Kanal B – Sınırötesi Operasyon Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Kanal B’ye verdiği mülakat
28 Şubat 2008

Sunucu: Bu gece TSK’nın Kuzey Irak’ta giriştiği kara harekâtını konuşacağız. Halen binlerce Türk askeri Türkiye Irak sınırındaki dağlarda çetin kış şartları altında teröristleri kovalamakta ve yakaladığı anda etkisiz hale getirmektedir. Bugün itibariyle bu harekâtta 24 kahraman evladımız şehit oldu. Vatanın bütünlüğü, ulusun birliği ve dirliği uğruna can veren şehitlerimizi minnet ve şükran anıyor tanrıdan gani rahmet diliyoruz. Bugün itibariyle Genelkurmayımızın açıklamalarına göre 237 terörist etkisiz hale getirildi. Terör örgütünün inleri, cephanelikleri havdan ve karadan vuruldu. Acaba ABD’nin Kuzey Irak’taki bu harekât dolayısıyla verdiği destek yeterli midir? Bugün başta Başkan Bush olmak üzere halen yurdumuzu ziyaret etmekte olan ABD Savunma bakanı Robert Gates ve Başkan Bush iki enteresan açıklama yaptılar. Robert Gates’in Anakara ziyaretinde ABD’nin kara operasyonunun kısa sürmesini istediğini söylediğini haberlerde duymuşunuzdur. Genelkurmay Başkanının buna cevabı oluyor. Kısa süre izafi bir kavramdır. Bazen bir gün bazen de 1 senedir. Biz 24 senedir terörle mücadele ediyoruz. Mücadelemiz devam edecek. Başkan Bush’un da sözleri şöyle, PKK’nın ortak bir düşman olduğunu ifade ediyor ancak TSK’nın kısa sürede operasyonu tamamlamasını istiyor. Türk ordusu bu çetin kış şartlarında PKK’yı ininde bastırmak üzere ve muhtemelen ABD’yle varılan bir mutabakat çerçevesinde K. Irak’ta bir hareket yapıyor. Şimdi işini çabuk bitir deniliyor. Ancak hedeflere daha ulaşılmadığını Genelkurmayın açıklamalından biliyoruz. Siz bu yapılan açıklamaları ve verilen cevapları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Bunlara en iyi cevabı yine Başkan Bush’un daha önceki bir sözünü hatırlatarak verebiliriz. 11 Eylül saldırılarından sonra Başkan Bush demişti ki, “dünyanın neresinde olursa olsun bütün terörist örgütleri sonuna kadar tasfiye edinceye kadar mücadeleye devam edeceğiz.” Bu bir. İkinci söylediği de şuydu, “bizim terörle mücadelede gri sahamız yoktur. Ya bizden yanasınız ya da teröristlerden yanasınız.” Zannediyorum ki bu cevapları vermemiz yeterli olacaktır.

