Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TBMM, Kuzey Irak’a Asker Gönderilmesini Öngören Tezkere Konuşması
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN TBMM’DE YAPTIĞI TEZKERE KONUŞMASI – 6 EKİM 2009
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesi operasyon yapabilmesi için Meclisten yetki isteyen hükûmet tezkeresi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, sözlerime başlamadan önce şunu özellikle belirtmek istiyorum: Cumhuriyet Halk Partisinin terörle mücadele konusunda sergilediği kararlı tutum, hiçbir şekilde Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın içinde bulundukları sıkıntıları, yaşadıkları sorunları göz ardı ettiğimiz şeklinde algılanmamalıdır. Tam tersine, bu sorunlara herkesten önce sahip çıkan Cumhuriyet Halk Partisi daha 1989 yılında yayınladığı Kürt raporuyla o vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne öncülük yapmıştır. Etnik özelliklerin bir zenginlik olduğunu dile getirmiş, ulusal kimliğin korunması ve eğitim dilinin Türkçe olması kaydıyla etnik alanda etnik özgürlüklerin en ileri devletlerdeki düzeye çıkarılmasını savunmuştur. 2008 yılında kabul edilen yeni parti programımızda da bu görüşler tekrar belirtilmiştir ve Sayın Genel Başkanımızın ve parti sözcülerimizin yaptıkları sayısız konuşmalarda da bu konuda tutumumuz dile getirilmiştir. O bakımdan, hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisinin teröre karşı kararlı tavrını Kürt kökenli vatandaşlarımıza karşı bir tavır gibi değerlendirmemelidir.
Değerli arkadaşlar, yirmi beş yıldan beri bölgeyi kasıp kavuran terörist saldırılar herkesten önce bölge halkının can ve mal güvenliğini tehdit ediyor. Hayatını kaybeden 40 bine yakın vatandaşımızın büyük çoğunluğu Kürt kökenlidir. O bakımdan, Kürtlerin haklarını korumak için mücadele ettiklerini söyleyenlerin öncelikle terörün bertaraf edilmesinde tavır koymaları lazımdır. Yani siz, hem bu insanların hakkını savunacağım diyeceksiniz hem o insanların canını alan teröre karşı tavır koymayacaksınız; burada ciddi bir çelişki görüyoruz.
Terörle mücadele milletimizin ve Meclisimizin hükûmetten beklediği en önemli görevdir. Bir hükûmet vatandaşlarının can ve mal güvenliğini koruyamazsa, diğer alanlarda sağlayabileceği başarıların değeri sınırlı kalır. O bakımdan, bizim hükûmetten beklediğimiz en önemli görev vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamak, bunun için de terörle mücadele etmektir. Ne yazık ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin görev yaptığı yedi yıldan beri terörist faaliyetler Türkiye’de azalmamıştır, artmıştır. Hükûmet terörle mücadelede başarılı olamamıştır. Bunun en önemli nedeni, terörün başlıca kaynağı olan yurt dışındaki merkeziyle, karargâhıyla etkili bir mücadele sağlanamamış olmasıdır. Sınırın ötesindeki PKK mevcudiyetini bertaraf edemediğiniz takdirde, sadece Türkiye’de sarf edilecek gayretlerin etkin bir sonuç vermesi ihtimali zayıftır. Bunun sorumluluğunu hükûmet ne Meclise ne silahlı kuvvetlere yükleyebilir. Meclisten hangi yetkiyi istediniz de vermedik? Türk Silahlı Kuvvetlerine hangi görevi verdiniz de silahlı kuvvetler bunun gereğini yapmadı. Nasıl oluyor da siz iktidara geldiğinizde bitme noktasında olan terör şimdi çok daha aşırı boyutlara ulaştı? Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara geldiği 2002 yılında değerli arkadaşlar, teröre kurban verdiğimiz, şehit verdiğimiz silahlı kuvvetlerin sayısı 6, sadece dünkü terörist saldırılarda şehit verdiğimiz silahlı kuvvetler mensuplarımızın sayısı 6. Bir yılda verdiğimiz kaybı bir günde veriyoruz. Geldiğimiz nokta burası. Hiç kimse kendini aldatmasın ve çok başarılı bir mücadele veriyoruz diye ortaya çıkmasın.
