TV8 – Erkan Tan’la Başkentten Programı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
TV 8  “Erkan Tan’la Başkentten”  Programına Verdiği Mülakat
13 Mayıs 2009

Erkan Tan: “Erkan Tan’la Başkentten” programından merhaba sevgili dostlar. Bugün CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa milletvekili Sayın Onur Öymen bizimle birlikte. Günaydın efendim, programımıza hoş geldiniz.

Onur Öymen: Günaydın efendim, hoş bulduk.

Erkan Tan: Seyircilerimiz gönderdikleri mesajlarda  “Onur Bey zaten sert muhalefet yapacak. AKP, özellikle dış politikada hiç mi iyi bir şey yapmadı?” diyorlar. Siz ne dersiniz?

Onur Öymen:  Seyircilerimiz AKP’nin yaptığı iyi bir şeyi biliyorlarsa bize de anlatsınlar. Bu vesileyle biz de öğrenmiş oluruz.

Erkan Tan: “Anlatsak da dinlemiyorsunuz ki” diyorlar.

Onur Öymen: Dinlemez olur muyuz? Biz onlar gibi telefon dinlemiyoruz, insanların sözünü dinliyoruz. Keşke başarılı bir iş yapsalar da biz de onları alkışlasak, tebrik etsek. Şu halimize bakın; Avrupa Birliği’nden Ermenistan’a kadar, Irak’taki durumdan Kıbrıs’a kadar içimizi açacak bir gelişme varsa söyleyin, biz de alkışlayalım.

Erkan Tan: “AKP, AB’ye üyelik için önemli adımlar attı ama bir-iki talihsiz açıklama yüzünden bütün yapılanları yok mu sayacağız? AB’ye üye olmamız için siz ne yaptınız?” diye sormuş bir seyircimiz.

Onur Öymen: AKP’nin Avrupa Birliği yolunda önemli adımlar attığı muhakkaktır. Ancak bunlar geriye atılmış adımlardır. Çünkü Avrupa Birliği’ne girmek için Avrupa’nın standartlarına uymak gerekir. Avrupa standartlarına sadece kanunları değiştirerek uymak mümkün değildir, uygulamada da uymak gerekir. Bugün Türkiye’de basının durumuna ve basın üzerindeki baskılara, hapishanedeki gazetecilere bakın. Hangi Avrupa ülkesinde buna benzer olaylar oluyor? Siz Avrupa Birliği’ne böyle mi gireceksiniz? Yetmiş bin kişinin telefonlarını dinleyerek mi yoksa rektörleri gözaltına alarak mı AB’ye gireceksiniz? Avrupa’da böyle örnekler var mı? İşte bu bakımdan Hükümet, Avrupa yolunda patinaj yapıyor ve geri adım atıyor.

Erkan Tan: Bu açıklamalar çok mu moral bozucudur? Öyle mi değerlendirmek gerekir?

Onur Öymen: Moral bozucu olmasından ziyade bunu doğru teşhis etmek gerekir. Fransa Cumhurbaşkanı ve Almanya Başbakanı, öteden beri Türkiye’nin AB üyeliğine açıkça karşı çıkmaktadırlar. Bunu da o kadar kaba bir şekilde ifade ediyorlar ki bu durum Türk milletinin haysiyetine dokunuyor. Bırakınız hayal kırıcı olmayı bu durum, haysiyet kırıcı bir hal almıştır. Siz Türkiye gibi şerefli bir ülkeye nasıl bu kadar aşağılayıcı bir dil kullanırsınız? Fransa Cumhurbaşkanının söylediği lafa bakın; “Siz Avrupa Birliği’ne hiçbir zaman giremezsiniz, çünkü siz Asya ülkesisiniz” diyor. Peki, bu laflara bizim tepkimiz nedir? Biz yıllardır Avrupa’nın bütün kuruluşlarında yer alıyoruz, yarım yüz yıldan beri Avrupa Konseyi’ne üyeyiz, birçok Avrupa kuruluşunun içindeyiz. Hala nasıl bize Asyalı dersiniz? Bizimle tam üyelik müzakerelerine başlamak için karar almışsınız. Şimdi bizi bu şekilde aşağılamaya ne hakkınız var?

