte bravo Türkiye dese biz hemen memnun oluruz.
Can Dündar: Ama burada o kadar memnun olacak bir şey yok diyorsunuz.
Onur Öymen: O kadar memnun olacak bir şey yok. Bakınız bu hava operasyonları çok büyük bir başarıdır Türk silahlı kuvvetleri’nin, Türk hava kuvvetleri’nin büyük başarısıdır, bunu kabul etmek lazım. Dünyada bunu yapabilecek 5–6 ülke ya vardır ya yoktur ama sonucuna bakın. Yani bu operasyonun sonunda mesela Pkk çözüldü, yüzlercesi dağdan indi, teslim oldu gibi bir durum olsa o zaman diyeceğiz ki işte demek ki yöntemi buymuş ama tam tersine şimdi bunlar intikam almak için şehirlerde bombalar patlatıyor, çocuklar dahil çok sayıda insanın ölümüne yol açan eylemler ….
Can Dündar: O zaman ne olacak?
Onur Öymen: O zaman demek ki sadece hava operasyonuyla bu işi bitiremeyeceğiz. Peki, daha fazlasını yapmamıza acaba Amerika mı engel oluyor, biz kendiliğimizden mi istemiyoruz? Başbakan diyor ki; biz diyor silahlı kuvvetlere yetki verdik. Yani silahlı kuvvetler istemediği için mi kapsamlı bir kara operasyonu yapmıyor?
Can Dündar: İzin verirseniz Ünsal Ünlü hazır NTV muhabiri. Basın toplantısını izledi, bu konuyu direk Ünsal’a soralım, bu konu ne derece gündeme geldi basın toplantısında? Ünsal Ünlü merhabalar. Biz tam Gül’ün Bush’la Pkk konusunda ne gibi bir işbirliği içinde olmaya hazırlandığını Türkiye ile Amerika arasında nasıl bir işbirliğinin temellerinin atıldığını konuşuyorduk. Bu yönde sende yeni haberler var mı?
Ünsal Ünlü: Evet Can aslında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün buradaki en net ifadesi Bush’ta hiçbir tereddüt görmedim, operasyonlar aynı kararlılıkla, bu çalışma teröre karşı mücadele aynı kararlılıkla devam edecek. Yani şu ana kadar yapılan çalışmalar yeterli, bundan sonra hiçbir şey yapılmasın gibi bir şey söylenmedi, bu konudaki kararlılık aynı şekilde devam ediyor ifadesi var: Bir önemli değerlendirme de şu anda konuşmakta olduğunuz konuya ilişkin aslında ….
Can Dündar: Evet zannediyorum kesinti oldu, tam şu anda konuşmakta olduğumuz konuya devam ediyoruz biz. Tekrar bağlandığında yeniden Ünsal Ünlü’ye döneceğiz. Sizinle devam edelim.
Onur Öymen: Şimdi elle tutulur konular neler? Birincisi, terörü gerçekten tasfiye edecek kapsamlı bir operasyon, ikincisi şu anda Kuzey Irak’ta bulunan ve PKK’nın kontrolünde olan 11 bin 500 Türk vatandaşının bulunduğu mahmur kampının dağıtılması. Şimdi bunu yapmadığınız taktirde burası bir terörist deposu olarak kullanılıyor. Bu kampı dağıtıp oradakileri Türkiye’ye getireceksiniz.
Can Dündar: Bugün basına yansıyan bu eve dönüş yasası, içeride reform hazırlıkları, Amerika’nın bu yönde talepleri olduğu konusundaki haberleri siz nasıl karşılıyorsunuz?
Onur Öymen: Şimdi bunlar gerçekten en olmayacak şeylerdir. Şunun için; dünyada af çıkararak terörü halletmiş ülke yok. İspanya bunu denedi, Franco’nun ölümünden sonra. 4 yılda terörizm on misline çıktı. Son defa Başbakan Zapatero teröristlerle görüşebilirim gibi laflar etti, o sırada Barahas havaalanında bombaları patlattı Eta, çıktı halktan özür diledi. Çok yanlış şey söylemişim, kesinlikle görüşmeyeceğiz dedi.