Değerli arkadaşlar, evvelce PKK’nın merkezi, karargâhı, beyni Suriye’deydi ve Türk Silahlı Kuvvetleri tek bir operasyon yapmadan, hükûmet Meclisten tek bir yetki almadan, biz, Kuzey Irak’tan PKK liderini çıkartmak zorunda bıraktık. Nasıl yaptık bunu? Hükûmetin kararlı tutumuyla yaptık. Bir tek mermi atmadan bunu sağladık. Merkezini kapattık, eğitim merkezini kapattık, karargâhını kapattık, liderini çıkarttık oradan. İşte bu, o zamanki hükûmetin başarısıdır.
Sonra Irak’a geçtiler. Yıllardan beri Kuzey Irak’ta faaliyet gösteriyorlar. AKP İktidarı zamanında maalesef orada başarılı olamadık. Ondan önceki hükûmetler zamanında otuzdan fazla kara harekâtı yaptık. Otuzdan fazla kara harekâtı yaptık ve o bölgede, Kuzey Irak’ta bulunan Barzani’yi ve Talabani’yi PKK’yla silahlı mücadeleye ikna ettik.
Şimdi dış politikada çok başarılı olduğumuzu her vesileyle duyuyoruz, televizyonları izledikçe yüreğimiz yağ bağlıyor, bundan daha başarılı dış politika görülmemiş diye yazanlar oluyor. Peki nasıl oluyor da o zamanki Türk hükûmetleri onları ikna ettiler PKK’yla mücadeleye de siz ikna edemiyorsunuz? Olmayan nedir? Burada sıkıntı nereden kaynaklanıyor? Irak hükûmetini ikna edemiyorsunuz. Irak’ın anayasasının 7’nci maddesine göre Irak hükûmeti topraklarında terörist bulundurmamakla mükelleftir. Siz bu kadar temas ediyorsunuz, üst düzeyde ilişkileriniz var, niçin Irak hükûmetini kendi anayasasının ve Birleşmiş Milletler kararının gereğini yapmaya ikna edemiyorsunuz? 4’üncü Cenevre Protokolü’ne göre Irak’ta 130 bin asker bulunduran Amerika’nın orada güvenliği sağlama görevi var. Niçin Amerika’yı ikna edemiyorsunuz? Niçin ne Amerikan Hükûmeti ne Kuzey Irak’taki yerel yönetimle Irak Hükûmeti bir tek teröristi bugüne kadar yakalayıp Türkiye’ye iade edemedi? Niye bunu sağlayamadınız? Hani çok başarılı bir dış politika yürütüyorduk?
Değerli arkadaşlarım, bu, gerçekten son derece üzüntü verici bir durumdur.
Şimdi, Irak’ta 300 bin silahlı gücü var Irak Hükûmetinin. Oradaki bütün terör örgütleriyle savaşıyor, biri hariç, PKK. Kuzey Irak’taki peşmergeler Irak Hükûmetine destek oluyor bu terör örgütleriyle mücadele için, biri hariç, PKK. Amerikan birlikleri Irak’ta bütün terör örgütleriyle mücadele ediyor İran’a saldıran Halkın Mücahitleri dâhil, biri hariç, PKK. Acaba neden? Acaba neden bu böyle oluyor? Bunun sorumlusunu, bu sorunun cevabını birlikte aramak zorundayız.