İşte Hükümetin yapması gereken tepkisini bu cümleler ve kelimelerle göstermektir. Ama nerede o cesaret? Bizim Hükümetin gösterebildiği en fazla tepki, Avrupa’daki bazı liderlerin vizyonlarının eksik olduğunu söylemekten ibaret. O liderlerin kullandığı cümlelerle onlara cevap vermeli ve “Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştırmak sizin haddinize düşmemiştir” demelisiniz. “Biz elli yıldan beri bütün politikalarımızı, devletimizin ekonomik yapısını Avrupa Birliği’ne üye olmak üzere yönlendirmişiz. Siz ne hakla bizi engellersiniz? Bu yetkiyi kimden alıyorsunuz? Tüm bu belgelerin altında da imzanız var.” demelisiniz. Ama nerede bunu diyebilecek devlet adamı? Var mı bu cesaret? İçerideki muhaliflere karşı cesaretleri var. Rektörlere, gazetecilere, TÜSİAD’a, TOBB’a karşı çok cesurlar ama Edirne’nin ötesine geçince dizlerinin bağı çözülüyor.

Erkan Tan: Sayın Cumhurbaşkanı iktidarların gelip geçici olduğunu ve AB’nin politikasının şu anda iktidarda olan Avrupalı liderlerin politikaları olduğunu, başka liderler döneminde bu politikaların değişebileceğini söyledi. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Onur Öymen: Sayın Cumhurbaşkanı, herhalde Türkiye’deki iktidarı kastetmiştir. Türkiye’de doğru dürüst bir iktidar iş başına gelirse belki Avrupa yolunda da adımlar atılır ve Türkiye’ye bu şekilde haksızlık yapılmasına izin verilmez. Atatürk döneminde, Sarkozy ve Merkel’in Türkiye’ye söylediğine benzer sözleri söyleyemeye cesaret edebilecek bir kişi çıkar mıydı? Ya da Demirel ve Ecevit döneminde çıkar mıydı? Türkiye’ye resmen hakaret ediyorlar ama Hükümetin buna tepkisi bile yok.

Erkan Tan: Bir seyircimiz “CHP bu kafayla Türkiye’ye faydalı olamaz. Onların istediği, yaptıklarıyla kahraman ilan edilen 68 kuşağı, emekli paşalar, emekli profesörler ve emekli hakimlerle bu ülkeyi yönetmektir. CHP seçimle iktidara gelemez. Sizlere darbeler lazım” şeklinde bir mesaj göndermiş.

Onur Öymen: Darbelere bizden daha kuvvetli karşı çıkan olmamıştır. Çünkü darbelerden en büyük darbeyi biz almışızdır. CHP liderleri yargısız infaz yapılarak hapse atılmışlardır, partimiz kapatılmıştır, partimizin mallarına el konulmuştur. Bu yüzden hiç kimse CHP’yi darbeden medet uman bir parti gibi görmesin. Biz demokrasiden yanayız. Ama askerlere hakaret edilmesine de izin vermeyiz. Askerler bu ülkenin şerefli insanlarıdır ve mahkûm olmayan herkes masum sayılır. Bu insanlara terörist ve darbeci gibi yaftalar yapıştırılması, mahkeme kararı olmadan suçlanmaları son derece ayıptır, hukuka aykırıdır ve çok ucuz bir politikadır.

Maalesef Türkiye’de pek çok kimse ve basının bir bölümü bu oyunlara alet oluyor. Bu şerefli insanlar, hayatları boyunca memlekete hizmet etmişler, meslek hayatları boyunca teröristlerle mücadele etmişlerdir. Şimdi ise onlara terörist muamelesi yaparak onları cezaevine koyuyorsunuz. Fakat gerçek teröristlere nasıl elimizi uzatsak da bir fırsat yakalayıp otuz bin kişiyi öldüren teröristlerle barışsak diye bir fırsat penceresi yaratmaya çalışıyorsunuz. Bu nasıl bir devlet yönetimidir? Seyircimiz emekli olanlardan bahsetmiş. Emekli olması gerekenlerin başında bu İktidar gelir. İktidar, emekli olduğunda daha sağlıklı değerlendirmeler yapabiliriz.