Can Dündar: Sizce Amerika’nın bu yönde bir talebi var mı?
Onur Öymen: Şimdi Amerika’nın öteden beri siyasi çözüm talebi var. Siyasi çözüm ne demektir? Yani bir terör örgütüyle askeri mücadele yapmazsınız, siyasi çözüm ararsınız bu ne demektir? Yani görüşün, uzlaşın demektir. Başka nasıl anlarsınız? Niçin özel temsilciler atandı? Başbakan diyor ki; bizi boşuna oyaladılar 14 ay. Ne yaptı özel temsilciler? Türkiye’nin mesajlarını Barzani aracılığıyla PKK’ya ulaştırdılar.
(…)
Can Dündar: Evet Washington bağlantımızda Bush-Gül görüşmesinin perde arkasına ilişkin önemli bilgiler aldık arkadaşlarımızdan, şimdi stüdyoya dönüyoruz tekrar sayın Onur Öymen’e. Oldukça iyimser mesajlar verdi oradaki arkadaşlar. Türkiye’nin lehine, Türk-Amerikan ilişkilerinin sağlıklı geliştiği yönünde bilgiler verdiler. Siz bakınca hem basın toplantısın sonuçlarına, hem bu yorumlara ne diyorsunuz?
Onur Öymen: Yani açıkçasını söylemek gerekirse şu soruyu kendi kendime sormak istiyorum; acaba bu arkadaşlar orada bu izlenimleri edindikleri için mi bu kadar ılımlı mesajlar verdiler? Yoksa bu kadar olumlu mesajlar verecekleri için mi sayın cumhurbaşkanının uçağına davet edilerek götürüldüler, burasını tam bilemiyorum ama objektif olarak değerlendirmek gerekirse zannediyorum ki şunu söylemek lazım; 1-eğer sayı Gül bu ziyaretten ne kazandı sorusuna cevap veriyorsak; yani Amerikalılar daha önce işte kırgındılar, bazı sıkıntıları vardı, sayın Gül’ün bazı tutumlarından, 1 Mart tezkeresine yeterince sahip çıkmasından rahatsızlardı şimdi düzeldi, ne kadar güzel. Demek ki sayın Gül bir prestij kazandı. Yani Türkiye’nin beklentisi cumhurbaşkanı ziyaretinden bu idi ise mesele yok ama Türkiye’nin menfaatleri açısından baktığımız zaman bir cumhurbaşkanı ziyaretinden ne bekliyorduk? Şimdi uluslararası ilişkiler böyle …..
Can Dündar: Ne bekliyorduk Onur bey?
Onur Öymen: Ne bekliyorduk, demin anlattım yani.
Can Dündar: Yani şunu sorayım size; bir cumhurbaşkanının yeni göreve gelince oraya gitmesi adetten midir en azından ilke olarak.
Onur Öymen: Adetten, şimdi bakınız …..
Ergun Babahan: Adetten, şimdi bakınız şöyle…
Can Dündar: Yani bu bir protokol gezisi miydi, aslında fazla şey mi bekledik?
Onur Öymen: Şimdi protokol gezisi bile, değildi bence protokol yönü ön plana çıkan bir gezi ama şimdi bu gibi üst düzey ziyaretlerin içeriği kadar zamanlaması önemlidir. Şimdi iki ay önce başbakanınız gitmiş, iki ay sonra cumhurbaşkanı gidiyor acaba niçin? Yani başbakanın vermediği mesajı mı vereceksiniz, başbakanın alamadığı bir sonucu mu alacaksınız? Yoksa sırf nezaket olsun diye mi gidiyorsunuz? Uluslararası ilişkilerde artık böyle sırf nezaket ziyareti filan yok, uluslararası alanda hiçbir sorun olmaz, devletler birbirine nezaket ziyareti yaparlar. Çok hayati konularımız var bizim. Bunları çözmek için gider devlet başkanları, başbakanları.