Niçin Amerika’yı ikna edemediniz? “Amerika’yı ikna edemediniz.” derken sözlerimizi yanlış anlamayın, Washington’u ikna edemediniz, onu söylüyoruz. Yoksa Hükûmetin Hollywood’u ikna etmekte çok başarılı olduğunu görüyoruz. Artık nasıl ikna ettiniz? Karada mı, havada mı, ne şekilde ikna ettiniz onu bilemeyeceğiz ama Hollywood’u ikna ettiğiniz muhakkak. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, açık konuşalım. Atatürk derdi ki: “Gerçekleri söylemekten korkmayınız.” Gerçekleri söylemekten bizim de korkmamamız lazım. Öyle anlaşılıyor ki Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’nin Kuzey Irak’a bir askerî operasyon yapmasını istemiyor. Bunun çok sayısız delili var, belgesi var elimizde. Bir iki tanesini söyleyeyim: Kuzey Irak’taki Amerikan Kuvvetlerinin Başkomutan Yardımcılığını yapan General Odiearno aynen şöyle diyor: “Kuzey Irak’ta uzun vadeli çözümün askerî olmadığına inanıyorum ama açıkçası onlara –teröristleri kastediyor- baskı kurmak gerekir ki böylece bu terörist unsurlarla konuşmaya ve pazarlık etmeye başlayalım.” Kim diyor? Amerikalı komutan. Bütün bu bölgedeki Amerikan kuvvetleri Merkezî Komutanlığa bağlı Tampa Florida’daki. Onun başındaki Komutan Amiral Fallon aynen şunu söylüyor Temsilciler Meclisinin ilgili komitesinde 2008 yılının Mart ayında: “Uzun vadeli çözümün –bu konudan bahsederken- bir cins uzlaşma olduğunu biliyoruz.” Bunu söylüyor.
Değerli arkadaşlarım, askerler böyle söylüyor, siviller ne diyor? Bakalım Amerikan Dışişleri Bakanlığının terörle mücadeledeki baş koordinatörü Büyükelçi Day Dailey ne demiş? Diyor ki: “Biz, PKK meselesinin çözümünü bir askerî çözüm olarak görmüyoruz. Bizim tercihimiz bir siyasi çözümdür.” Amerikan Dışişleri yetkilisi söylüyor. Bu sıradan bir memur mu acaba böyle haddini aşan, konuşan memur? Hayır, bu zat yirmi altı sene Amerikan silahlı kuvvetlerinde çalışmış, tümgeneralliğe yükselmiş, sonra da Dışişleri Bakanlığının terörle mücadele bölümünün başkanlığına getirilmiş. Bu zat söylüyor, “Çözüm siyasidir.” diyor.
Peki, teknik düzeyde bunlar söyleniyor da, siyasi düzeyde neler söyleniyor? Bakıyoruz, Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates 2007 yılının Ekim ayında Sayın Millî Savunma Bakanımızla görüşüyor ve bu görüşmeden sonra diyor ki gazetecilere: “Türk bakan tek taraflı harekete geçme konusunda isteksiz olduklarını ima ediyor; ki, bu iyi bir gelişmedir. Bundan cesaret alıyorum.” Yani Türk bakan kendisine demiş ki: “Biz tek taraflı müdahale yapmayacağız.” Ve bundan da çok memnun Amerikan Savunma Bakanı. “Çünkü büyük bir sınır ötesi operasyon Türkiye’nin, bizim ve Irak’ın çıkarlarına ters düşer.” diyor Türkiye’nin çıkarlarına ne ters düşer ne düşmez, bunu müsaade ederlerse biz karar verelim ama buradan anlıyoruz ki, Amerika’nın çıkarlarına aykırıdır diyor sizin Kuzey Irak’a yapacağınız operasyon. Bunu dikkatle not etmek gerekir.
Bir de şunu söylüyor, “Eğer Irak’a bir hareket yaparsanız, Ermeni tasarısı soykırım iddiası kongrede kabul edilebilir.” diyor. Bunu da dikkatinize sunuyorum.
Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanımız 2008 yılının Ocak ayında Washington’da Başkan Bush’la görüşüyor. O görüşmeden sonra Beyaz Saray’ın sözcüsü Büyükelçi Dana Perino ne diyor? Şunu söylüyor: “Sadece askerî değil siyasi çözüm de devreye sokulmalı.” Beyaz Saray sözcüsü bu görüşmeyle ilgili söylüyor. “Buna Türkiye’nin güney doğusundaki koşullar da dâhil.” Yalnız Kuzey Irak’taki durumla ilgili söylemiyor, Türkiye’nin güney doğusundaki durumla ilgili olarak da siyasi çözüm öneriyor size. “Kürt konusunda açılım yapılması –herhâlde bu sözü bir yerden hatırlıyor olacaksınız- genel anlamda değerlendirildi iki Cumhurbaşkanının görüşmesinde. Türkiye’nin güneydoğusunu kastediyorum.” diyor. Amerikalı yetkilinin bu sözleri Sayın Cumhurbaşkanına söyleniyor. O ertesi bir konuşma yapacak Woodrow Wilson Düşünce Kuruluşunda diyor ki –Sayın Cumhurbaşkanımız konuşuyor- “Bu kamplardan gerek sivillere gerek güvenlik güçlerine karşı saldırı olacak. Böyle bir durumda politik çözüm söz konusu olabilir mi? “Bu mevzuları hiç görüşmedik Başkan Bush”la.” diyor. Demek ki Amerikalılar ne görüşüldüğünün farkında değiller, bir konunun görüşülüp görüşülmediğinin de farkında değiller. Sayın Cumhurbaşkanımızın o zamanki tepkisi bu. “Siyasi çözümü gündeme bile almayız, konuşmayız bile, konuşmadık zaten.” diyor.