Erkan Tan: Ankara’dan sizi ve politikalarınızı destekler nitelikte bir mesaj var: “Sayın Öymen, İktidarın yarattığı çöküntüyü gözden kaçıran göz boyacılarına aldırmayın. Milletimizin gerçekleri yakalaması yakındır.” Sizin bu İktidarla ilgili ilk defa bu programda söylediğiniz bir lafınız vardı. Onu tekrar söyleyebilir misiniz?

Onur Öymen: Bu İktidar içeride gericidir, dışarıda vericidir, yakında da gidicidir.

Erkan Tan: “Bir partinin gücünün yüzde yetmiş beşi lideridir. CHP gibi bir partiye siz veya Sayın Kılıçdaroğlu gibi yeni bir yüz gerekiyor” şeklinde bir mesaj gelmiş.

Onur Öymen: CHP’nin liderine dil uzatanlar, onun izlediği politikaların farkına varmayanlardır. Sayın Baykal’ın politikaları olmasaydı bugün Güneydoğu Anadolu’da bir Amerikan üssü olacaktı. Bunu biliyor muydunuz? Meclisteki tezkere oylaması sırasında CHP’den dört fire vermiş olsaydık bugün otuz bin Amerikan askeri Güneydoğu Anadolu’da üslenmiş durumda olurdu. Bu büyük tehlike, Sayın Baykal’ın ve CHP’nin politikaları sayesinde önlenmiştir. Bu mesajı gönderen vatandaşımızın acaba bundan haberi var mı? Buna benzer daha birçok konu sıralayabilirim. Sayın Baykal’ın Dışişleri Bakanı olduğu sırada Kardak Krizi’ni çözdüğümüzü ve Yunanistan’ı dize getirdiğimizi biliyor musunuz?

Erkan Tan: Bir seyircimiz “Ben AKP’li değilim ama onlara karşı ön yargılı da değilim. Siz o kadar ön yargılısınız ki sırf muhalefet olsun diye hep bardağın boş tarafını görüyorsunuz.” şeklinde bir mesaj göndermiş.

Onur Öymen: Muhalefet partilerinin iktidar olmaya çalıştıkları doğrudur ama iktidarın şakşakçılığını yaptıkları doğru değildir. Bizim görevimiz, iktidarın yanlışlarını, hatalarını bulmak ve saptamak, kamuoyunu bilgilendirmek ve seçimlerde iktidar olarak, o hataları yapmayan bir yönetim kurmaktır. Biz de bunu yapıyoruz. CHP şu anda bir muhalefet partisidir ve kimse unutmasın ki muhalefet yapmak bizim görevimizdir. Halk bize bu görevi vermiştir. Biz Mecliste bunun için çalışıyoruz. Gayet tabi ki İktidarın eksikliklerini tespit edeceğiz ve anlatacağız. Başka ne yapalım ki? İktidarı alkışlayalım mı? Ermenistan’la sürdürülen yanlış politikalar sonucunda Azerbaycan’la ilişkilerimizin bozulmasına sebep olan bu İktidara alkış tutmamızı mı bekliyorsunuz?
Erkan Tan: Bir seyircimiz diyor ki; “Avrupa’da darbe düzenleyenlere veya darbeyi alkışlayanlara gazeteci denmez. Onlar gazeteci olmazlar, olsa kendilerine gazeteci denmez.”

Onur Öymen: Türkiye’de ister gazeteci, ister politikacı veya akademisyen olsun, aklı başında hiç kimse darbeyi desteklemez. Darbe dönemlerinde gazetecilerin ne kadar büyük ıstırap çektiklerini hepimiz biliyoruz. Merak edenler, darbe dönemlerinde başına neler geldiğini İlhan Selçuk’a sorsunlar. Dolayısıyla aklı başında hiçbir gazeteci darbeyi savunmaz. Ancak gazeteci, görevini yaparken herkesten bilgi alır, herkesin görüşlerini öğrenir, bunları yazılarında ve kitaplarında yazar. Bu, gazetecinin görevidir. Bu görev, gazetecileri darbeci yapmaz. Hele ki mahkum edilmemiş, yargılanmamış ve kendini henüz savunmamış, hakkında hazırlanmış bir iddianame bile olmayan bir kişiyi bu şekilde ulu orta suçlamak çok ayıptır. Hem hukuka hem de ahlaka aykırıdır. Şu anda hakkında mahkumiyet kararı verilen bir kişi bile yok.