Amerika’nın Irak’a müdahalesinden sonra yaklaşık 4 yıl Amerika kesinlikle Türkiye’nin oradaki PKK üstlerine, PKK teröristlerine müdahale etmesini istemedi. Türkiye’yi böyle bir müdahaleden caydırmak için her türlü yolu denediler. Efendim işte özel temsilci atayalım onlar bir çare arasın. Askeri iyi akıl değildir. Bunlar hep onların sözleridir. Niçin acaba? Niçin Türkiye’nin askeri müdahalesini istemediler? Bunun izahı şu olabilir di, doğrusu da oydu, Türklerin askeri müdahalesine gerçekten gerek yoktu eğer Irak Hükümeti kendi topraklarını teröristlerden temizleyebilseydi. Ülkenin başka yerlerinde Irak birliklerini teröre karşı nasıl kullanıyor idiyse Kuzey Irak’ta da kullanabilirdi ve Irak birlikleriyle bu teröristleri tasfiye etmeye çalışabilirdi. Bunu yapmadılar. İki, bunu yapmıyorsunuz kendiniz yapabilirdiniz. Irak’ta 150 bin civarında Amerikan askeri var. Amerikan birlikleri bunu yapabilirdi onu da yapmıyor. Üçüncü seçenek Türkiye’nin müdahalesi kalıyordu ona da engel olmaya çalıştılar. O kadar ki, Hükümet Meclisten iki kere yetki aldı. Bu yetkilerin icabı olan Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon yapılamadı ve basına da intikal etti ki, Amerika buna engel oldu onun için yapamadı diye. Peki, son zamanlarda Amerika tutumunu niye değiştirdi? Sürekli karşı çıkıyordu. Bir kere niye karşı çıkıyordu? Biz bunu çok sorduk Amerikalılara ve tatmin edici bir cevap da alamadık o dönemde. İşte Türk kamuoyu şimdiye kadar olmadık şekilde ve ölçüde Amerika’ya karşı bir tutum içine girdi. Bu sizin de lehinize değil. Niçin buna karşı çıkıyorsunuz? Bir şey söyleyemiyorlar. “Efendim oranın istikrarı bozulmasın. Irak’ta tek istikrarlı yer orasıdır” filan yani tatmin edici bir izahat veremediler. Peki, niye tutum değiştirdi Amerika? Öyle anlaşılıyor ki, bu son saldırlardan sonra Eylül ve Ekim aylarında bunun boyutunun çok yükseldiğini, artık onların da isteseler bile Türkiye’nin operasyonuna mani olamayacaklarını ve herhalde Türk halkının çok büyük bir tepki içine girdiklerini gördüler. 10 binlerce 100 binlerce vatandaşlarımız şehirlerimizde bu olaylar karşısında büyük bir öfke seli halinde Hükümeti harekete geçmeye çağırdı. Hükümette biraz bunun etkisiyle Meclisten yetki istedi ve Amerika’da tutumunu değiştirdi ve dedi ki, “PKK bizim de düşmanımızdır.” İkincisi, “size anlık istihbarat vereceğiz.” Üç, “Genelkurmay ikinci başkanları arasında görüşme sağlayacağız.” Bunlar güzel. Biz de bunları olumlu karşıladık. Fakat şu soru var: PKK sizin de düşmanınızsa niye siz de çarpışmıyorsunuz? Mademki, düşmanınız düşmanla çarpışılır değil mi? Amerika dünyada herkesle çarpışıyor da PKK’ya gelince mi çarpışmaktan vazgeçiyor? Nedir gerekçesi? Bu gerekçe ortada yok ve bunu anlamamız da çok zordur. Vaktiyle Bismarck söylemişti böyle bir laf. Osmanlı İmparatorluğunun bütün Balkan toprakları Pomeranyalı bir askerin kaval kemiğine deymez demişti. Acaba böyle mi düşünüyorlar? Bir tek askerimizi bile Türkiye’ye yönelik terörizmi bertaraf etmek için feda edemeyiz diye mi düşündüler? Başka sebepleri mi vardı? Bölgenin bir petrol bölgesi olduğunu mu düşündüler? Irak’tan birliklerini çekerlerse Kuzey Irak’a birkaç tane tugay bırakırız diye mi düşündüler? Kuzey Irak’tan İran’a yönelik PKK’nın ikiz kardeşi gibi PEJAK denilen başka bir terör örgütü var. Onun o bölgede İran’a yönelik operasyonları olduğunu mu düşündüler? Bu gerekçelerin hangisi veya herhangi birisi doğruysa bile işi değiştirmiyor. Amerika bir müttefik ülkenin kendini teröre karşı müdafaa etmesini uzun süre engellemiştir. Bu bir tarihi gerçek olarak önümüzde. Şimdi işte söylediğimiz gerekçelerle 5 Kasım tarihinden sonra tutumunu değiştirdi ve bir hava operasyonuna izin verdi. İngiliz basını Aralık sonunda dedi ki, “Amerika hava operasyonuna izin verdi ama kara operasyonuna karşıdır. Türkiye’nin kapsamlı bir kara operasyonu yapmasını istemiyor.” Biz bu son kara operasyonu başlayınca dedik ki, “bu bilgiler yanlışmış.” Çünkü biz Hükümete birkaç defa sorduk böyle diyor İngiliz basını doğru mudur değil midir filan. Hükümetten hiçbir cevap gelmedi. Ama şimdi görüyoruz ki, bunu engellemek, durdurmak istiyorlar. Bir an önce Türkiye hedefine ulaşmadan bitirsin istiyorlar. Amerikan Savunma Bakanı Gates Türkiye’ye gelmeden önce demeç verdi “bir iki hafta içinde en geç bu işi bitirin” diyor “yoksa size verdiğimiz istihbarat yardımını kesebiliriz.” Demek ki, bizim hedefimize tam ulaşmamızı mı istemiyorlar, o kadar aceleleri var ki bizim hedeflere ulaşmamızı bekleyecek kadar vakitleri mi yok, nedir sebebi?