Can Dündar: Peki 12 yıl gidilmemesi sorun olmadığının göstergesi mi o zaman?
Onur Öymen: Evet şimdi bu önemli bir şey, yani cumhurbaşkanı düzeyinde ziyaret yapmak çok önemli ama bunun iyi bir hazırlığı olur, zamanlaması iyi tespit edilir. Bakın şimdi bir taraftan Türkiye açısından baktığımız zaman iki ay önce başbakanınız gitmiş, şimdi başbakana nazaran sayın Gül’ün belli ki alabildiği ilave bir sonuç yok. O zaman niçin bu ziyaret yaptık? Yani kişisel durumunu kuvvetlendirmek, Amerika beni destekliyor demek için mi, yoksa başka hedeflerimiz mi vardı? İkincisi de Amerika’da bu yıl Başkan Bush’un son yılı, yani istese de Amerika’yı uzun vadede bağlayıcı kararlar alamaz. O bakımdan günlük işleri yürütür başkanlar son günlerinde, uluslararası bir olay bir savaş filan olmadıkça.
Can Dündar: Siz bunu daha kişisel siyaset arayışıyla eşleştiriyorsunuz.
Onur Öymen: Yani öyle görülüyor. Çünkü aksi taktirde şu olurdu; yani Amerika sizinle şu konuda ilave bir işbirliği yapmaya hazır ama bunun için cumhurbaşkanınızın gelmesi yararlı olur, bu vesile olur ve Başkan Bush size özel mesajlar verecek ve bu ilişkilerimize yeni bir boyut kazandıracak. Şimdi böyle bir durum olsa bu anlayışla karşılanır. Şimdi duruma bakın; Türkiye kan ağlıyor, Türkiye kan ağlıyor, şehirlerde yalnız patlamalar olup terör kol gezmiyor aynı zamanda işte bir takım bomba yüklü araçlar yakalanıyor, yakalanmasa daha büyük felaketler olacak. Şimdi böyle bir durum niçin oluyor? Çünkü Kuzey Irak’ta üstlenen bir terör örgütü olduğu için oluyor. Kuzey Irak’ta kimin gücü var, Amerika’nın gücü var. Şimdi o Amerika 4 seneden beri bu terör örgütünü bertaraf etmek için bir adım atmadı. Maalesef Amerika bizim dostumuz, müttefikimiz, Amerika’nın düşmanı hiçbir zaman değiliz ama Amerika’dan daha büyük bir destek beklemeye hakkımız var. Başkan Bush kendisi demedi mi 11 Eylül saldırılarından sonra, bütün dünya devletlerine dedi ki; ya bizden yanasınız, ya terörden yanasınız. Bizim dedi gri sahamız yoktur. Şimdi Kuzey Irak’ta Amerika 4 yılı aşkın zamandan beri gri sahada, bu yanlış.
Can Dündar: Peki bu gezinin asıl amacı daha çok Ortadoğu gezisi öncesi bir şey olabilir mi? Yani oraya bir zamanlama yapılmış olabilir mi?