Peki, değerli arkadaşlarım, size şu soruyu soruyorum: Bu Meclis, yüce Meclis, Hükûmete 2003 yılında iki defa yetki verdi, Kuzey Irak’a askerî müdahale için. İkisini de kullanmadı Hükûmet. Acaba niçin? Elinizi kim tuttu? Biz mi mani olduk? Muhalefet mi engelledi? Meclisten itiraz mı yükseldi? Kim tuttu? Niçin kullanmadınız bu yetkiyi? 2007 yılında yetki aldınız, büyük saldırılardan sonra mecbur kaldınız ve bu 2007’de aldığınız yetkiden sonra iki sene geçti. Bu iki sene içinde sınırlı bazı hava harekâtı dışında bir tek yedi günlük kara harekâtı yapabildiniz. Onun da üçüncü gününde Amerikan Savunma Bakanı Gates dedi ki: “Derhâl birliklerinizi geri çekin, yoksa size istihbarat yardımını keseriz.” “Biz zaten çekecektik.” denildi, vesaire. Herhâlde öyledir. Ama Amerika da anlaşılan çok hoşlanmadı bu sizin bir haftalık harekâtınızdan.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, Kuzey Irak’tan PKK’yı tasfiye etmek için eksiğimiz nedir? Türk Silahlı Kuvvetleri, bu konuda en tecrübeli, en bilgili, en güçlü ordularından biridir dünyanın. Demek ki askerî güç eksikliğimiz yok. Hukuk: Hukuk bizden yana. Siyaset: Bütün dünya ülkeleri PKK’yı terör örgütü sayıyor. Peki, o zaman bizim önümüze çıkan engel nedir, nereden kaynaklanıyor? İşte demin size biraz anlattım.
Şimdi, bakıyoruz, bir düşünce kuruluşu, Atlantic Council, Amerika’da bir değerlendirme yapıyor, iki defa rapor hazırlıyor, biri 2007 yılında, biri 2009 yılında ve bu raporlarda neler söylüyor? “Terörle mücadeleden vazgeçin.” diyor, madde 1, Türkiye’ye önerileri. “Terörle mücadeleden vazgeçin.” “Güvenlik önlemlerinin de ötesinde adımlar atın.” Bu söze dikkat edin: “Nihai çözüm Türkiye’nin sürdürülebilir demokratikleşmesindedir. -Bu “Demokratikleşme” lafını da bir yerden hatırlıyor olacaksınız.- Ve aynı zamanda PKK liderleri ve birlikleri için af çıkarmakta yatmaktadır çözüm.” “Af çıkarın, kademeli bir af çıkarın.” diyor. “Yasal reformlar yapın. Türkler federalizmi bölünmeyle eş anlamlı olarak görürler, daha az göze çarpan ademimerkeziyet planları tasarlayın.” diyor. Bazı gelişmeleri hatırlıyorsunuzdur, bu sözler size bir şey anımsatıyor mu bilemem?
“Anayasa’nın Türklüğü vatandaşlık olarak tanımlayan maddesini değiştirin.” diyor. “Anayasa’da Türklükten bahsetmeyin.” diyor. “Terörle Mücadele Yasası’ndaki bazı maddeler ve Ceza Yasası’ndaki 301’inci maddeyi kaldırın diyor.