Sunucu: Acaba Türk ordusunun bu kadar yüksek bir operasyon kabiliyetini iyi hesap edemediler mi?

Onur Öymen: Onu bilirler. Türk ordusunun yeteneklerini Amerikalılar çok iyi bilir. Türk ordusu dünyada böyle bir sınır ötesi operasyon yapabilecek gece koşullarında hava operasyonu yapabilecek ve bu kış koşullarında teröre karşı mücadele operasyonu yapabilecek 3–4 ordudan biridir bütün dünyada. Onun için Amerikalılar da iyi bilirler.

Netice itibariyle, bugün geldiğimiz nokta da zannediyorum ki bu demeçlerin bir anlamı da Amerika’yı Türkiye’ye baskı yapması için sıkıştıran Kuzey Irak’taki yerel yönetimlere, oradaki aşiretlere bir mesaj vermektir. İşte bakın ben Türkiye’ye baskı yapıyorum. Merak etmeyin filan diye onları tatmin etmeye yönelik. Aksi takdirde bu mesajlarını basın aracılığıyla vermelerinin anlamı yok. Türkiye’yle Amerika diplomatik kanalları çok kuvvetli olan iki ülkedir. Bakan buraya geliyor belli mesaj vermek için. Niye bunu basın aracılığıyla daha Türkiye’ye gelmeden verme ihtiyacı duyuyorlar? Çünkü başka taraflara bu mesajı veriyorlar. Siz merak etmeyin biz Türkiye’yi sıkıştırıyoruz biran önce bitirsin filan diye ki, onların Amerika’ya olan desteği zayıflamasın diye.

İşin ince noktası şurası: Türk halkının Amerika’ya desteği Clinton zamanında %52’ydi. Bu son gelişmelerden sonra özellikle Irak operasyonundan sonra %7’ye düştü yani neredeyse sıfıra indi. Türkiye’nin bu Kuzey Irak operasyonuna Amerika’nın engel olmaması bu durumun düzeltilmesi için Amerikalılar için bir fırsat yarattı. Şimdi yine siz engellemeye kalkarsanız Türk kamuoyunun desteğini bir daha kolay kolay kazanamazsınız. Bunu da düşünmeleri lazım. K. Irak’taki bazı grupları tatmin edeceğiz derken Türk kamuoyunun desteğini kaybetmemeleri lazım.

Sunucu: Acaba bir yandan bu Kuzey Irak’taki aşiret reislerinin gayri memnun çıkışlarını karşılamak göğüslemek “işte bakın biz elimizden geleni yapıyoruz” diyerek bu mesajı vererek öte yandan da “tamam siz bildiğiniz yapın” gibi bir ikili tutum mu var acaba ABD’den kaynaklanan?

Onur Öymen: Diplomaside zaman zaman “tavşan kaç tazı tut” politikaları izlenir doğrusu fakat bunun ötesinde de bazı şeyler olabilir. Bir tanesi şu: büyük devletler genelde karşılıksız hiç bir şey yapmazlar. Bir şey yaptıkları zaman en basit bir şey bile olsa sizin lehinize bir beyanat bile vermiş olsalar veya böyle bir operasyona yeşil ışık yakmış olduklarında mutlaka bir bedel almak isterler. Nedir bu bedel? Bugünkü koşullarda Amerika’nın en büyük beklentisi Afganistan’da terörle mücadele eden Amerikan, İngiliz ve Kanada birliklerine diğer NATO ülkelerinin de destek olmasıdır. Bu bugünün olayı değil. Bir iki yıldır bunun için baskı yapıyorlar. Sayın Genelkurmay Başkanımız 2006 yılın sonlarına doğru bir açıklama yapmıştı ve demişti ki, “bizim oraya gönderecek bir tane askerimiz yok.” Şimdi acaba Amerika bu Türkiye’nin Kuzey Irak operasyonuna yeşil ışık yakma karşılığında Türk askerinin muhalif birlik olarak terörle mücadele etmek amacıyla Kandahar bölgesine gönderilmesini istiyor.

Sunucu: Biliyorsunuz Afganistan’da şöyle bir durum var: şu anda Taliban neredeyse ülkenin %10’unu kontrol ediyor.

Onur Öymen: Daha fazlasını.