Onur Öymen: Şimdi oraya bakarsak şimdi orada da sıkıntımız şuradan kaynaklanıyor; bizim itirazlarımıza rağmen hükümet maalesef Hamas’ın siyasi liderlerini Türkiye’ye davet etti. Bu İsrail’de de Amerika’da da çok ciddi tepkiler yarattı. Biz geçen Nisan ayında Amerika’ya gittik, bütün görüştüğümüz sivil toplum örgütleri, Yahudi kuruluşları filan inanılmayacak tepki gösterdiler. Hatta şimdiye kadar ermeni soykırımı tasarısı konusunda bizi destekleyen bir kuruluş bizim aleyhimize tavır takındı. Lantos gibi hep bizi desteklemiş çok önemli bir siyasetçi bizim aleyhimize oy kullandı. Niçin? Tek sebebi var, Türkiye Hamas’ı davet etti ve bizzat sayın Gül Hamas liderini Akp binasında kabul etti diye. Bize yani gerçekten çok büyük kırgınlıklarını dile getirdiler. Şimdi bu defa bakıyoruz oradaki gazeteci arkadaşlarımız da bundan hemen hemen hiç bahsetmiyorlar. Türkiye’den başka Hamas’la görüşen bir batı ülkesi var mı, bir Nato ülkesi var mı, yok. O zaman demek ki işin sıkıntılı taraflarından biri de budur. Şimdi bu laiklik vs. din ve demokrasi bağlantısı konusuna gelince. Şimdi size müsaadenizle çok kısa bir şey anlatayım. Ben bir kaç ay önce bir süre önce Almanya’da bir uluslararası toplantıya katıldım, orada çok üst düzey bir Amerikalı askeri yetkili aynen şunu söyledi ve duvarda yansıları filan da göstererek, yani o aklına gelen bir fikir değil. Söylediği açıkça şu; bu dünyada diyor 1 milyar 300 milyon Müslüman yaşıyor. Bunlardan yüzde 1’i şiddet yanlısı, terör yanlısı olsa bizim diyor dünyada 13 milyon düşmanımız var. Bu düşmanlarla biz nasıl baş edeceğiz? Bir tek yolu var diyor; ılımlı İslam ülkelerini kullanacağız diyor bunlara karşın. Kimdir diyor ılımlı İslam ülkesi, Türkiye’dir diyor, birinci sırada Türkiye gelir diyor. Bunu açıkça söylüyor. Yani sizi sürekli olarak böyle radikal islama karşı bir kalkan gibi, bir kılıç gibi kullanmak istiyorlar. Sık sık Başkan Bush’un, Condoleezza Rice’ın Türkiye’den bir ılımlı İslam ülkesi diye bahsetmesinin altında bu düşünce yatıyor.
Can Dündar: Siz bugünkü açıklamayı da buna yoruyorsunuz.
Onur Öymen: Başka nasıl olabilir? Yani yayık bir ülkeye din faktörünü ön plana çıkararak hitap ederseniz, öyle tanımlarsanız, bunu başka nasıl izah edeceksiniz? Amerika’nın menfaati radikal İslamla mücadele edecek kendine yakın halkı Müslüman ülkeleri kazanmak istiyor. Türkiye’yi bu gözle görüyor, yoksa bu ülke laiklik sayesinde demokrasiye ulaşmıştır, din ve devlet işlerini birbirinden ayırarak ulaşmıştır demiyor. Bakın Amerika da böyle yapmış. Amerika başlangıçta Thomas Jefferson’un ilk cumhurbaşkanlığında diyor ki; biz din ile devlet işleri arasında duvar ördük diyor. Amerika’nın anayasasının özü bu. Başkan Bush ne diyor, bir demeci var; bence diyor din ve devlet işlerini birbirinden ayırt etmek isteyenler benim hasmımdır diyor, cumhurbaşkanı adayıyken verdiği bir demeç de ben bunu gördüm ve bir tek demecine rastlayamadım laiklikten bahseden. Yani laikliği öven bir tek demecine Bush’un rastlayamadım.
Can Dündar: Peki, araştırma yaptığınız galiba.
Onur Öymen: Yaptım, internette de araştırdım, başka kaynaklarda varsa da ben bulamadım. Ama Clinton’ın var. Clinton Türkiye’deki laik rejimi öven konuşmalar yapmış, Türkiye’ye geldiğinde de söylüyor, Atatürk’ün laik devlet düşüncesini övüyor. Şimdi bütün bunları bir arada değerlendirmemiz lazım. Yani Amerika Türkiye için çok önemli bir devlet. Çok büyük bir müttefikimiz, bölgede ağırlığı olan, önemi olan bir ülkedir. Yani Amerika’ya düşmanlık yaparak Türkiye daha çok avantaj sağlar demek akılsızlık olur ama Amerika’yla ilişkilerimizde karşılıklı menfaatleri gözetmek lazım. Bakın hiçbir arkadaşımız Türk-Amerikan ekonomik ilişkilerinden bahsetmedi. Şimdi Türkiye’de dış ticaret hızlı artıyor, ithalat, ihraca. İthalat çok daha fazla artıyor, Türk-Amerikan ticari ilişkilerine bakın, ticari ilişkilerimiz geriliyor. Yani en azından artmıyor küçük bir gerileme var. Yatırımlara bakıyorsunuz Amerika çok geri sıralarda. En çok Amerika’nın yatırım yaptığı yıl işte 600 milyon dolar, 500 milyon dolar filan.