Her gün yeni bir haber duyuyoruz. Bu sabah basında çıkan bir habere göre bomba olaylarında düzmece tutanaklar tutulduğuna dair video görüntülerinin olduğu iddia ediliyor. Eğer söz konusu haber doğruysa bu, büyük bir skandaldır. Ayrıca Ergenekon Davasının kilit kişisi sayılan Tuncay Güney’in, ifadesini işkence altında verdiğine dair  video görüntüleri de mevcut. Eğer bu da doğruysa büyük bir skandaldır. Böyle bir dava olabilir mi?

Erkan Tan: Ergenekon Davası sadece Tuncay Güney’e dayandırılmıyor ki. Ümraniye’deki bir evde bulunan el bombalarından yola çıkılarak tutuklamaların yapıldığı söyleniyor.

Onur Öymen: Ümraniye’de bulunan el bombalarında, bu olayla ilgili olarak gözaltına alınan deniz subaylarının parmak izine rastlanmamış. Belki Türkan Saylan’ın parmak izine rastlanmıştır.

Erkan Tan: “Hükümet ‘Anayasa değişmeli’ der demez, daha ne olduğunu dinlemeden muhalefet yapıyorsunuz. Siz mevcut Anayasayı çok mu beğeniyorsunuz? Türkiye’nin modernleşme yönünde adımlar atması sizi neden bu kadar rahatsız ediyor?”  diye bir mesaj gelmiş.
Onur Öymen: Mevcut Anayasa şimdiye kadar 63 defa değişmiştir. Yani 63 hükmü değiştirilmiştir. Bunların içinde en önemlisi şudur; bu Anayasa ilk şekliyle 12 Eylül darbesini meşru kılan bir Anayasaydı. Bunu biz değiştirdik, biliyor musunuz? Darbecilikle suçlanan CHP, Anayasanın darbeyi meşru kılan hükmünü değiştirdi. Buna benzer pek çok değişikliği biz yaptırdık. İnsan hakları alanında uluslararası sözleşmelerin milli kanunlara ön gelmesini biz sağladık. Anayasa, şu haliyle 1982 Anayasası değildir. Buna rağmen değiştirilmesi gereken hükümler de vardır. Değiştirilmesi gereken en önemli madde, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasıdır. Hiçbir Avrupa ülkesinde milletvekili dokunulmazlığı yoktur. Ancak bu değişikliği Hükümete bir türlü kabul ettiremiyoruz.

Başka bir madde de Adalet Bakanının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun Başkanı olmasıdır. Avrupa’da böyle bir şey var mıdır? Bunu değiştirmeyi öneriyoruz ama yanaşmıyorlar. Şu ana kadar çıkarılan tüm AB raporlarında bizden Adalet Bakanını Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan çıkarmamızı istiyorlar. Biz de bunu istiyoruz. Var mısınız bu konuda bir Anayasa değişikliği yapalım ve yargının bağımsızlığını sağlayalım? Bugün herkes biliyor ki yargı bağımsız değildir. Yargı siyasallaştırılmıştır.

Yargı üzerinde büyük baskılar vardır. Bu baskıların bir kısmı Hükümetten, bir kısmı da Pennsylvania’dan geliyor. Kimse “Gatakulli” laflarını unuttuğumuzu zannetmesin. Hiç kimse de yargıyı baskı altına almaya çalışmasın. Bu millet bir süre önce televizyonda yayınlanan “Siz hukukun ve yargının içine sızın. Zamanı gelene kadar da sesinizi çıkarmayın. Zamanı gelince ortaya çıkarsınız” diyenleri unutmadı. Hiç kimse milletimizin hafızasından kuşku duymasın.