Sunucu: Ve merkezi hükümetin kontrol ettiği alanda %30’u geçmiyor. Geriye kalan kısım da aşiretlerin denetimi altında. Böyle bir coğrafyada ve Federal Almanya da asker talebini kabul etmedi.

Onur Öymen: Esas itibariyle Almanya, İtalya ve Türkiye’den istiyorlar. Böylelikle kendi üzerlerindeki yükü hafifletmeye çalışıyorlar. Muhtemeldir ki, şimdi biz size K. Irak’ta bir operasyon yapmanıza izin verdik. Buna engel olmadık. Siz de buna karşılık Afganistan’a muharip birlik yollayın demiş olsunlar. Başbakan böyle bir şey yok diyor. Hiç duymadım diyor böyle bir talep. Duymadıysa, böyle bir şey yoksa Sayın Büyükanıt durup dururken mi söyledi o lafları. Bizim oraya göndereceğimiz askerimiz yoktur. Bir asker bile göndermeyiz sözünü durup dururken mi söyledi? Yani Başbakan Sayın Milli Savunma Bakanından ve dışişleri bakanından bilgi alırsa NATO Bakanlar toplantılarında bu konuların nasıl görüşüldüğünü öğrenmiş olur. Her halükarda zannediyorum ki böyle bir bedel istenmesi söz konusu olur. Bu bedelin alınması için de biraz böyle Türkiye’yi sıkıştırma yoluna teşebbüs etmiş olabilirler. Ama onların talebi ne olursa olsun dış politikada her kaş çatmadan korkmayacaksınız. Başkaların tasviriyle kendinizi koruma gibi bir politikanız olamaz. Türkiye kendisini hiçbir ülkeden icazet almadan korur. Ülkemize yönelik bir saldırı varsa bu saldırıyla mücadele etmek, buna karşı çıkmak bizim hem hakkımızdır hem görevimizdir ve hiçbir müttefik ülke bir başka müttefik ülkeye sen kendini teröre karşı koruma diyemez. Dediği anda ittifakın değeri ortadan kalkar. NATO ittifakının inandırıcılığı ve gücü tartışmaya açılır.

O bakımdan, bizim bu gibi beyanları gereğinden daha fazla önemsememiz doğru olmaz. Bizim hedefimiz K. Irak’tan PKK’yı tasfiye etmektir. Bu amaçla Türk birlikleri orada bulunuyor ve bizce Türk birlikleri bu amaca ulaşana kadar bu görevlerini sürdürmelidir. Bir kere daha K. Irak’ın Türkiye’ye yönelik bir terör üssü olmasına imkân vermeyecek koşulları yarattıktan sonra ancak Türkiye’ye dönmelidirler. Yarım bırakılan bir iş aslında bizim başımıza ileride daha büyük dertler açar. Atatürk’ün bir sözü var: “şerlerin en kötüsü ehveni şerdir” diyor. Ehveni şerle bu işi kapatalım işte bu kadarını yaptık şimdilik yeter hadi dönelim dersek esas amacımızı gerçekleştirememiş oluruz. Bu kadar şehidin kanına da yazık olur. Bu kadar evladımızı orada bu amaç için feda ettik. Bu işi yarıda bırakmak Türkiye’nin yapabileceği en büyük yanlış olur. Ümit ediyoruz ki, Hükümet bu dış baskılara direnecektir ve bu operasyonun sonuna kadar devam etmesine yeşil ışık yakacaktır.

Sunucu: Şu soru ortada: Acaba ABD’nin Türkiye ordusuna K. Irak’ta yeşil ışık yakmış olmasının bedeli olarak 1. Afganistan, demin konuştuk onu 2. K. Irak’taki aşiret liderleriyle Türkiye’nin temas kurmayı kabul etmesi, onları bir bakıma o yörenin temsilcileri olarak kabul etmesi 3. İran’la ilgili Amerikan politikasına Türkiye’nin destek vermesi 4. Kürt sorunu denilen, Başbakanın ifadesiyle söylüyorum bunu, Kürt sorunun silahlı kuvvetler dışındaki bir takım enstrümanlarla ve özgürleştirmeyle, demokratikleşmeyle çözümlenmesi. Yani bu AB’nin uyum yasalarında da ve bize zaman zaman Diyarbakır’a gelip ziyaretler yapan AB heyetlerinin de empozisyonlaryla gündeme gelen bir konu. Acaba bu dört unsur kapalı kapılar ardında gündeme gelmiş olabilir mi?