“Düşmanla konuşun.” Onun tabirini söylüyorum: “Düşmanla konuşun. Ankara Öcalan’la konuşmayı reddedebilir fakat demokratik seçimlerle gelmiş olan DTP üyeleri etkin birer muhatap olabilirler. Erdoğan DTP milletvekilleriyle görüşmeli.” Görüşmelerden aylarca önce yazılıyor bu rapor, dikkatinizi çekerim ve bunu öneriyor size. “Ve DTP’yi geniş kapsamlı görüşmeler için bir kanal olarak görün, bölgesel bir yaklaşım uygulayın, Kuzey Irak’la temas edin…” vesaire filan. Yol haritası bu, size bunu öneriyor.
“Efendim, sivil toplum örgütleridir, bunlar her istediğini söyler ne olacak.” Öyle değil. Bu sivil toplum örgütü bir NATO ülkesi olan Norveç’in mali desteğiyle çalışıyor, bu raporları hazırlıyor ve Norveç’in Washington büyükelçisi bu çalışmalara aktif olarak katılıyor. Başka kim katılıyor? Ankara’daki bundan önceki Amerikan büyükelçisi. Başka? Evvelce Ankara’da büyükelçilik yapmış olan İngiliz büyükelçisi. Başka? Generaller… Başka? Türkiye’den ve Kuzey Irak’tan giden 14 kişi. Ve diyor ki: “Türk makamları bu raporların hazırlanmasında bizim Türkiye’deki faaliyetlerimizi organize ettiler, bizi siyasetçilerle, güvenlik güçleriyle ve istihbarat örgütleriyle görüştürdüler.” Raporda bunu yazıyor.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, buna diyebilirsiniz ki: “Canım, bunlar netice itibarıyla resmî olmayan, devleti bağlamayan görüşler.” Peki, devleti bağlayan görüşler nedir? İşte, Başkan Obama, 6 Nisan 2009 yılında bu konuda bu kürsüden konuştu. Dediği gayet açık ve net, hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde açık konuşuyor: “Irak’ta” diyor “en büyük, en önemli iki terör örgütü var. Biri El Kaide’dir, biri PKK’dır. Biz” diyor “El Kaide ile mücadele ederken onu –onun tabiriyle söylüyorum- yerinden sökeceğiz, tahrip edeceğiz ve yeneceğiz.” Peki, PKK için de aynı yöntemi öneriyor mu? Hayır, onu önermiyor. Ne öneriyor: “PKK için” diyor “Türkiye sorunu çözmek için Irak Hükûmeti ile, Kuzey Irak’taki yerel yönetimle görüşsün ve Türkiye’deki Kürtlerin haklarını iyileştirsin. Biz böyle çözeceğiz ama onlar başka türlü çözecek.”
Değerli arkadaşlarım, şimdi, şunu açıkça ortaya koyalım. Belli ki terör örgütünün amacı alfabeye bir iki harf ilave etmek değil, birkaç tane köyün, kasabanın adını değiştirmek değil. Bunların öteden beri nasıl bir hedef güttüklerini biz gayet iyi biliyoruz ve terör örgütlerinin bu konudaki demeçleri Türk basınına da, yabancı basına da yansıdı, açık bir şekilde, Türkiye’de devlet içinde devlet kurmak istiyorlar. “O bölgenin yönetimini bize bırakın.” diyorlar, “Ekonomiyi de biz yönetelim, bir de orada silahlı gücümüz olsun.” Değerli arkadaşlarım, bunun ötesinde resmen devlet olmak için iki eksiği kalıyor: Bir, hutbe okutacaksınız, iki, sikke kestireceksiniz. Osmanlı İmparatorluğunda bu işler böyle oluyordu. (CHP sıralarından alkışlar) Yani “Bunlar hariç, orada ayrı devlet kuracağız.” diyor. Şimdi, biz de açılım üzerinde çalışırken bunları herhâlde bilmek zorundayız. İmralı’dan bekledikleri var. İmralı’dan bir görüş bekleniyor. Hükûmet yetkilileri de diyor ki: “Aman gelsin de onu bir değerlendirelim, bakalım neyin nesiymiş.” Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu konuda ciddi olmak zorundayız. Kuzey Irak’taki terörün tasfiyesi konusunda ciddi olmak zorundayız.