Bu vesileyle şunu da hatırlatayım ki, Menderes’in son dönemlerinde de buna benzer olaylar yaşanmıştı. O dönemde de İktidarı eleştiren gazeteciler tutuklanmıştı. Bununla da yetinmeyip Mecliste Tahkikat Komisyonu kurup muhalefet milletvekillerini yargılamaya kalktılar. İşte bu, sonun başlangıcı oldu. Biz bu İktidarı uyarıyoruz: Sizi demokratik yollarla devireceğiz ama bilesiniz ki siz sonun başlangıcındasınız. Demokratik bir ülkede muhalefete tahammülsüzlük, İktidarın sonunun işaretidir.

Erkan Tan: “Siz de çok aşırıya kaçan eleştiriler yapıyorsunuz. Mesela yeni Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet Çubukçu ile ilgili söyledikleriniz haklı eleştiriler midir?” diyenler var.

Onur Öymen: Yeni Bakanların icraatını göreceğiz ve onları sonra değerlendireceğiz. Gayet tabi ki esas değerlendirmeyi icraatı gördükten sonra yapmak daha doğrudur. Ancak şunu da hatırlatayım ki son yapılan istatistikler Türkiye’deki eğitimin ne duruma geldiğini ortaya koymaktadır. Örneğin lise son sınıf öğrencilerinin yüzde 32’si Darwin’in evrim teorisine inanmıyor. Düşünebiliyor musunuz? İşte, siz bu gençleri böyle yetiştiriyorsunuz.

Erkan Tan: Ama insanlar buna inanmak zorunda değil ki. Belki bu konuda yeni bir teori de çıkabilir.

Onur Öymen: Tabii ki kimse hiçbir şeye inanmak zorunda değil ama bilimin dünyadaki gelişmelere yön verdiğine inanmayanların sayısı çok fazladır.

Erkan Tan: Sanırım lafınızı düzelttiniz. Darwin’in teorisine ben de inanmıyorum.

Onur Öymen: Darwin’in teorisine inanmıyorsanız sizin de öğretmenlerinizden de hesap sormak lazım.

Erkan Tan: Bir teoriye inanıp inanmamak eğitimin bir koşulu olabilir mi? Belki yeni bir teori çıkar, eskisini çürütür ve insanlar bu yeni teoriye inanabilir.

Onur Öymen: Bu teori bilimsel bir teoridir ve biliyorsunuz ki devletin kontrolündeki TÜBİTAK, bu teorinin yayınlanmasını engellemiştir. Bilime karşı çıkmak başka bir şey, bilim teorileri arasında tercih yapmak başka bir şeydir. Bilime taraftar mısınız, yoksa karşı mısınız? Bilimsel teorilerin yerine din teorilerini koyarak, evreni dinle izah ederseniz Atatürk’ün “En hakiki mürşit ilimdir” sözünü nereye koyacaksınız? Bu soruyu size de soruyorum.

İşte bu örnek, Türkiye’deki gençlerin nasıl yetiştirildiğini göstermektedir. Bu, bilime karşı çıkmanın bir simgesi haline gelmiştir. Gayet tabi ki daha doğru bir teori çıkarsa ona inanırsınız ama bilimi reddedip, evrimi sadece dinle izah etmeye kalkarsanız bu, bilime saygılı bir davranış olmaz.

Erkan Tan: CHP Genel Başkanı Sayın Baykal da Sayın Bahçeli gibi Türkiye’den ne istendiğine dair bir açıklama istedi. Sizce bizden ne isteniyor?

Onur Öymen: Bizden ne istendiği bellidir. Bazı yabancı çevrelerin taleplerine ya “evet” ya da “baş üstüne” dememiz isteniyor. Aslında hiç kimse esas soruyu sormuyor. Hükümet “Bir ümit ışığı belirdi, fırsatı kaçırmayalım. Muhalefet de bize destek olmalıdır” diyor. Ancak neye destek olmamız gerektiğini söylemiyorlar. Mesela mesajınız, PKK’nın terörizmden vazgeçtiği, silahları tamamen bırakmaya karar verdiği ve yargıya teslim olacağı, daha sonra da Türkiye’nin yavaş yavaş yaralarını saracağı mıdır? Böyle bir mesaj yok. Kamuoyuna yansıyan mesaj, teröristlerin elinde silahlarıyla, bu koşullar altında Hükümetin teröristlerle doğrudan veya dolaylı müzakereler yapacak olmasıdır. Bizden bunu mu desteklememizi bekliyorsunuz?