Onur Öymen: Bunların gündeme gelmemiş olmasının ihtimali zayıftır çünkü büyük devletler böyle en küçük bir şey yaptıkları zaman mutlaka bir bedel isterler. Demin söyledik. Büyük bir devletle el sıkıştığınız zaman sonra parmaklarınızı sayacaksınız derler. O bakımdan, böyle bir karşılık talep edebilirler her zaman. Siz ne diyeceksiniz? Diyeceksiniz ki, “uluslararası ilişkilerde karşılılık esastır.” Bunun istisnaları vardır. İstisnalardan biri terörle mücadeledir. Yani sen, benim istediklerimi verirsen senin terörle mücadelene izin veririm. Vermezsen izin vermem dediğiniz anda teröre destek olursunuz. Onun için karşınızdaki devlet büyük devlet de olsa onlara hatırlatacaksınız ki, terörle mücadeleye izin vermenin bedeli olmaz. Yani bunun sonucu eğer ben senin istediğini yapmıyorsam ben de terörün sana karşı saldırılarına göz yumarım seni terörle terbiye ederim demektir. Bu da NATO’yu bitirir. NATO’nun sonu olur. Eğer bir NATO ülkesi başka bir NATO ülkesinin kendini teröre karşı müdafaa etmesine engel oluyorsa bir daha kimse NATO’dan kimse bahsedemez. NATO’nun ne dayanışması kalır, ne caydırıcılığı kalır, ne güvenilirliği kalır. Siz bir ittifakın üyesiyseniz birbirinize destek olacaksınız. Bakın NATO tarihinde bir tek kere 5. Madde dediğimiz bizim Washington Anlaşmasının uygulanmıştır. 5. Madde bir müttefike yapılan saldırının diğer müttefiklere yapılmış sayılmasıdır. Bir kere uygulandı. O da işte 11 Eylül saldırılarından sonra Amerika’yı desteklemek için kullanıldı. Yani teröre karşı kullanıldı ki Türkiye o sırada ön safha da görev yaptı. Yani 11 Eylül saldırılarına hepimiz o kadar tepki gösterdik ki, o dönemde Amerika’nın teröre karşı kendini koruması için bütün NATO ülkeleri başta Türkiye büyük bir destek verdik. Şimdi sen terörist saldırılarına uğradığın zaman biz hepimiz sana destek olacağız, her türlü yardımı yapacağız, ben teröre maruz kaldığım zaman terör bana saldırdığı zaman sen diyeceksiniz ki, “şu şartlarımı, şu beklentilerimi yerine getirirsen ancak senin kendini korumana izin veririm. Yoksa vermen.” Böyle şey olmaz. Yani NATO ittifakının gerçekten anlamı kaybolur. Onun için bizde eğer devlet adamları varsa ki, ümit ediyorum vardır, diyecekleri şudur, “terörle mücadelenin karşılığı olmaz. Öbür konuları gelin ayrıca konuşalım ama bize şunu söyleyemezsiniz yani ‘sen eğer bunu yapmazsan ben de sana şunu yaparım.’” Eğer basın haberleri doğruysa Amerikan Savunma Bakanı şimdi diyor ki, “Siz bir iki hafta içinde geri dönmezseniz biz de istihbarat yardımını keseriz.” Yani sizi terörle baş başa bırakırız. Elimizdeki bilgileri size vermeyiz. Türkiye dışındaki bir toprak. ABD askeri birliklerinin kontrolünde olan bir toprak. Amerika’nın uzaydan, havadan kontrol ettiği bir toprak. Oradaki istihbarat bilgilerini bize vermemekle tehdit ediyor. Peki, dönersen ne olacak? Onun bedeli ne olacak? Onu söylemiyor. Bunun bedeli şu: terörü tasfiye etmeden K. Irak’tan dönersem terör orada tekrar güçlenecek ve tekrar oradan Türkiye’ye saldıracak. Bunun bedelini kim ödeyecek? Şimdi siz 3 gün önce K. Irak’ta rahatlayacaksınız diye ben yıllarca terörün sıkıntısı çekmeye devam edeceğim. Hangi Hükümet bunu kabul edebilir? Hangi silahlı kuvvetler bunu içine sindirebilir? Hangi Meclis bunu içine sindirir? O bakımdan, Amerikalılarla bu konuları çok açık ve net konuşmak lazım. Biz Amerikalılarla çok konuşuyoruz. Diplomatlarıyla konuşuyoruz, politikacılarla konuşuyoruz, Amerika’ya gittiğimizde Kongreyle konuşuyoruz. Diğer yetkililerle konuşuyoruz. Bunları aynen size söylediğim kelimelerle söylüyoruz kendilerine. Ondan hiç kuşkunuz olmasın. Ama biz isteriz ki, Hükümet de bu tonda konuşsun. Konuşuyor mudur? İnşallah konuşuyordur. Ama bu gibi sözleri duymadık Hükümetin ağzından şimdiye kadar. Bunları biz söylüyoruz. Muhalefet olarak görevimizdir. Amerikan düşmanlığı yapmıyoruz. Bu Amerikan düşmanlığı değil. Bu Türkiye’nin kendisini teröre karşı korumasıdır. Hepimize görev düşüyor. Basına da görev düşüyor. Şimdi bazılarına bakıyoruz, “efendim, bu zaten sınırlı bir operasyondu. Efendim, zaten Türkiye büyük bir operasyona kalkışsaydı daha çok asker gönderirdi.” İşte böyle olurdu, şöyle olurdu yani attan düşmüşünüz de zaten ben inecektim diyorsunuz. O anlama geliyor.