Can Dündar: Sayın Sönmezoğlu’na soracağım.
Onur Öymen: Demek ki burada çok üzerinde durmamız gereken konular var, eksiklikler var ve bunları gündeme getirmemiz gerekiyor böyle bir ziyaret vesilesiyle.
Can Dündar: Bu arada çok yeni görüntüler geldi, sayın Gül’ün eşi Hayrunnisa Gül’ün Amerika’nın first lady’si bayan Bush’la buluştuğu ve birlikte çay içtiklerine dair görüntüler var, o fotoğraflar elimize ulaştı. Bugün eşleri görüşmedeyken zannediyorum iki first lady de baş başa görüştüler, bu da onun fotoğrafları. Bu konuda bir şey söylemek ister misiniz sayın Öymen?
Onur Öymen: Evet hayret ediyorum nasıl oluyor da Amerikan başkanlarının eşleri başlarını örtmüyorlar. Çünkü İncil’e bakarsanız St. Paul’ün Korintos’lulara hitabı bölümünde 3 ayrı yerde kadınlar mutlaka başlarını örtmeliler diyor. Bunların dinden imandan pek haberi yok anlaşılan.
(…)
Can Dündar: Gül bahçesi derken Abdullah Gül’ü kastetmiyor.
Onur Öymen: Evet Abdullah Gül, biraz dikenli gül bahçesi içinde bulduk. Şimdi uluslararası ilişkilerin altın kurallarından biri şu; İngiliz Başbakanı Lord Palmertson söylemiş 19. yüzyıl ortalarında. İngiltere’nin diyor ebedi dost ve düşmanları yoktur, değişmez menfaatleri vardır diyor. Şimdi bütün bu ilişkileri, Ortadoğu’da olup bitenleri Türk-Amerikan ilişkilerini, İran’ı, arkadaşlarımızın sorduğu gibi Rusya’yı hepsini değerlendirirken menfaat esasına bakacaksınız. Bu işlerde Amerika’nın menfaati ne, Türkiye’nin menfaati ne, bölge ülkelerinin menfaati ne? Amerika’nın menfaati çok açık, Amerika niçin Irak’ta bulunuyor şu anda? Efendim nükleer, biyolojik, kimyasal silahlar var diyorlardı hiçbirinin olmadığı anlaşıldı. Bunu uluslararası atom enerjisi de söylüyordu, Birleşmiş Milletler de söylüyordu. Ona rağmen var diye gittiler, niçin? Çünkü Irak’ta petrol var ve Amerika giderek Ortadoğu petrollerine bağımlı hale geliyor, kendi petrol rezervleri tükeniyor, bölgedeki petrole ihtiyacı var ve bu petrolün kendisine hasım rejimlerin elinde olmasını istemiyor, bu kadar açık. Niye Kuzey Irak’la bu kadar ilgileniyor? Çünkü Irak petrolünün yüzde 40’ı Kuzey Irak’ta, Kerkük bölgesinde. Şimdi petrol boyutunu düşünmeden zaten bu olayları anlamamıza imkan yok. Ortadoğu’ya gelince, Ortadoğu’da İsrail’in politikası ile Amerika’nın politikası örtüşüyor. Amerika’daki İsrail lobisi çok güçlü olduğu için Amerikan politikasını da etkiliyor. O bakımdan diğer arap ülkeleriyle İsrail arasında uyum sağlamak kolay olmuyor. Hele böyle Hamas gibi faktörler ortaya çıktığı zaman iş büsbütün güçleşiyor. Yani siz Filistin’de kendinize yakın Mahmud Abbas gibi bir lider bulsanız bile Hamas örgütü sizin yapacağınız anlaşmanın uygulanmasına izin vermiyor, sıkıntılar bunlar. Şimdi Türkiye devreye nerede giriyor? Türkiye’nin menfaati ne? Türkiye bölgenin barış içinde yaşamasını istiyor. Bütün ülkelerle iyi ilişki kurmak istiyor ama bu bölgeden kendisine yönelik terör olmasın istiyor. Bunu önlemek istiyor. Türkiye’nin hiçbir yayılmacı emeli yok, kimsenin petrolünde gözü yok, toprağında gözü yok. Atatürk’ten beri Türkiye bu politikayı izliyor ama terörü bertaraf etmek istiyor. Bu terörün bulunduğu ülkelerdeki yerel hükümetler, yerel yöneticiler ve orada Amerika gibi güç bulunduran devletler kendilerine özgü nedenlerle Türkiye’nin bu terörü tamamen tasfiye etmesi doğrultusunda adımlar atmıyorlarsa bu düşündürücüdür.