Sayın Başbakan, 12 Haziran 2007 tarihinde ne diyor: “Yurt dışındaki terörü bir tarafa bırakalım. Biz Türkiye’deki terörü önlemeye çalışalım. Dışarıdakilerin sayısı 500, içeridekilerin 5 bin.” Bir kere rakamlar yanlış. İkincisi, böyle sayıya göre bu işleri dengelemeye çalışırsanız, beyin 250 gram, vücudun diğer tarafları 70 kilo, 80 kilo. Siz beyin küçüktür diye onu az önemli sayabilir misiniz? PKK’nın beyni orada, “Beyni bırakın bir tarafa, biz Türkiye’yle uğraşalım.” diyor. Sayın Başbakanın sözleri bunlar.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, demin Değerli MHP Sözcüsü arkadaşımız söyledi. Bir AKP milletvekili -yakın zamandan öncesine kadar genel başkan yardımcılığı yapmış- Milliyet gazetesinde Devrim Sevimay’a mülakat verdi. Diyor ki: “Bırakın, Türkiye’deki PKK’lılar silahlarıyla birlikte Kuzey Irak’taki cephelerine katılsınlar.” Siz bunu tasvip ediyor musunuz? Etmiyorsanız, niye şimdiye kadar tepki göstermediniz? Başka milletvekillerimizin sözlerine bizzat Sayın Başbakan tepki gösteriyor, buna niye göstermiyor acaba? Eğer bu, Hükûmetin görüşü ise bilelim, değilse onu da bilelim. Ama kürsü burada. Lütfen çıkın, söyleyin.
Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı bu kürsüde, birkaç gün önce, Meclisin açılışında ne dedi? Aynen okuyorum: “Bugün gelinen noktada, Türkiye daha fazla şehitler vermeden, daha fazla mali kaynak ve enerji harcamadan, terör sorununu geride bırakmaya yarayacak yeni yöntemleri devreye sokma kapasitesine ulaşmıştır.” Buyurun. Şehit vermeyeceğiz yani mücadele etmeyeceğiz. Kim ister şehit vermeyi… Keşke… Enerji harcamayacağız, para harcamayacağız, kaynak harcamayacağız, terörü bitireceğiz. Bunun yolunu bulduk diyor. Lütfen, bize de söyleyin. Sizi tebrik edelim. Hep birlikte sevinelim. Ama bu sözü burada söylediğiniz zaman bunun arkasında duracaksınız. O zaman bu tezkereyi Meclise niye getirdiniz değerli arkadaşlar? Eğer terörü mücadele etmeden bitirmenin yolunu bulduysanız bu tezkereyi niye getiriyorsunuz Meclise de tehditten bahsediyorsunuz, oraya asker göndermekten bahsediyorsunuz?
Değerli arkadaşlarım, aynı zamanda, terörle mücadele konusundan bahsedilirken Sayın Cumhurbaşkanı “Başka ülkeler bizim iç işlerimize müdahale edebilir, biz tedbir alalım. Almazsak başkaları gelir, bizim namımıza bu tedbirleri alır.” dedi. Bu sözler bizi çok üzmüştür. Bu sözleri söyleyen insan ülkemizin kurtuluşunda bütün dış müdahaleleri elinin tersiyle iten Büyük Atatürk’ün koltuğunda oturuyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bu sözler söylenecek sözler değildir. Kendisine Atatürk’ün söylediği bir sözle cevap veriyorum. Diyor ki Atatürk: “Hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Tarihte böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır.”
İşte, Türkiye de bu yanlış zihniyetle, sakat olan bazı yöneticiler yüzünden her saat, her gün, her yüzyıl biraz daha gerilemiş, daha çok düşmüştür.
Değerli arkadaşlarım, biz, bu tezkereye olumlu oy vereceğiz ama uygulamasını da yakından izleyeceğiz. Bu ülke sahipsiz değildir. Bu ülke yabancıların güdümüyle idare edilecek bir ülke değildir. Bu ülke terörle mücadeleyi mutlaka sonuna kadar sürdürecektir ve başarıyla sonuçlandıracaktır.
Yüce Meclise saygılar sunarım.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.