Sizin burada koyacağınız hedef gayet açık. Bu ortamda, bu koşullarda, böyle bir operasyon yaptıysanız bu terörü bitirme operasyonu olur ancak ve bu operasyonu bitirene kadar görevinize devam edersiniz. Bedeli ağır olabilir. Maliyeti yüksek olabilir. Bunun Acısını çekeriz. Şimdiden çekiyoruz. Şehitler veriyoruz. Biz de rahmet diliyoruz şehitlerimize ve ailelerimize ve milletimize başsağlığı diliyoruz. Onların kahramanlığı sayesinde bu millet ayakta duruyor. Bunun bilinci içindeyiz ama şunu söylüyoruz ki, bu operasyonu başarıya ulaştırmak zorundayız ki, terörü Türkiye’ye karşı bir silah gibi kullanmak isteyenler varsa o bölgede veya dünyanın başka bölgelerinde ki, bunun çok örnekleri ve elimizde bilgiler var, yani hangi ülkeler terörü Türkiye’ye karşı kullandı. Abdullah Öcalan’ın hangi ülkenin büyükelçiliğinde yakalandığını cebinde hangi ülkenin pasaportunun olduğunu hatırlamak yeterlidir. Terörü Türkiye’ye karşı bir tehdit, bir baskı unsuru, bir intikam unsuru gibi kullanmak isteyen varsa onların da ümitlerini keseceksiniz. Türkiye’yle oynanmaz. Bu ülkeye karşı böyle yöntemlerle tahribat yapmaya kalkışmayın bedeli ağır olur. Bunu söyleyeceksiniz ama bu gerçekten devlet adamlığı gerektiriyor. Bunu gerçekten ülkesinin korunması için her şeyi göze alan devlet adamları yapar. Biz maalesef yeterince yapamadık geçmişte. Türkiye terörü destekleyen devletlere karşı yeterince tepki gösteremedi. Şu veya bu nedenle ama şimdi artık bıçak kemiğe dayandı. Türk halkı artık daha fazla şehit vermek istemiyor. Daha fazla terörün baskısı altında yaşamak istemiyor. Bunu bitireceğiz. Bitirmenin zamanı şimdidir. Bu operasyon çok başarılı bir operasyondur. Biz inanıyoruz ki, bu operasyonu amacına ulaşmadan sona erdirmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.

Burada bir şeye dikkat etmek lazım, açıklandı da, Irak’ın hava sahasının egemenliği Amerika’ya ait. Yani Amerika Irak hava sahasının kullanılmasına izin vermedikçe hiçbir ülkenin uçakları Irak hava sahsına giremez.

Sunucu: Bu bir paradoks değil mi? Egemenliğimiz ihlal ediliyor diyor Irak ama ABD egemenlik bırakmamış ki ortada.