Can Dündar: Bir soru daha alacağız.
Onur Öymen: Yani niçin Türkiye’nin terörü tamamen tasfiye etmesine imkan vermiyorlar?
Can Dündar: Onur Demir’den bir soru alacağız, buyurun.
Onur Demir: Teşekkürler. Benim sorum yine sayın Öymen’e olacak. ABD-Türkiye ilişkilerinde ilişkiler çıkmaza girdiği zaman genellikle Amerikalı bir üst düzey yetkili çıkıp Türkiye ile ilişkilerimizde çok fazla büyük bir problem yok, işte paylaşım içerisindeyiz, Pkk ile mücadelede işbirliği içerisindeyiz diyor. Peki, son zamanlarda da anlık istihbarat denildi, bir takım hedefler vuruldu Kuzey Irak’ta. Peki bu işbirliğinin ne kadar süreceğini tahmin ediyoruz veya Kuzey Irak’ta bir çıkar çatışması olması durumunda Amerika ile, ki öyle görünüyor. Bu zamanda hükümet kendi askeri programını uygulayabilme serbestliğine sahip olabilir mi?
Onur Öymen: Evet şimdi bu soruyu daha doğrusu sorulması gereken soruları çok iyi sormanız lazım. Basını filan okuduğunuz zaman bazı sorulara hiç rastlayamazsınız. Mesela soru şu; diyoruz ki biz işte Amerika’nın nokta operasyon sayesinde hava operasyonları yaptık, bütün önemli hedefleri tahrip ettik. 200’e yakın teröristi de bertaraf ettik. Kaç terörist vardı orada, 3.500 resmi rakamlara göre. 3.300’ü nereye gitti? Yani orada oturup hedef olarak bekliyorlar mı yeni bir taarruzu, yoksa civardaki köylere, kasabalara, şehirlere mi gittiler? Peki, bunlardan hiç yakalanıp Türkiye’yi iade edilen oldu mu, olmadı. Yaralanıp oradaki hastanelere götürülenler var. Bunlardan yakalanıp, tedavi edilip Türkiye’ye gönderilen oldu mu, olmadı. İşte demin söyledim 11.500 vatandaşımızın bulunduğu Mahmur kampı var, dağda değil ovada. Niçin onu tasfiye edemiyorlar? Yani bu soruları sormadığınız zaman tabi her şey güllük gülistanlık, dikensiz gül bahçesi.
Can Dündar: Soranlar da var ama haksızlık etmeyelim.
Onur Öymen: İşte soranlar var ama bu sorduğum soruları siz basında eğer okuduysanız demek ki benim okumadığım yazarları okuyorsunuz.
(…)
Can Dündar: Çok teşekkür ederim. Sayın Öymen çok kısaca rica edeceğim.
Onur Öymen: Çok kısaca söyleyeyim.
Can Dündar: Aslında Fehmi Koru’ya sorduğum soruyu size yöneltsem. Bir aks değişikliği, bir yörünge değişikliği bekliyor musunuz 2008’de, bu görüşmeden sonra özellikle.