Terörü Kuzey Irak’tan tamamen tasfiye etmesi için Irak Hükümetini neden ikna edemediniz? Niçin Kuzey Irak’ta bir tane terörist bile yakalanmadı? Dünyanın hangi ülkesinde bir terör örgütü var da o ülkede o terör örgütü ile mücadele edecek bir güvenlik gücü yok? Niçin Amerika ve Irak Hükümeti Irak’taki bütün terör örgütleriyle mücadele ediyorlar da PKK ile mücadele etmiyorlar? İşte bu soruları kimse sormuyor. Oradaki bu durumu hayatın bir gerçeği olarak kabul edip hangi tavizi verelim de terörü teskin edelim diye düşünüyorlar.

Erkan Tan: Terörle mücadele konusunda devlet kurumları arasında görüş birliği ve mutabakat olduğu söyleniyor.

Onur Öymen: Bize bu konuda bir bilgi gelmedi. Bizden bir şeyleri onaylamamız isteniyor ama neyi onaylamamız gerektiği söylenmiyor. Böyle bir siyaset olabilir mi?

Erkan Tan: Başbakan daha yeni Bakü’ye gitti. Bu ziyaret de Azerbaycan’la ilişkilerimizin iyi olduğunu göstermez mi?

Onur Öymen: Başbakan kırılan vazoyu tamir etmeye gitti. Belli ki Ermenistan’a tek taraflı tavizler vererek Azerileri çok üzdünüz, Aliyev’i tepkiye sevk ettiniz. Şimdi de bunu telafi etmeye gittiniz. Başbakan Bakü’ye gitmeden birkaç gün önce Yukarı Karabağ sorunu çözülmeden bir adım bile atmayacağını söyledi. İşte şimdi biz bunu senet sayıyoruz. Başbakan, Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliğine seçilmesi olayında olduğu gibi Yukarı Karabağ konusunda da geri adım atarsa, biz bunun hesabını sorarız.

Erkan Tan: Rasmussen olayında sizce geri adım mı atıldı?

Onur Öymen: Bir gün önce Rasmussen’in seçilmesine kesinlikle onay vermeyeceklerini söylerlerken ertesi gün NATO’nun itibarını düşündükleri için kabul ettiklerini söylüyorlar. Geri adım daha başka nasıl atılır?

Erkan Tan: Sayın Öymen, son olarak o sözünüzü söyleyin isterseniz.

Onur Öymen: Biz bu İktidarın içeride gerici olduğunu söylüyoruz; bu durum Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla da kanıtlanmıştır. İktidarın dışarıda verici olduğunu söylüyoruz; bu NATO, Ermenistan ve Kıbrıs konularında kanıtlanmıştır. Ayrıca bu İktidarın gidici olduğunu söylüyoruz; göreceksiniz ki bu da yakında kanıtlanacaktır. Bütün demokrasilerde olduğu gibi Türkiye’de de hiçbir iktidar ebedi değildir. Bu İktidar yakında eski İktidar olacaktır ve görevde bulunduğu dönemlerde olup bitenlerin hesabını halka verecektir.

Erkan Tan: Bu İktidarın gidici olduğunu söylüyorsunuz ama CHP gelici midir? Bu İktidarın yerine CHP mi yoksa başka bir parti mi gelir?

Onur Öymen: Giden iktidarın yerini ana muhalefet partisi alır. Dünyada bütün demokrasilerde bu böyledir. CHP İktidarından kimse korkmasın. CHP İktidarı hem ekonomide, hem sosyal alanda, işsizlikle mücadelede hem de dış politika ve güvenlik alanlarında çağdaş bir devlet yönetimi sergileyerek Türkiye’nin teminatı olacaktır. Türk halkı işte o zaman gerçekten mutlu olacak ve rahata kavuşacaktır. Hiç kimse haksız yere suçlanmayacak, hiç kimsenin haysiyetine haksız yere dokunulmayacak ve hiç kimsenin özgürlükleri haksız yere elinden alınmayacak. CHP, çağdaş ve bilimin öncülüğünde bir iktidarı iş başına getirecektir.

Erkan Tan: Sayın Öymen, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.