Onur Öymen: İngiliz diplomasisi meşhurdur. Buna hemen bir çare bulmuşlar. Demiler ki, Irak Hükümeti bütün Irak’ta her türlü egemenlik hakkına sahiptir ama bu hakkı şimdilik kullanmıyor. Böylelikle itiraf ediyorlar ki, Irak Hükümetinin kendi hava sahasında söz hakkı yok. Peki, o zaman Amerika bize niçin yıllardan beri gidin bu işi Irak Hükümetiyle halledin diyordu? Yani Irak hükümetinin kendi hava sahasında yetkisi yoksa biz Irak Hükümetiyle neyi konuşacaktık? Hava operasyonu için Irak’tan mı izin alacaktık? Adamın yetkisi yok. Yani bir ülke başka bir ülke tarafından askeri işgal altına alınmışsa gayet tabii ki, o ülkede güvenlikten sorumlu olan da o işgali yapan ülkenin hükümetidir. Yani bunu böyle düşünmek lazım. O nedenle, biz diyorduk ki, burada esas muhatap alacağımız ülke Amerika’dır. Esas Amerika’yla konuşacağız.

Amerika’nın daha Carter zamanından beri bu bölgeye yönelik politikasının özü gerektiğinde askeri kuvvet kullanarak petrol üreten başlıca ülkeleri denetim altına almaktır. Bu amaçla merkezi Tampa Florida’da olan merkezi komutanlık adı altında bir komutanlık kuruldu ve bütün birinci Körfez Savaşını şimdiki savaşı Afganistan Savaşını bu komutanlıklar yürütüyor. Bunların amacı Amerika’nın petrol ithalatının güvence altına alınmasıdır. Petrol üreten ülkelerin petrol tesislerinin boru hatlarının, denizden ulaşım yollarının denetim altına alınmasıdır. Şimdi Irak dünyanın 2. en büyük petrol üreticisidir. Irak petrollerinin %40’ı da kuzeyden Kerkük bölgesinden çıkıyor. K. Irak bunun için önemli Amerika açısından. Yoksa dünyanın başka bir yerinde olsa başka türlü düşünebilirlerdi veya hareket edebilirlerdi. Yani Irak denilince onların aklına ilk gelen petrol oluyor. Bizim aklımıza da oradaki soydaşlarımızın durumu geliyor, Irak’ın toprak bütünlüğü geliyor ama Amerika’nın birinci önceliği petrol. Bunu görmemezlikten gelemeyiz biz.

Bence Amerika başından bazı hatalar yaptı. Biz daha Amerikan askeri müdahalesinden önce Amerikalılara söyledik. Vaktiyle ben NATO’dayken bizim de görüşümüzü aldılar ve dedik ki bunlara burası bir pandoranın kutusudur. Bu kutuyu açarsanız ortaya çıkacak durumu önceden kestiremezsiniz. Irak yeni ve bir Filistin olabilir. Bize dediler ki, bize öyle demiyor Iraklılar. E ne diyorlar? Halk o kadar bekliyor ki Amerikan müdahalesini Amerikan askerleri gelince hepsinin boynuna çiçek takacaklar. Öyle bir halk desteği görecek ki Amerika orada hiçbir sorunu olmayacak yeter ki bu müdahaleyle Saddam’ı devirsin. Bu inançla Amerikalılar geldi. Birçok insan, askeri komutanla, uzmanlar dediler ki, bu kadar askerle bu işi yapamazsınız. Yani güvenliği tam sağlamak istiyorsanız oraya gideceksiniz daha büyük bir güçle ve tam etkili olacaksınız filan. Bunu yapamadılar. Yeterince askeri birlik gönderemediler. Hata çok. Başka bir hata, yine askeri uzmanların da söylediği Bas partisine bağlı orduyu tamamen tasfiye ettiler. Hâlbuki diyorlar ki bunların sadece komuta kısmını tasfiye edecektiniz. Tabanı bir varlık olarak muhafaza edecektiniz. Onun başına belki başka komutanlar getirecektiniz ama orduyu tamamen ortadan kaldırmayacaktınız. Bu da bir hata. 3. hata orduyu kaldırdınız fakat orada silahlı başka güçler var. Onlara ses çıkartmıyorsunuz hata onlarla iş birliği yapmaya kalktınız. Şimdi bir ülkede bir ordu olur. 3 ordu olur mu? Irak’ta bugün bir ırak ordusu var, bir Barzani’nin ordusu var, bir Talabani’nin ordusu var. Şimdi böyle bir ortamda güvenliği sağlayamazsınız. Hata arasanız hata çok.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.