Onur Öymen: Şimdi biraz gelişmelere bağlı aslında. Bizim gördüğümüz kadarıyla meseleyi iki boyutuyla görmek lazım. Bir tanesi bu terörle mücadele ederken bunun dış boyutuna bakmak lazım. Şunu unutmayın ki Türkiye’nin Kıbrıs harekâtına kadar Türkiye’ye yönelik bir örgütlü uluslararası terörizm hiç yok. Kıbrıs harekâtından hemen sonra başlıyor, önce ermeni terörü sonra Pkk terörü. Şunu unutmayın ki Pkk terör örgütünün lideri bir komşu ülkenin, bir Ab ülkesinin büyükelçiliğinde Kenya’da yakalanıyor ve cebinde de AB’ye giren Kıbrıs Rumlarının pasaportu var. Şimdi bunları unutmamak lazım. Yani bu dış boyutunu düşünmeden terörle mücadele zor. İkincisi, bizim yapmamız gereken şeyler içeride, o da şu; bölge halkını kazanacaksınız, teröristlerle oradaki kürt asıllı vatandaşların arasında fark olduğunu söyleyeceksiniz.
Can Dündar: Ben dış politika açısından bir aks değişikliği, yani Avrupa Birliği projesi yerine Amerika Birleşik Devletleri ile daha yakın bir Ortadoğu?
Onur Öymen: Bunu zannetmiyorum, hayır bunu zannetmiyorum. Yani Avrupa Birliği konusunda da Amerika’nın daha önce Schröder’ın başbakanlığı sırasında Almanya’ya yaptığı gibi şimdi kendisiyle yakın ilişkiler kuran Sarkozy’yi ikna etmekte bize yardımı olabilir. Ama bütün bunları gerçekçi olmak gerekirse dönemini bitirmekte olan Bush yönetiminden beklemek fazla olur. Ama içeriyle ilgili bir son cümle söyleyeyim müsaade ederseniz. Bu GAP projesini tamamlamak gibi, efendim bölgeye yatırımlar götürmek gibi bölgedeki insanları işsizlikten kurtaracaksınız, devlete bağlı hale getireceksiniz ve terörü zeminsiz bırakacaksınız. Kuzey Irak’taki insanlara yine burs vereceksiniz, radyo yayınları filan yoluyla o insanları kazanacaksınız. Yani Türkiye’nin çıkış yolu bence bir taraftan terörle kararlı mücadele, bir taraftan da Türkiye’de ve bölgedeki insanları kazanma olmalıdır.
Can Dündar: Sayın Öymen çok teşekkür ederim.
Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.
Can Dündar: Sayın Sönmezoğlu çok teşekkür ederim programımıza katıldığınız için. Arkadaşlara da teşekkür ediyorum. Aslında bir tamir ve tadilat gezisi olduğu sonucu çıktı Abdullah Gül’ün Washington gezisinin. Evet çok fazla beklentiler içinde olmak için erken belki. Amerikan yönetimi son dönemlerini yaşıyor. Bir yandan halen önemli sorunlar duruyor ama önemli de bir adım atıldı, Türk-Amerikan ilişkilerinde bir yumuşama alametidir sonucunu çıkarmak mümkün ama elbette biraz önce söylendiği gibi artık paktlar yok, öyle NATO birlikteliği yok, Türkiye’nin her aşamada B planlarının hazır olması gerektiği de burada dile getirildi. Böylece yeni yılın ilk programında Türk-Amerikan ilişkilerini bir kez daha masaya yatırmış olduk. Bu gece programımızın tekrarı var, Cumartesi sabah yeniden yayınlanıyor, ayrıca buradaki bütün görüşmelerin, deşifrelerini yarın sabahtan itibaren internet sitemizde yazılı olarak bulabileceksiniz. Haftaya bir başka Neden’de buluşmak üzere programı birlikte hazırladığım arkadaşlarımla birlikte hepinize iyi geceler diliyorum, hoşçakalın.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.